Kuvayi Milliyeci



Atatürkçüler Daha Ne Bekliyorsunuz? / Şölen Can EVİN PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 16 Temmuz 2012 22:01

Bu ülkede her iki kişiden biri “geleneksel dincilere” oy veriyor. Artık gözlerinizi açın. Tarafsız ve objektif olarak dini/Kur’an’ı masaya yatırın. Elinize neşteri alın ve sorgulayın. İster inanın ister inanmayın; hiç önemi yok bunun biliyor musunuz? İnanan için de inanmayan için de ortak nokta dünya hayatıdır. Dünyada, ülkesinde, vatanında barış huzur ve mutluluk isteyen Atatürkçüler, size bu sözlerim kulak verin:

1.Atatürk, yurt kardeşliği demiş. Kur’an’da yurt kardeşliği diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

2.Atatürk, egemenlik milletindir demiş. Kur’an’da egemenlik milletindir diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

3.Atatürk, karma ekonomi demiş. Kur’an’da karma ekonomi diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

4.Atatürk din Allah ile kul arasındadır demiş. Kur’an daha da ileri gitmiş İslam Allah ile kul arasındadır diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

5.Eski Türklerde otlaklar, tarlalar, bağlar, bahçeler halkın, devletin imiş. Kur’an da yurt halkın sofrasıdır diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

6.Atatürk İnkılapçılık demiş. Kur’an’da salihatı işlemek/düzelticilik diyor. Neden Kur’an’ı arkanıza almıyorsunuz?

Yıllar öncesinde atılan din-Atatürk düşmanlığının tarafı olmayı bırakın. Bu sözümü kabul etmeseniz bile dine/Kur’an’a uzak durduğunuz müddetçe din-Atatürk düşmanlığının tarafı olmaya devam edeceksiniz.

Dinciler bir tarafta, Atatürkçüler bir tarafta, Kur'an bir tarafta. Sahip çıkın artık Kur'an'a.


Şölen Can EVİN, 14 Temmuz 2012

 
Öğrenmenin Yolları / Kuvayi Milliyeci PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 27 Mayıs 2012 19:04

Aşağıdaki "Öğrenmenin Yolları" başlıklı yazı "Kur'an ve Atatürk İlkeleri" kitabının giriş bölümünden alınmıştır.

Atatürk yıllarca süren okumaları ve çalışmaları sonucunda akıl işletme yoluyla toplumsal ve ekonomik ayetleri/yasaları öğrenmiştir. Aklın ve bilimin bilgi ile önerdiklerini yapma konusunda birçok kimsenin tereddütlerinin bulunması ve bilginin yüzer gezer algılanması, bizi bu bölümde öğrenme yollarını irdelemeye itmiştir. 

Bilim ve akıl işletme yollarından en az birini kullanan insan bilgi edinir. İnsanoğlu bunlar dışında bir yoldan bilgi edinemez.

Bilim dediğimizde tabii bilimler (fizik, kimya, biyoloji, antropoloji, jeoloji, botanik v.s) ve sosyal bilimlerden (toplumbilim, ekonomi, tarih, dil bilimleri, v.s) bahsediyoruz.

Tabii bilimlere hakim iki temel prensip vardır. Bunlardan biri maddenin gerçekliği bir diğeri de maddenin bağlı olduğu bilimsel nedensellik ilkesidir. İnsanın beş duyusu bilgiyi edinme yoludur. Bilginin kaynağı ise maddedir. Tabii bilimler bize maddenin bilgisini verir.

