Nadim MACİT

Nadim MACİT



Arap Baharı'nın (.!.) Öncüsü Suudi Arabistan'mış / Nadim MACİT PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 21 Mart 2012 09:37

Feleğin çarkı tersine dönüyor. Menteşesinden boşanmış dünya, en keskin çelişkilere ev sahipliği yapıyor. Ne garip! 21. Yüzyılın başında küresel demokrasinin öncüsü ABD, Ortadoğu'da demokrasi kuşağı oluşturma projesinin öncüsü Suudi Arabistan. Dünyanın Amerikanlaşmasının en munis, en sadık ve en bağımlı yandaşı Suudi Arabistan'ın "Ortadoğu'yu diktatörlerden kurtarma" adına iş birliği yapması zihin denetiminin derinliğini göstermesi açısından çok çarpıcı. Tam bu noktada sormamız gerekiyor:

Savaş ve işgal üzerine kurulan bir emperyalist politikanın önünü açan Suudi Vehhabiliği hangi İslâm'ın sözcüsü, ya da temsilcisidir?

Eğer can sıkıntınızı gidermek için bir mizaha ihtiyacınız varsa Suudi Arabistan ile demokrasi kavramını aynı kâğıda yazın ve bakın. Şüphem yok ki kahkahanız duvarları aşacak. Diktatörlüğün kitabını yazmış bu devlet, Suriye devletine hâkim olan diktatör Beşşar Esed'i yıkmak için muhaliflere silah yardımında bulunuyor. Batılı ülkelerin bir an önce Suriye'ye müdahale etmesi için çağrı yapıyor. Bu nasıl bir komedidir? Demek ki bu devlet, İslâm'ın değil emperyalist güçlerin yaraladığı ve bağımlı kıldığı bir çocuktur. Yaralı ve şaşkın çocuk. Elindeki petrole ve paraya ilgi duyan ABD'nin telkinlerini demokrasi zannediyor.

Bu toprakların kaderi İslâm adına ya hınç insanı olmak ya da emperyalizmin uşağı olmak, başka seçenek yoktur. Ya kin ve nefret kusmak ya da işgalci güçlerin eylemlerinin bir parçası olmak nasıl bir zihniyetin eseridir. Böyle bir tutumda İslâm'ın zerresini bulmak mümkün değildir.

Suudi Arabistan şark despotizminin en çarpık biçimidir. Kelimenin tam anlamıyla entegrizmin şeceresini temsil eder. İnsan hakları ve demokrasi bu entegrist devletin meçhulüdür. Durum bu olduğu halde diktatörleri yıkma, Suriye'deki muhalifleri destekleme girişimi ne anlama gelmektedir?

Her şeyi ile ortaya çıkan gerçek şudur: Arap Baharı (!) uydurması altında Ortadoğu iç savaşa çekilmektedir. İç savaş, müdahaleye gerekçe yapılmaktadır. Suudi Arabistan ve Türkiye ise bu sürecin gönüllü iki merkezi olarak emperyal gücün tetikçiliğine soyunmuş durumdadır. Demek ki pazara çıkarılan demokrasi bir yabancı halkı kendi vatandaşı yapmadan ona hükmetme ve onu hem demokratik devletin uzağında tutup hem de demokratik devletlere bağımlı kılmaktır. Şu anda pazarlanan, işletilen ve yutturulan demokrasi budur.

İç savaşa zemin oluşturan, işgalci güçlere öncülük yapan aktörler esareti hürriyet diye pazarlayan meczuplardır. Her türlü farklılığı ortadan kaldıran ve uzun süredir başkalarını tanımlayan ve her türlü şiddeti din adına icra eden bu devlet, totalitarizmin kataloguna Vahhabî püritenliği eklemiştir. Bir fikri geleneği ve insanın dünyaya açılma ve dünya kurma yeteneğini inkâr eden bu anlayışın ABD merkezli Protestan köktenci hareketlerle örtüşmesi bir özel duruma göndermede bulunuyor mu, bilemem. Fakat ülkemiz siyasetinde söz sahibi olan aktörlerin bir şekilde Suudi Arabistan tezgâhından geçmiş olmaları ve ülkemizde neo-selefilik adı altında giderek yayılan ve desteklenen din anlayışı sözünü ettiğimiz ittifakın arka-planını anlamamıza katkı sağlayabilir.


