Tüm Eklenenler


Millî İrade Bildirisi Sitesi ve Forumu Açılmıştır PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Cumartesi, 24 Ağustos 2013 15:45

Millî İrade Bildirisi sitesi ve forumu açılmıştır.

http://milliiradebildirisi.org/

Bütün imzacılarımızı site içinde yer alan ve illere göre buluşma odaları şeklinde düzenlenmiş forumumuzda fikir paylaşmaya bekleriz.

http://milliiradebildirisi.org/index.ph ... 6-14-37-55

 
Millî İrade Bildirisi: 5 Ağustos sabahı saat 8:30'da Silivri'deyiz! Herkesi bekleriz! PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Cuma, 02 Ağustos 2013 07:21

Millî İrade Bildirisi: 5 Ağustos sabahı saat 8:30'da Silivri'deyiz! Herkesi bekleriz!

SİLİVRİ'DE SON PERDE!

Türkün en büyük destanı olan Ergenekon adı kirletildi önce! Oysa bayat bir McCarthy / CIA tarikatı operasyonuydu. Sonuna gelindi. TSK 'terör örgütü' ile PKK 'terör örgütü' eşitlendi..

Türk subayı ile Bebek katili aynı düzleme getirildi!

'Çuvalın içine mafya liderleri, sonradan olma hahamlar, gazeteci kisvesi altında tetikçilik yapanlar, Amerikan elçiliklerine dayananlar, ve DİMDİK duranlar atıldı.. Karıştırıp kağıtlar karıldı..

Şimdi 'görev tamamlandı'! Temiz bir sayfa açılacak. Kafka'nın DAVASI halt etmiş. DAVA sonlanacakmış! Dava sonlanırken bir kez daha 5 Ağustos sabahı saat 8:30'da Silivri'deyiz! Herkesi bekleriz!



http://www.milliiradebildirisi.org
https://www.facebook.com/MilliIradeBildirisi
https://twitter.com/milli_irade

 

 
LOZAN'IN 90. YILINDA / MİLLÎ İRADE BİLDİRİSİ PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Çarşamba, 24 Temmuz 2013 07:35

Emperyalizmi ve onun yerli ve yabancı taşeronlarını Anadolu yaylasına gömenler, Misak-ı Millî ile belirledikleri yurt topraklarının büyük bir bölümünün siyasi tapusunu Lozan'la almışlardır. 

LOZAN, Kurtuluş Savaşı sırasında işbirlikçi İstanbul Hükümeti'nin ve Padişah Vahdettin'in Türklerin ellerinde kalan son yurt durumundaki Anadolu'nun neredeyse tamamını emperyalizme ve onların taşeronlarına bırakmayı kabul ettikleri SEVR ANTLAŞMASI'NI yırtıp tarihin çöp tenekesine atanların, bunu yapmak için Kurtuluş Savaşı'nı kazananların savaş meydanlarında elde ettikleri zaferi masa başında onaylatma başarısı göstermesidir. 

LOZAN, Osmanlı'nın son 200 yılında benzeri görülmemiş derecede başarılı bir anlaşmadır.

LOZAN, savaş meydanlarında kazanıp masa başında kaybeden bir ulusun son 200 yılda belki de ilk kez savaş meydanlarında kazandıklarını masa başında da büyük oranda kazandığı tek anlaşmadır.

LOZAN'ın en büyk başarısı KAPİTÜLASYONLARI kaldırararak Atatürk'ün TAM BAĞIMSIZLIK anlayışının en önemli ilkelerinden biri hatta birincisi olan EKONOMİK bağımsızlığı sağlamış olmasıdır.

LOZAN'ın eksiklerini yine Lozan'ı imzalayanlar tamamlamıştır.

BUGÜN LOZAN'A KARŞI OLANLARIN SEVR ÖZLEMİ İÇİNDE OLDUKLARI GÖRÜLMEKTEDİR. ÇÜNKÜ LOZAN TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE BIRAKMIŞTI.

SEVR İSE KÜRDİSTAN VE ERMENİSTAN DİYE BÖLÜNMÜŞ PARÇALI ANADOLU'NUN GÖBEĞİNE SIKIŞMIŞ KÜÇÜK BİR TÜRKİYE BIRAKIYORDU. LOZAN DÜŞMANLARININ TÜRKİYE DÜŞMANLARI OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.


MİLLÎ İRADE BİLDİRİSİ

http://www.milliiradebildirisi.org/

 
MİLLÎ İRADE BİLDİRİSİ PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Perşembe, 06 Haziran 2013 12:13

Son olaylarla Türkiye keskin bir dönemece girmiştir. Hak ve hukuk ihlâli son raddeye varmıştır.

İhanet çeteleri siyasi ekonomik kültürel mekanizma içine çöreklenmiş durumdadır.
Kürtçü, Ermenici, bölücü merkezler oluşturulmuş, batılı istihbaratların uzantısı birçok dernek-vakıf halkı zehirlemek için ‘akıl’ dağıtmaktadır.
Basın yayın organları neredeyse tümüyle batılı çetelere bağlı ve Türk milletine karşı yayın yapmakta, yalan ve ahlâk dışı yayınlarla halkı şekillendirmektedir.


Kısacası uzun yıllardır AB ve ABD tarafından yönetilen bir ekonomi, siyaset, savunma, toplum düzeneği ve kültürel ortam vardır.
Siyasi ortam Türk milletinin iradesini yansıtmamaktadır.
Uzun zamandır sürdürülen terör, baskı, zulüm, akil turları, Suriye olayları, Reyhanlı ve Taksim meydanında yaşanan vahşet, halkın yıllardır bastırdığı tepkinin açığa çıkması sonucunu vermiştir. Ateş, tüm Türkiye’yi sarmıştır. Siyasi tarihimize "Gezi Parkı’na AVM yapılmasını protesto" olarak geçmesine asla fırsat vermeyeceğimiz büyük bir halk hareketi başlamıştır.

Farklı çevrelerden, farklı görüşlerden , farklı sınıflardan insanlar tepkilerini uzun yıllardır ilk kez kitlesel olarak dışa vurmuşlardır.
Bu hareketlilik iç ve dış odaklar tarafından dikkatle izlenmekte, ve nasıl yönlendirileceği düşünülmektedir.
2011'de başlayan ve tüm Kuzey Afrika ve komşularımızı kana bulayan "bahar" hareketi dikkate alındığında, uzun yıllardır küresel odakların örümcek ağında bulunan Türkiye bir tehlikenin eşiğindedir.
Etnik ve mezhepsel çatışma ortamı için birçok istihbarat uzmanı raporlar yayınlamakta, Türk milleti açlık ve işsizliğe gark olmuş, durumu açıklıkla değerlendirecek fırsatı bulamamaktadır.

Bu nedenle başta Şehit Aileleri ve Yörük–Türkmen dernekleri olmak üzere, işçiler, köylüler, esnaf, memur, öğrenci ve aydınlar bir araya gelmiştir.

Bu bir parti hareketi değildir. SİYASİ PARTİLERDEN BAĞIMSIZ BİR DÜŞÜNCE OLUŞUMUDUR.
HAKKIN MÜDAAFASI ve MİLLÎ İRADENİN ORTAYA ÇIKMASI esas amaçtır.
Hedef TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’dir.
NATO, AB, ABD güdümünden kurtarılmış bir Türkiye’dir.
MİLLÎ savunmayı, MİLLÎ ekonomiyi, MİLLÎ
eğitimi yeniden tesis etmektir.
Atatürk maskesiyle ya da Allah’la aldatanlardan uzak, Türk milletinin yanında aydınlık bir geleceği inşa etmek için HER CENAHTAN öngörülü insanlarla fikir üretmek içindir.

