Mahiye MORGÜL

Mahiye MORGÜL



Çocuğu ilkokulda okuyan ailelere yönelik Eğitimde Farkındalık Anketi / Mahiye MORGÜL PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 28 Ekim 2013 01:16

* Ders kitaplarındaki resimlerin; gölgeli, çapaklı, soluk, bulanık, sayfa kenarına taşmış, abartılı büyük, görülemeyecek kadar küçük, farklı yönlere bakan, göz yoran, orantısız (algıyı zorlayan) ve değersiz (hiç-estetik) resimler olduğunu fark ettiniz mi? Evet(…) Hayır(…)

* Aile resmini kesip ağacın altına üstüne yapıştırmak sanat eğitimi midir? Evet (…) Hayır(…)

* Çocuğunuz dik yazıya karşın eğik bitişik yazı mı yazıyor? Evet(…) Hayır(…)

* Çocuğunuz okuduğunu anlıyor ve anlatabiliyor mu? Evet(…) Hayır(…)

* Okurken virgül ve noktalarda durmadan geçiyor mu? Evet (…) Hayır(…)

* Okurken harf, hece veya kelime atlıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

* Yazısı okunaksız veya doğru kelimeyi seçmede zorlanıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

* Kavram karıştırıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

* Matematik dersinde hiç cetvel, pergel, iletki kullandı mı? Evet(…) Hayır(…)

* Okuma metinlerinde daldan dala atladığını, öykülerin örnek alacak bir kahramanı olmadığını, çocuğa bir fikir vermediğini, paragrafların ve satırların ya çok uzun, ya düzensiz, bazen göz bozacak kadar karanlık, yazıların bir sağa bir sola yaslandığını fark ettiniz mi? Evet(…) Hayır(…)

* Yazıda; Eğik E ile 3’ü, 4 ile 7’yi, b ile d harfini karıştırıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

*Bitişik eğik yazarken, Ö,Ü,Ş,Ç,Ğ,T harflerini eksik bırakıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

*Yazı yazmaktan sıkılıyor mu? Evet(…) Hayır(…)

* Eğitimde kuraldır, çocuğa olumsuz emir verilmez. Türkçe Okuma Yazma kitabında, defalarca olumsuz emir cümlesi yazdırıldığını fark ettiniz mi? Evet(…) Hayır(…)

* Okuma Yazma hazırlık kitabında koca kafalı, ağzı hep açık, dişlek, burnu tepesinde, ayakları yere basmayan, bulutlarda dolaşan, bacakları açık amuda kalkan, duruşu hep bozuk olan Bilge adlı bir kız figürü var, eğik el yazısı onunla öğretiliyor, gördünüz mü? Evet(…) Hayır(…)

* Hayat Bilgisi kitabında çocuğu hayattan bıktıracak kadar olumsuz sorular sorulduğunu fark ettiniz mi? Evet(…) Hayır(…)

* Türkçe kitabında “Yazmak içimden gelmiyor” yazı cümlesi olabilir mi? Evet(...) Hayır(…)

* 5.sınıf “Hz.Muhammed’in Hayatı” adlı kitapta; 10 kere “sahabe”, 20 kere “sahabi”, 50 kere “adamın biri” deniyorsa, bu anlatım sizce etik ve dil kurallarına uygun mudur? Evet(…) Hayır(…)

* Aynı kitapta, Engelsiz Yaşama Destek başlığı altında (sh.99-101); “Yanına kör geldi diye.”, “belki o kör adam…”, “Görme engelli bir adam olan Abdullah”, “Zihinsel özürlü…”, “görme engelli bir adama…”, “görme engelli Abdullah”, “Gözünden rahatsız olan bir kimseye”, “Görme özürlüyü”, “Allahın sevdiğini düşündüğü engelli insanlar…” gibi, nahoş ve tutarsız tanımlarla 11 yaşındaki çocuğun kavram dağarcığı sağlam kurulabilir mi? Evet(…) Hayır(…)

* Aynı kitapta, sh.93, “tartışalım” sorusu; “Bizden yüzlerce yıl önce yaşamış olsa da, bizim de Hz.Muhammed’i(s.a.) ya da diğer peygamberleri dost edinmemiz mümkün olabilir mi?” sorusu sizce çocuğun sağlıklı cevap verebileceği soru mudur? Evet(…) Hayır(…)

* 1923’de Bilecik’te Atatürk’e şiir okuyan çocuğun fotoğrafı 1929’da Yalova’da karşılaştığı Çoban Mustafa olarak veriliyorsa, bir diğer kitapta Çankaya’da kır gezisi olarak veriliyorsa, çocuğunuz bu karmaşa içinde tarih öğrenebilir mi? Evet(…) Hayır(…)