Bir taraftan Batı ittifakı içinde yer almak, diğer taraftan saf İslâm savunuculuğu yaparak İslâm dünyasının bütünlüğünü tehdit eden iç savaşı beslemek "ancak küresel bir rolle" açıklanabilir. Böyle bir tablo içinde İslâm'dan bahsetmek, yalanı din mertebesine çıkartmaktan başka bir şey değildir. İslâm medeniyeti üzerine zifiri duman gibi çöken Suudi mahlaslı "kaba ideolojinin" mensupları ve bu ideolojinin içinde yer alan siyasî aktörleri Püriten Amerikan'ın aynı vaftiz kabından geçmiş oldukları izlenimi veriyorlar.

Müstevlilerle girişilen bu ortaklık İslâm'ın ve İslâm mekânlarının bağımsız olmadığını gösterir. Açık bir şekilde ifade etmemiz gerekir ki Ortadoğu bir Haçlı tasallutunun altındadır. Bu topraklar güvenliğini yitirmiştir. Hatta Hac ibadetini yapmak için gerekli olan yol güvenliği ortadan kalkmıştır. Ortadoğu coğrafyası "demokrasi oyunu" üzerinden iç savaşa çekilmiştir. Suriye basının verdiği sınırlı bilgiler, toplumun "herç" denilen ortama sürüklendiğini göstermektedir. İnsanlar kitleler halinde göç etmekte ve komşu devletlere sığınmaktadırlar. Bu can pazarını "demokrasi ve özgürlük arayışı" olarak takdim edenler işgalci güçlerin ayartıp bağımlı kıldığı aktörlerdir.

Herkesi zulüm ve zalimlikle suçlayanların böyle bir zulme alet olmaları "imtihan dünyasının garip bir cilvesidir." Her gün demokrasi ayini yaparak başkalarını tanımlayanlar, bu akan kanı hayatları boyunca temizleyemezler. İslâm bilginlerinin tavsiye ettikleri "korku-ümit" dengesi gerçekliğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Haksızlık yapmaktan korkmayan ve ümidini yitiren insanların güzel kelimeleri telaffuz etmeleri hiçbir anlam taşımıyor. Ortadoğu sınırlarında akan kan, gerçeğin ne olduğunu "duyan, gören" her vicdana yeterince anlatmaktadır.

Nadim MACİT - 20 Mart 2012,
ORTADOĞU

 
Büyük Patlama ve II. Berlin Duvarı / Nadim MACİT PDF Yazdır e-Posta
Salı, 13 Mart 2012 16:57

Ortadoğu'yu dönüştürme planını "demokratik dalga", "Arap Baharı" şeklinde yumuşatan diplomatik dil birçok siyaset bilimciyi, uluslararası ilişkiler uzmanını ve sözüm ona stratejistleri etkisi altına almış. Bu durum, hâkim gücün öteki üzerinde uyguladığı siyasî ve diplomatik denetimin ürünüdür. Siyasi iktidar (AKP) isteyerek ya da istemeyerek bu planın parçası olduğu için ürettiği siyasî dille "dönüştürme planının" üzerini örtmektedir. Hâkim siyasî ve diplomatik dili aşamayanlar ise küresel ve yerel gücün sesi olan gazete ve sosyal medyada yer alan bilgileri papağan gibi tekrar etmektedirler.

Yaygın söylemin esiri olanlar "emperyalizmin kanlı ellerini" gizleyerek benliklerini yitirmelerine karşın hâkim söylemin propagandasını yaptıkları için itibar kazanmaktadırlar. Bunların "denetim altına alınan yaygın medya" tarafından itibarlı kişiler olarak takdim edilmeleri "belli bir amaç için düzenlenen söyleme uyum göstermelerinden" kaynaklanmaktadır. Başka bir meziyetleri ve numaraları yoktur.

Belli bir amaç için inşa edilen söylem, denetim altına alma ve işgal etme faaliyetini "demokratik dalga" adıyla yumuşatmaktadır. Oysa bu projenin pişirildiği mutfaktaki adı: Büyük patlamadır. Ana hedefi ise Ortadoğu'yu dönüştürerek kontrol altına almaktır. Anılan projenin mutfağında yer alan Thomas P. M. Barnett 2005'te yayımladığı "The Pentagon's New Map" adlı çalışmasında açık ve anlaşılır bir dile 1990 sonraki süreci, özellikle 11 Eylül sonrası dünyanın politik ve stratejik haritasını çizmekte ve yeni ötekinin kim olduğunu ortaya koymaktadır.