Aşağıdaki ilkeler çerçevesinde milletin ve memleketin geleceği konusunda fikir teatisi yapmak, kararlar almak ve uygulamak üzere bir aradayız. Bu ilkeleri lâfta değil samimi olarak kabul eden herkesle bir araya gelmeye hazırız.


Gün BİRLİK günüdür!

1. DEMOKRASİ: Gerçek demokrasinin emperyalizm eliyle değil, emperyalizme başkaldıran milletin iradesiyle gerçekleşeceğine inanıyoruz. Demokrasinin ön koşulu "tam bağımsızlık"tır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir millî devlettir. Bu devletin milleti Türk milletidir. Bağımsızlık Savaşını kazanan bu millettir, Anadolu coğrafyasını vatan yapan bu millettir, vatanda devlet kuran bu millettir. Türk milletinin adı ve kimliği üzerinde oynanan her oyunu bozmak için birleşelim.


2. ANAYASA: Anayasanın ilk dört maddesine dokunulamaz; aksi takdirde Türk milletinin meşru müdafaa hakkı doğar. Anayasa yapmak demek bir devlet kurmak demektir. Anayasalar kurdukları devletin temel direkleridir. Her devlet, anayasasına kendi genetik kodlarını işler. Anayasa tartışmalarının değiştirilemez maddeler üzerinde yoğunlaşması bu maddeleri korumak için değil, bu maddelerde saklanan ruhu korumak içindir. Tam bağımsız olmak demek, emperyalizme kafa tutmak, bu uğurda gerekirse ölmeyi göze almak demektir.


3.MİLLÎ DEVLET: Atatürk’ün 3 misak-ı millîsi ekonomi, savunma ve eğitimdir. Toplumsal yaşamın tüm alanlarında, ekonomi, eğitim, sağlık, savunma vb. tüm hizmetlerin milletimizin ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda, milletimizin imkânlarıyla ve milletimiz için gerçekleştirilmesi millî devlet olmanın vazgeçilmez koşuludur.


4. TAM BAĞIMSIZLIK: Ulusal Bağımsızlık Savaşımızda bütün vatanseverleri bir araya getiren TAM BAĞIMSIZLIK ilkesinin bugün de hiçbir ayrım yapmadan tüm yurttaşları birleştireceğine inanıyoruz. AB, ABD ve NATO gibi bölgesel ittifaklar içinde olmak millî çıkarlarımıza aykırıdır.


5. İLHAM KAYNAĞIMIZ: Binlerce yıllık Türk tarihi, Atatürk'ün önderliğinde emperyalizmi dize getirdiğimiz Ulusal Bağımsızlık Savaşı ve sonrasındaki Türk Devrimidir.

6. ANDIMIZ: “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünde anlamını bulan Türk Devrimini sürekli kılmaktır. Hedefimiz, Atatürk'ün "Muasır medeniyetler düzeyine ulaşmak, hattâ o düzeyi aşmak" sözü doğrultusunda ulusça akıl ve bilim eşliğinde kalkınmaktır.


Bu bildiriye destek veren ve oluşturulacak Millî İrade Kurultayına katılmak isteyen kişi ve kurumların aşağıdaki iletişim adresine isimlerini bildirmelerini rica ederiz.

e-posta adresi: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

erişim: http://milliiradebildirisi.org/

İMZACILAR

ŞEHİT AİLELERİ

  • Pakize AKBABA - İstanbul
  • Sezai OK - Bursa
  • Alp TAŞTAN - Bursa
  • Nurhan ÖZEN - Trabzon
  • Muşkinaz AKALIN - Ankara
  • Ali AKÇA - Ankara
  • Ayşe ÇELİK- Konya
  • Fatma BİLGİÇ - Antalya
  • Emine KUNT - Adana
  • Sema ERDOĞAN - Adana

 

YÖRÜK ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK KİTLE VE MESLEK ÖRGÜTLERİ

  • Durhasan KOCA - TÜRK BOYLARI KONFEDERASYONU GENEL BAŞKANI
  • Mustafa KÜÇÜKYAMAN - TOROSLAR YÖRÜK TÜRKMEN FEDERASYONU GENEL BAŞKANI
  • Fahrettin BEŞLİ - HÜDAVENDİGAR YÖRÜK TÜRKMEN DERNEKLERİ FEDERASYONU BAŞKANI
  • (BURSA-BALIKESİR-KÜTAHYA-ESKİŞEHİR-BİLECİK-KOCAELİ YÖRÜK DERNEKLERİ)
  • Yusuf YILMAZ – KONYA YÖRÜKLERİ KÜLTÜR DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ BAŞKANI
  • Davut OKYAR – AFYON YÖRÜKLER SOSYAL YARDIM VE DAYANIŞMA DERNEĞİ BŞK
  • Mustafa TOYKAR – ESKİŞEHİR ERTUĞRUL GAZİ YÖRÜK TÜRKMEN DERNEKLERİ FEDERASYONU BŞK
  • Ramazan ARSLANALP - İZMİR AKŞEHİRLİLER DERNEĞİ BAŞKANI
  • Nafi ÇAĞLAR - MAHMATLI HACI ÖMER OYMAĞI KÖYLERİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ BŞK
  • Osman YILMAZ - KARACAKURT KÖYLERİ YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI
  • Orhan AKÇAM - MUĞLA YÖRÜK OBALARI DERNEĞİ BAŞKANI
  • M. Yaşar BİLGİN - ABA-DER, ABACILI YÖRÜK TÜRKMEN DERNEK BAŞKANI
  • Mustafa KAYA - YÖRÜK TÜRKMEN KÜLTÜR DERNEĞİ KURUCU BAŞKANI
  • Ertuğrul TOYGAR - BURSA- SAMSUN YÖRÜKLER DERNEĞİ BAŞKANI
  • Kudret HARMANDA - YÖRTÜRK VAKFI BURDUR İL BAŞKANI
  • Ömer SARITÜRK - KAHRAMANMARAŞ RIŞVANLILAR YÖRÜK DERNEĞİ
  • Çetin GANİOĞLU - TEMAD GÖLCÜK ŞUBESİ BAŞKANI
  • Yaşar HANGÜN - İSTANBUL AYAKKABI SATICILARI ESNAF ODASI BAŞKANI
  • Recep ÖZDEMİR - 11 KASIM DERNEĞİ BAŞKANI
  • Mustafa UĞUR - NEVŞEHİR TÜRK EĞİTİM SEN BAŞKANI
  • Yunus DURDU - İSTANBUL TEK GIDA İŞ 2 NOLU ŞUBE BAŞKANI

 

KİŞİLER

  • Banu AVAR - GAZETECİ-YAZAR
  • Sinan MEYDAN - TARİHÇİ-YAZAR
  • Meltem D. CANİKLİOĞLU - ANAYASA HUKUKÇULARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ
  • Yılmaz DİKBAŞ - KİMYA YÜKSEK MÜHENDİSİ-YAZAR
  • Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU - YARGIÇLAR SENDİKASI GENEL BAŞKANI
  • Suay KARAMAN - ÖĞR. GÖR.-TÜM ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ (TÜMÖD) GENEL SEKRETERİ
  • Zahide UÇAR - YAZAR
  • Ömür KURT - YAZAR
  • İsmail TÜRKMEN - GAZETECİ
  • Tuna KOLBAŞI - TOPLUMBİLİMCİ
  • Ziya Kaan KARAKUŞ - SERBEST MESLEK
  • Güneş ERKUL - İLK KURŞUN İNTERNET SİTESİ YÖNETİCİSİ
  • Türkân ORHAN - GÜNCEL MEYDAN İNTERNET SİTESİ YÖNETİCİSİ
  • Sadi TOYGAR - sebinkarahisar.com İNTERNET SİTESİ GENEL KOORDİNATÖRÜ
 
Bilinçli Yurttaşlar, Yükümlülük ve Örgütlenme PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Çarşamba, 04 Temmuz 2012 00:08
Halk olmadan örgütlenilemez, örgüt olmadan halkla bütünleşilemez. Bu çelişki gibi gözüken düğümü çözmek için ne tür yollar denenebilir veya ne tür yöntemler geliştirilebilir? 


