Bartu SORAL



Basın Açıklaması :Kürt Açılımı ve Âkil Adamlar! / Bartu SORAL PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 04 Nisan 2013 18:16

AKP Hükümetinin başlattığı Kürt açılımında öne çıkan “bazı isimler” ve “akil insanlar”, 2007 senesinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü kullanılarak yapılmak istenen 37 milyon dolarlık bölücülük faaliyetini bir kere daha göz önüne sermektedir.

Birleşmiş Milletler tarafından Güney Doğu Anadolu Bölgesinin kalkınması amacı ile Türkiye’ye gönderilen 37 milyon dolarlık fon, o dönem çeşitli sivil toplum örgütleri ve AKP’li Tarım Bakanı Mehdi Eker tarafından amaç dışı kullanılmak istenmişti. Dönemin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Müdürü Bartu Soral’ın tepkisi ile karşılanan olay kamuoyuna yansımış ve 37 milyon dolarlık fonu amaç dışı kullanmak isteyen kişiler, hedeflerine engel olan yetkilileri ortadan kaldırmaya çalışmıştı.

37 milyon dolarlık Birleşmiş Milletler fonunu istedikleri gibi kullanmak isteyen ve kendilerini “demokrasi” ve “insan hakları” maskesi altında saklayan bu kişilerin, bugün ortaya barış adı altında konan bölücülük açılımında önemli roller üstlendikleri görünmektedir.

  • Etyen Mahçupyan (Akil insan, TESEV Yön. Kur. Üyesi, Taraf Gazetesi Yazarı)

 

  • Osman Kavala (TESEV Yön. Kur. Üyesi, PKK Terör Örgütü lideri Öcalan tarafından, selam ve sevgi gönderilerek anıldı)

 

  • Meral Danış Baştaş (Birinci İmralı ziyaret heyetinde yer aldı; dönemin Uluslararası Af Örgütü Yöneticisi)

 

  • Reyhan Yalçındağ Baydemir (PKK Terör Örgütü lideri Öcalan’ın avukatı; dönemin İHD-Diyarbakır Başkanı)

 

  • Sezgin Tanrıkulu (CHP Genel Başkan Yardımcısı, dönemin Diyarbakır Baro Başkanı, Stratfor isimli ABD menşeili istihbarat örgütü tarafından kodlu)

 

  • Taraf Gazetesi (Akil insanlar sınıfında 8 eski/yeni yazarı olan gazete. 37 milyon dolarlık BM fonunun amaç dışı kullanımını sağlayabilmek amacıyla, gerçek dışı haberler yapan gazete.)

 

  • Mehdi Eker (AKP Tarım Bakanı, Diyarbakır Milletvekili)


Yukarıda ismi geçen şahıslar ve kurumlar, Güney Doğu Anadolu Bölgesinin kalkınmasında kullanılacak 37 milyon dolarlık BM fonunun amaç dışı kullanımı için çeşitli girişimlerde bulunmuşlar, mektuplar imzalamış, basın açıklamaları ve yalan haberler yapmışlardır.

Girişimlerini; “demokrasi” ve “insan hakları” gibi uluslararası değerlere dayandıran bu şahısların terör örgütü PKK ile ilişkileri, bu süreçte bir kere daha ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin üniter yapısını tehdit eden ve terör örgütü başı Öcalan tarafından yönlendirilen bu süreçte rol alan bu şahısların, 2007 yılında Birleşmiş Milletler tarafından gönderilen 37 milyon dolarlık fona niçin müdahale ettikleri bugün daha net anlaşılmaktadır.

Kamuoyuna barış süreci gibi sunulan bu bölücülük girişiminde öne çıkan ve kendilerine akil insanlar ismi verilen veya çeşitli mevkilere getirilen şahısların asıl niyetleri 37 milyon dolarlık BM fonun ile ilgili yaşanan olaylarda ortaya çıkmıştı. Kurt Kapanı ismi ile kitaplaştırılan olaylar ve belgeler bugün bir kere daha önem kazanmıştır.

Bütün kamuoyunu, “demokrasi”, “insan hakları”, “barış” gibi ulvi değerleri, şahsi amaçları için rahatlıkla kullanabilen bu şahıslara karşı uyarmayı görev biliyorum.

Saygılarımla.

Bartu SORAL, 4 Nisan 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Ölümle Artan İhracat! / Bartu SORAL PDF Yazdır e-Posta
Salı, 07 Ağustos 2012 23:07

Şimdiye kadar açıklanan veriler ekonomik aktivitenin 3. çeyreğe zayıf bir başlangıç yaptığını gösteriyor. Avrupa’da artan sıkıntılara paralel olarak Türkiye’de de ekonomik durgunluk yayılıyor.