Pentagon 11 Eylül hadisesini ve sonrasını tanımlarken şu ifadeleri kullanmaktadır: "11 Eylül ile birlikte Pentagon şimdi İsrail'in Ortadoğu'da süper güç olma yolundaki engellerinin ortadan kaldırılmasında elini rahatlattı. Öncelikle Taliban'ı iktidardan indirmek zorundayız ve Usame b. Ladin ile yarım kalmış tüm işlerimizi halletmeliyiz. Çünkü bu adam yanlış insanlar tarafından canlı olarak yakalanırsa her şeyi ifşa edebilirdi. Sonra sıra Saddam'a gelecek ve böylelikle tüm petrole el koyabileceğiz." Taliban ve Saddam Hüseyin'in akıbetinden önce söylenmiş bu sözler bize bir şeyler anlatıyor olmalıdır. Bu tablo gösteriyor ki İslâmî terör söylemi ve diktatör Saddam Hüseyin teması üzerine kurulan siyasi-stratejik söylemin amacı demokrasi değildir. Değişen dünyanın ölçülerine göre yeni denetim mekanizması kurmak ve buna uygun aktörler üretmektir.

Pentagon'un yeni haritasına göre büyük patlama; Ortadoğu'da bir rejimin ardından diğerini yerinden etme hareketidir. Yerinden etme politikası planlanmış ve haritası çizilmiştir. 1990 sonra geliştirilen ve 2005'te yayınlanan metinlerde şu ifadeler yer almaktadır. "Ortadoğu 20 yıl içinde dönüştürülecektir. Nitekim Irak savaşı sistem çalkantılarının stratejik takibini teşkil etmektedir. Gelecek yıllarda Ortadoğu boyunca büyük bir patlama baş gösterecektir. Çünkü Amerika'nın küreselleşme çağında stratejik güvenliğini sağlamasının tek yolu kopukluğu, yan liberal-kapitalist sistemin iktisadi ve siyasi esaslarından uzak kalan ülkeleri ortadan kaldırmaktır. Amerika Irak'ın dünya ile bağlantısını tekrar sağlayabilirse Ortadoğu'nun dönüşümü ciddi olarak başlayacaktır. Aksi durumda Amerika komşu ülkelerde yeni istikrarsızlık alanları ve kanalları üretecektir."


Belirtilen projenin mutfağında yer alanlara göre yeni istikrarsızlıklar içine çekilecek ülkeler şunlardır: İran, Türkiye, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır. Demek ki Arap Baharı belirtilen istikrarsızlığın diplomatik dildeki adıdır. Demokrasi kuşağı oluşturma planına göre Irak'ın işgali II. Berlin Duvarıdır. İşgalle birlikte II. Berlin Duvarı yıkılmış, Ortadoğu'da büyük patlamayı gerçekleştirecek olaylar dizisi uygulanmaya konulmuştur.

Planın makul ve sürdürülebilir olması için bölgedeki siyasî aktörlerin ve devletlerin yetersizlikleri öne çıkarılmıştır. 1990 sonrası dünyanın fikri ve siyasi ufkuna uygun bir şekilde "seküler diktatörleri" tasfiye edip, bunların yerine toplum üzerinde denetim kurabilecek "muhafazakâr dini-politik diktatörleri ikame etme" hareketi devreye sokulmuştur. Bu durumu "demokrasi kuşağı oluşturma ya da dini-politik cemaatlerin demokrasiye öncüllük ettiklerini ileri sürerek yeni bir dönemin başladığını müjdeleme" küresel ölçekte yalandır. Böyle bir şeyi söylemek için "ahmak otu yemek yetmez." Aynı zamanda tedavi edilmesi zor "kültürel şizofrenliğin dipsiz kuyusuna düşmek" gerekir. Umarım ki aşırı şok algının uyanmasını tetiklerde "demokrasi oyununun kanlı dişleri" fark edilir.

Nadim MACİT - 9 Mart 2012,
ORTADOĞU

 
Hocalı Mitingi Gayr-ı Mücerret Ermeni Milliyetçilerini Fena Çarptı / Nadim MACİT PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 09 Mart 2012 09:59

Ermenistan'ın Hocalı'da yaptığı katliamı protesto etmek için düzenlenen Taksim mitingi, Gayr-ı Mücerret Ermeni milliyetçilerini fena çarptı. Efendilerin keyifleri kaçmış. Çünkü alışmışlar. Her gün Türk Milleti'ne hakaret edip aşağılamazlarsa kafayı bulamazlar. Hem hakaret edecek hem kimseden ses çıkmayacak ki "diaspora aşığı" demlensin. Yol göstersin, eğlensin, teknik küfürler icat etsin. Buna karşın hiç kimseden ses çıkmasın. Çünkü çöküş dönemini yeniden sahneleyen halklar ve onların iç ve dış uzantıları, ses çıkaranı damgalarlar. Nefretin ve şiddetin öznesi yaparlar. Bu bir alışkanlıktır. Diaspora aşığı alışmış ya, boş kalınca rahatsız oluyor.