İçinde insan unsuru bulunan her bilim sosyal bilimdir. Toplumbilim, ekonomi, tarih, arkeoloji v.s. Sosyal bilimlerde insan ve insan davranışları söz konusu olduğundan bugüne kadar temel bir prensibe ulaşılabilmiş değildir. Ancak insan bünyesindeki ham düşünce, arzu ve istekler ile akıl, insanların ve toplumların davranışlarını belirlemektedir. Bu kitapta insan ve toplum davranışlarını incelerken insanlık tarihi boyunca sanayi ve teknoloji olarak üretilenleri ayrı tutacağız. Bu anlamda sosyal bilimler açısından insan/toplum hakkında şöyle bir sınıflandırma yapabiliriz:

1.Ham düşünce arzu ve isteklerinin (hırs, kin, nefret, aç gözlülük gibi olumsuz insani duyguların) peşinden giden insan/toplum.

İnsanın beş duyusu ile ilgili algıladıklarına beyninin verdiği ilk tepki ham düşüncedir. Uzun uzadıya kafa yorulsa da arzu ve istekler yönünde karar almak ve bilgi sahibi olmaksızın fikir üretmek de ham düşüncedir. Düşüncenin ham olması, etraflıca düşünmemek, işin bilincine varmamak, artıları eksileri yeterlice ve gereğince hesaplamamaktan kaynaklanır.

Ham düşünce, arzu ve isteklerin peşinden giden insan/toplum sosyal bilgilerden uzak kalacaktır.

2.Aklın peşinden giden insan/toplum.

Akıl işletmek, sosyal bilgiler öğrenmenin yoludur. Kur’an’ın sosyal bilgiler içeren ayetleri de akıl işletme yolu ile öğrenilebilir.

Tabii bilgiler ile sosyal bilgiler arasında bir değer sıralaması yaparsak, sosyal bilgilerin tabii bilgilerden daha değerli olduğunu söyleyebiliriz. Burada “akıl ve bilimin peşinden giden insan/toplum” demedik; sadece “aklın peşinden giden insan/toplum” dedik. Bu tabii bilgileri reddetmek anlamında değil aklın önemini vurgulamak açısındandır. İnsanda ya da toplumda tabii bilgi ne kadar fazla olursa olsun, eğer akıl işletilmiyorsa doğruyu yapmak suretiyle gerçek başarı yakalanamaz. Amaç gerçek başarıyı elde etmek ise peşinden gidilmesi gereken şey akıldır. Bugün batı toplumlarının tabii bilgilerde ileri seviyelerde bulunmaları akıllarını işlettikleri anlamına gelmez. Ellerindeki sanayi ve teknolojiyi tüm dünyanın halklarını sömürmek ve ceplerini doldurmak için kullanan toplum, ancak ham düşünce, arzu ve isteklerin emrindeki bir toplumdur. Tabii bilgi aklını işletmeyen bir toplum elinde, savaş, kan, yoksulluk ve zulüme neden olurken, aklını işleten bir toplum elinde dirliğe düzene ve barışa hizmet eder.


Şölen Can EVİN, 27 Mayıs 2012
http://www.koklerimiz.com

 
Müslimlik ve Savaş / Şölen Can EVİN PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 14 Ekim 2011 22:44
Atatürk’ün altı ilkesi Müslimliğe/Müslümanlığa ait ilkelerdir. Bu altı ilke Müslimlik esasında kurulan bir ülkenin yapılanmasını anlatır. Bu konuda bilgi almak isteyenler http://www.koklerimiz.com adresine bakabilirler. Bu makalede Müslimlik’te “Savaş”ı ele alacağız. 

Müslimlikte savaş, yurt savunması ve toplumsal düzenin korunması içindir ve şarttır. Toplumsal düzene yönelik tehditler savaş ile bertaraf edilir.

Müslimler için öncelikli görev caydırıcı güce sahip olmaktır:

Ve siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve savaş atları hazırlayın ki, onlarla, Allah'ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz, bunlardan aşağı daha başkalarını korkutasınız. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız o size eksiksiz ödenir ve siz hakksızlığa uğratılmazsınız. (Enfal; 60)


Eğer bu caydırıcı güç etkili olmaz ise savaş kaçınılmaz olacaktır. Aşağıdaki ayetler hangi şartlarda savaşın gerekli olduğunu anlatmaktadır:

Allah, ancak sizi, sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardımlaşan kimseleri velileştirmenizi yasaklar. Kim onları velileştirirse, işte onlar, yanlış yapanların ta kendileridir. (Mümtehine, 9)


Buna göre;

1.Savaş açanlara savaş ile karşılık verilecek, antlaşma yoluna gidilmeyecek.