* Bilimsel olan bilgi test edilebilir olandır. “Gökkuşağının üzerinden uçakla geçerken aşağıya baktığımızda görülen şekil çember biçimindedir” gibi test edilemeyen bir cümlenin bulunduğu Matematik kitabı sizce bilimsel kitap mıdır? Evet(…) Hayır(…)

* Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dağıtılan bu ders kitaplarının yazımında TÜBİTAK gibi bir kurumun onayı varsa, sizce artık TÜBİTAK güvenilir bir kurum mudur? Evet (…) Hayır(…)

* Çalışma ve S.G.B’na bağlı Mesleki Yeterlilik Kurumunun (2006/5544) görevi bilimsel ve kamucu eğitimi lağvedip eğitim piyasası yaratmaktır, bundan haberiniz var mı? Evet(…) Hayır(…)


NOT: Ankara Batıkent Uğur Mumcu Mahallesinde Gezi Yürüyüşleri sırasında oluşan semt komitesi tarafından rica edilmesi üzerine tarafımdan hazırlanmış olan bu anketi siz de kullanabilirsiniz. Özellikle 5.sınıf seçmeli ders Hz. Muhammed’in Hayatı -Ders Materyali adlı kitaptan aldığım sorulara dikkatiniz çekmek isterim. Kitabın dil yanlışları ve görsel yanlışları üzerinde ayrıntılı çalıştım, bu kitabın iptali için de bir dava dilekçesi hazırlayacağım. Şimdiden bu davayı ben de açmak istiyorum diyenler benden yazacağım dilekçeyi istesin.

Eğitimci-Yazar Mahiye MORGÜL
28 Ekim 2013

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Mahallemin Kuvayi Milliye Kahramanlarından / Mahiye MORGÜL PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 23 Ekim 2013 01:25

Bayramda Rize'deydim. Komşumuz Cevdet Mercan amcayla bayramlaşmaya gittiğimde hane halkı salon duvarındaki büyütülmüş İpsiz Recep Çetesi fotoğrafından büyük amcaları Topçu Yüzbaşı Süleyman Asaf’ı gösterdiler bana. İki kere şehit olmuş büyük amca!

Arkada ayakta sağdan ikinci büyük amca Süleyman Asaf Mercan.

Ankara’ya dönünce kaynaklara baktım, verilen isim farklı, bu enteresan. İpsiz Recep’in romanını yazan İbrahim Balcı ağabeyimize sorayım dedim. Hemen cevap geldi:

“Sevgili Mahiye,

Süleyman Kazmaz'ın "Milli Mücadele'de İpsiz Recep ve Rizeli Gönüllüler" kitabındaki toplu fotoğrafta sağdan ikinci kişinin İlyas Altıkanoğlu yazılı. Acaba Recep Reis'in bu fotoğraftan başka toplu fotoğrafı var mı? Var da biz mi bilmiyoruz. Bahsettiğim fotoğrafsa Altıkanoğlu kardeşlerden birinin çocuğu olan Barış Altıkan sağdan beşinci kişinin dedesi olduğunu söylüyor. Bir yanlışlık olmasın? Acaba o fotoğrafın bir kopyesini almamız mümkün değil mi?”

Salondaki büyütülmüş çerçeveden resmini çekmiştim. Aşağıya göreceksiniz.

Sağdan beşinci bana göre soldan ikinci kişidir. Bir internet sitesinde resmin üzerinde kişiler soldan sağa numaralanmış, o resimde 5.kişi gerçekte sağdan ikinci kişidir. Eğer sağdan 5.kişi İlyas Altıkanoğlu’dur diyorsa, sağdan ikinci kişi Süleyman Asaf (Topçu Yüzbaşı), doğru kişidir. Tarihçilerin bunu düzeltmelerini bekliyorum.

Süleyman Asaf (Asef) emice Sakarya savaşında ve Afyon’da Topçu Yüzbaşı olarak savaşmış, şehit olmuş. Dumlupınar'daki anıtta adı var. Bir ayağını da savaşta kaybetmiş, o ayağı için ayrı bir mezar yapılmış, ayağın bulunduğu mezardaki adı Teğmen Topçu Süleyman Asaf olarak geçiyor. Kardeşinin torunları böyle anlatıyor. İki yerde mezarı var.

Ağabeylerinden Ahmet Mercan benim Mahmut Morgül amcamla birlikte Sarıkamış'ta şehit olmuş.

