Habip Hamza ERDEM

Habip Hamza ERDEM



Savaşa Sürüklenmek (II) Habip Hamza ERDEM PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 02 Aralık 2012 04:48

Deniliyor ki ‘Türkiye Suriye’nin üzerine sürülmek isteniyor’.
Yani ‘Türkiye’nin öyle bir ‘niyet’ ve ‘amacı’ yok (!) ama; birileri sürüklüyor.
“Hadi canım sende!..


‘Türkiye’ dediğiniz ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ olsa, dediğiniz doğru olabilir.
Ancak; ortalıkta ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ yok ki...
‘Devlet’ denilen șey, sınırları belli bir toprak üzerinde yașayan halkın șu ya da bu biçimde ‘bir arada yașama’ istencinin yasa ve kurala bağlandığı ‘tüzel kișilik’ değil midir?
Yani ‘burjuva devlet-ulus’.
Eğer ‘Türkiye’ denildiğinde bu tür bir ‘burjuva devlet-ulus’ anlatılmak isteniyorsa; bu doğru değildir.
Çünkü içinden geçmekte olduğumuz ‘globalleșme süreci’nde ‘ulusal burjuvazi’ diye bir ‘burjuva sınıfı’ kalmadı ki, onun bir ‘devlet’i ola.
O da kalkıp ‘kendi devleti’ni Suriye’dekinin üzerine süre.
Zavallı halk tabakaları da ‘kendi istençleri’ dıșında böylesi bir ‘savaș’a sürüklenmiș olalar.


Türkiye’yi Suriye ile savașa sürükleyen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmiș olan ‘uluslararası burjuvazi’dir.
‘Uluslararası burjuvazi’nin Türkiye’deki bayii, acente ve temsilcileridir.
Onlar Türkiye halkının, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ulusun temsilcileri değildirler.
Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ulus, kendi devletine sahip olabilse ve doksan yıl gibi bir sürede onu ‘ulus-devlet’e dönüștürebilseydi ne Suriye, ne Kuzey Irak ve ne de herhangi bir ülkeyle savașa yeltenmezdi.
...ve onu kimse sağa-sola sürükleyemezdi.
Șimdi bu ‘kuramsal savlar’ okuyucuya sıkıcı gelebilir.
Ancak içine ‘sürüklenmiș’ olduğu ortamı açıklayabilmenin bașka yolu da yoktur.
ABD düșünce kulüplerinin raporlarında yazılanlardan mı öğrenilecek?
Uluslararası sermayenin yazılı ve görsel basınından mı?
Yoksa uluslararası sermayenin yurt içindeki temsilcilerinin açıklamalarından mı?

Türkiye’yi sürükleyenler ‘sürükleme gerekçeleri’ni değil ‘sürükleme bahane’lerini sıralayabilirler ancak.
Yalan ve dolanlarını...

Çalmak istedikleri minareler için hazıladıkları kılıfları anlatabilirler.
Söyledikleri yalanları gizlemek için giderek daha büyük yalanlar uydurabilirler.
Ve bu yalanlar ya ‘gizli’ ve ya da ‘gizemli’ olgulara dayandırılmak durumundadırlar.
Biz ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için çabalıyoruz’ diyecek değillerdi ya.
‘Türkiye halkı’nı ‘bölmek’ için...
‘Türkiye’yi ‘savașa sürüklemek’ için ‘görevlendirildik’ mi diyecekler ?

Doğrudur; ‘Türkiye Suriye ile bir savașa sürüklenmektedir.'
Ancak; sürükleyenler: șu anda ‘Türkiye’nin yönetimini ‘ele geçirmiș’ olanlardır.
Ve bu savaș onların ‘varoluș savașı’dır.
Onlar varoldukları sürece bu ‘savaș hali’ de devam edecektir.
Bugün Suriye ile yarın İran ya da Irak ile.
Sanki ‘Türkiye halkının yazgısı’ böyleymiş gibi...
Bir ‘halkın kendi yazgısını kendisinin belirlemesi’, kendi devletine sahip olabilmesinden geçmektedir.
‘Ulus-Devlet’ olabilmek de denilebilir.
Bu da ‘Büyüklerimiz bilir’ kolaycılığından kurtulmakla bașlar.
Bir yurttaș nereye ‘sürüklendiğini’ bilmiyor ise, onun ‘büyükler’ınin de ‘devlet’inin de nereye sürüklendiğini bilmek olanaksızdır.
Bugün Türkiye’nin adım adım ‘Dünya Savașı’na yolaçacak bir ‘maceraya sürüklendiği’ni bileniniz var mı?
“Benim oğlum bina okur...” demeyin.
Türkiye’yi adım adım ‘Dünya Savașı’na sürükleyenlerin, kalkıp biz aynı zamanda ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için çabalıyoruz; Türkiye halkını ‘bölmek’ için çabalıyoruz” diyecekleri günleri mi bekliyeceğiz?
Bakınız bir adım daha atarak, ‘Türkiye toprakları aynı zamanda NATO topraklarıdır’ demek noktasına gelmișlerdir.
Bu ‘Alafranga’ca ‘sizin bu topraklar üzerinde söz hakkınız kalmadı’ demektir.
Daha nasıl desinler, Tanrı așkınıza, nasıl?