2.Yurttan çıkaran ya da çıkarmak için yardımlaşanlarla savaşılacak.

Dine/toplumsal düzene yönelik tehditler artarsa savaş kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda söz konusu tehditler antlaşma yoluna gitmeden* savaş ile bertaraf edilecektir.

*Neden antlaşma yoluna gidilmemesi gerektiği aşağıda ayrıntısıyla açıklanacaktır.

Aşağıdaki ayetlerde fitne kalmayıp din Allah’ın oluncaya kadar savaşma emri verilmiştir. Savaş emri, Müslim olmayan ülkelere saldırmak için değil, Müslimliğin hakim olduğu ülke sınırlarını ve toplumsal düzeni korumak içindir.

Ve de fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Artık eğer, vazgeçerlerse, düşmanlık, kend benliklerine haksızlık edenlerden başkasına yoktur. (Bakara, 193)


Ve fitne kalmayıp din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Artık vazgeçerlerse bilinsin ki, şüphesiz Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir. (Enfal, 39)


Fitne; yurttan çıkarma, bozgunculuk ile ülkeyi ve halkı parçalamaya çalışma, toplumsal düzeni/Müslimliği bozucu girişimlerdir.
Müslimler toplumsal düzenlerini bozucu girişimlere müsaade etmemelidir:

Ey iman etmiş kimseler! Eğer Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı kazanmak için çıktınızsa, size haktan gelen şeyleri inkar ettikleri halde, onlara sevgi ulaştırarak; onlara sevgiyi gizleyerek Benim düşmanımı ve kendinizin düşmanını veliler edinmeyin; onları yönetici yapmayın. Onlar, Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı elçiyi ve sizi çıkarıyorlar. Oysa Ben sizin gizlediğiniz şeyleri ve açığa vurduğunuz şeyleri en iyi bilenim. Ve sizden kim bunu yaparsa artık o, kesinlikle yolun ta ortasından sapmıştır. Eğer onlar sizi ele geçirirlerse, sizin için düşman olacaklardır, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatacaklardır. Ve onlar keşke inkar etseniz istemektedirler. (Mümtehine, 1-2)


Müslimler egemelikleri altındaki ülkelerinde fitneye izin verirlerse ve savaşmaları gerekirken bu görevden kaçarak bozguncu ile anlaşırlarsa ne olur?

Unutulmaması gereken ilk nokta şudur; yeryüzünde iki güç vardır. Bunlardan biri düzelticilik; ki bunu Müslimlik temsil eder. Diğeri de bozgunculuktur. Toplumsal düzene bu iki güçten biri hakim olacaktır. Bunun başka bir alternetifi yoktur.