Bağımsızlık Savaşı

Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK, olağanüstü yetkilerle donatılmış, -özetle Rum çetecileri (Pontusçular) savunup bunlara karşı gelen halkı dizginlemek göreviyle- Anadolu'ya gönderilmiş, böylece usundaki tasarımı gerçekleştirmek için bir fırsat yakalamıştır. Bu fırsatı değerlendirmiş, Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmış ve halkın örgütsüz kısmını da örgütlemiştir. 

Öncesindeki örgütlenmelerdeki çabaları, bir fırsat yakalamak için başkaca yöntemler düşünmesi veya usundaki tasarımın çok eskiye dayanması gibi önemli konuları bu yazıda anlatmadan günümüze geçelim.

Bugün halkımız birkaç partiye dağılmıştır. Öyleyse sıfırdan örgütlenme yerine bu partiler denenemez mi? Partilere girip partileri değiştirmenin olanağı var mıdır? Bu soruları, "şu anki durumdan ve hatta daha da kötüsünden partilere üye olarak, oy vererek veya destekleyerek kurtulabilir miyiz" sorusu izleyecektir.

Başka başka sorular da soralım:

Kaç kişi bir partiye üye olup benimsemediği görüşleri savunarak bir yerlere gelebilir?

Kaç kişi işleyen o dizgeyi değiştirmek için kendini -amacını belli etmeden- gizleyebilir?

Bütün bunları başaran kişiler, -işleyen dizgeyi değiştirmek için- topluca öne çıkabilir mi?


Partilerde çatlak sese katlanılmıyor; uyaran, yumruklanıp yuhalanıyor; amacını açıkça belirten dışlanıp atılıyor. Kimileri "böylesine ince tasarılara gerek yok, parti yönetimlerini doğru yola itmek için uğraşalım" diyerek çıkışabilir. Çıkışabileceklere bugünkü parti yönetimlerine neden güvenilmeyeceğini de anlatmadan geçelim. Dileyenler, genel ağda bulunabilecek yüzlerce salık, yazı, izlence vb. gibi bilgi ve belge içeren ögeleri inceleyebilir.

Peki, halkın bütününü kapsayabilecek buna karşın devrimlerden ödün vermeyecek ve Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün gösterdiği yolda sapmadan yürüyecek bir örgüt var mıdır? Elbette yoktur. Öyleyse, şu durum ve koşullarda sıfırdan örgütlenmek tek çıkar yol olarak gözükmektedir.


Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK

Günümüzde halk nasıl örgütlenir? Temel soru da, sorun da budur. Örgütlenmekten söz ederken birkaç televizyonun, birkaç yetersiz örgüt veya kişinin çağrılarıyla yapılan ve bayrak sallayarak slogan atan kalabalıklardan oluşan bir yapıdan söz etmiyoruz. Unutmadan belirtelim; bayrak sallayıp slogan atıp yeri göğü inletmek önemsiz değil, önemli ancak sonuç getirmeyecek bir eylem türüdür. Ayrıca toplanılacak yer, zaman gibi önceden belirlenmiş birkaç öge dışında örgütlülüğü çağrıştırmamaktadır -ki örgütlülüğün en temel göstergesi olan bir çatı yapısı da yoktur. Oysa söz ettiğimiz gibi bir örgütün bir çatısı olacağı gibi, böylesine bir örgüt bir iki eylem türüne de sıkıştırılamaz.

Öyleyse ne yapmalı? Bir çatı kurulmalı, bu çatı altında yavaş yavaş örgütlenilmeli, halkla bütünleşilmeli ve halk kendi kendini örgütleyecek duruma gelene kadar çalışılmalıdır.

Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK, halkı örgütlediği gibi, emrindeki orduları (elbette komutanlarını da) örgütlemiş, halk ve orduyu olabildiğince birbirine bağlamıştır. Halkımızın, ülkemiz askerî işgâle uğramadığından, henüz bir komutana ve orduya Ulusal Savaşım için doğrudan gereksinimi yoktur. Bu, halkın bir gün bir komutan ve orduya gereksinim duymayacağı anlamına gelmediği gibi içinde bulunduğumuz savaş durumu da göz ardı edilemez. Otuz yıldır, birçok devletin desteğiyle ulusumuza savaş açmış eşkıya-câni örgütü, bugün hiç olmadığı kadar amacına ulaşmaya yakındır. Gene de, işin bu kısmı, bozulmuş olsa da -ilk önce- Türk Silâhlı Kuvvetlerini ilgilendiren bir konudur. Ancak halkın da bilinçsiz, önlemsiz veya hazırlıksız olarak bir savaşın ortasında kalması bağışlanamaz bir yanlış olacaktır. Ola ki ordu etkisiz kaldı; halk, savaşmanın yaşamsal olduğunun bilincinde, hazırlığını tamamlamış, önlemini almış olmalıdır.

Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK, o günkü örgütlenmeyi şöyle özetliyor:

Efendiler! Bir millet varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün maddî ve düşünce gücüyle ilgili olmazsa, bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz buna çok güzel kanıttır.


Bu nedenle teşkîlâtımızda Kuva-yı Milliye’nin etken ve Millî İradenin hakim olması ilkesi kabul edilmiştir. Bugün bütün dünya milletleri yalnız bir hakimiyet tanırlar: Millî Hakimiyet...


Teşkîlâtın diğer ayrıntılarına bakacak olursak, işe köyden ve mahalleden ve mahalle halkından yani, kişiden başlıyoruz. Kişiler düşünce sahibi olmadıkça kütleler istenilen yöne, herkes tarafından iyi veya kötü yönlere gönderilebilirler.


Kendini kurtarabilmek için her kişinin geleceğiyle kendisinin ilgilenmesi gerekir. Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir kurum elbette sağlam olur. Şüphe yok, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmaktan fazla, yukarıdan aşağı olması zorunluluğu vardır.


Birincisinin şekillenmesinde bütün insanlık için amaca ulaşma etkili olmuş olurdu. Böyle olmanın maddî ve pratik olabilmesi henüz bulunamadığından bazı girişimciler, milletlere verilmesi gereken yön hakkında yol gösteriyorlar. Bu şekilde yukarıdan aşağıya şekillendirilebilir. Biz memleketimiz içindeki gezilerimizde doğal olarak birinci şekilde başlamış olan millî teşkîlâtımızın gerçek başlangıcının, kişiye kadar indiğini ve oradan tekrar yukarıya doğru şekillenmelerin başladığını sevinerek gördük. Bununla birlikte mükemmel dereceye ulaştığını söyleyemeyiz. Bunun için özellikle aşağıdan yukarıya tekrar bir şekillenmenin olmasına özellikle çalışmamız bir millî ve vatanî görev kabul edilmelidir.

1920 (Nutuk III, s. 1185)


Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK, aşağıdan yukarıya örgütlenmenin sağlamlığından söz ediyor ve ekliyor: "Şüphe yok, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmaktan fazla, yukarıdan aşağı olması zorunluluğu vardır."

Ancak, bireylerin kendi kendine örgütlenemeyeceğinden ve yukarıda (yetkili ve yetkin kurumlar, bilgin ve aydın kimseler) oluşmuş bir çatının yokluğundan söz ediyor (Halife-Padişah ve İstanbul hükumetinin Büyük Millet Meclisi'nin yoluna taş koyması, işgâlciyle işbirliğinde bulunması, bu sorunun başat nedeni olsa gerekir): "Böyle olmanın maddî ve pratik olabilmesi henüz bulunamadığından bazı girişimciler, milletlere verilmesi gereken yön hakkında yol gösteriyorlar. Bu şekilde yukarıdan aşağıya şekillendirilebilir."