İmalat endeksi (PMI)

Haziran’da 51.4 olan imalat PMI Temmuz’da dört aylık aranın ardından tekrar sektörde daralmaya işaret eden 50 sınırının altına düştü ve 49.4 değerini aldı. Bu rakam endeksin geçen Ağustos ayından bu yana aldığı en düşük değer oldu.

Kapasite kullanım oranı 28 ayın en düşük seviyesinde

Mevsimsellikten arındırılmış kapasite kullanım oranı Temmuz ayında 28 ayın en düşük değerinde kalmaya devam ederken, reel kesim güveni ise Aralık 2009’dan bu yana en düşük değerinde kalmaya devam ediyor.

Güven endeksi

CNBC tüketici güven endeksi ise Temmuz’da aylık bazda yüzde 1.8, yıllık bazda ise yüzde 5.8 gerileyerek 94.6 oldu. Tüketici güven endeksi tüketim harcamalarında mutlak bir düşüş olacağını göstermese bile diğer verilerle uyumlu olarak durgunluğa işaret ediyor.

İhracat Eylül 2009’dan bu yana en keskin düşüşte

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından yayımlanan verilere göre, Temmuz ayı ihracatı 10.9 milyar dolar oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5.5 gerileyen ihracat, Eylül 2009’dan bu yana yıllık bazdaki en hızlı düşüşünü kaydetti.

Öte yandan, Temmuz 2011’deki 1.43 seviyelerine karşılık bu yılın aynı ayında 1.23 seviyelerinde seyreden AVR/USD paritesindeki keskin düşüşün etkisiyle, avro cinsi ihracat yüzde 9.4 oranında yıllık büyüme kaydetti.

Nereye ihracat yapıyoruz?

2012 ilk çeyreğinde kaydedilen yüzde 3.2’lik büyümenin tamamı ihracattaki mucizevi (!?) artış sayesinde olmuştu. Kinayeli bir biçimde “mucizevi” diyorum çünkü bir zamanlar toplam ihracatımızın yüzde 60’ına yakınını yaptığımız AB’de büyük bir durgunluk varken, TÜİK verilerine göre ihracatçılarımız derhal yeni pazarlar bulmuşlar. İhracat misliyle artmış ve büyüme bu sayede gerçekleşmiş. Bu duruma şüpheyle yaklaştığımı ve ihracata dayalı büyüme verisini sorguladığımı yazmıştım.

Bu şüpheyi giderebilmek için ihracat yaptığımız ülkeler bazında bir inceleme yaptım; 2011’in ilk 7 ayı ile 2012’nin ilk 7 ay ülke bazında toplam ihracat verilerini karşılaştırdım.

En büyük ihracat pazarımız olan ama son dönemde durgunluk yaşayan AB üyesi ülkelerden Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelere ilk 7 ayda yaptığımız ihracat, 2011’e göre ciddi biçimde gerilemiş. Bunların içinde İtalya en büyük düşüş yaşadığımız ülke. Geçen seneye göre ihracatta gerileme 1.4 milyar dolar, yaklaşık yüzde 27 oranında. Ardından Fransa ve Almanya geliyor. Bu iki ülkeye yaptığımız toplam ihracat miktarımız 2011’in ilk 7 ayı ile karşılaştırılınca yaklaşık 1 milyar dolar gerilemiş. Oransal olarak, sırasıyla yüzde 11 ve yüzde 6’lık bir düşüş var.

Peki, bir zamanlar en büyük ihracat pazarımız olan AB verilerinde böylesine bir gerileme yaşanırken, toplam ihracatımız nasıl artmış, ihracatçılarımız hangi pazarlara mal satmışlar?

İç savaştan beslenen ihracat

TİM verilerine göre; 2012’nin ilk 7 ayında Irak’a yaptığımız ihracat miktarı 2011 yılının ilk 7 ayına göre 1.6 milyar dolar artmış. Oran olarak artış yüzde 36. Aynı dönem için Libya’ya yaptığımız ihracattaki artış miktarı ise yaklaşık 800 milyon dolar. 2011’e göre yaklaşık yüzde 300’lük bir artış! İyice şaşırtıcı!..

Mısır’a yaptığımız ihracatta artış miktarı 675 milyon dolar. Oran olarak yüzde 43’lük bir yükseliş.