Batı, 20. Yüzyılın başına kadar bilfiil ülkeleri işgal ederek emperyalist ve yayılmacı bir politika izledi. Ancak 20. Yüzyılın başında Mustafa Kemal’in ve Türk halkının emperyalist batıya karşı kazandığı zafer, tüm doğu milletlerinin uyanmasına sebep oldu. Bu uyanış neticesinde artık ülkelerin fiziken ve bilfiil işgal edildiği emperyalist düzen sona erdi. Ülkeleri fiziken işgal ederek oradaki değerleri ülkelerine hortumlayamacağını anlayan batı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni bir düzenlemeye gitti; fiziki işgale yönelik savaşı bırakarak strateji değiştirdi. İMF, Dünya Bankası, BM, Nato gibi teşkilatlar vasıtasile doğu milletlerini içerden çökertmenin yollarına başvurdu. Ülkeleri fiilen işgal etmeden ülke içinden anlaşacakları yandaşlar buldular, bunları iktidar yolunda desteklediler, anlaştıkları yandaşları vasıtasile ülkeleri faizle borçlandırdılar. Sömürü ve esir alma politikalarında bu stratejiyi uyguladılar. Bu yola boyun eğmeyenleri de iç karışılıklar, darbeler ve o da yetmezse yine savaş yoluyla çökerttiler. Bu savaşlarda “demokrasi!” ve “özgürlük!” kelimelerini kullandılar. Gittikleri yerlere demokrasi ve özgürlük getireceklerini iddia ettiler. Tabii tüm bunlar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan ve yeni dönemde değişen stratejiye uygun söylemlerdi. Bunlar bir kılıftı ve aldatmacadan ibaretti. Esas amaçları her zaman olduğu ve hiç değişmediği gibi doğu ülkelerinin yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koymak ve hortumlamaktı. Bunda başarılı oldular. Yarattıkları savaş ve karışıklıklarla milyonlarca insanı öldürdüler, milyonlarca çocuk öksüz ve milyonlarca kadın dul kaldı. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde hiçbir şekilde bu ülkeleri fiziken işgal etmediler, edemediler. Afganistan örneğinde olduğu gibi işgal ettiklerinde ise batağa saplandılar. Batı ve Doğu arasındaki savaş İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra şekil ve strateji değişikliği ile devam etti. Doğu halkları yanıbaşlarında katledilen kardeşlerine yardım eli uzatmadı.

Netice itibarile doğu ülkeleri bozguncu ile anlaştı. Doğulular açısından bu anlaşmanın sonucu nedir?

Yer altı ve yer üstü kaynakları yurt dışına hortumlandı; ülke halkları bu zenginliklerden yararlanamadı. Halk yoksulluk ve borç batağına saplandı. Sabah gözlerini açıp akşama yatana kadar zalim/bozguncu için çalıştılar. Kültürel ve dini değerlerini/yaşam şekillerini kaybettiler. Değer sahibi olmamak baş köşeye oturdu. Değer sahibi olmayan insanların isyanları ve söylecek sözleri de olmadı. Yaşanan karmaşaya, kavgaya ve savaşa tepkisiz kaldılar; kabullendiler. Batı ile yaptıkları anlaşma sonucu, doğu ülkeleri kendi kültürel ve dini değerlerini terkederek batının/bozguncunun kültürel değerleri ve dini değerlerini esas aldı. Tüketmekten başka bir şey düşünmeyen insanlar benliklerini kaybetti, insan kılığından çıktı.

Sonuç itibarile aldatan ile aldanan arasında bir fark yoktur. Doğunun batı ile anlaşması, batının ahlaki, kültürel ve dini/yaşam şeklini benimsemesi neticesi dünya hayatı doğu insanı için zindana dönüştü, muhtemelen ahiret hayatı da. Anlaştılar, ses çıkarmadılar, tepkisiz kaldılar ve kaybettiler.

Nasıl olabilir ki? Ve eğer onlar, size üstünlük sağlarlarsa, sizin hakkınızda bir yemin ve antlaşma gözetmezler. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar, kalpleri ise dayatır. Ve onların çoğu fâsıktırlar: Onlar, Allah'ın âyetlerini çok az bir bedelle sattılar da O'nun [Allah'ın] yolundan alıkoydular. Şüphesiz onlar, yapmış oldukları kötü olanlardır. Onlar, herhangi bir mü’min hakkında yemin ve antlaşma gözetmezler. Ve işte bunlar, haddi aşanların ta kendileridir. (Tevbe, 8-10)