Mercan ailesi Portakallık mahallesiyle İslampaşa Mahallesinin birleştiği noktada yaşıyor. Aile lakapları

Galibunkiler, yani Galip Oğlu ailesi olarak geçiyor. Şu anda yaşayan 90 küsur yaşındaki Cevdet amcaya komşuları Galibun Cevdet der. Büyük dede Galip efendi Rize’de medresesi olan önemli bir müderrismiş.

Çocukluğumda onların Bağdat’tan geldiklerine dair bir duymuşluğum vardı. Şimdi diyebilirim ki, Selçuklu’dan önce de Bağdat’ın hem Arapça hem Farsça Bilimevleri çoktu, yanlış hesap ordan dönerdi, “kerat cetveli”ni en iyi ordan gelen matematikçiler öğretirdi. O evde az sonra Koratacı (Keratcı) kavramıyla karşılaşacaktım.

Salondaki fotoğrafları görmek ve öyküsünü öğrenmek isteyen araştırmacılar için; Mercan ailesi şu anda Rize, İslampaşa Mah.1.sokakta, Mercan Apartmanı, 5.katta oturuyor, apartmanın kapısında zilde adı yazılıdır.

90 küsur yaşındaki Cevdet Mercan, hafızası yerindedir. Bana oğlu Necati şunları anlattı:

Galip dedenin Rize'de 400 talebeli medresesi varmış. Ünü İstanbul’da duyulmuş. İstanbul’da müderrisler arasında Koratacı Galip Efendi adıyla bilinirmiş. Muhtemelen Abdülaziz dönemidir. Padişah onu İstanbul'a çağırmış, gitmiş, vardığında bilgisinden emin olmak için diğer müderrislerle karşılıklı sorular sormuşlar birbirlerine.

İstanbul'dakilerden daha iyi cevaplar vermiş, o daha zor sorular sormuş. İstanbul'da hocalığa hak kazanmış, Padişah ona “Koratacı sen burada kal” demiş. O da Padişaha demiş ki, "Bana izin verin, Rize'de 400 talebem var, diplomalarını henüz vermedim, orda size duacı olayım, diplomalarını verdikten sonra geleyim."

Padişah kabul etmemiş, Galip Efendi İstanbul’da kalmış. Fakat 2 ay sonra zehirlenerek öldürülmüş.

Aklıma tarihte bilim yapan Mer soylular geldi. Bağdalı bilginlerinden Mar soylular, El Maari, Marlı Ahmet… Tıbbın da sembolü olan yılan, yani Mer/Mar soylu, Mer-Can…

Daha sonra ailesinden gidip soranlara verilen bilgiye göre onu çekemeyen hocalar tarafından öldürülmüş. Öldürülme nedeni bana inandırıcı gelmedi. İngiliz parmağı vardır o işte de. Dönem öyleydi çünkü.

Anadolu’da Rize gibi yerde Müderris olmak, Matematik öğretmek 150 yıl önce kolay olmasa gerek. Bu mahalleden İstanbul’a Askeri Tıbbiyeye giden Miralay Mehmet Arif Finci’nin ilk eğitimini burada Rize’de aldığını düşündüğümde Galip Efendi’nin öğrencisi olmalıydı. Galip Efendi Kuvayi Milliyeci Miralay Tabip Mehmet Arif Finci gibi kafalı gençler yetiştiriyorsa, “Haydi gelin uşaklar” diye haber salması yeterliydi… Süleyman Asaf da gelir, İpsiz Recep de…

Galip Efendi’nin oğludur Kuvayi Milliyenin Topçu Yüzbaşısı Süleyman Asaf. Onunla ilgili bir çalışma yapmış olan yine bu mahalleden komşumuz müfettiş tarih öğretmeni Yakup Öztürk, aileden bilgi ve fotoğraflar almış, ama kitap olarak basmamış. Birisi daha böyle bilgi almış o da basmamış. Tahminim odur, fotoğraflarda bir karışıklık olmuş, kişileri netleştirememiştir. Ya da Süleyman Asaf da Miralay Tabip Mehmet Arif Finci gibi tarihten silme cezası verilenlerden biridir.

Salondaki bir diğer aile fotoğrafında Süleyman Asaf askeri kıyafetiyle babaları Galiboğlu Mehmet dede ile birlikte görülüyor. (Fotoğraf tarihi kamera hatasıdır. Tarih 16.10.2013 olacak)

Fatih Sultan Kar’ın arşivinde resimdekiler şöyledir: 1. İpsiz Recep, 2. Mehmet Altınakoğlu, 3. Osman Altınakoğlu, 4. Salih Çavuş, 5. İlyas Altınakoğlu, 6. Kansız Ali.