Suudi Arabistan’a yaptığımız ihracat ise 882 milyon dolar artmış. Oransal olarak yüzde 55’lik bir yükseliş.

Görünen o ki AB ülkelerinin girdiği durgunluktan ötürü yaşadığımız ihracat kaybını, ABD’nin demokrasi adı altında çöreklendiği, Irak, Libya, Mısır gibi ülkelerden kapatmışız. Bu ülkelerde binlerce insan ölürken, iç savaş ve kaos yaşanırken, biz bu ülkelere yaptığımız ihracatı büyük oranlarda arttırmışız. Büyümeyi böyle sağlamışız. AKP böyle iddia ediyor.

İşgal altında olan, savaş yaşanan bu ülkelerin ithalatlarında önemli bir artış görünmüyor. Bu çok doğal, savaş ortamında olan ülke nasıl büyüyecek, yurtdışından ithalatı nasıl arttıracak? Peki durum böyleyken bizim bu ülkelere ihracatımız nasıl bu oranda yükseldi? Bir yılda ne değişti de iç savaş yaşanan bu ülkelere ihracatımız bu kadar arttı?

Bu büyüdüğü iddia edilen ihracatla AKP yüzde 3.2 büyüdük diyor...

Verileri doğru kabul edersek, bugün Suriye üstüne oynanan oyunlara; havan toplu, bazukalı, ağır silahlı “demokrasi aşığı” muhaliflere desteğimizin altında yatan bu çıkar hesabı olsa gerek.


Bartu SORAL, 5 Ağustos 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
AB nereye koşuyor? / Bartu SORAL PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 26 Temmuz 2012 16:46

Perşembe günkü yazımda; “100 milyar avro yeter mi” başlığıyla İspanya’ya verilecek 100 milyar avroluk yardım paketini sorgulamıştım. Haber bu hafta Pazartesi günü piyasalara yansıdı. İlk gün yaşanan iyimserliğin ardından İspanya 10 yıllık tahvil faizleri tekrar yüzde 7 civarına tırmandı. Bu İspanya’nın avro para birliğine girmeden önceki faiz oranına yakın. Mübarek kurtarma değil batırma paketi sanki!...

100 milyar avro söylentisine rağmen iyimserliğin kısa sürmesi; 1) Piyasaların kurtarma paketlerine olan inancını yitirmesi. 2) Yunanistan tecrübesinde olduğu gibi elinde İspanyol tahvili tutan banka ve fonların bir kısım alacaklarının silineceği korkusu ile satışa geçmelerindendir.

Köşenin takipçileri ezberledi; AB’nin destek paketleri ekonomiyi canlandıramıyor. Durgunluk devam ettikçe, ekonomide gerilim artıyor. Yükselen faizler ve verilen kredilerin geri ödemesinde yaşanan sorunlar bankaların sermaye ihtiyacını tetikliyor. Yunanistan yardım paketini aldığında “yeni paket için 2012 üçüncü çeyreğinde AB kapısını çalarlar” demiştim. İspanya için de durum aynı. Çünkü kurtarma paketleri su alan gemiden su tahliyesinden öte bir işe yaramıyor. Geminin su aldığı deliklerin kapanması gerekiyor.

Para Birliği, hep Almanya’ya çalıştı

Daha önce yazdım; bugün krizde olan ülkelerin tamamı dış ticaret açığından ötürü cari açık veren ülkeler. Yani üretimin yerini ithalat almış. 2001-2008 yılları ortalaması ile Portekiz ve Yunanistan milli gelirlerinin yüzde 9’u civarında açık verirken, İspanya yüzde 6,2, İrlanda yüzde 2,3, İtalya yüzde 0,9 oranında cari açık vermiş. Buna karşılık krize daha dirençli ülkeler, bu dönemde dış ticaret fazlası veren Almanya, Hollanda vb. olmuş. Şimdi bu cari açık verilerini aklınızda tutarak aşağıdaki grafiğe bakın lütfen.