Gayr-ı mücerret Ermeni milliyetçisi, 1915'in yüzüncü yılına gönderme yaparak tehdit savuruyor: "Devleti 2015 sendromu esir aldı. 2015 kasırgasını Ermenilerin soykırım yaptıklarını ilan ederek Azerbaycan'ın desteğiyle atlatmaya kalkışıyor. Tabii ki bu strateji gülle gibi geri tepecek." Aşağılamayı hakaret haline getirmiş gayr-ı mücerret Ermeni milliyetçisinin sadece bu cümlesi bile "tedavisi mümkün olmayan hastalığı" açığa çıkartıyor. Öfke, kin ve şiddeti her nefesinde soluduğunu gösteren bir dille tehdit ediyor. Öfkenin ateşine tutulmuş nefis, tarihi unuttuğu için kendini de unutuyor.

Osmanlı Devleti, Ermeni milletini millet-i sadıka olarak adlandırmış ve hukukunu korumuştur. 1915 olayı, bağımsız devlet kurma idealine dayalı bir kalkışmanın eseridir. Bu kalkışmanın ebesi Rusya, İngiltere ve Fransa'dır. Osmanlı topraklarını paylaşmak isteyen güçler Ermenilere "devlet vaat etmişler" ve onları bu hayal uğruna "kullanmışlar"dır. Dış güçlere yaslanan Ermeni çeteleri Anadolu'yu kasıp kavurmuşlardır. İşler tersine dönünce devlet büyük bir kıyımı önlemek için tehcir yöntemini kullanmıştır. Bununla birlikte mevzii saldırılar durumunda karşılıklı çatışmalar olmuştur. Sözün özü: Ermeniler, yüzyıllardır çatısı altında yaşadığı bir milleti kriz esnasında vurmuştur. Batılı güçler, sınır muharibi olarak gördükleri Ermenileri yine kullanmak peşindeler. 4 Mart 2012'de düzenlenen halkların kardeşliği mitingi bunun bir provasıdır. Bunun arkası gelecektir.

Dış güçlerle ittifak edeceksin. Çeteler kurup milletin malına, ırzına tecavüz edeceksin. Sana kimse bir şey demeyecek. "Soykırım yapıldı!" deyip bir milleti katil ilan edeceksin, kimseden ses çıkmayacak. Bir milletin dinî tutumunu "Türk-İslâm sentezi" kalıbı altında nefretin ve ilkelliğin adresi göstereceksin, kimseden ses çıkmayacak. Herkese Ermeni diasporası şerbeti içirmeye kalkışacaksın, üstü örtük ifadelerle diasporanın propagandasını yapacaksın, kimseden ses çıkmayacak. Yaptığın aşağılamalara ve hakaretlere tepki gösterenleri kâmilen suçlu göstereceksin, kimseden ses çıkmayacak. Senin kinin, nefretin, tahrik eden dilin sevap olacak, bu dile ve tutuma tepki gösteren ise kinin ve nefretin öznesi olacak. Bu nasıl bir mantık? İzan ve akıl bu tutumun neresinde? Bu millet koyun mu ki istediğin gibi güdesin?

İç ve dış mahfillerin ayartılmış uşaklarını yanına alarak her gün hakaret edesin. Bu nasıl bir haktır ve bu hakkı sana kim veriyor?

Böyle bir aymazlık ve şirretlik, masum ölüleri bile ayağı kaldırır. Senin derdin bütün milleti ayağı kaldırmak. Fakat bu millet basiretlidir. En büyük sermayesi de budur. Oynamak istediğin oyun ve kurmak istediğin tuzak boşa çıkacaktır. Etnik ayrımcılığı ve Türk Milleti'ne hakaret etmeyi "günlük dua haline getiren" bu hastalıklı zihniyetin hiçbir millete faydası olmaz. Her şeyi Ergenekon torbasına atarak şaibeli hâle getirme yönteminiz sinsi amacınızı örmeye yetmemektedir. Ermenistan'ın Hocalı'da yaptığı katliama tepki gösterenleri bu şekilde suçlamanın karşıt ifadesi şudur:
"Gayr-i mücerret Ermeni milliyetçilerinin yaptıkları ve yazdıkları Ermeni diasporasının etkisi ve katkısından ibarettir." Nasıl? Oldu mu?