Eminim ki mahallemizde onların ışığı yanmaya devam ediyor.

Oğlu Necati’den babası Cevdet amcanın bir güzel öğüdüyle bitireyim. Yıllar önce Yunanistan’da sıkıntılı günler yaşanırken, herkesin “oh olsun” dediği günde oğluna şunu demiş;

“Komşunun karnı ağırsa karnını oğuşturacaksın!”

Benim babam da şunu derdi; “Komşunun tavuğu ölse İngiliz’den bileceksin.”

Şimdi geldik nereye; ne tarih biliriz ne de baba sözü dinleriz. Komşularımıza, hem de Müslüman komşularımıza, karın oğuşturmayı bırak, karın deşiciler gönderiyoruz. İngiliz ile aynı bardaktan su içiyoruz.

Bir de “Tarih affetmez” diye atasözümüz var, değil mi?

Eğitimci Yazar Mahiye MORGÜL, 23 Ekim 2013
http://www.mahiye.net
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Resim
http://www.milliiradebildirisi.org

 
Küresel Katillerin Silahına Mermi Olmaktansa Silivri'de Yatmak… / Mahiye MORGÜL PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 06 Eylül 2013 01:30

ABD Türkiye’yi öldüresiye seviyor, mermi olarak silahına sürüyor... ABD Demokrat Parti üyesi tarihçi Dr. Trapley öyle diyor. Obama’nın partisindendir.

Çanakkale’den biliriz onların demokratlığını, İngiliz kiralık askerlerinin mezar taşlarına “For democrasy” yazar. Birçoğu da Yeni Zelandalı Müslümanlardı. Demokrat olmak onlar için sermayenin serbest dolaşımın (küresel sömürünün) önündeki engelleri savaşla veya işbirlikçileri eliyle kaldırmaktır. Demokrasiye geçiş derler, her yol mubahtır.

Yeniden dünya savaşı kapımıza dayandı, küresel demokrasiye geçiyoruz.

Türk ordusunun satılık kanı var dediler. Askerimizin kanını satacak başbakan ve cumhurbaşkanı bulmaları gerekiyordu. Buldular, BOP anlaşmaları yaptılar, olmadı.

Askerimizin başında Suriye’yi işgal edecek komutan gerekiyordu, onu bulamadılar. Suriye’ye girmektense hapse girmeyi tercih ettiler. Cezalandırıldı komutanlar, başlarına balyoz indirdiler. Akıl almaz yalanlarla subaylarımızı içeri tıktılar. Yine de ordumuzu Suriye üstüne süremiyorlar, panik içindeler.

Meclis tatil yapıyor, Meclis tatildeyken Cumhurbaşkanı yetkiliymiş, o versinmiş kararı. Dünya savaşının eşiğindeyiz. Meclis toplanamıyor, Erdoğan kendi milletvekillerine güvenemiyor, elleri ayaklarına dolandı.

Türk ordusuna tuzak üstüne tuzak kurulurken, eş zamanlı Türk eğitim ordusu sinsice tarumar ediliyor. Sistemle durmadan oynanıyor. Veliler şaşkın, öğretmenler şaşkın. Son açıklamalardan sonra öğretmenin sınıfta çoban konumuna indirildiğini herkes görüyor.

Bakanlıktan tablet içinde sorular gelecek, öğretmen sınav yapacak. SBS’nin versiyonu bu. Okul dışında yapılan sınavda öğretmene ücret ödeniyordu, bu ücreti de ödememiş olacak.

Artık öğretmen hiçbir derste kendi öğrencisine not veremeyecek. Peki de, artık öğrenci öğretmeni dinler mi? Zaten kuşa dönmüş müfredat. Öğretmen kendi gayretiyle bir şeyler öğretmeye çalışıyordu, artık bu gayrete de girmeyecek.

Veliler şimdiden özel ders için koşturmaya başladılar. Hani dershaneler kalkacaktı?

Bu işin varacağı yeri veli bilmiyor. Adım adım çocuğun ayağı okuldan kesiliyor, caf caflı sözlerle “bilgiye erişim”, “öğrenmeyi öğrenme” tuzakları örülüyor, paran kadar bilgiye erişim…

Ders başına sınıf atlama getirdiler, veliye bundan hala söz edilmiyor.

