Masalları Uzaklarda Aramayın / Feza TİRYAKİ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 05 Aralık 2010 00:34 ◙◙▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬◙◙ 2819 kişi bu içeriğe erişmiştir.
Paylaş

http://img600.imageshack.us/img600/6213/page02.jpgMasalları uzaklarda aramayın. Günde kırk kez dinlediğimiz bu söz bizi tam anlamıyla, eksiksiz anlatıyor!

O yabancı müzik tınılarıyla önce bir saray içi gösteriliyor. Sarayda balo. Ortaçağ asilzadeleri başlarında tüyler, şapkalar, giysilerinde kuyruklar…Hanımlar göğsü açık gece tuvaletleriyle, omuzları, sırtları açık… Genç çiftin elleri buluşuyor, sarılıyorlar…Etraflarında yıldızlar uçuşuyor aynı anda, bir büyülü bulut içinde kalıyorlar ve müzik bitiyor. Kelimeleri yayarak konuşan, Türkçeyi eğip büzen bir kadın sesi bu görüntülere son noktayı koyuyor: “Masalları uzaklarda aramayın: Lalee halı.”

Hayır yanlış yazmadım, aynı böyle: “Lalee” Lâle gibi okuyup lalee yazıyorlar. Bizim ülke olarak geldiğimiz nokta sanki bu reklamda gösterildiği gibi.

Bakınız:

Önce masallarımızdan başlamışlar. Biz Türk Milleti olarak masal deyince önce neyi hatırlarız? Yabancı kültürlerden alınıp bize anlatılan “Kül Kedisi”ni mi? Onların “ Pamuk Pransesleri” ni mi? “Çizmeli kedileri “ni mi?…

Yoksa Keloğlan masallarımızı mı? Bir padişahın üç oğlu veya üç kızı varmış diye başlayan Türk halk masallarımızı mı?
Aklımıza masal deyince ne gelir?

Bir yabancı ülke insanına yapılsa böyle bir reklam, tutup da bir Türk masalı mı anlatırlar. Bizden görüntü mü verilir?

Sonra müziği...

Sonra dilimize müdahale …

Bizde lâle, lâle diye yazılır. Lâle diye de okunur.

Bu ne peki sizce? Lalee.

Hem de en çok izlenen kanallarda günde deyim yerindeyse kırk kez yayınlanan bir reklam bu...

Hiç sesimizi çıkarmadan izliyor, bir kelimemizin böyle uzatılıp yabancı dilde bir kelimeymiş gibi yazılmasından ve okunmasından hiç mi hiç rahatsızlık duymuyoruz...

İşte içine düşürüldüğümüz bu durum bizi bize gösteren bir aynadır!

Show adını bir TV kanalına verirken bunlar yıllar önce, o zaman da ses çıkarılmamıştı hiç. Sonra gerisi pıtırak gibi gelmişti. FOX TV, Bloomberg HT, CNN,(nedense bu harfleri „si en en“ diye okuyorlar) NTV,( buna da „en ti vi „ diyorlar) STAR televizyonunun adı da yabancı. Star yıldız demekmiş İngilizcede. Niye „Yıldız“ değil de „Star“ ? Yıldız kelimesine , bizim Türkçe sözlerimize kıran mı girdi ?

Dilimizi bozmak, alfabemizi değiştirmek ve milletimizi bu duruma hazırlamak için değil mi bütün bunlar?

Ne demek Web sayfası? Tanıtım desek dilimiz mi kopar ?

WWW diye başlayan adresleri, “Dabilyu, Dabilyu, Dabilyu” diye okumak ne? Madem bu harf bizde yok, ve eskiden beri de bizde okullarımızda“Çift v” diye okunuyor bu ses, niye “Çift v” değil de “Dabilyu”?

Harf bir sestir, bir sesin okunuşudur. Bizde « Yu » diye ses var mı? « Dabıl” madem çift anlamına geliyor İngilizcede, “Çift yu” demiş oluyoruz yani, ne demek “yu”? Oluyor mu şimdi? Televizyonlarımız “Ti vi” diye okunuyor. Susuyoruz. Değil susmak katılıyoruz böyle okuyanlara inciğimiz cinciğimizle…
Eskiden televizyon izlerken çocuklarımız kendiliğinden alfabemizi beller, okumayı söktürürdü. Şimdi İngilizce harfleri öğreniyor. Cep telefonunu cebine koyan “es em es“ çekiyor.Madem SMS harfleriyle sembolize ediliyor bu iş, niye “se me se” demiyoruz? Böyle dersek alet bizi anlamaz mı? Küser mi elin geliştirdiği ve satın aldığımız teknoloji? Herkes ”çetliyor”. Sohbet etseler olmuyor mu? Herkes televizyonlarda “şov” izliyor! “Gösteri” izlese ayıp mı olur? Com hecesini maşallah yeni yetişenler Kom diye okuyabiliyor hemen. C harfimiz oldu mu sana “K”?