Müslimlik/düzelticilik ve bozgunculuk kalın çizgilerle birbirinden ayrılmıştır. Bozguncu her hal ve şartta bozgunculuğunu yapar; antlaşma yaptığında dahi ona sadık kalmaz. Doğunun kaybetmesi zalim ile/bozguncu ile antlaşma yapmasındandır. Bozguncunun şartlarında antlaşma yapmak onun hayat şeklini/dinini kabul etmektir. Bozguncu ile ortaklık etmek bozguncu olmak demektir. Bireysel yaşamda İslam’ın insan hayatına verdiği değer, konu toplumsal düzenin korunması olunca geçerli değildir. Toplumsal düzenini; kültürel, ahlaki ve dini/yaşam şeklini kaybeden bir millet top yekün bozguncuya dönüşür. Bu hale düşmemek için:

e savaş sizin için hoş olmayan bir şey olmasına rağmen, size zorunlu görev olarak verildi. Olabilir ki siz, sizin için hayırlı olan bir şeyden hoşlanmazsınız. Yine olabilir ki, siz, sizin için kötü olan bir şeyi seversiniz. Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara, 216)


Ölmek, öldürmek, savaşmak gerekmesine rağmen bunun yapılmaması halinde ortaya çıkacak fitne, öldürmeden daha vahim sonuçlara sebep olur (Bakara, 191).

Bozguncu kişi ya da toplum ham düşünce, arzu ve isteklerinin emrindedir. Bu toplumun en belirgin özelliği ise azgınlık sergileyerek biriktirmek ve istiflemektir. Bu insanlar biriktirip istiflemek için her yola başvururlar her türlü bozgunculuğu yaparlar. Nitekim Mustafa Kemal’den dayak yiyene kadar direk karşıdan saldıran batı, bu yol kesada uğrayınca daha da şeytani bir şekilde içten çökertme yoluna başvurmuştur. Bozguncu strateji değiştirir ama yapacağından vazgeçmez. Bunu Kur’an’da yüzlerce ayette görebiliriz. Ancak aşağıdaki ayetin bir özet olduğunu düşünüyoruz.

O, dönüp gitti mi/yetkilendi mi de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini/kültürü/ kadınları ve nesli değişime, yıkıma uğratmak için çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Bakara, 205)


Eğer bir antlaşma yapılacaksa bu antlaşma ya Müslimlik/düzelticilik şartlarında yapılır ya da bozgunculuk şartlarında yapılır. Antlaşmada orta yolu bulmak diye bir şey yoktur. Bu yapılırsa Müslimlik sulandırılmış olur, fitneye ve bozgunculuğa kapı açılmış olur. Müslimler açık bir şekilde şartlarını ortaya koyar; bu şartları kabul edenler ile antlaşma yapılır kabul etmeyenler ise antlaşma dışı kalır. Bunun en güzel örneği Tevbe Suresi 1-29 ayetlerde görülebilir.

NOT:

1.Savaş hükümleri devletin egemenlik sahası ile sınırlıdır. Ancak peygamberler, elçiler hayatta iken durum daha değişiktir. Elçi, Allah’ın sözünü, muhatap olduğu toplumlara ilettiği için bu söze muhalefet direk savaş sebebidir.

Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve elçisinin haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimseler ile, alçalmış oldukları halde, cizye verene kadar savaşın. (Tevbe, 29)


Bu ayet elçiye, ayette belirtilen şartlara uymayan toplumlar ile savaşma emri vermektedir.

2.Toplumsal düzen, gerektiğinde savaş ile korunduktan sonra yeryüzünde Müslimliğin/düzelticiliğin hakim olması için yürütülmesi gereken faaliyet cihaddır. Cihad, savaş değildir; cihadda adam öldürme yoktur. Cihad, Kur’an’la/bilgiyle, canla ve malla mücadele etmek, çaba sarfetmektir.
 
Toplumsal Düzende Egemenlik Milletin mi Allah'ın mı? / Kuvayi Milliyeci PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 14 Nisan 2011 21:16
Cumhuriyetçilik söz konusu olduğunda, egemenliğin kime ait olduğu sorusu önem kazanmaktadır. Egemen, yönetimini hiçbir kısıtlama veya denetime bağlı olmaksızın sürdüren, bağımlı olmayan, hükümran, hâkim olandır. 