Habip Hamza ERDEM, 2 Aralık 2012

 
Devlet ve Demokrasi / Habip Hamza ERDEM PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 16 Haziran 2012 08:10

Geçenlerde İlker Bașbuğ ‘devlet’ten șikayetçi oldu idi.

‘Sat anasını böyle devletin’ demedi kușkusuz; kendileri kibar ve entellektüel askerlerimizdendir.

‘Çıt kırıldım’ da denilebilir.

Hapishanede bitirmek zorunda olduğu ’20. Yüzyılın en büyük lideri: Mustafa Kemal’ adlı kitabını okumak isterdim.

Mustafa Kemal’i nasıl ‘anlayamadığı’nı görmek için.

Ben Genel Kurmay eski Bașkanı Orgeneral İlker Bașbuğ’un Mustafa Kemal’i anlamıș olabileceğini sanmıyorum.


Kitabını okuduktan sonra, anlamadığını kanıtlayacağımı da buradan ilan ediyorum.

Buradan Fransa’ya geçiyor ve Fransa’daki cumhurbașkanlığı seçimlerine geliyorum.

Küçük bir ‘ayrıntı’yı dillendirmek için.

Ve ‘öz’ün nasıl ‘ayrıntı’ içinde saklı olabileceğini göstermek için.

Geçen ay, yani 14 Mayıs Salı günü yeni seçilen Cumhurbașkanı François Hollande Nicolas Sarkozy’den görevi devraldı.

Geçici seçim sonuçlarının açıklanmasından bir hafta sonra idi.

Yeni Bașkan Hollande Cumhurbașkanlığı konutuna gelirken Cumhuriyet Muhafızları bandoyla karșıladılar ve 21 pare top atıldı.

Sonra tören salonuna geçti ve eski bakan ve bașbakanlar ile üst düzey davetlilerin huzurunda Anayasa Mahkemesi Bașkanı tarafından kesin seçim sonuçlarına göre Cumhurbașkanı seçilmiș olduğu ilan edildi.

Aynı salonda Genel Kurmay Bașkanı tarafından ‘mazbatası’ verildi ve boynuna ‘Șeref Madalyası’ takıldı.

Demek ki neymiș?

‘Batı demokrasileri’nde Genel Kurmay Bașkanları ‘oratalıkta görülmez’, ‘açıklama yapmaz’, ‘görüș bildirmez’ mildirmezlermiș ama, Devlet Bașkanları görev değișikliğinde onlara ‘mazbata’larını verebilirlermiș.

Devlet bașkanlarının ‘makam’larına ilk gelișlerinde ‘ev sahibi’ olarak onları karșılarlarmıș.

Falan..

Demek ki ‘devlet’ denilen ‘șey’ Ordu’suz hiçbir șeymiș.

Yeniden Türkiye’ye dönülecek olursa; yarından itibaren Cumhurbașkanımız ‘kardeșim Abdullah’tır denildi mi denilmedi mi?

İyi de birader, bu kardeșin soyadı seninkine uymuyor; ‘öz mü üvey mi’ diye sorulacak oldu idi.

Tamı tamına ‘Özde mi sözde mi?’ biçiminde sorulmuștu sanıyorum.

Sen misin soran diye Dolmalıkbiber, pardon Dolmabahçe’lik yapıldı idi değil mi?

Salt bu ‘ayrıntı’ bile Devlet’in ‘ayağının kaydırılmakta olduğunu göstermekte idi.

Sonraki Genel Kurmay Bașkanı Orgeneral İlker Bașbuğ zaman zaman konușmadı değil.

O her konuștuğunda ‘Cart Hazretleri’ diye yazdım.