Grafik 1: AB ülkeleri fiyat artış oranları, 1999=100

Resim

Grafik avro para birliğine girildiği 1999 yılını 100 kabul ederek, kimi ülkelerde yaşanan fiyat artışlarını gösteriyor. Buna göre 1999 yılından beri Almanya’da kümülatif olarak fiyat artışı yüzde 22 olurken, bu oran Yunanistan’da yüzde 47, İspanya’da yüzde 41, Portekiz’de yüzde 36, İtalya’da yüzde 32 olmuş. Yani bu ülkeler kendi para birimlerini kullanıyor olsalar, Almanya’ya karşı Yunan parası yüzde 25, İspanya parası yüzde 19 aşırı değerli olacaktı. Bir başka anlatımla rekabet ettikleri Almanya karşısında avroya girdiklerinden beri rekabet gücü kayıpları Yunanistan’da yüzde 25, İspanya’da yüzde 19, Portekiz’de yüzde 14, İtalya’da yüzde 10 olmuş. Aynı ülkeler bugün krizde ve aynı ülkeler 2001-2008 yıllarında cari açık veren ülkeler.

Tek çare: tek devletli Avrupa

Almanya’nın daha değerli markı bırakıp avroya geçişle beraber üretim üssü olma özelliğini sağlamlaştırdığı anlaşılıyor. Zaten yüksek teknolojiye dayalı sanayisi bu rol için çok uygundu. Buna karşılık özellikle Güney ülkeleri yavaş yavaş üretimden çekilirken, cari açıklarını finanse etmek ve sanal zenginliği sürdürebilmek için dış finansman olanaklarından çekinmeden faydalanmışlar. Şu anda kamu borcu/milli gelir oranı yüzde 60’tan fazla olan ülkelerin, o fazlalarının toplamı 2,3 trilyon avroya ulaştı. Para akımları ile sağlanan zenginlik tıkandı. Şimdi yukarıda bahsettiğim dengesizlikler ortadan kalkmadan sizce AB para birliği devam edebilir mi? Ederse, iflas durumunda olan bu ülkeler ayağa nasıl kalkacak? Rekabet güçlerini nasıl arttıracaklar?

AB şu anda bu sorulara cevap veremiyor. Çünkü bu soruların cevaplarını teknokratlar veremez. Geçen yazımda da belirttim. Ya AB ortak maliye politikasına geçecek, ulusal egemenlik ortadan kalkacak ve AB tek bir devlet olacak, ya ekonomi politikaları baştan değişecek ve bu süreci Almanya ciddi bir finansman ile destekleyecek veya para birliği devam etmeyecek.


Bartu SORAL, 17 Haziran 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Türkiye Büyük Fırtınaya Hazır Mı? / Bartu SORAL PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 16 Haziran 2012 20:01

Avrupa’da ekonomik kriz, beklediğimiz gibi tekrar şiddetini arttırıyor. Yunanistan’ın para birliğinden çıkması ihtimali üzerine çalışmalar teknik düzeyde, tartışmalar açıkça yapılıyor. 17 Haziran’da yapılacak seçimler AB için tarihi dönemeç gibi gösteriliyor. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi geçen hafta yaptığı açıklamada; Avrupa’da bankaların ve kamu borçlanma koşullarının 1 trilyon Avroluk uzun vadeli ucuz fonlama operasyonları öncesine döndüğünü vurguladı.

Bu resmi açıklama da gösteriyor ki epeydir belirttiğim gibi bedava para kurtarıcı olmamış. Almanya 10 yıllık devlet bonosu faizleri yüzde sıfıra gerilerken, başta İspanya ve İtalya olmak üzere diğer AB ülkelerinde faizler yüzde 6 civarına yükseldi. Aynı parayı kullanan Almanya ile çevre ülke faizleri arasındaki faiz farkının bu kadar açılması AB içindeki dengesizlikleri net bir biçimde sergiliyor.

ABD bonolarına hücum

ABD’de de borçlanma maliyetleri 1946 seviyesine geriledi. 10 yıllık tahvil getirileri hafta içinde yüzde 1,54’ü gördü. 2009 krizinin en şiddetli hissedildiği günlerde yüzde 2,04’ün altına inmemişti. Enflasyon ise yüzde 2,30 seviyesinde. Yatırımcı neden ABD ve Almanya bonolarına hücum etti? Korkudan. Hem “büyük fırtınanın” varlık piyasalarını (menkul, gayri menkul, emtia vs) vuracağı korkusu, hem de deflasyon tehlikesi güvenli liman olan ABD ve Almanya 10 yıllık bonolarına hücumu getirdi. Demek ki finansal sistemi yönetenler gelen fırtınadan korunmak için “parayı kurtarsak yeter, bu dönemi kazanmadan geçirebiliriz” diye düşünüyor.