Görüldüğü gibi, Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK, -ulusa yön vermesi gereken asıl kurum veya kimseler dışında- birtakım girişimcilerin bu görevi üstlendiğini ve böylece -somut ve resmî bir çatının başarabileceği kadar etkili olmasa da- yukarıdan aşağıya biçim verilebileceğini ekliyor.

Günümüzle çok örtüştüğü bir gerçek. Yıllardır yazıp çizen, gözdağını önceden görebilmiş az sayıdaki aydınlarımız -ki kimisi şehit olmuştur DAVA uğrunda- dışında, ulusumuza sürekli yön vermeye çalışan, doğruyu gösteren yok gibi. Bilinçli yurttaşların azar azar ve yeni yeni ortaya çıkması bunun acı bir göstergesidir. Okumayanların veya az okuyanların ülkesindesiniz ve yalnızca sayılı aydınlarınızca bilinçlendirilebiliyorsunuz. Oysa bugün olanak çok, -genel ağ gibi- bilgiye anında ulaşılabilecek bir araç da yurttaşların elinin altında. Ne var ki bu ağ çoğunlukla eğlenmek veya yazışmak için kullanılıyor. Ayrıca bu ağ, -birçok kişice bilgi sanılan- çöplerle dolu birbirinin benzeri amaçsız yerlerle, iç ve dış düşmanın yaymacasını yapan kuruluş ve kişilerce doludur. Dolayısıyla bu olanak yarar sağlamıyor.


Neler Yapılabilir?

Öncelikle, madem yetkili kuruluş ve kimseler toplumu bilinçlendirme görevini üstlenmiyor ve hatta bilinçlenmemesi için uğraşıyor, öyleyse bu görevi üstlenmiş veya üstlenecek aracılar yapay bir çatı oluşturacak.

Ancak; başka başka kimselerin, bugüne kadar birikmiş ayrımlı deneyimleri gösteriyor ki, falanca örgütten filanca kimseden yardım ummak veya onunla bununla birlikte ilerlemeyi istemek ile bir sonuca varılamıyor. İş ya başından bozuluyor ya ortasında bozuluyor.

Örneğin birtakım onurlu kimseler, söz konusu Ulusal Dava olunca, bu davaya katılmak istediklerini belirtenlere yahut bu davaya öyle veya böyle destek vermiş gözükenlere, -onları da kendileri gibi onurlu saydıklarından- doğrudan güvenirlerse, bu güvenin olası acı sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalabilirler.

Yine örneğin birtakım onurlu kimseler, söz konusu Ulusal Dava olunca, bu davaya onu da bunu da katmaya çalışmanın yararını düşünürken, davaya katmak istedikleri kimselerin veya kuruluşların saçma sapan istekleriyle karşılaşabilir yahut bunların Ulusal Dava'ya aykırı söylem veya eylemlerinden bir türlü caymaması sorunuyla uğraşabilirler.

İşte bu nedenle, yapay çatıyı oluşturacak ve ulusa yön verecek olan aracılar ancak ve ancak yükümlü olduklarının bilincinde olanlardır. Yükümlü kişi, yurdun kurtuluşu için herhangi bir karşılık beklemeden çırpınan kişidir. Yükümlü olanlar birbirini iyi tanımalı, anlamalı ve birbirleriyle iletişimde olmalıdır. Böylece yapay da olsa bir çatı oluşacaktır. Bugünkü ilerleyiş de bu yöndedir. Gönül ister ki yapay olan somuta dönüşsün. Ancak bunun için en başta belirtilen ve çelişki gibi görülen düğümün çözülmesi gerekir: Halk olmadan örgütlenilemez, örgüt olmadan halkla bütünleşilemez

Gene de, ilk önce oluşacak yapay çatının eksikliklerini tamamlamak gerekmektedir.

Bilinçli yurttaşlar azar azar ve yeni yeni de olsa ortaya çıkıyor ve bu, yapay olanın somuta evrilmesi için gereken güç kaynağıdır; zinciri bağlayacak olan halkadır. Bilinçli yurttaşlar çevrelerindekini, özellikle kendini bilinçli sanan binlerce bilinçsiz yurttaşı bilinçlendirecek; aslında bilinçli olmadığının ve ortada dönen dolabın ayrımına varan binlerce yurttaş da kendi çevrelerini bilinçlendirmeye başlayacak ve böylece yavaş yavaş bütünleşme başlayacaktır. Yapay olan çatı da ancak böyle, halkın genel isteğiyle somuta evrilebilir.

Usumuza şu sorular takılıyor: "Peki ya bunun güvencesi var mı veya bu uzun zaman almaz mı?"

Yarın yaşayacağımızın güvencesi olmadığı gibi, bunun da güvencesi yok; ancak halka dayanarak örgütlenmenin tarihte örneği var. Bu zaman alabilir; ancak partilerin içine girip kendini gizleyerek bir yerlere varıp işleyeni değiştirmek gibi zorluğu yok.

Üstelik ilgili doğrudan yurttaş olacak, partili değil. Üstelik sıfırdan olacak. Üstelik parti ayrımı olmayacak ve "partili" denilerek geri çevrilme sorunuyla karşılaşılmayacak. Uzar gider.

Şöyle bir soru sorulabilir: "Peki devletimizin organları veya yetkilileri yerine aydınlarımız, yetkili ve yetkin gördüklerimiz yapay bir çatı yerine somut bir çatı oluşturup halkı doğrudan bilinçlendirme görevini üstlenip örgütlenmeye çağırsa olmaz mı?"

Şunlar sıralanabilir:

1) Ulusun bir bölümünün benimsediği aydınların kesin ve ortak görüşü yok

2) Birbirinden ayrımlı nedenlerden ötürü bir araya gelmiyor veya gelemiyorlar

3) Ulusun -en azından ilgili aydınları benimseyen veya benimseyebilecek bir bölümünün- böyle bir örgütlenmeye gerçekte eğilimi az

4) Aydın görünümlü kimseler ortada cirit atıyor ve bunlar ilgi görürken, gerçek aydınlara çoğunlukla kayıtsız kalınmış


Bu koşullarda azar azar ve yeni yeni de olsa ortaya çıktığını düşündüğümüz bilinçli yurttaşlar, hem daha çok çalışacak hem de daha çok bilgilenecek ki -her biri birer aydın gibi- ulusumuzu bilinçlendirme görevinde üstlendikleri görevi hakkıyla yerine getirebilsin.

Unutulmasın ki, bu yazının yayımlanacağı genel ağ, bilinçlendirmek için iyi bir yol ancak en etkili yol değildir. Bilinçlendirme görevini üstlenenler, birebir insanlarla yüzleşmelidir; sıkıntılarını dinlemeli ve kendi sıkıntılarını anlatmalıdır. Ancak bu da yetmeyecektir. Karşılaşılabilecek türlü sorulara yanıt vermek de bir görevdir. Bu görevi hakkıyla yerine getirmek için de önemli bir birikim gerekmektedir.

Dil, din ve tarih, ulusal ekinimizin (kültürümüzün) üç temel desteğidir. Din konuları her zaman, tarih konuları ise bugünlerde halkın gözdesidir. Bu konular, güncel siyâset kadar ilgi çekebilmekte ve tartışmalara neden olmaktadır.