Bana çok kızıldı; ‘Asker düșmanlığım’dan bile sözedilmiș olabilir.

Oysa ben ‘askerin ayağının kaydırılmakta olduğunu’ anlatmaya çalıșıyordum.

Askerin ayağı ‘devleti ayağı’dır demek istemem.

Ama özünde ‘devletin ayağı’ kaydırılmakta idi.

Bugün hem askerin hem de devletin ayağı kaydırılmıș bulunmaktadır.

Baykal’lı ve Kılıçdaroğullu CHP’nin bașbakanı açık açık ‘ben devlet içinde devlet istemem’ diyebiliyorsa; artık kendisi ‘devlet’ olmuș demektir.

‘Devlet benim’ denilebilen bir ülkede ise ‘demokrasi’den sözedebilmek ‘eșyanın doğasına aykırı’dır.

Habip Hamza ERDEM, 16 Haziran 2012

 
‘Türk Modeli’ / Habip Hamza ERDEM PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 10 Haziran 2012 23:26

Dünya Ekonomik Forumu mu ne İstanbul’da toplandı ya, dünyanın ileri gelen ‘ekonomist’leri, dünya ekonomisini yöneten ‘ekonomi bürokratları’, ‘ekonomi bakanları’ falan bir araya geldiler.

Büyük ekonomistlerimizden Dr Recep de açıș konușması yaptı.

Hani șu hocasının kendisine ‘ekonomi risktir’ diye öğüt verdiğini söyleyen ‘ekonomi doktoru’.

Hani benim ‘Recep’in Rızkı’ diye bir yazıyla kendisini yanıtladığım..

Bu forumdan ne çıktı biliyor musunuz?

Kapitalist bunalımlardan kurtulmanın yolu ‘Türkiye modeli’dir.

‘Türk Model’i, ‘Kemalist Model’, ‘İkinci kușak uluslașma modeli’ değil kușkusuz, ’24 Ocak modeli’.

Yani ’24 Ocak kararlarını’ en iyi uyguluyan ‘Alaca Karanlık Modeli’.

Çünkü bunlar; bu forumu düzenleyenler, katılanlar, katılanların sözlerine inananlar için ‘model’ denilince o reklam panolarındaki güzel kızlar ile yakıșıklı oğlanlar gelmektedir.

Benim saf yurttașımın da onlardan yana çıkacak gerekçeleri olabilir: oto yollar-moto yollar; yüksek yüksek binalar minalar falan.

Ve onlara göre ben hala ‘yüksek ayvanlar’da kalmıșın biri olabilirim.

Olsun!

Ben de onların ‘pür ideolojik yaratık’lar olduklarını söylerek avunmaktayım.

‘Pür ideolojik yaratık’ demek ‘insanlıktan çıkmıș olmak’la eșdeğerdedir de ondan.

Gerçekten ideolojinin temel yapısal özelliği, kararlı durağan ya da değișmez olmasıdır.

Oysa bilim değișkendir, değișimin ta kendisidir.

Bilimdeki bu değisiklikler de yeni ‘kuram’lar ortaya konularak olmaktadır.

Yeni kuram yoksa bilim de durağanlașmıș demektir.

Zaten ‘kuram’ kurmaktan gelir; hem somut iki tașı üst üste koymak gibi kurmak ve hem de ‘kurgulamak’ gibi ayrı ayrı düșünülmüș düșünceleri bütüncül (totaliter) bir biçimde ortaya koymak.

Buna ‘kuramsal model’ler kurmak da denilebilir.

Ve böylece ‘ișin püf noktası’na gelmiș oluruz.

Çünkü biz ve onlar diye ayırdığım, onların ‘pür ideolojik yaratıklar’ olduğunu ileri sürdüğüm kesimlere yönelttiğim en önemli eleștiri onların ‘ideolojik model’lerin dıșına çıkamıyor olmalarıdır.

Daha doğrusu onların ‘belli bir kuram’ın belirli zamana ve duruma uygulanmıș modeli’ni savunuyor olmalarıdır..

Bu tür ‘model’ler ise ‘ideoloji’ olarak nitelendirilmektedirler.

“Toplumsal bilimler alanında bir çok kuramın, görgül sınamalardaki bașarısızlıklarına karșın hiç değișmeden varlığını koruduğu görülmektedir. Bu ayraca göre böyle kuramlar kuram diye adlandırılıyorsa da gerçekte birer ideoloji özelliğindedirler.”