Her gün katil dediğin milletin çocuğu kalkıp karşılık verdiğinde ağzının ivmesi bozuluyor. Nefret kusuyorsun. Bu bir aydın tavrı değildir. Bir aydına yakışan tarz, gerilime dayanan bu tür önermelerin aşırı ve yanlış olduğunu ortaya koymak ve birlikte yaşamanın gereği olan uzlaşmaya davet etmektir. Böyle bir ortamda Ermeni diasporasının sözcülüğüne soyunmak tahriktir ve kâmilen suçtur. Eğer bu tutumun ucu biraz uzatılırsa dış kaynaklı örgütlere kadar ulaşır. Açıktır ki siyasî-stratejik oyun oynuyorsunuz. Fakat biliniz ki Türk Milleti'nin zihnini aşağılamak sizin ifadenizle "gülle gibi" geri döner.

Taksim'de düzenlenen mitingde denilmiş ki "Hocalı olayı bir soykırımdır. Bunu yapanlar kan içici katillerdir. Bu kan yerde kalmayacaktır. Türk Milleti var olduğu müddetçe bunun hesabını yapacaktır." Diaspora aşığı bu sloganları nefretle ve şiddetle damgalıyor. Eğer bu nefretse ve şiddetse sizler bunu her gün yapıyorsunuz. Bu ülkenin sağladığı demokratik ortamı ve ifade özgürlüğünü her gün kirli emelleriniz için kullanıyorsunuz.

Size soruyorum: Bir Türk Erivan'a gitse, Ermeni örgütlerin şehit ettiği elçileri anma adına her gün "Hepimiz Türk'üz!" yürüyüşü düzenlese ve her ağzını açtığında tarihine, kültürüne, inançlarına hakaret etse Ermenistan'da kaç gün durabilir?

Yüzyıl önce çıkarttığınız fitnenin hesabını ikinci bir fitne çıkartarak sorma çabası bütün unsurlarıyla açığa çıkmıştır. İnsan hakkı olan ifade özgürlüğünü "teknik küfürlerle sentezleyerek" Türk Milleti'ni katil gösterme çabası somutlaşmıştır. "Özgürlük ve barış" gibi değer içerikli kavramların gayr-i mücerret Ermeni milliyetçilerinin faaliyetlerini örtmek için kullanılan maske olduğu açığa çıkmıştır. Türk Milleti engin hoşgörüsü ve sabrıyla düşen maskenin altındaki kirli yüzü ibretle izlemektedir. Bundan şüpheniz olmasın!

Nadim MACİT
6 Mart 2012 Ortadoğu Gzt.

 
Zihinleri Esir Alan Bürokratik Kavga / Nadim MACİT PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 22 Şubat 2012 23:55

Siyasî tarihimiz hakkında biraz bilgisi olan herkes, mevcut siyasî iktidarın "dinî-etnik" muhaliflerin ittifakından oluştuğunu bilir. İslâm'ı farklı yorumlayan ve yıllarca birbirini ağır ifadelerle tanımlayan iki kesimin mücadelesi yeni değildir. "patates çuvalı", "dinde kavî akılda zayıf", "ağlayan-ağlatan hoca", "düzenin uşakları" gibi ifadeleri hatırlamak yeterlidir.

Farklı siyasî tercihleri olan iki kesimi din birleştirememiştir. Fakat "dindarlığı irtica ile özdeşleştirerek PKK terör örgütünden daha tehlikeli olduğunu söyleyen" bürokratik elit, farklı tercihleri ve İslâm anlayışı olan kesimleri birleştirmiştir. Bölge dışı emperyalist güçlerin çıkar ve nüfuz mücadelesinin gereği olarak "Türkiye'nin süper bir güç olduğu bölgede aktif bir rol alması gerektiği" telkinine uygun bir şekilde millî devleti tahrif etme politikası bu süreçte rol oynamıştır. İç ve dış gerekçelerle bir araya gelen "muhalif ittifak"ın çıkar çizgisini takip eden ve kendi çevrelerine imkân ve konum sağlamak için etkin eylemi zorunlu kılan siyaset, anılan ittifakın arasını germeye başlamıştır.

İki kesim arasında üstü örtük kavga, bürokratik mücadele zemininde açığa çıkmıştır. Emniyet, MİT, KCK ve Yargı arasındaki ağda zihinleri esir alan olayların arkasında, tarihî gerilimin iktidar düzlemindeki hesaplaşması yatmaktadır. İktidar olmanın sağladığı nimetleri keşfeden iki kesim, her ne kadar iç içe geçmiş bir görüntü verse de hem toplum hem de devlet konusunda farklı görüşleri benimsedikleri bilinmektedir.