İspanya iflasa doğru

Avrupa’nın en büyük dördüncü, dünyanın en büyük on ikinci ekonomisi. İspanya’dan 2012 ilk çeyreğinde çıkan/kaçan sermaye miktarı 100 milyar Avro (milli gelirin yaklaşık yüzde 10’u). 10 yıllık faizler ise yüzde 6,5’in üstünde. İşsizlik yüzde 23 seviyesinde. Bankacılık sektörü bütün desteğe rağmen kendini toparlayamadı. Krizin başından beri devamlı küçülüyor. İspanya’nın düzlüğe çıkması için borçlarının AB tarafından üstlenilmesine yönelik her türlü farklı teklife Merkel itiraz ediyor. Almanya AB adına karar verici durumda çünkü yükü sırtlanacak olan onlar. Almanlar ise kurtarmaya razı değil, birliğin dağılması mı kurtarılması mı daha maliyetli onun hesabını yapıyor. Ayrıca, epeydir vurguladığım gibi kurtarılacak olan sadece İspanya değil, sırada İtalya var. Para birliğinin bu şartlarla devamı mümkün değildir.

Yüksek faiz kurtarır mı?

Türkiye 2008’de başlayan ve 2009’da dünyayı vuran krizde yüzde 4,7 oranında küçülmüştü. Küresel krizde bizi vuran sorun döviz girişiydi. Yani küresel finansal sermayelerdeki gerginlikten ötürü para girişinde yavaşlama. Türkiye ekonomisinin para girişine ne kadar bağımlı olduğunu biliyorsunuz. 2009’dan sonra 2011 yılının son çeyreğinde de benzeri bir gerginlik yaşanmıştı. Kur bir anda yükselmiş Merkez Bankasının müdahalesine rağmen gerilememişti. İşte şu anda Avrupa kaynaklı sorun da aynı. Aşağıda 2008 krizine yol açan faktörlerin 2012’de ne seviyede olduğunu gösteren bir tablo var. Karşılaştıralım, böyle bir sıkıntıya hazır olup olmadığımızı görelim!

Türkiye Dış Kırılganlıklar Karşılaştırması, 2008-2012, GSMH yüzde

Kaynak: TCMB, TÜİK’den İnan Demir

Dikkat ederseniz değerler miktar olarak değil, geçen sene rekor büyüyen Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranlanarak veriliyor. Buna göre; 2008’de kısa vadeli dış borcumuz milli gelirimizin yüzde 7,4’ü oranındayken, bu sene ödenecek miktar milli gelirin yüzde 11,7’sine yükselmiş. Cari açığımız da büyüyerek milli gelirin yüzde 9’una yaklaşmış. Yüzdesel olarak ne yazık ki Dünyanın en büyük cari açık rakamındayız. Küresel panikte yaşanacak bir döviz girişi sıkıntısında bizi bekleyen en önemli tehlikelerden biri de döviz açık pozisyonumuz. Milli gelire oranı 2008’e göre oldukça yükselmiş durumda.

Hatırlanacaktır, 2009 krizi bizim gibi bankacılık sistemi güçlü görünen ülkeleri de vurmuştu. Dış finansmanda yaşanacak bir sıkıntı karşısında bu defa daha zayıf bir durumda olduğumuz tablodan açıkça görülüyor. Uzun vadeli faizde Türkiye dünyadaki 3. en yüksek ülke konumunda. Yüksek faizle dışarıdan para girişinin devamı sağlanmak isteniyor. Ama riskten kaçış sürerse bu büyük faiz bile yeterli olmaz.

Bartu SORAL, 3 Haziran 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Son Güncelleme: Pazar, 17 Haziran 2012 11:11
 
AB Niçin Yunanistan Seçmenini Tehdit Ediyor? / Bartu SORAL PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 14 Haziran 2012 19:18

Yunanistan’da gelen son kamuoyu yoklamalarına göre “Yeni Demokrasi Partisi” kıl payı farkla önde. Bu parti, Avro Para Birliğinde kalalım ve AB’nin dayattığı “Ortodoks” fakirleştirme programını aynen uygulayalım diyen parti. Hemen akla gelen soru; madem halkı fakirleştiren politikaları savunuyorlar, halk neden bu partiye oy veriyor? Cevap basit; halk tehdit ediliyor. AB yetkilileri ardı ardına açıklamalarla Yunanistan’ı Ortodoks politikaları uygulamaya davet ediyor. Yoksa diyerek sopayı sallıyor: “Sizi para birliğinden çıkartırız, perişan olursunuz.” Açıkça seçmeni tehdit ediyor. Ne demokrasi ama!..

Para birliğinden çıkarsak ne olur sorusuna yanıt bulamayan kitleler, son üç yıldır müthiş bir refah kaybı yaşamış olmalarına rağmen, yine de mevcut düzenin devamına oy verebiliyor.