Aşağıdaki ayetlere bakalım:

Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı yalnızca Allah'a aittir… (Nur, 42)

Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı yalnız Allah'ındır… (Şura, 49)


“Göklerin ve yerin hükümranlığı” tabiri egemenlik anlamındadır. Bu anlamda göklerin ve yerin egemenliği/hakimiyeti Allah’a aittir. Bu ayetler, yeryüzünde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için tüm evrenin bir düzen ve ahenk içinde çekip çevrilmesinden söz etmektedir. Ayetlerde bahsedilen egemenlik, yeryüzü ve üzerinde yaşayan insanlar da dahil olmak üzere tüm evrenin tabi olduğu doğa yasaları ve bu yasaların eksiksiz bir şekilde işlemesidir. Nur Suresi 42’yi devamındaki ayetler ile birlikte okuduğumuzda, söz edilen egemenliğin doğa yasalarına ilişkin olduğu daha açık görülecektir: 

Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı yalnızca Allah'a aittir. Dönüş de ancak Allah'adır. 

Şüphesiz Allah'ın, bulutları sürüklediğini, sonra onları bir araya getirdiğini, sonra da üst üste yığdığını görmedin mi? İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmuru çıkarıyor. Ve O, gökten, içinde dolu bulunan dağları indirir de onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar. Şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

Allah, geceyi ve gündüzü çevirir durur. Şüphesiz basiret sahipleri için kesinlikle bir ibret vardır.

Ve Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimileri iki ayak üzerinde yürümekte, kimi de dört ayak üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.

Andolsun ki Biz, açıkça ortaya koyan âyetler indirdik. Ve Allah dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir. (Nur, 42-46)


Bu ayetlerden açıkça anlaşılacağı üzere “göklerin ve yerin hükümranlığı” ifadesi ile doğa yasaları anlatılmaktadır. Ancak yeryüzünde bir de insan unsuru vardır. Bu durumda toplumsal düzende egemenliğin kime ait olduğu sorusu gündeme gelmektedir. Kur'an'da Allah’a izafe edilerek yapılan tüm anlatımların muhatabı halktır. İnsan unsuru ve toplumsal düzenle birlikte ele alındığında “yeryüzünün hükümranlığı Allah’ındır” ifadesi, egemenlik milletindir anlamına gelir. Şimdi bu söylediğimizi bir de başka açıdan anlatalım:

“Egemenlik Allah’ındır” dendiğinde, toplumsal düzende egemenlik hakkını Allah kullanıyor denmek isteniyorsa, bu yanlış bir saptamadır. Şöyle ki; Allah’ın egemenlik hakkını kullandığı yerde düzensizlik, ahenksizlik, bozukluk, adaletsizlik olmaz. Ama dünyada adaletsizlik var. Bu durumda Allah, egemenlik hakkını kullanmasına rağmen dünyada adaletsizlik var anlamı çıkar. O halde Allah adil değildir, sonucuna varırız. Allah’a adil olmamak gibi bir sıfat yakıştırılamayacağına göre, toplumsal düzende Allah egemenlik hakkını kullanmıyor demektir. Şimdi de Musa Firavun kıssasından bir örnek verelim:

Firavun, egemenliğinin ve hükümranlığının tehlikeye girmesi üzerine, Musa ile arasındaki bir tartışmada “Bırakın beni, öldüreyim Mûsâ'yı” der. Ancak Firavun ailesinden imanlı baba yiğit bir adam araya girer:

Ve Firavun ailesinden imanını saklayan bir racül [baba yiğit adam]: "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Hâlbuki o, kesinlikle size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Ve eğer o, bir yalancı ise bir bakarsın ki onun yalanı kendi aleyhine oluvermiştir. Ve eğer doğru ise size yaptığı tehditlerin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, aşırı giden bir yalancı kişiye kılavuz olmaz. Ey kavmim! Yeryüzünde açığa çıkmış olarak bugün mülk [yönetim] sizindir. Dünyada yüze çıkmış bulunuyorsunuz. Peki, eğer gelecek olursa Allah'ın hışmından bizi kim yardım edip kurtarır?" dedi… (Mümin, 28-29)