Din okulları artıyor, her tarikata ayrı ortaokul… Cami-Cemevi projesine paralel Alevi-Sünni din okulları ayrılıyor. Oysa bu, Alevi çocukları ayırma projesidir.

Eğitimde yeni sistem iç savaş tuzağına çekiyor bizi, bilinsin.

...

Suriye’de 400 çocuk öldürüldü. Önce kaçırdılar, sonra öldürüldüler.

Ne zaman çocuklar kaçırılsa aklımıza organ mafyası geliyor. Bunun da bir nedeni var. Gebze depreminde yıkıntılar arasında sahipsiz dolaşan çocukların az sonra kaybolduklarını, oradan geçen İsrail ilk yardım araçlarından söz edildi. İsrail organ mafyasına dair söylentiler yayıldı. Sonra büyük tsunamide, Endonezya hükümeti İsrail ilkyardım helikopterlerini yasakladı, sahipsiz çocukların ortadan kaybolmalarından onlar sorumlu tutuldu.

Şimdi Suriye’de Gota bölgesinde kaçırılmış çocuklar öldürülünce kimyasal silah değil, İsrail organ mafyası geldi aklıma. Eli palalı şeriatçıların insan kalbi yediklerini izletmişlerdi bize. Bunları yan yana koyunca doğal olarak aklıma ilk gelen İsrail organ mafyası oldu.

Neden Gota’lı çocuklar seçilmiş olabilir? Bunun da bir izahı olmalıydı. Doku uyuşması meselesi. İsrail halkının çoğunluğu Kırım Kiev-Bubiyar asıllı Aşkenazi denilen Saka Türkleridir. Sakaların antik adı Godlardır. Guti’ler.

Roma saldırılarına karşı toplanan Selevkos ordularında, Selahattin Eyyübi’nin ordusunda ve Baybars’ın ordusunda çokça Kırım Türkü vardı. Hatta Türk adı tarihte ilk defa onlar için kullanıldı. Baybars’ın devletinin adındaki Türk adı ordan gelir.

Suriye’deki çocuk katliamıyla ilgili gerçekler bize gösterilen fotoğraflardan farklı olmalıdır.

Çocukları öldürdükleriyle kalmayıp ölüsünden yağ çıkartacaklarını düşündüm. Gerçek katilleri bulmak yerine, bütün Suriye’yi kana bulayacaklar. İnsanlık çıldırmış!

Tarihte Talmutçu Yahudi tefeciler geldi aklıma. Borç verdikleri babanın borcuna karşılık 3 yaşındaki kız çocuğunu elinden alıp kerhaneye (karhane!) satarlardı. Onların bu acımasızlığına karşı çıkan diğer Yahudi tüccarları da cezalandırırlardı, onun için Yahudinin Yahudiye acımasızlığı meşhurdur, “Venedik Taciri” oyununda Şekspir bunu anlatır.

Şimdi Suriye’deki Müslüman ve Hristiyan bütün gruplar o acımasız Venedik tacirlerine karşı birleşmiş haldedir. Defalarca Yahudi Venedik tacirlerinin zulmüne uğramış, ordan oraya sürülmüş diğer Yahudi gruplar da kendi güvenlikleri için bugün Suriye halkıyla birleşmek ihtiyacındadır. Yani Mazada, birleşerek ölümüne direnmek.

Evet, Şam direniyor, birleşerek direniyor, tarihte hep böyle oldu. Şam’ın asıl adı Da-mas Kos budur. Da-maz, yani Maz-ada! Maz ise “kutsal hilal” demekti, değil mi? Yani Sarı-Ay, Suriye.

İslam da Hilal Dini, Birlik Dini değil midir?

Paraya tapanlara çocuklarımızı kurban vermemek için, Suriye halkıyla birlikte direnmek, başımızdaki haçlı işbirlikçilerini indirmek şart olmuştur.

Ben her Cumartesi Vardiya Bizde etkinliklerine giderken boynuma sarı fular ve sarı hilal kolye takıyorum. Sadece Vardiya Bizde diyen hapisteki subay eşlerine değil, Suriye’ye saldırmayı kabul etmeyerek hapse girmeyi tercih eden, NATO’nun haçlı ordularına teslim olmayan Türk komutanlarına destek vermeye gidiyorum.

Pankartıma bu hafta şunları yazdım:

Suriye’ye sokamadı, Silivri’ye soktu!

Suriye’ye girmem dedi, katmerli müebbet yedi!

Diren Suriye, Vardiya anaları seninle!