İktidarı ele geçirerek toplumu değiştirmeyi amaçlayan kesimle toplumu değiştirerek devleti ele geçirmeyi amaçlayan kesimin olaylara yaklaşımı arasındaki fark, bürokratik kavgaya zemin oluşturmaktadır. Seçmenin yarısının oyunu almanın anlamı, "toplumsal algının önemli ölçüde değiştiği fikrinin" göstergesi sayılmaktadır. "Doğrudan dinî-siyasî bir modele geçmek için % 65 bir desteğin olması gerektiği fikri", ikinci kesimde hâkim bir görüştür. Bu nedenle algı kalıbı oluşturma ve bunun araçlarını etkin biçimde kullanma, yöntem olarak benimsenir. Birinci kesim açısından "İktidar her türlü söylemi bozar, önemli olan uzun süreli olarak iktidarı elde tutmaktır. Bir iktidar değişimi devletin reflekslerini yeniden harekete geçirebilir. Böyle bir duruma muhatap olmamak için her halükârda iktidarı korumak şarttır." Düşük şiddetli gerilimin ardından olayı küçültme ve konuyu gündeme taşıyanları ağır bir dille suçlama arka planda yaşanan gerilimi örtme çabasından başka bir şey değildir.

Siyasî davranışı ve izlenmesi gereken yöntemi belirleyen farklı bakış açıları "devlet içinde devlet" olma tutumunu farklılaştırmaktadır. Daha önceleri sivil alanda fikrî düzeyde yaşanan bu ayrışma, şimdi devlet içinde de yaşanmaktadır. Güç mücadelesinin bürokratik kavgaya dönüşen dili, akıl almaz olaylara ve "yer kapma-üstünlük sağlama girişimlerine" sahne olmaktadır. İnce ve diplomatik dille sürdürülen devleti paylaşma mücadelesinin bürokratik kavga ve gerilim niteliğinde açığa çıkması, siyasî iktidarın temsilcilerini bile hayrete düşürmüştür. Kısa bir soluklanmadan sonra önde gelen temsilcilerin MİT'ten yana tavır koymaları, sorgulamadan muaf tutmak için siyasî ve hukukî kalıpların tümünü bozmaları şimdilik iktidar üzerinden toplumu dönüştürmek isteyenlerin galip olduğuna işaret etmektedir. Fakat bu gelişmenin "bölgesel ve küresel ağlarda" nasıl algılanacağı ve önümüzdeki süreçte hangi politik ve bürokratik hamlelere eşlik edeceği belirsizdir. İktidar olmanın sağladığı çıkar ve nimet, bu gerilimin kapılarını daraltsa da ihtilaf rüzgârının açtığı kapıyı tamamen tamir etmek zor görünmektedir.

"Devlet olma"nın sağladığı güven, uluslararası mahfillerde rol üstlenmenin tahrik ettiği iştah, gücün dönüştürücü diline karşı duyulan hayranlık, kendi din anlayışını bölgesel ve küresel ölçekte tahkim etme tutkusu, geçmişte yaşanan gerilimlerin açtığı yaraların yeniden deşilmesi, zihinleri esir alan bu bürokratik kavgayı açık bir hesaplama evresine taşıyabilir.



Nadim MACİT, 21.02.2012, Ortadoğu Gazetesi

 
Ya BOP Ya GODKA Ne Fark Eder? / Nadim MACİT PDF Yazdır e-Posta
Salı, 14 Şubat 2012 07:43


Siyasî dilde bireyin ve toplumun veya bir iktidarın başka bir gücün kural ve emirlerini izleme durumu acentalık yapmak deyimiyle anlatılır. Acentalık yapmak, eylemde bulunan kişinin / iktidarın, başka birinin / gücün iradesini taşımak anlamına gelir. Farklı güç odaklarına karşı gösterilen bu tutum, günümüz dünyasında dünya sisteminin ana aktörlerine karşı yapılmaktadır.

Uluslararası güç denkleminin ana ekseni üzerine oturan gücün siyasî ve stratejik hamlelerine atıf yaparak kendini ifade etmek, söz konusu gücün telkinlerine uygun politik eylemde bulunarak dünyaya, uluslararası kurumlara ve kendi milletine güçlüyüm imajı vermek kelimenin tam anlamıyla siyasî acentalık yapmaktır. Bunu hangi ad ve projenin altında yaptığın işin mahiyetini değiştirmez.


Diplomatik girişimlerin ve manevraların daralması ve demokratikleşme projesinin giderek kırmızılaşması geriye dönük reddiyeleri, izahları ve itirafları beraberinde getirmektedir. İşgali değil de projenin adını konuşmak, "eşbaşkanlık değil demokratik ortaklık" demek bu sürecin ağır bedel ödemeye sebep olacağını fark ederek durumu çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu "BOP adını taşıyan bir proje yoktur. BOP ile kastedilen Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika (GODKA) girişimidir. GODKA girişimi kapsamında Türkiye'nin eşbaşkanlık görevi bulunmamaktadır. Türkiye, bu projede demokratik ortak sıfatıyla yer almaktadır," demiş.