Sözgelimi içinden geçmekte olduğumuz ‘büyük’ ekonomik bunalıma, Dünya Ekonomik Forumu ne diyor?

Bu da geçer, diyor.

Ya da ‘teğet geçer’ diyor değil mi?

İște bundan daha büyük bir ‘ideolojik model’, ‘ideolojik yalan’ ya da ‘yalandan model’ yoktur.

Bu ‘yalandan model’i adlandırmak için ‘Türk Modeli’ demek ise katmerli bir ideolojik yalandır.

Oysa ‘Türk model’i ‘bilimsel bir model’dir.

Dünyanın ‘gidișatına’ yön veren ‘kuramsal model’lerden biridir.

Adına ister Kemalizm isterse Atatürkçülük denilsin, kesinlikle ‘bilimsel bir model’den sözedilmektedir.

‘Forum’cuları çileden çıkaran, yıkılması için ellerinden geleni artlarına koymadıkları model iște bu ‘model’dir.

İște size iki ayrı ‘model’.

Kütüphanelerde değil ama pazardaki karpuz gibi gözönünde, yașamın tam ortasında bulunmaktadırlar.

Üstüne üstlük hangisinin daha ‘ussal’ olabileceğine kafa yormadan, hangisinin daha ‘yararlı’ olduğuna bakılarak karar verilebilir.

Ya da bir ülke halkı da ancak bu denli kendisine ‘yabancılaștırılmıș’ olabilir.

Habip Hamza ERDEM, 10 Haziran 2012

 
Kuveyt Modeli / Habip Hamza ERDEM PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 30 Mayıs 2012 12:55

Obama Suriye için ‘Kuveyt Modeli’ önermiș diyorlar.
Bașer Esad’a ‘can güvenliği’ sağlansın ama Suriye’den ayrılsın demekmiș.
Çoluk çocuğunu da götürmesine izin verilecek miymiș?
Yakın akrablarını falan..
Parasına puluna da karıșılmayacak mıymıș?
Yani Saddam gibi asılmayacak, Kaddafi gibi yol ortasında linç edilmeyecekmiș öyle mi?
Çavușesku’nun kurșuna dizildiği anı görmüștüm.
Eși ile birlikte ve ‘erkekçe’.
O’na ‘Kuveyt Modeli’ önerilseydi kesinlikle kabul etmezdi.
Kaddafi de kabul etme(z)di.
Bașer Esad kesinlikle kabul etmeyecektir.
Belki de sokak ortasında vurulacaktır.
Ya da göstermelik bir mahkemeden sonra asılacaktır.
Ancak bir ‘devlet adamı’ gibi davranacağından kușku duyulmamalıdır.
Demek ki ‘Kuveyt modeli’ uygulanabilmesinin de koșulları vardır.
Sözgelimi Adnan Menderes’e ‘Kuveyt modeli’ önerilmiș olsaydı çekip gider miydi acaba?
Giderdi.
Hem ağlayıp hem de giderdi.
Bir Cumhuriyet çocuğu idi.
Kendisini yetiștiren ‘Devlet’in zarar görmesini istemezdi.
Gerekirse o ‘devlet’ için canını bile verebilirdi.
Kendisine emanet edilen ‘devlet’i iyi yönetemediğini kabul etmiști.
Artık ‘boynu kıldan ince’ idi.
İster asıp ister kesebilirlerdi; astılar!
Tansu Çiller olsaydı ne yapardı?
Öylesi bir durumda soluğu ‘ana vatanında’ alırdı.
Zaten ‘son Türk Devleti’ni yıkmak için gelmiști.
Halkın desteğiyle gelmiș bir ‘lider’ değildi.
Hasbel kader ‘bașbakan’ olmuștu ve geçici olduğunu kendisi de biliyordu.
‘Çek git’ denildiğinde arkasına bile bakmadan giderdi.
Pekiyi onlardan sonraki için de bir öngörüde bulanamaz mıyız?
Yarın öbürgün ‘istiyorsan git’ denildiğinde ne yapar acaba?
Bana göre bir saniye bile durmayacaktır.
Zaten düșürüleceğini sezdiği anda kaçıș planlarından birini uygulayacaktır.
Çünkü șimdiden ‘ne olur ne olmaz’ diye önlemlerini bile almıștır.
Yani ‘yarın gidecekmiș gibi’ hazırlıklı olmasına karșın ‘hiç gitmeyecekmiș gibi’ davranmaktadır.
Uçağa bininceye kadar da ‘tek vatan, tek millet, tek din, tek parti, tek adam, tek ben, tek bizimkiler’ falan diyecektir.
Öyle serinkanlı öyle kendinden emin değil kușkusuz.
‘Kaçacak olan alçak ve namussuzdur’ diye avazı çıktığı kadar bağıracaktır.
Kaçacağını söyleyenlere de ‘hayal görüyorlar’ diye kızacaktır.
Ve belki de ‘ilk kez doğru bir söz’ söylemiș olacaktır.
Çünkü o hayal hiç bir koșulda ‘gerçek’ olmayacaktır.
Yakasını bu milletin elinden kurtaramayacaktır.
Paçasını da..
Pașası dahil!