Dil, ulusumuzca -ne yazık ki- önemsenmemiş ve önemli yaralar almıştır. Ancak bu konuda, dilin "anlatım" kısmı öne çıkmaktadır. İnsanlara doğru ve yanlışı güzel bir dille, akıcı bir konuşmayla anlatmak gerekir. Öfkelenmemek için dayanmak gerekir. Onlara ayak uydurmak, sıcakkanlı olmak ancak ağırbaşlılığı da bozmamak gerekir. Karşıdakini olabildiğince sessizce dinlemek ve kendini de dinlettirmek gerekir.

Gelgelelim, din ve tarih konularında karşıdakini bilgilendirecek kadar bilgili olmak yetmeyebilir. Olmadık sorularla, beklenmedik çıkışlarla karşılaşılabilinir. Bu nedenle, din ve tarih konularında yalnızca bilgili değil, yetkin olmak için uğraşılmalıdır. Ancak zaman daraldığından, öğrenilen güvenilir bilgileri -biriktirmek yerine- hemen aktarma yoluna gidilmelidir. Ayrıca, yüz yüze gelinmeden önce, anlatılacak konunun yanında, karşıdakinin sorabileceği sorular kestirilmeye çalışılmalıdır.

Örneğin "Vahdettin bir vatan hainidir" denildiğinde, bunun nedenlerinin bir bir anlatılması gerektiği gibi uydurulmuş tarihi de bilip gelebilecek sorulara yanıt vermek gerekir. Gene örneğin "dinde zorlama yoktur" denildiğinde, bunun -gerek güncel örneklerle gerekse de kutsal kitaptan âyetlerle- altı doldurulmalı ve uydurmalara yanıt verilebilmelidir.

Ulusal ekinimizin bozulan diğer ögelerini belirlemek, içine giren yabancı ögeleri temizlemek için uğraşmak, kısa sürede değişen şişirme veya yapay gündemlerle değil yabancı devletlerin güdümündeki sivil örümcek ağıyla ilgilenmek ve bu ağın bünyesindeki yerli yabancı irili ufaklı örgütlerin etkinliklerini izlemek bilinçli yurttaşların yükümlülükleri arasındadır.

Özetin özeti: Bilinçli yurttaşlar, kendilerini Türk Ulusu'na adamış birer aydın olmak için uğraşmalıdır.

"Efendiler! Bir millet varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün maddî ve düşünce gücüyle ilgili olmazsa, bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz."

Edebiyat Gazetesi - Güncel Meydan

 

 
Çılgın Türkler - Kıbrıs / Turgut ÖZAKMAN PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Cumartesi, 31 Mart 2012 15:17
Türk kalmak için verilen 100 yıllık şaşırtıcı, dehşet verici mücadele.

T. Özakman'ın Diriliş, Şu Çılgın Türkler ve Cumhuriyet-Türk Mucizesi eserlerinden oluşan Türkiye Üçlemesi, toplam 623 baskı yapmıştır.

Yazar bu kez yine yakın tarihimizin büyük konularından biri olan Kıbrıs sorununu yazdı. Kıbrıs'ın fethinden günümüze kadarki çarpıcı olayları, direniş destanlarını, Kıbrıs'ın yüz yıllık Milli Mücadelesini ve Barış Harekâtını bir bütün olarak yine belge-roman tarzında işledi. Çılgın Türkler-Kıbrıs'ın da üçlemenin gördüğü benzersiz ilgiyi göreceğine inanıyoruz.

Okumaya başlayınca hak vereceksiniz.

Çılgın Türkler-Kıbrıs'tan birkaç parça:

* Donanma Kıbrıs'ın batısından geçerek Ada'nın güneyindeki Larnaka (Tuzla) körfezinde demir attı. 170 kadırga, 30 kalyon ve çeşitli 160 gemi, toplam 360 gemi denizi kapladı, direklerden ufuk görünmez oldu. (1570)

* Konaktan Baf kapısındaki kışlaya gidildi. Türk bayrağı törenle indirilerek yerine İngiliz bayrağı çekildi. Bu törende protokol gereği birkaç Türk yönetici bulundu. Hepsinin gözleri doldu. Bu bayrak bu göndere elli bin şehit, binlerce gazi pahasına çekilmişti. Bu acı işlem her şehirde ve ilçede yapılacak, ay yıldız Kıbrıs'tan silinecekti. İndirilen bayrakları alan Türkler özenle katlayıp sakladılar. Bir gün hepsi gerekli olacaktı. Çünkü Türkün bir gün geri geleceğine inanıyorlardı.(1878)

* Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar. Küvetin içindeki anneyi ve üç çocuğu görmüşlerdi. Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte! Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü. Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçray
ıp yapıştı. (24 Aralık 1963)

* Paraşütçüler Kıbrıs toprağına rahmet gibi yağıyorlardı. Kıbrıslı Türklerin kimi sevinçten ağlıyor, kimi şükür secdesine kapanıyor, kimi avaz avaz bağırıyordu. Denktaş'ın gözyaşları ip gibi yüzüne akıyordu. Acı, zulüm, ölüm, horlanma, eziyet, baskı ile dolu karanlık, ka
nlı yıllar sona ermişti. Bir Kıbrıs Türkü, bütün Rumlara işittirmek ümidiyle sesi çıktığı kadar bağırıyordu:

"Türkler gelirse işte böyle gelir!" (20 Temmuz 1974)


• Kıbrıs Türkü’nün, varlığını, kimliğini, onurunu, yaşama hakkını savunmak uğruna verdiği mücadele insanlık tarihinin yüz akıdır. Bu yüzden bu kitabın hedef kitlesi “insan”dır.


Turgut Özakman
Bilgi Yayınevi
Roman, Mart 2012, 464 sayfa


ilknokta.com

 


 

Parola: Anıt-Kabir

Diriliş, Şu Çılgın Türkler ve Cumhuriyet adlı kitaplarıyla yakın Türk tarihini milyonlarca kişiye okutmayı başaran ünlü yazar Turgut Özakman, şimdi de Kıbrıs’ın kurtuluş tarihini kaleme aldı.

Parola: Anıt-Kabir

“Çılgın Türkler-Kıbrıs” adıyla bu hafta yayınlanacak kitaptan bazı bölümler şöyle:

39 lira borç var


- Vehbi ve arkadaşları gözden kaybolup epey sonra güneş batarken Anamur Kalesi’ne geri döndüler. Kendilerine böyle talimat verilmişti. 10 makineli tabanca (sten) ile 20 tabanca ve iki sandık mermi kayığa yüklendi. “Bu silahlar sizin değil, örgütün. Erenköy’e gidince bunları gözden uzakta, güvenli bir yerde toprağa gömün. Parola ‘39 lira borç var’. Bu parola ile gelen kişiye silahları topraktan çıkarıp teslim edeceksiniz.”

Sarıldı: “Haydi çocuklar selametle.”

Hava kararırken Anamur’dan ayrıldılar. Zahmetli bir yolculuktan sonra, gün ağarmadan Erenköy’e ulaştılar.
Silahları köyün dışında sessizce toprağa gömdüler (1958)

Elmas’ın silahları

- 24 Mart 1959 akşamı Elmas motoru yeniden yola çıktı. 15 ton silah ve cephane taşıyordu: 100 tabanca, 200 sten, 30 bren, 154 piyade tüfeği, 250 el bombası ve çok sayıda çeşitli mermi. Bu sefere Binbaşı Tansu da katılmıştı. Kıyıya 15 mil kalınca durdular, İngiliz devriye gemisinin geçmesini beklediler. Geçince ilerlediler. Silahların boşaltılacağı yer olarak Girne’nin doğusunda bir nokta (Ozanköy) bildirilmişti. Işıkla işaretleşildi. Motoru rölantiye alarak o noktaya yanaştılar. Mücahitler karanlığa sığınmış, sessizce bekliyorlardı. Biri seslendi:

“Parola?”