Bütün yeni ürünlerimiz, markalarımız nedense W harfiyle başlıyor veya içlerinde W, Q, X harfi barındırıyor. Bölücü belediye başkanları o güzelim tarihî kentimiz Van’ a Wan demediler miydi geçen yıl? Bir otobüsün üzerine bu „Çift v“ ile yazılanını kocaman harflerle yazmamışlar mıydı? Yine dikkatlice bakıyorum CNN TURK yazıyor gazetedeki televizyon haberleri sayfasında. TURK da neyin nesi? Kendi millî kimliğimizi bile elin diliyle mi söyler ve yazar olduk?

Gazete: Haber TURK. Tükürür gibi? Ne demek Turk? Böyle bir kelimemiz var mı ?  Ne zamandan beri yazı dilimiz ve okuma dilimiz yabancı dillere göre kurallar alır oldu ? Q klavye ( yabancı dillere uyan) ile yazan büyük çoğunluk zaten çoktan bizim dilimize has o müthiş harflerimizi unuttu. Dilimiz için bilim insanlarımızın araştırarak geliştirdiği F klavye yakında tarih olacak! Artık çoktan yazı dilimizde „ı“ „ü“ „ö“ „ş“ „ ç“„ğ“ harflerimiz öldürüldü ...Tarih oldular...Bu harfleri kullanmadan Türkçe yazmayı içimize sindirebiliyoruz! Hele hele gençlerimiz artık sesli harflerimizi toptan çıkarıp attılar yazı dillerinden. Mesaj çekerken sessiz harflerimizle cambazlık yapıyorlar! Konuşurken, araya dereye İngilizce söz katmayı marifet sanıyorlar! Bu ihanetten kimse de gocunmuyor! İçinde bir sızı duymuyor ! Yetişen çocuklarımızdan utanmıyor ! Bir reklam daha var, bir ürünün

:« Gazi »


Gazi bizim büyük Atatürk’ümüzün kendi eliyle imzasını atarken bile kullandığı bir takma ismi. « Gazi Mustafa Kemal Atatürk . »

Bu ad şimdi peynir adı. Raflarda, çarşıda, pazarda, her yerde karşımıza çıkıyor.

Yine biz, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, derdik, büyük önderin hayatını anlatırken. Büyük adamların sonuna hep soyadı yerine « Efendi » ekleyerek konuşurduk. Atatürk Türk köylüsü için de bu anlayışla « Efendimiz » dememiş miydi ? Mecliste Büyük Nutku okurken, Atatürk’ün bu « Efendiler ! » seslenişi yüce meclisin mensupları için değil miydi? Sonra ne oldu ? Efendi diye en basit işlerde çalışanlara demeye başladık. Özellikle o köle yaratma anlayışının köyden kente göç ettirdiği gariban insanımıza, soyadı veya hitap sözü olarak “Efendi” demeye başlamamız bir tasadüf olabilir mi? Kapıcılara karşı doğal bir hitap şekli nasıl oluverdi bu söz? Yoksa bilinçli bir karalama, beyin yıkama olayı mıydı bu? Atatürk’ün “Efendiler” sözü…Ve bu gün bu sözün aldığı anlam…

Türkçemize saldırılar, harflerimizi değiştirme çabaları, İngilizceye kurban etme… 29 harfimizi Atatürk işin başında bizzat bulunarak bizlere kazandırmıştı. Kendisi başöğretmenimizdi. Okunuşu, yazılışı bir olan, dilimize uyan , hiç sıkıntı çekilmeden yazılıp okunabilen bir dil bırakmıştı milletimize.. Şimdi nasıl sınırlarımız, bütünlüğümüz, birliğimiz tehlike altındaysa, dilimiz daha da büyük bir tehlike altında!

Biliyor musunuz masallarımızla başlamışlar bunlar işe…

En son ne zaman masal okudunuz siz?

Okumadınızsa, neler oluyor, çocuklarınıza artık neler okutuluyor bilmek istemez misiniz ? Gidin son basılan Keloğlan masallarından birini alınız. Hangisini alırsanız alın, farketmez…Çünkü hepsini bozdular. Eski masal ustalarımız unutturuldu. Eserleri basılmıyor.

Yeniler, deyim, tekerleme kullanmadan kuru kuruya, çatır çatır eden, su gibi akmayan bir çatallı dille anlatıyorlar masalları. Keloğlan en son basılan bir kitabında annesini bile kaynar kazanda haşlıyor, taş atıp bir kocakarıyı öldürüyor da, bu haliyle çocukların sevgilisi o bildiğimiz Keloğlan niteliğini koruyormuş gibi masallarımızda geziniyor. Cinayet, hırsızlık, aldatma…Hepsi hepsi var Keloğlan’ın özellikleri olarak bu kitapta.Yüz temel eser diye basmış bu kitabı « Yelkovan » yayınevi.