Eğitimci Yazar Mahiye MORGÜL, 6 Eylül 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
DİB’nın Cemil Dede Kitabı / Mahiye MORGÜL PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 25 Temmuz 2013 18:58

Okuma-yazma öğrenen çocuklara hediye olarak verilen kitaplardan DİB yayını “Cemil Dede” başlıklı, “Namaz Surelerini Anlatıyor” alt başlıklı, “Nasr Suresi” alt yazısı olan bir kitap geçti elime. Yazarı M.Nezir Gül, resimleyen Osman Turhan. Bu sene Ankara’da birçok okulda öğrencilere dağıtıldı. Kitabı elime aldığımda ilk gördüklerim şunlar oldu:

-Cemil Dede sayfanın orta zımbasından çıkmış yandan çocuklara konuşuyor, karşıki damdan bir kedi onlara bakıyor. Cemil Dede’nin Noel Baba gibi sakalı var.

-İç sayfalarda Kâbe’nin bir duvarının resmi minicik kâğıt parçası gibi havalarda dolaşıyor.

-Gökkuşağının üzerinde Fatih’in Fetih gemisi var, insanlar onu köle gibi iplerle çekiyor.

-Cemil Dede ile bir şeyler paylaşan adaşı bir çocuk var, olur olmaz konuşuyor.

Kitapta yer alan “Mekke’nin Fethi” öyküsünde daha ilk cümlede sanki yarım kalmış bir konuşmayı başlatıyor gibi, “ Cemil Dede biraz duraklayınca Arif Bey bir soru sordu:…” Metinde “giriş” kavramı yok.

Öykünün devamında Fatma adında bir kadın söze girer:

- “Allah Resulü, kendisine ve Müslümanlara o kadar eziyet edenleri niçin öldürmedi? Onlar ölümü hak etmemiş miydi?”

Bu arada küçük Cemil hemen araya girdi:

- “Ben olsaydım hepsini öldürürdüm!”

Cemil Dede tebessüm ederek cevap verdi:

- “Evet aslında, Mekkelilerin büyük bir kısmı ölümü hak etmişti. (....)

Çocuğumuza okulda verilen ve DİB bütçesiyle basılmış bir kitapta bu ürpertici cümlelerin ne işi olabilir?

Aynı kitapta “Nasr Suresi” (sh.19) adlı okuma metninde şöyle bir bölüm var:

“Bu sure geldiği zaman Peygamber Efendimiz; vefatının yakın olduğunu belirtmiştir.

Bu sureden sonra Allah Resulü(s.a.s), şu dua ve tesbihi çokça söylemiştir:

-Sübhanekellâhümme ve bihamdik. Estağfiruke ve etûbu ileyk.” (…)

Bu anlatımda:

-Noktalı virgül yersiz kullanılmıştır.

-Henüz okumayı yeni öğrenmiş 1.sınıf çocuğu, aynı isimle başlayan namaz suresi “Sübhaneke”yi bu dua ile karıştırmaya başlayacaktır. Çünkü ilk öğrendiğini insan bir daha kolaylıkla değiştirememe özelliğindedir, çünkü şartlanma oluşmaktadır. Burada iki ayrı duadan alınmış iki cümleyi birleştirerek yeni bir tesbih örneği verilmesi çocuğu şaşırtmaktır.

“Tesbih ve Hamd Allah’adır” metninde ise, “tesbih” ile “ tespih” kelimeleri karmaşaya sebep olacak şekilde veriliyor:

-Elinde tesbihiyle gedi.

- Tespihlerinizin olması ne güzel.

-Allah’ı tesbih etmek daha da güzel.

-Elif Nur’un tesbihi de güzel. Bu tesbihle namazda ve namaz dışında dilediğimiz zaman Allah’ı tesbih eder, zikreder, anarız. Tespih sadece bir araçtır.”…

Benzer kavram karmaşasına 1.sınıf Türkçe kitabından örnek vermiştik; sözcüğün isim hali ile eylem hali aynı yerde ve çok yakın anlamlarda kullanılırsa, çocuğa okuduğunu anlama sorunu yaşatırız.

Daha okumaya yeni başlamış bir çocuğa, bir sözcüğün isim hali öğretilmeden sözcüğün diğer kullanımları verilirse çocuk öğrenme güçlüğü yaşar. Kelimeleri karıştıracağı için çocuğa “disleksi” tanısı konabilir veya okuduğunu anlama sorunu yaşayacağı için “öğrenme güçlüğü” tanısı konabilir. Bu sonucun, “kontrollü kaos” gibi, bütün kitaplarda aynı anda yer alan pedagojik ve görsel yanlışlardan kaynaklandığını düşünüyorum.