“Anıt-kabir!”

“Hoş geldiniz.”

Kumsala baştan kara ettiler. Kucaklaştılar. Mücahitler 15 ton silah ve cephaneyi, hiç konuşmadan, 30-40 dakikada boşalttılar. Silahlar yine mumlanmış ve muşambalara sarılmıştı. Silahlar mumlanmış değilse, mücahitler mumlu bezler hazırlayıp silahları bu bezlere sarıyor, toprağa öyle gömüyorlardı. Elmas hiç vakit geçirmeden Kıbrıs sularından ayrıldı. 17 Ekime kadar, on-on beş günde bir Kıbrıs’a birçok silah ve mermi taşıyacak, hava elverişli olduğu zamanlar Erenköylü gençler de küçük kayıklarıyla silah getirmeyi sürdüreceklerdi. (1959)

Zaferden size ne?

- Gösteri yapan Türk öncüleri İngiliz Valisinin huzuruna çıkardılar. Vali kızmıştı: “M. Kemal Paşa savaş kazanıyor. Türkler Türkiye’de bunu kutluyorlardır. Ama size ne? Size ne oluyor? Onun zaferini niye kutluyorsunuz?”


Sorunun aptallığı Türkleri şaşırttı. Biri bir adım ileri çıktı:

“Sayın Vali, biz de Türküz, Türkiye’nin kopmaz bir parçasıyız. Hiçbir şey bizi, duygularımızı ve anavatana bağlılığımızı değiştirmeyi başaramaz.”

Vali yutkundu. Demek ki kırk dört yıldır aldıkları sıkı önlemler Türklerin milli duygularını öldürmeye yetmemiş, aşındıramamıştı bile. Üstelik bu gençler İngiliz yönetiminde doğmuş ve yetişmişlerdi. Bütün mazlum milletler de bayram ediyordu. Birçok mucize ardarda gerçekleşmiş ve Türkiye yeniden var olmuştu. Saklanan bayraklar yetmedi. Kadınlar yeni bayraklar diktiler. Kıbrıs kırmızı-beyaz oldu. Camiler dolup dolup boşaldı.

İngilizler bayrakları toplattılar. Suratları asılmış, neşeleri kaçmıştı. Çünkü bütün olayların, yayılmaların, haksız heveslerin ve dökülen kanların arkasında onlar vardı. Asıl yenilen emperyalist İngiltere’ydi.

Paradan önce yumruk

Geçitkale mücahitlerinin Komutanı Yüzbaşı Mehmet, Makarios’un Türklere benzin verilmesini yasakladığını duyunca, arabasına Türk bayrağını taktı, atlayıp anayolda bulunan ilk Rum benzin istasyonuna gitti.

“Depoyu doldur!”

Rum yılışık yılışık “Artık Türklere benzin vermek yasak” dedi. Yüzbaşı duymamış gibi bir daha söyledi:

“Depoyu doldur!”

Rum yine sırıtarak yasak olduğunu söylüyordu ki ağzına müthiş bir tokat yedi, kütük gibi yere yuvarlandı. Bütün ön dişleri dökülmüştü. Benzincide çalışan üç Rum Yüzbaşının üzerine atladı. Biraz sonra üçü de yere oturmuş, iki büklüm inliyordu. Yüzbaşı sakin sakin içlerinden birine emretti:

“Depoyu doldur!”

Adam iskeleti gacırdayarak doğruldu. Depoyu doldurdu. Yüzbaşı parasını verdi, selamlayıp ayrıldı.(1963)

72 helikopterli ilk harekat

- (KİTAPTAN) Dünyada 72 helikopterin katıldığı ilk harekâttı bu. Türk ordusu bazı önemli ilklere imzasını atıyordu.Art arda havalandılar. Saat 07.15’ti.

Uçuş savaş uçaklarının koruması altında 45 dakika sürecekti. Kıbrıs’a yaklaşırken Türk tarihinde hiç eşi olmayan bir görünüm oluştu. Denizde 43 gemiden oluşan konvoy vardı. Onun üzerinden 72 helikopter geçiyordu. Helikopterlerin üzerinde 3 koruyucu jet uçuyordu. Karşıdan, paraşütçüleri atıp V düzeninde geri dönen 36 büyük uçak göründü. Bu görkem birçoklarının gözlerini yaşarttı. Bütün Türk tarihi boyunca ordu hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

- Turgut Özakman, 72 helikopterin aynı anda düzenlediği harekâtın dünyada ilk olduğunu söyledi. Özakman, bu konuda Vietnam dahil bir çok örneği incelediğini ve uzmanlarla görüştüğünü belirtti.


Bayrağa işeyeni vurdu

- SABAH Ledra Palas önündeki Rum barikatında bulunan Milli Muhafız Ordusu askerleri, yani çeteciler bir gün önce Geçitkale’nin alınmış olmasına seviniyorlardı. Köylerin boşaltılacağından, Türklerin serbest bırakılacağından daha haberleri yoktu. Geçitkale zaferinin keyfini çıkartmak isteyen bir çeteci yere bir Türk bayrağı serdi. Karşıdaki barikatta mücahitler vardı. Yapacağı gösteriyi Türklerin görmelerini istiyordu. Baktıklarını görünce, önünü açtı, Türk bayrağı üzerine işemeye başladı. Mücahitlerden biri hemen tüfeğini doğrulttu, bayrağa işemekte olan Rum’un kasıklarına birkaç el ateş etti. Kasıkları parçalanan Rum askeri önce iki büklüm oldu, sonra af diler gibi bayrağın önünde diz çöktü ve yana devrilip kaldı.

33 kurşun

(KİTAPTAN) Sesler daha da yakından gelince, Mürüvvet Hanım eşinin tavsiyesine uyarak üç çocuğunu alıp güvenli diye banyonun küvetine girdi, uzandı, çocuklarını kollarının arasına aldı. Sımsıkı sarıldı. Altı aylık Hakan iki kardeşinin arasındaydı. Rumlar kapıyı tekmeleyip banyoya daldılar. İnleyen yaralılara, ağlayan Işıl’a bakmadılar bile. Küvetin içindeki anneyi ve çocukları görmüşlerdi. Türk subayının eşi ve çocukları bunlardı işte! Görerek, nara ata ata otuz üç el ateş ettiler. Dördü de öldü. Çocukların kanları, beyin parçaları, saçları tavana sıçrayıp yapıştı. Eserlerini şeytanı bile utandıracak bir keyifle izlediler. Sonra evden çıktılar. Tutsak aldıkları Kumsallılarla birlikte dönüşe geçtiler. (24 Aralık 1963)

Türk canını esirgemez

- Birkaç Rumlaşmış Türk dışında Türkleri Enosis’e razı etmek imkânsızdı. Enosis’i gerçekleştirmek için Türkleri ya sindirmek ya da yok etmek gerekiyordu. Biri ‘enosis’ deyince hemen tepki gösteriyor, miting yapıyor, birçok yere telgraflar yağdırıyorlardı. Makarios Başpiskoposluğa dönünce, Eoka ile ilgili ön hazırlıklara katılmış olan güvenilir adamı Polikarpos Yorgacis’i çağırttı ve planı bildirdi.

“İngilizlerden sonra Türklere de döneceğiz.”

Yorgacis, “İngilizler kolay..” dedi, “..Onların canı tatlı. Türkler zor. Bunlar inatçı, bunlar canlarını esirgemez, bunlarda mücadele ruhu var. Bu ruhu öldürmeliyiz.”

Makarios’un uzun sakalı keyifle titredi. Türk sorunu böyle çözülürdü:

“Haklısın. O ruhu öldürmeliyiz.”

Yazmak, boynuma borçtu

- Bu kitabı neden yazdınız?