Başkent Üniversitesi’nin yayın kanalı, en önemli ulusal yayınlarımızdan biri olan Kanalb’ yi izliyorum demin. “3 Aralık Dünya Engelliler Günü” nedeniyle bir program düzenlemişler. Engelli sporcuları konuşturuyorlar ekranda. “Bu gece bu oyunun premiyeri var, diyorlar. Oyuncularımızın ampüte olması nedeniyle…”

Başkent televizyonu bile « ilk gösterimi » diyemiyorsa bu premiyer sözcüğü yerine, « organ kaybı olan » oyuncularımız diyemiyorsa ampüte oyuncular yerine, ben artık ne diyeyim ?

Siyasi baskı, dilimizi , ülkemizi bölme planları bir yandan, kültürümüzü elimizden alma baskısı, bizi bizsiz bırakma hıyaneti diğer yandan…
Bunların üstüne de şu TRT haberleri tüy dikiyor . Masalları uzaklarda aramayın der gibiler !
Saat on yedi.

Şimdi haberler:

Üç generalimizin AYİM’ e yaptıkları iptal başvurusu reddedilmişmiş.Enflasyonda düşüş…(Uzun uzun, tüketici, yok bilmem ne fiyatları ne olmuşmuş anlatılıyor…Müjde veriyorlar gibiler, meğer ne iyi durumdaymışız(?) biz!) İsrail’in kuzeyinde Hayfa’da başlayan orman yangını üzerine oraya, İsrail yardım talep etmemesine rağmen başbakanın talimatıyla 2 yangın söndürme uçağı gönderilmişmiş, başbakan yardım etmişmiş. Netanyahu bizzat başbakanı arayarak Türkiye’ye teşekkür etmişmiş, minnettarlığını ifade etmişmiş. Özetle demişmiş ki: Hükümetimin ve halkımın minnettarlığını ifade ediyorum.”Buna karşılık olarak Başbakan ona, “ insanî ve islamî bir görev olarak yardım etmemizin gerektiğini söylemişmiş ve iki uçağın istenildiği kadar orada kalabileceğini ifade etmişmiş…

Sonraki haber 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla başbakanın dediklerine ait. Cumhuriyet tarihi boyunca engelliler için en kapsamlı adımlar son sekiz yılda atılmışmış. CHP Kurultay hazırlıkları ve hava durumu ile de bitiyor haberleri…

Yani neymiş:

Koskoca ordu generallerinin, Yüksek Askerî Mahkemeye başvuruları reddedilmiş. Şöyle şöyle yapmışlar ama olmamış… İsrail bize minnet duyuyormuş. Haydarpaşa yanarken, geçmişimiz, tarihimiz yanarken nedense esirgenen yangın söndürme uçaklarından ikisi onların emrine verilmiş insanî ve islamî(?) görev olarak.Her konuda olduğu gibi engelliler konusunda da bütün Cumhuriyet tarihimizden daha büyük adımlar atılmış. Cumhuriyet tarihimiz bir fiyaskoymuş, bir şey yapılmamışmış. Bu sata savula bitiremediklerini uzaylılar(!) kurmuşmuş…

“Ulusal Kanal” ise, saat 18’de, yani aynı zamanlarda milletimizi şu haberlerle uyarıyor: “Meclise sevkedilecek ”Torba yasa” bir çok tehlikeyi içeriyor.
Daha önce Danıştay’ın iptal ettiği usulsüz yapılan satışlar, büyük şirket ve mülk satışları, özelleştirme adındaki peşkeş çekmeler, bu “Torba yasaya” bir daha itiraz edilememek ve yasa hükümleri yok sayılmak için konuyor. İşçilerimizi sendikasızlaştırma yasaları da bu torbada. „Sonra ekliyorlar: „Ülkemizin ABD’nin (bu füze kalkanı tasarısıyla) bir savaş karargâhı haline getirilmek istenmesi bizim için ne kadar acıdır.“

TRT radyoları ise fıkır fıkır oynuyorlar sanki yayınlarında. Bir cümbüş…Bir kıyamet gırla gidiyor… Hele burası “GAP”!, burası “Diyarbakır Radyosu” derlerken... Haberleri de, böyle, bir siyasi iktidar bülteni gibi bitiyor. Peşinden reklama giriyorlar:

„Aşkım ya, o kadar acıktım ki, koca bir fili bile yerim!“
„Sence nereye gideyim?”
“Avea’ya! »
« Nasıl ya! Aşkım ya ! »

« Oped’ten alacağınız her 100 liralık yakıtla, bir milli piyango bileti hediye !“
„Şımarma hemen herkes maksimumda !”
“İstediğiniz bilgi “Avea kom tere” de.”
„Enerji geldi ! Enerji geldi!“
„Aygaz Aygaz! Dın dın dın !“


Biz de tamamlayalım :

“Ali Baba dom dom, sakalına kondum.
Reklamlara baktım, gafletimizi gördüm.
TRT’ye gittim, masallarını dinledim.
Dinledim dinledim de ne edeceğimi bilemedim.
Eve gittim, bu tekerlemeyi uydurdum
Uydurdum da uydurdum...
Dum dum dum…“


Feza Tiryaki, 3 Aralık 2010

Paylaş
2819 kişi bu içeriğe erişmiştir.
Son Güncelleme: Pazar, 05 Aralık 2010 00:34
 
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!