Habip Hamza ERDEM, 30 Mayıs 2012

 
Düşük Hükûmet / Habip Hamza ERDEM PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 28 Mayıs 2012 11:03

Șu Alaca Karanlık Hükûmetinden sözediyorum.
Hani her seçimde oylarını yüzde bilmem kaç artırarak ‘hüküm’ süren..
Devletin her hücresine ‘hakim’ olan hükûmet.
Düșüktür!
Șimdilerde de ayağa düșmüștür.
Anayasa Mahkemesi kararına göre ‘kadük’ düșmemiș miydi?
Ve son beș yılını ‘düșük’ olarak sürdürmekte idi.
Sonra Yașar Büyükanıt bir ‘sezaryen’ yaptı idi.
O gün bu gündür ‘sezaryen’e karșı olmușlardır.
Biz de bunların kadınların ‘türban’ı ile ilgilendiklerini sanıyorduk.
SSK Kemal Bey sayesinde o ‘sorun’ları çözülmüș oldu.
Ancak bunların asıl ‘sorun’u kadınların bacak arasıyla ilgiliymiș.
Üç çocuk yapın beș çocuk yapın deyip duruyorlardı.
Sanki kadınlar bir bașlarına çocuk yapabilirlermiș gibi.
Sonra ‘çocuk yașta’ çocuk yapın dediler.
‘Çocuk’ daha ne yapacağını bilmeden ‘çocuk yapmak’la görevlendiriliyordu.
Șimdi kalkıp bir de çocuğu ‘nasıl’ yapacaklarını kurala bağlamak istiyorlar.
‘Çocuk aldırmak’ yasak!
‘Düșürmek’ yasak!
‘Çıkarmak’ da kurala bağlı...
Bütün bunları, hele uzaktan izlerken, bu ‘adamları’ ‘çekmek zorunda’ kalanlara acımıyor değilim
Bu denli ‘düzey düșüklüğü’nü bu ülkenin insanı nasıl kaldırıyor anlayamıyorum.
O arada bizi de kendilerine benzetmediler değil.
Hani ‘anlayacakları dil’den yazmak zorunda kaldığımı itiraf edebilirim.
Yazarken kendimi nasıl tutmam gerektiğini unuttuğum da oluyor.
Hele bunlardan herhangi birini, haydi diyelim en iyisini’ görmeye dayanamayacağımı da, o arada, itiraf etmiș olayım.
Șu günlerde Fransa’da milletvekili seçimleri var.
Parti sözcülerinin biribirlerini ‘acımasızca’ eleștirirken nasıl ‘edebiyat parçaladıkları’ görülmeye değer.
Bir de șu bizim ‘zırzop’ politikacılara bakın hele!
İlgilendikleri konular ıvır ve zıvır.
Dile getirme yöntemleri de doğrudan zırıltı.
Bunlar artık yerlerde sürünmekteler.
Süründükçe alçalacaklar.
Ve bırakıp kaçacaklar.
‘Ölürüm de gitmem’, ‘benim buradan cesedim çıkar’ gibi efeleneceklerdir ama.
Yürekleri titremektedir oysa.
Bu hafta ‘Adnan Menderes’e sığınacaklardır.
Darağacı, ip-mip, demokrasi-memokrasi falan.
Akılları fikirleri ise ‘Ayșe’nin donunda’ ..
Beyinleri gelișmemiș.
Bu son ikisi arasında tersine bir ilișkinin olduğu ise artık biliniyor.
‘Görmemișin bir çocuğu olmuș’ denir ya.
Bu görmemișlerde ise bir düzine çocuk var sanki.
Her gün birininkini çekiștiriyorlar.

Habip Hamza ERDEM, 27 Mayıs 2012

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 17
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!