Tarihin akışı içinde Kıbrıs sorununu ve olayları, Kıbrıslı kahramanları öğrendikçe, Kıbrıs’ı yazmanın bir borç olduğuna inandım. 1974 harekatı bu büyük hikayenin doruk noktasıdır. Türk askerinin Kıbrıs’ta, Çanakkale’yi ve Milli Mücadele’yi anımsatan destanları vardır. Bir noktayı belirteyim. Türkiye bu çıkarma harekatının maddi koşullarını sabırla, uzun yıllar içinde hazırlamıştır. Bu soruna katkıda bulunan büyük yöneticilerin adlarını saygı ile anacağım:

Adnan Menderes, İsmet İnönü, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit. Sonunda fethinden bugüne kadar Kıbrıs’ın olağanüstü hikayesini bütün yönleri ile bir bütün olarak anlatmaya oturdum. Hikaye yazarın hayaline gerek bırakmayacak nitelikte. Kitaba bu nedenlerle ‘Çılgın Türkler-Kıbrıs’ adını verdim.

Muhabir gittim

- Siz bir gün Kıbrıs’a muhabir olarak gittiğinizi söylemiştiniz. Doğru mu hatırlıyorum?


Evet. 1963’teki Noel kıyımı dolayısıyla, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü radyodan bir muhabir istemişti. Ben gönüllü oldum. Uygun bulundu. Askeri bir uçakla ocak ayı ortasında Lefkoşa’ya gittik. Basın Yayın’dan bir kamereman ile bir fotoğrafçı da geldi. Uçak un çuvalları ve ilaç sandıkları ile doluydu. Un çuvallarına oturarak uçtuk. Havacı binbaşı, kameramana Girne’den Lefkoşa’ya kadar arazinin çekimini yaptırdı. “Bir gün lazım olur” demişti. Bu sözü hiç unutmuyorum. Tek otel vardı. Yeni yapılan Saray oteli. Daha odalar döşenmemişti. Bize yer yatakları yaptılar. Lokanta kısmı açılmamıştı. Bir aşçıda yedik. İyi değildi. Basın Ataşesi Selahattin Sonat, bizimle birlikte 20’ye yakın gazeteciyi her gün öğle ve akşam evine yemeğe götürdü. Hanımı da güler yüzle bizi ağırladı. Barış gücü daha gelmemişti. İngiliz askerleri barış gücü görevini üstlenmişlerdi. Noel kıyımı adını taşıyan olayın kalıntılarını gezdik.

Rumların yakıp yıktıkları evleri, sokakları, mahalleleri gördük. Tüylerimiz diken diken oldu. Binbaşı Nihat İlhan’ın eşinin ve üç çocuğunun, güven umuduyla sığındıkları bir küvet içinde öldürüldükleri evi ve banyoyu da gördük. Bizi gezdiren görevli de ağladı, biz de ağladık. Kan izleri daha tavanda, kurşun izleri duvarlarda duruyordu. Dr. Fazıl Küçük çok üzgün ve sinirliydi. Kısa bir demeç verdi. Özeti, ‘Bizi yenemezler’di. Alay komutanı ile konuştum.

- Kitabı ne kadar zamanda yazdınız?

Cumhuriyet kitabının ikinci cildini bitirir bitirmez başladım. Bir buçuk yıl kadar sürdü. Doktorlara gitmek dışında hiç dışarı çıkmadım. Sabah çalışmaya oturdum, gece kalktım. Bir çok olayı, sahneyi birlikte yaşadım. Özellikle uçaklarla, direnişlerle ve 1974 çıkarma sahnelerini yaşayarak yazdım.

- Kitap kaç sayfa?

400 sayfa kadar. Resimler ve bazı çatışmaların kolayca anlaşılması için basit krokiler de var. Eşim, onca işinin arasında bilgisayar çıkışını üç günde okudu. Su gibi okunsun diye elimden geleni yaptım. Bazı bölümleri birkaç kez yazdım. İçim rahat edene kadar uğraştım. Kitabı herkesle birlikte gençlerimizin de büyük bir ilgi ile okuyacaklarına, 40 yıllık öğretmenlik sezgisi ile inanıyorum. İlgi duyacakları yüzlerce olay, pek çok ayrıntı, unutamayacakları kişilikler var. Özellikle Kıbrıslı Türk gençlerin okumalarını da candan diliyorum.

Tarihlerini bilmeyen milletler kuru kalabalık olur. Kimi güçler de kuru kalabalıkları sürü gibi güderler.


Bu arada Çanakkale ile ilgili bir film çalışmanız varmış.

Bunlar biri ötekini mayalar, biri ötekini harekete geçirir büyük olaylar. Filmi 18 Ekimde izleyebileceğiz.

Ağabeyim öldü sandım

- Denktaş’la tanıştınız mı?


Tabii. Denktaş, Birleşmiş Milletler’de çok etkili bir konuşma yaparak Kıbrıs sorununun nedenlerini, sorumlularını açıklamıştı. Birçok kötülüğün yapımcısı olan Makarios bu konuşmaya kızdı ve Denktaş’ı birkaç yıl Kıbrıs’a almadı. Böyle bir yetkisi var mıydı? Hayır! Ama Makarios böyle bir yöneticiydi. Kıbrıs’ın başına çöreklenmişti. Kana doymuyordu. Denktaş ara sıra Radyo Müdürü Yılmaz Hiçyılmaz’ı ziyarete gelirdi. Yılmaz bir süre Lefkoşa’da Basın Ataşe Yardımcısı olarak bulunmuştu. O zamandan tanışıyorlar. Bazı ziyaretler sırasında ben de bulundum. Birçok sorunu birinci elden dinledim.

Denktaş Art Tv’de konuşurken masasının üzerinde iki kitap dururdu. Biri büyük Atatürk’ün Nutuk’u, ötekisi Şu Çılgın Türkler. Ölümüne ağabeyim ölmüş gibi yandım. Kıbrıs’ta öncü lider Dr. Fazıl Küçük’tür. Milli lider, devlet kurucu, ilk mücahit ve büyük lider Rauf Denktaş’tır. KKTC başta onun eseridir. 1974’ten önce kişi başına düşen milli gelir 600 dolar kadardır. Şimdi 20 bin dolar kadar.

Hürriyet’in katkısı büyük

- Sizin Kıbrıs’la ilginiz 1964 Ocak’ında Lefkoşa’ya gitmekle mi başladı?


Hayır. Gazetelerin başlıca konusu Kıbrıs olmuştu 1950’lerde. Başta Hürriyet vardı. Öteki gazetelerimiz de bu davayı önemsediler. Kıbrıs’ta Türklere bir haksızlık olsa, Türkiye’de şehirlerde 50 bin ile 300 bin kişinin katıldığı büyük protesto mitingleri yapılıyordu. Bir aşamada on binlerce gencin Kıbrıs’a gitmek için gönüllü yazılmak istediklerini hatırlıyorum. Her genç gibi benim için de Kıbrıs her zaman taze bir yaraydı. Kıbrıs hakkındaki bir çok gazete röportajını kesip saklamıştım. Bazı kitaplar almıştım. 1964’ten sonra bu ilgi daha da arttı. Bir gün yazarım umuduyla bir Kıbrıs kitaplığı oluşturmaya başlamıştım. Yazmaya karar verince bir çok kişiden yardım ve destek geldi.

- Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgisi nasıldır?