Ve "Başbakan Erdoğan'ın Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak yansıtılmasının doğru olmadığı' zeylini açıklamasına eklemiş. GODKA projesinin bölgede bir demokrasi kuşağı oluşturmak için üretildiğini ifade ederek "demokrasinin ve buna ilişkin reformların bölge ülkelerine dışarıdan dayatılmayacağı ve reform dinamiğinin bölgeden kaynaklanması gerektiği" cümlesini mazeretine gerekçe yapmış.

Bu izahat ve geriye dönük reddiye, daha doğrusu meseleyi çarpıtma her şeyden önce "demokrasi kuşağı oluşturma" planının iç çatışmaya doğru seyrettiğini göstermektedir. Ayrıca bu, yaşanan sürecin ağır sonuçlar üreteceği yönünde düşülen siyasî kaygının bir eseridir. Zaten birçok aydın Büyük Ortadoğu Projesi'nin GODKA olduğunu başından beri ifade etmiştir. Fakat ülkemizde BOP başlığı altında ifade edilen bu projeyi 13 Ocak 2009 tarihli grup toplantısında bizzat Başbakan Erdoğan dile getirmiş ve şu ifadeyi kullanmıştır: BOP Ortadoğu barışına yönelik olarak kurulmuş… bir adımdır.

Ayrıca 14 Şubat 2004 yılında Fatih Altaylı'nın sunduğu TEKE TEK adlı programda şu ifadeyi kullanmıştır:

"Şu anda ABD'nin düşündüğü bir BOP var. Bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız olabilir."


Demokrasi kuşağı oluşturma ve Ortadoğu'da barışı sağlama adına geliştirilen ve tatbikata konulan bu proje barışın yerine çatışmayı ve kanı, demokrasinin yerine fitneyi ve iç savaşı ikame etmiştir. Şu an itibariyle fiilen Mısır ve Suriye'de iç savaş yaşanmaktadır. Siyasî iktidar sadece muhalifleri desteklemekle yetinmemiş, batılı güçlerle birlikte Libya'ya müdahale etmiştir. Suriye'deki muhalif hareketi örgütlemede aracılık rolünü üstlenmiştir. Mezhep çatışmasını ima eden açıklamalar yapmıştır.

Tam bu noktada şu soruların cevabı verilmelidir:

(a)
Uzun süre Türkiye'ye karşı PKK terör örgütünü kullanan Suriye ile birdenbire kardeş olmanın arkasında ne vardı?

(b) Ardından Suriye'yi zalim ve katil devlet olarak ilan etmenin arkasında ne vardı?

(c) Ortadoğu'da olup bitenleri iç dinamiklerin eseri olarak okumak mümkün müdür?

(d) Hangi ülkede topla tüfekle demokrasi kültürü oluşturulmuş ve demokratik sistem kurulmuştur?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, akıtılan kandan ve zulümden bahsediyor. Ne güzel! Fakat yaşanan zulmü kendisine merdiven yaptığı ideolojinin (liberal-kapitalist sistem) diliyle okuyor. Ne yazık. Sadece toplumun görmek istediği yere atıf yapıyor. Ne zekâ! Fakat egemen gücün ve ortaklarının bir parçası olarak coğrafyayı kan gölüne çevirmenin İslâm'ın dilinde ne anlama geldiği üzerinde durmuyor. Ne Müslümanlık! Oysa İslâm; bırakın zulüm yapmayı, zulme meyletmeyi bile haram kılmıştır.

Egemen güçlerin demokrasi numarası altında İslâm coğrafyasına müdahale etmelerine rıza göstermek, katliamı meşrulaştırmak zulümdür. Çünkü topla tüfekle yıkılan totaliter sistemin yerine işin tabiatı gereğince aktörleri farklı bir totaliter sistem geçer. Gerçek bu olduğu halde siyasî nedenlerle olup bitenin sorumlusunu başka yerde aramak çok acı. Bunu yapıyorsunuz hiç olmazsa İslâm'ı ağzınıza almayın. Yazıktır.

Jeo-politik düzenlemeyi yapmak isteyen gücün ve ortaklarının kimler olduğu açıktır. Bunların kullandıkları araçlar ve geleceğe dönük hedefleri bellidir. İster BOP ister GODKA fark etmez, böyle bir projenin içinde yer alanların / ortakların "akıtılan kandan rahatsız olmaları" siyasî kaygının sınırını aşamaz. Kaldı ki insanların zihinlerini aşağılamak onları öldürmekten daha ağırdır.