Ve ben bu yazıyı neden yazdım:

Diyanet İşleri Başkanımız dünkü açıklamasında idari değil ama dini ve bilimsel özerklik istedi de... Yayınlanmış kitaplarında yeterince "özerk" olduğu, kindar ve dindar bir nesil için kolları sıvadığı görülmüyor mu? Daha neyi istiyor anlamadım.

Eğitimci Yazar Mahiye MORGÜL, 25 Temmuz 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Alparslan Işıklı hocamızı yitirmenin üzüntüsüyle… / Mahiye MORGÜL PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 19 Temmuz 2013 19:13

Halkçı İktisatçı nasıl olunur, bunun profesörü Alpaslan Işıklı hocamızı yitirdik. Adı gibi ışıklıydı, Kemalizm’i çok iyi özümlemişti. Kemalizm tanımını Mustafa Kemal öğretisinden alır, “Kemalizm devlet sosyalizmidir” derdi. Kimi Atatürkçüler onu anlamakta zorlanmışlardır.

Mustafa Kemal’in “Sosyal devlet” anlayışını çok iyi kavramıştı. 27 Mayıs Anayasasının Sosyal Anayasa olması için ne çok katkı verdiğini burada anlatmayacağım.

Alpaslan Işıklı hocamızın bende çok özel bir yeri var. Kamucu eğitimin adım adım ortadan kaldırılışından o da rahatsızdı. Eğitimin piyasaya atılmasıyla görevli Mesleki Yeterlilik Kurumunun yasasını deşifre etmek için verdiğim uğraşta bana destek vermişti. Bunu konuşmak üzere Ulusal Kanal’da yaptığı “Halkçı İktisat” programında beni konu etmişti, bin kere teşekkür ediyorum.

Tandoğan ve İzmir 2007 Cumhuriyet Mitinglerinin konuşmacılarındandı. 14 Nisan 2007 konuşmasını izlemek için:

http://www.youtube.com/watch?v=XSIkeLSDR1E

Bakü’de Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurulmasını ilk önerendi ve önerisini gerçekleştirmek üzere Bakü’de konferans düzenlediğinde ben de oradaydım. Suay Karaman ile birlikte kurduğu Tüm Öğretim Elemanları Derneğinde, direnen üniversitenin sözcüsü oldular. Keza yetiştirdiği öğrencilerden Prof.Yıldırım Koç, bugün ülkemizde yaşayan en değerli İşçi Hakları sözcüsüdür.

Alparslan Işıklı hocamızı yitirmenin üzüntüsüyle, ailesine, öğrencilerine, mücadele arkadaşlarına ve ulusumuza baş sağlığı diliyorum. İnanıyorum ki, ışığıyla yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.

Onun yolundan giderek, halkımızdan saklananları anlatmaya devam edeceğim.

Pedagojik formasyona neden veda?

Ders kitaplarından bilim esirgenirken, öğretmenlik mesleği de yok ediliyor. Öğretmen yetiştirme programlarını kapatıyorlar. Pedagojik formasyon yerine internet kullanma sertifikası verileceğini bakanımız ilan etti.

“Bilgiye erişimi kolaylaştıracağız” demişlerdi. İşte, eğitim yok, bilgiye erişim var! Okula da öğretmene de gerek yok.

Okullar ilk dört yıldan sonra buharlaşıyor, ders başına sınıf atlama sistemine geçirildik. Halka açıklanmadı ama genelgesi okullara gitti. Bunları halkımız takip etmediği için Milli Eğitim Bakanı bu hafta ne dedi kulak veren olmuyor. Kulak veren olsa da öncesini bilmediği için anlayamıyor. Son söylediklerini açalım, ne getirecekler bakalım.

”Öğretmenin sınıf geçirdiği notlar bizim için güvenilir değildir, biz kendimiz sınav yapacağız.”

Yani; ders başına sınıf atlama sınavları merkezden yapılacak. Yani; daha fazla sınav sistemi geliyor! Daha sonrası, yerel yönetimlere devir ve İngiltere gibi belediyelerde sınavdır!
”Öğretmenlik formasyon sertifikasını kaldırıyoruz. Bunun yerine internet kullanım sertifikası getiriyoruz.”