Türkiye’deki bütün devrim hareketleri Kıbrıs’a yansımıştır. Kıbrıslılar sömürge yönetimlerine boyun eğen bir dini cemaat olmamışlardı. Türkiye’nin açık, yakın ve yoğun ilgisi Rumların çeteleşmeleri, terör olayları üzerine başlar. Tarihi bir gerçeği belirtmek için şunu söylemeliyim. Kıbrıs sorununun milli bir dava olarak benimsenmesinde Hürriyet Gazetesi’nin, Sedat Simavi’nin, Hürriyet çalışanlarının büyük katkısı vardır. Bir çok miting Hürriyet Gazetesi’nin öncülüğü ile gerçekleşir. Hükümetler daha açık bilgi vermeye ve tavır almaya başlarlar. Kıbrıs tarihi yazılırken Hürriyet bir bölüm olarak yer alacaktır.

Gazeteye yasak

(KİTAPTAN) Hürriyet gazetesi bu süre içinde, 43 miting, 10 kapalı yer toplantısı yapıldığını, 790 kişinin konuştuğunu, miting ve toplantılara 2 milyon 690 bin kişinin katıldığını açıkladı. Türkiye gazetelerinin Kıbrıs’a sokulması yasaklanmıştı. Kıbrıslı Türkler haber alamıyorlardı. Ankara radyosu Kıbrıs Saati adıyla özel bir program yapmaya başladı. Kıbrıs’ı ilgilendiren her türlü habere yer verilecekti.

DHA - 18 Mart 2012
 
Onur Öymen’e Soru / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Milli Duruşlar
Salı, 13 Mart 2012 18:47

Sayın Öymen,

Facebook sayfanızda şöyle bir yazı var.

Wikileaks belgelerine atfen basında yer alan bir habere göre Türk emniyet makamları ABD Büyükelçiliğine Ergenekon davası hakkında bir brifing vermiştir. Bu brifingde çeşitli kişi ve kurumları suçlayıcı ifadeler yer almış, bu arada o zamanki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal rüşvet almakla suçlanmıştır. Bu konuda şu sorulların cevabı ivedilikle araştırılmalıdır: Yürütülmekte olan bir dava hakkında yabancı ülkelerin temsilcilerine bilgi vermek yasalarımıza ve uluslararası tatbikata uygun mudur? Sayın Baykal hakkında şimdiye kadar rüşvet aldığı iddiasıyla her hangi bir suç duyurusu yapılmış mıdır, bir dava açılmış mıdır? Açılmamışsa, bir Büyükelçilikteki brifingde adli makamlara bile intikal etmemiş bir iddia hakkında ana muhalefet liderini itham altında bırakacak ifadelerde bulunulması yasal ve ahlaki açıdan savunulabilir mi? O brifingde hakkında ithamlarda bulunulan diğer kişi ve kurumlar hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı var mıdır?

Aynı belgede yer alan ünlü bir davanın savcılarıyla Sayın Başbakan arasında düzenli görüşmeler yapıldığı iddiası doğru mudur? Doğruysa bu Türk yasalarına ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle Venedik Komisyonunun kararlarına uygun mudur? Muhalefet herhalde bu konuyu önemine ve ciddiyetine uygun bir duyarlılıkla Meclisin ve ülkenin gündemine taşıyacaktır. Hukuki ve siyasi boyutuyla çok ciddiğ sonuçlar doğurabilecek bu konu her halde tarihten hesap sormaktan daha öncelikli bir nitelik taşımaktadır. Türkiye'nin bir hukuk devleti özelliğini hala taşıyıp taşımadığını sorgulayanlar bu soruların cevaplarını merakla bekleyeceklerdir.



Sayın Öymen,

Wikileaks belgelerinin Türkiye ilgili olanların tamamını indirdim, birer birer inceleyip kimin kim olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Yukardaki yazınızda şikayetçi olduğunuz ana konu Baykal hakkındaki iftiralar ve yürütülmekte olan bir dava hakkında yabancı ülke temsilcilerine bilgi vermenin yasa dışı bir davranış oluşu. Nedense, Amerikan Büyükelçisi’ne Türk Emniyeti’nin brifing vermesinin sebebini hiç sormuyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti bir müstemleke ülkesi mi ki efendilerine her yaptığının hesabını vermek zorunda. İktidara gelmiş olsa idiniz siz de bu brifingleri devam ettirecek miydiniz?

Pek çok belgede sizin adınız da geçiyor; çoğunda ülkemizin dertlerini Amerikan Büyükelçisine serzenişle anlatıyorsunuz. Merak ettiğim, siz nerede görüyorsunuz bu adamı acaba; ülkemizin kaderi onun elinde imiş gibi bir yaklaşımınız var.

Bu görüşmelerinizi neden Türk vatandaşları ile paylaşmaktan kaçındınız; bunlar cahil anlamaz diyerek mi?

"In private meetings over the last month, however, CHP M.P.s have expressed overwhelming support for continued Turkish-U.S. relations. Our contacts include: CHP vice chairman Sinan Yerlikaya; Foreign Affairs Committee member and former ambassador to NATO Onur Oymen; Human Rights Committee member Engin Altay; Ataturk's right-hand man Ismet Inonu's granddaughter and Ankara deputy Gulsun Bilgehan; and pro-U.S. Kurdish M.P. Esat Canan."

http://wikileaks.org/cable/2003/04/03ANKARA2800.html



Buradaki, "Private meetings" dedikleri nedir, kimlerden, neler, niçin saklanıyor? Yoksa yine bizim cehaletimiz mi engelledi sizi açıklamaktan. Türk Amerikan ilişkilerine neden bu kadar “büyük destek” veriyordunuz? Şimdi de vermeye devam ediyor musunuz?

"He reitereated party leader Deniz Baykal's desire to visit Washington this spring.

He echoed in more concrete terms CHP Party chief Baykal's desire to visit Washington in the spring. But, as we told Oyman, Baykal's expectations -- or perhaps preconditions -- for a visit, such as time with the President, will be very hard to deliver."


http://wikileaks.org/cable/2010/01/10ANKARA121.html



Neden Baykal adına yalvardınız, “ne olur Başkan Baykal’ı kabul etsin” diye; onun da başkaları gibi icazete mi ihtiyacı vardı?

Size yönlendirilen en ağır eleştirileri olgunlukla karşılayıp, sükûnetle cevap verdiğinizi biliyorum. Bu son derece uygar davranışınıza dayanarak sizden bir ricam var. Amerikan büyükelçisi ile görüşmelerinizi içeren Wikileaks belgelerini size göndereyim; siz de, bu görüşmelerin neden yapıldığını, neler konuşulduğunu, karşılıklı beklentilerin neler olduğunu, ve sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin kazançlarının neler olduğunu yukardaki yazınıza ekleyerek yine facebook’ta açıklayın.

Lütfen, “Atatürk’ün partisiyiz” diye reklâm yapan CHP’nin başkan yardımcısı olarak Amerikan Büyükelçiliği görüşmelerinizi Atatürk ne derecede tasvip ederdi sorusuna da bir cevap verin.

Saygılarımla,

Erkan GÜÇİZ, 12 Şubat 2012


 

Siyaset adamı ONUR’u

Yukardaki mektubu aynen Onur Öymen’in İnternet sayfası http://www.onuroymen.com/ yoluyla doğrudan kendisine gönderdim, Güncel Meydan forumundan bir yanıt vermeye tenezzül etmeyeceği düşüncesi ile.

Daha sonra da http://facebook.com/ooymen adresindeki facebook sayfasına abone oldum, safça oradan bir yanıt verirse kaçırmayayım diye.

Onur Öymen’in facebook sayfasında bugünkü bir notuna yorum yapmak istediğimde ismimin bloke edildiğimi fark ettim.

“Bu gazeteleri evinize sokmayın” diyen kişi ile Öymen arasında hiçbir fark olmadığı ortaya çıktı. Kendisine teşekkür borçluyuz, bu vesile ile kendisini yakından tanımak imkânını bize verdiği, siyaset adamı ONUR’u ile davrandığı için.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 2
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!