Musa ve Firavun’un bir tartışması esnasında Firavun’un “Bırakın beni, öldüreyim Mûsâ'yı” demesi üzerine, imanlı kişi araya girerek bir konuşma yapar ve bu konuşmasında “Ey kavmim! Yeryüzünde açığa çıkmış olarak bugün mülk (yönetim) sizindir” der. Firavun ile Musa’nın karşılıklı tartıştıkları bir ortamda, mülk ve yönetim Allah’ındır demez; Firavun’undur demez; Musa’nındır demez; “ey kavmim… mülk [yönetim] sizindir” der. Yani egemenliğin millete ait olduğunu söyler. Toplumsal düzen anlamında egemenlik milletindir.



EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.

Detay için: http://www.koklerimiz.com Cumhuriyetçilik İlkesi.


Kuvayi Milliyeci

 

 
Yeryüzü Halkın Sofrasıdır / Kuvayi Milliyeci PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 06 Nisan 2011 11:02

Toprak ve su ayettir. Ürünün çıkması; suyun inmesi ile suyun ve toprağın varlık özelliklerine bağlıdır. Bu anlamda aşağıdaki ayetler toprağın şahsi mülkiyet konusu olamayacağını halka ait olduğunu anlatmaktadır:

…Ve O, yeryüzünde bir tek su ile sulanan birbirine komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar kılandır. Ve Biz, nasipliklerinde [meyvelerinde; kokularında, tatlarında] onların bazısını bazısı üzerine fazlalıklı kılıyoruz. Şüphesiz aklını kullanan bir toplum için bunda birtakım deliller vardır. (Rad, 4)

Ve Biz rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik de gökten bir su indirip sizi onunla suladık. Onu [suyu] hazinelerde tutanlarda [biriktirenler] siz değilsiniz. (Hicr, 22)

O, sizin için gökten bir su indirdi. İçecekleriniz ondandır. Hayvanları otlattığınız ağaçlar–bitkiler de ondandır. O [Allah], onunla [su ile] sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve tüm meyvelerden bitiriyor. Şüphesiz bunda tefekkür eden bir toplum için kesinlikle birer Âyet vardır. (Nahl, 10-11)

Ve O [Allah], asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde kılandır. Meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de onun hakkını verin ve israf etmeyin. Şüphesiz O, [Allah] israf edenleri sevmez. (Enam, 141)

O, yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indirendir." dedi. -İşte Biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık. Yiyiniz ve hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz akıl sahipleri için bunda nice Âyetler vardır!... (Ta-Ha, 53-55)

Ya da, Bizim kır yere suyu salıverip de onunla hayvanların ve kendilerinin yediği bir ekin çıkarmamızı da mı görmediler? Hâlâ görmezler mi? (Secde, 27)

…Ve sizin rızkınız/sizin rızık vereniniz, sizin vaat olunduğunuz şeyler göktedir. Hala görmüyor musunuz? (Zariyat, 20-22)

Ey insanlar! Size gökten ve yerden rızk veren Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? O'ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz! (Fatır, 3)



Toprak ve su ayettir. Ürünün çıkması; suyun inmesi ile suyun ve toprağın varlık özelliklerine bağlıdır. Yaratılmış birer ayet olan su ve toprak, ürünün çıkmasına neden olmaktadır. Bu sebeplerle toprak şahsi mülkiyete konu olamaz.

Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. (Necm, 39)

İnsanın kazancı ancak emeğinin karşılığıdır. Toprak bir ayet olması itibariyle şahsi mülkiyete konu olamaz. Ancak toprağın işlenmesi için ortaya konulan emeğin karşılığı, ücret olarak üründen alınır. Bu da toprağı iştirak halinde birlikte işleyenlerin, elde edilen üründen emekleri karşılığını alması sonucunu doğurur. Toprak üzerinde işleyenler iştirak halinde maliktir; yani birlikte maliktirler. İşleyenlerin her birinin hakkı toprağın tamamı için geçerlidir. Maliklerin 1/2, 1/4 gibi payları yoktur. Benim payım, benim toprağım değil, bizim toprağımız vardır. Toprak üzerinde yapılacak her türlü işlem iştirak halinde maliklerin hepsinin ortak kararıyla alınır. Ürünün yetişmesi için yapılan harcamalar ürünün maliyetidir; harcanan emeğin karşılığı ise yetiştiricinin ücretidir.

…Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır… (Nisa, 32)



Çalışan kadın ve erkek arasında bir fark yoktur. Her ikisi de çalıştıklarının karşılığını alırlar. Diğer bir husus da ayette “kazandıklarından bir pay” demektedir. Bu da kazandığının hepsinin kendisinin olmadığını gösteren bir husustur. Bu ayetin daha açık şekli Bakara Suresi’ndedir:

…Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını infak edin.”… (Bakara, 219)



Buraya kadar anlattıklarımız hayvanlar için de geçerlidir. Nitekim hayvanlar da ancak su ve toprak sayesinde beslenip ürün vermektedir. Hayvanları besleyenler onlar üzerinde iştirak halinde malik olup, yetiştirmeye ilişkin emeklerinin karşılığını ücret olarak hayvandan temin ederler. Bu anlamda toprak, su, orman ve hayvanlar halkındır. Toprak, su, orman ve hayvanların halka ait olması yeryüzünü büyük bir sofra yapmaktadır. Nimetlerle dolu bu sofra halk için kurulmuştur.

İnsan emeği ile ortaya çıkan ürünler; binalar, fabrikalar, arabalar, uçaklar, gemiler bunları yapmak için kişinin koyduğu emek ve para dolayısile şahsi mülkiyete konudur. Bunlar ayet değildir insan elinin ürettikleridir; bu sebeple şahsi mülkiyete konu olurlar. Ancak insan elinin ürünü olmayan ve yaratılmış olan herşey ayettir; istisnasız olarak halka aittir; şahsi mülkiyete konu olamaz.

Toprak, su, orman ve hayvanların halka ait olması, sıfır işsizlik demektir; halkın hak ve özgürlüklerini eline alması, hak ve özgürlüklerini kullanabilmesi demektir. Toprak ona emek vererek üzerinde çalışan, alın teri döken halka aittir; onun sofrasıdır.

Milletin egemenliği yeryüzü sofrasındaki nimetlerden aracısız ve kısıtlamasız yararlanması ile mümkündür. Seçilen vekillerin öncelikli amacı, halkın bu sofradan rızıklanması için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Yeryüzünde halk için kurulmuş sofra ile halkın arasına girenler, bu sofranın nimetlerini kendisine ve kendisi ile işbirliği yapanlara aktaranlar, sofradaki nimete el koymak suretiyle Allah’a ortak koşanlar, bozgunculardır. Bugünkü emperyalist/küreselci, kapitalist düzeni elinde tutan uluslararası güçler ve bu güçlerle yardımlaşarak, destekleşerek iktidar koltuklarına geçenler bu düzenin bozgunculuğunu, yağmacılığını temsil etmektedirler. Tağutun bütün gayreti, halkın kendisine boyun eğip kayıtsız şartsız teslimiyetini sağlamak ve kendisine çalışan köleler, kullar yapmaktır.

Halk ile yeryüzü sofrasının arasına ellerini sokanlar, ellerini çekmediği ya da elleri çektirilmediği sürece egemenlik millete ait değildir.

Detay için: http://www.koklerimiz.com


Kuvayi Milliyeci

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 2
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!