Nadim MACİT
6 Şubat 2012 Ortadoğu Gzt.


Dipçe: Erdoğan BOP'ta hiçbir zaman yer almadı

Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) projesinde hiçbir zaman görev almadığını açıkladı. Bakanlık gibi böyle bir proje bulunmadığını da savundu

CHP Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Başbakan Erdoğan’a yönelttiği “Eş başkanı olduğunuz BOP Projesinin nihai hedefleri nelerdir. Malatya’ya kurulan füze kalkanı İsrail’i olası İran saldırısından korumak için mi?” sorularına Dışışleri Bakanlığı yanıt verdi.

Ahmet Davutoğlu imzasıyla verilen yanıtta, Türkiye’nin bugüne değin “BOP projesi olarak adlandırılan herhangi bir projede hiçbir rol üstlenmediği gibi bu ismi taşıyan bir proje de bulunmadığı bildirildi.

BOP projesi ile kastedilenin “Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika (GODKA) girişi olduğu belirtilen yanıtta şöyle denildi:

GODKA girişimi bölgede barış, istikrar, sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik refahı amaçlayan bir dönüşüm projesi olarak ortaya çıkmıştır. GODKA, 8-10 haziran 2004 tarihlerinde ABD’nin Georgia eyaletindeki Sea Island kentinde düzenlenen G-8 Zirvesi sırasında başlatılmıştır.

Söz konusu girişimin dayandığı temel anlayış, demokrasinin ve buna ilişkin reformların bölge ülkelerine dışarıdan dayatılamayacağı ve re form dinamiğinin esasen bölgeden kaynaklanması gerektiğidir. Hedefi ise, bu doğrultuda, bölge ülkelerine ihtiyaç duydukları desteği sağlayabilmek olarak belirtilmiştir. Ülkelerin söz konusu projede yer almaları ise tamamen kendi iradelerine bırakılmıştır”

Yazılı olarak verilen yanıtta Türkiye’nin GODKA’da yer almasının ise “Bölge ülkelerinin özgürlük, demokrasi ve insan hakları temelinde” olduğu ifade edildi:

Davutoğlu imzalı yanıtta şöyle denildi:

Ülkemiz gündeme geldiği dönemde bu girişime tamamen bu ilkeler doğrultusunda yaklaşmış ve bölgedeki ülkelerin kalkınma ve demokratikleşme ihtiyaçlarına destek olabilecek uluslararası bir çaba olarak değerlendirilmiştir. Nitekim ülkemiz bölgenin en önemli demokratik ve önde gelen ülkesi vasfıyla, yapılan davet üzerine, anılan girişime “demokratik ortak” sıfatıyla katkıda bulunmuştur. Bu katkı, tamamen kendi özgür iradesi ve serbest irademizle, herhangi bir akdi, siyasi veya başka bir yükümlülük altına girmeksizin gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda Türkiye, kendi tecrübelerinin ışığında, bölge ülkelerinde evrensel değerler temelinde yürütülecek reform çalışmalarına tamamen kendi özgür iradesiyle nasıl katkı yapabileceği anlayışından hareket etmiştir.

GODKA girişiminin eş başkanlığı, kişiler tarafından değil, dönemsel temelde biri G:8 dönem başkanı, diğeri de bölge ülkesi olmak üzere iki ülke tarafından üstlenilmektedir. Hali hazırda Türkiye’nin bu anılan girişim kapsamında, eş-başkanlık veya herhangi bir başka rolü bulunmamaktadır. GODKA’nın eş başkanlığının Fransa ve Kuveyt tarafından yürütüldüğü bilinmektedir”

Yanıtta, Türk hükümetlerinin bölge ülkelerinin toprak bütünlüğün ve egemenlik ilkelerine aykırı hareket etmediği özellikle vurgulanırken, bölgesel barış ve istikrarın da güvencesi olduğu iddia edildi.

Yanıtta, Füze kalkanı sisteminin ise bir NATO projesi olduğu radar sayesinde elde edilecek bilgilerin NATO müttefikleri arasında paylaşılacağı kaydedildi.

İsrail’in korunmasına ilişkin olarak ise ABD’nin ikili anlaşmalar çerçevesinde İsrail’e erken uyarı radarı kurduğunu ve bunun NATO ile ilgisinin bulunmadığı açıklandı

http://www.gazete5.com/haber/bop-degil- ... 189086.htm

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 3
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!