Yani; sınıfta çocukla yüz yüze gelerek öğretmek üzere değil, internetten video kamerayla öğretmek üzere sertifika alacaksınız. İnternet kullanma tekniğini, slaytla anlatma, görsel sunum yapma teknolojisini vb öğreneceksiniz. Sonra da, sizden bilgi satın almak isteyen çocuk olursa, ona parası kadar konu aktaracaksınız. Çocuğu “öğrendi mi” diye sınav yapmak sizin işiniz değildir, onu biz sınav yapacağız... Böyle diyor Eğitim Bakanınız.

Burada bir daha siz kandırıyorlar. Biz dediği kendisi değil, “Sınav Şirketleri Piyasası”dır. Merkezi sistem sınavlar kalkıyor, “itibarlı sınav şirketleri” sistemi geliyor, bunlar için şimdi dersanelerden piyasa temizleniyor, şirketler sınavdan para kazanacak. Bu piyasayı yaratmak üzere 1995’den beri SPAN Amerikan eğitim şirketi ülkemizde çalışıyor, onlar bu işin başına 5544 sayılı yasayla 2006 yılında Mesleki Yeterlilik Kurumunu getirdi, bu kurum gözden uzak tutuluyor.

Deyin ki, çocuğunu seçkin bir okula kayıt yaptırabilmek için onu sınava hazırlamak bitiyor, dershaneler kapanıyor, sınav ve kurs şirketleri piyasası geliyor. Bu iktidar ve bu Milli Eğitim Bakanı bu işle görevlidir. BOP’un eğitim ayağında bu var. Eğitimin amacına artık “Küreselleşmenin gerektirdiği eğitim programlarını uygulamak” maddesi eklenmedi mi?

Öğretmen yetiştirme eğitimi de parçalayarak küresel piyasaya atılıyor, yani “eğitim açılımı” tamamlanıyor. Yaratılan eğitim sektöründe her bir parçadan bir başkası para kazanacak. Örneğin öğretmen evinde internetten veya eğitim şirketinde sözleşmeli öğretmenlik yapar, bu durumda şirket patronu ondan teknoloji sertifikası isteyecektir.

Bu piyasacı model sayesinde, taşrada oturan bir veli de çocuğuna İstanbul’daki bir eğitim şirketinden video kameralı kurs aldırabilecektir. Ya da Londra’dan, Paris’ten…

2007’de İrfan Erdoğan adlı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı buna “eğitimde eşitlik getiriyoruz” dedi. Oysa eşitlik, parası olanla olmayan arasında olur, Cumhuriyetçi kamucu eğitim budur. Bilgiyi parayla satan şirketten paran kadar bilgi satın almaya ancak bu sömürgeci kafalar eşitlik der? Adam kandırmaya devam ediyorlar.

Gerçek ise şudur; küresel eğitim şirketleriyle yerli şirketler Türk ailelerini sömürmekte eşitleniyor. Bir süre sonra yabancı piyasa tamamına egemen olacaktır. Teknolojiyi daha iyi kullanan parsayı toplar. Hüseyin çelik’in 2006’da dediği olur, devlet aradan kalkar, “desantralizasyon” (merkezi eğitimi lağvediş) tamamlanır.

Öğretmenlik mesleğinde insan insana eğitim bitiriliyor, artık çocuk sosyal varlık değildir, şirketlerin üzerinden para kazanacakları rant kapısıdır. Onun için öğretmenliğin de buna göre dizayn edilmesine sıra gelmiştir. Onun için pedagojik formasyon kalkıyor ve eğitim fakülteleri kapanıyor.

“İlk dört yılda çocukları ne kadar aptala çevirirsek, sonrasında veliler o kadar daha çok bilgiye ulaşmaya para harcar” mantığıyla hazırlanmış olan yeni ders kitaplarını neden zorunlu ve bedava dağıttıklarını şimdi anladınız mı?

Lütfen çevrenizdeki ilkokul çocuklarının okuma-yazma ve okuduğunu anlama becerisi kontrol ediniz. Çocuklarımız bu hale gelirken ders kitaplarına karşı direnmeyen öğretmenler ve sendikalar, şimdi internetten mentörlük-koçluk sertifikası almaya koşacaklarsa, bu halk artık kime güvenecek?

İş çarıklı erkâna, sağduyusunu henüz kaybetmemiş olan anne babalara, bize düştü demektir.

Yine de öğretmen kardeşlerime bir önerim var. http://www.mahiye.net sitemdeki ders kitaplarını sizin için oraya koydum, lütfen taşınır belleğinize kaydedin, sınıf atlamak için kapınıza gelen öğrenci olursa, o kitaplarla ders vererek para kazanabilirsiniz.


Eğitimci Yazar Mahiye MORGÜL, 19 Temmuz 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 18
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!