 

Peki AB niçin Yunanistan seçmenini tehdit ediyor?.. Çünkü AB durgunluktayken ve lokomotif Almanya’da da ekonomik veriler bozulmaya başlamışken, Yunanistan’ın Para Birliğinden çıkışının yaratacağı maliyeti öngöremiyorlar. Bunun yerine miktarını tespit ettikleri kurtarma paketleri ile Yunanistan’ı Birlik içinde tutmayı tercih ediyorlar. Özellikle İspanya ve İtalya’nın durumu can sıkıcı.

İspanya’da krizinin maliyeti

İspanyol bankalarının hesap edilen sermaye ihtiyacı 150 milyar Avroyu geçiyor. Milli gelirinin yüzde 20’sine yaklaşan bir oran. Bu miktar bankalara enjekte edilince ekonomi düzelmeye başlayacak mı? Cevap arayan uzmanlar ümitsiz! Avrupa Merkez Bankası bütün Avrupa’daki bankalara 1 trilyon Avro enjekte etti ama; 1) 2012 ilk çeyrek büyümesi yüzde sıfır. 2) Bankaların sermaye ihtiyacı bitmiyor. Hafta içinde İspanyol Bankia 20 milyar Avro sermaye ihtiyacı açıkladı. 3) Kamunun borçluluk oranı ve bütçe açığı azalmıyor. 4) İşsizlik rekor seviyelerde.

Almanya, Para Birliğini kurtarmakla dağıtmak arasında kendi kar/zarar hesabını yapıyor. Ortodoks politikalar ile herkes kendi borcunu üstlensin, ben birazını üstlenirim diyor. Birlikten sağladığı ekonomik çıkar sebebiyle de dağılmasına izin vermiyor. Ortodoks politikaların özü; faiz ödemelerine dokunma ama bunun dışında işçi çıkar, maaşları düşür, yatırımları durdur yani çalışan kesim için bütün harcamaları kes olarak özetlenebilir. Geniş halk kitlelerine yoksulluk getiren ama başta bankalar bütün finansal sistemi koruyan bir ekonomi politik. Yüksek miktarlara ulaşmış borcun temizlenebilmesi için uygulanan bir yol.

 

Ama sonuç vermiyor. Borç krizi Avrupa’da çok siyasetçiyi tasfiye etti. Kriz üstüne yeni bir kriz patlıyor... Peki çıkış nasıl olacak? Türkiye yeni bir dalgaya hazır mı? Pazar günü tartışacağız...

19 Mayıs’ın bize gösterdiği

Halk sadece 19 Mayısı kutlamadı, Atatürk devrimleri ile şekillenen çağdaş ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin bitirilme operasyonlarına izin vermeyeceğiz mesajını ortaya koydu demiştim. Ülkenin her yerinde meydana inen kitle bir ortak noktada buluştu; Mustafa Kemal Atatürk. Bu kitlenin içinde 1 Mayıs var, öğrenci var, beyaz yakalı var, sermayedar var. Ülkenin genel gidişatından rahatsız olan sadece bir sınıf değil, bütün sınıflardan vatandaşlardır. Ateş Atatürk’ten fitillenerek tutuştu. Tıpkı Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi. Bu yüzden 19 Mayıs her yerde coşkuyla, büyük katılımla, fırtına gibi kutlandı. Birleşilen nokta yeni bir siyasi oluşumun temelidir. Halk yeni bir siyasi parti istemekte, yeni bir umut aramaktadır. Mevcut durumdan her sınıf rahatsızdır; büyük sermaye de, emekçi de. İnançlar ve istekler Atatürk’te buluşan, Atatürk gibi bir devrimci, toplumu ileriye taşıyacak, kalkınmayı, zenginliği, refahı ve en önemlisi toplumsal barışı sağlayacak yeni bir oluşumdur. Birleşilen nokta tam doğrudur, yeterlidir.

 

Dikkat buyurunuz, Mustafa Kemal 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığında bütün ulusu sadece “vatan ve namus” üstünde birleştirmişti. Pragmatikti; önündeki ilk hedefin “gelenlerin, geldiği gibi geri gönderilmesi” olduğunu biliyordu. Hilafet sonra kaldırılacak, Cumhuriyet ardından kurulacaktı...


Bartu SORAL, 31 Mayıs 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Son Güncelleme: Cumartesi, 16 Haziran 2012 18:58
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 4
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?