Cem YAĞCIOĞLU



MEŞRU MÜDAFAA HAKKIMIZ DOĞMUŞTUR!.. / Cem YAĞCIOĞLU PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 01 Mart 2013 07:27

Öncelikle Cumhuriyet Savcıları olmak üzere; Polis ve Jandarma teşkilatlarını göreve çağırıyorum!.. Ülkemizde otuz yılı aşkındır yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunan; kadın, çocuk demeden kırk bin insanımızın kanına girenlerle, adına BOP denen amerikan projesinin hayata geçmesi için varını yoğunu ortaya koyanların ortak hareket ettiği, yazılı ve görsel basınca tespit edilmiştir!..

Gereğinin yapılması ve bu insanlık suçunu işleyenlerin derhal tutuklanmaları esas olandır!..

Bu ihanetleri isim-isim, kare-kare yakalayan ve halkın gözüne sokan medyamızın, tarihi kayıtlar açısından ne denli önemli bir iş yaptığını da buradan belirtmek ve paylaşmak görevimizdir..

Teşekkürler MEDYA; kendinizi de bu sürece dahil ederek -ki başından beri öyleydi- öyle önemli bir görev îfâ ediyorsunuz ki; ihanetiniz ödüllendirilecektir; hiç merak etmeyiniz!..

Vatana ihanet suçunun tüm belge ve kaynakları ortada iken.. Ve ihanet ayyuka çıkmış iken.. ve ellerindeki tüm yetkilere rağmen, bunları kullanmak yerine araziye uyma yolunu seçen askeri ve sivil yetkililerin de bu ihanet içerisindeki rolleri tarihe not düşülmektedir!..

Türk Milleti, bu aşamadan sonra yalnızdır!.. Partili-partisiz tüm yurttaşlar, yaşadıkları bölgelerde kuracakları 'NAMUS CEPHELERİ' ile memleketlerine sahip çıkacaktır..

Bu süreç içerisinde 'BİZ'im de sesimizi kesebilirler; aldırmadan yolunuza devam edeceksiniz ve gerekirse; yine-yeniden bir 'ORDU', yine-yeniden bir 'DEVLET' kuracaksınız!..

Bu büyük ihanetin içerisinde olanlar kadar, ellerinde yetkileri olduğu halde kullanmaktan imtina edenler de suçludur; aradan bir asır geçse dahi gıyaplarında yargılanacaklar ve vatana ihanet suçu ile yaftalanacaklardır!..

Tüm bunları, sahip olduğum tarih bilgisine dayanarak söylüyorum; bizi, ortalık cehenneme döner, tehditleriyle yıldırabileceklerini sananlara ise şunu söylüyorum; ''cehennem görmemişsiniz''!..

Ey Türk halkı; şu aşamadan sonra askerden veya başka bir yerden fayda bekleme; kurtuluşunun tek anahtarı 'NAMUS CEPHELERİ' dir...

(Konuyla ilgili yazıları çoğaltarak dağıtın.)


Cem YAĞCIOĞLU, 1 Mart 2013

Kullanıcı küçük betizi
Güncel Meydan
Üye
Üye
İletiler: 532
Kayıt: Pzr Eki 12, 2008 11:12 pm
 
Yanlış Bilgilendiriliyorsunuz, Uyanık Olun!.. / Cem YAĞCIOĞLU PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 14 Ocak 2013 13:26

-Yanlış bilgilendiriliyorsunuz!

-Nasıl yani? Bir siz mi biliyorsunuz?

-Hayır! Siz bilenleri bilmiyorsunuz!

-Neredeler? Veya kim bunlar!


Her yerdeler; dünya bir küçük gezegen… Siz; -plânet- diyenleri takip ediyorsunuz; öylesi daha ilginç geliyor!..

Dürüst değilsiniz; bu yüzden bir beğeniyor, bir beğenmiyorsunuz!

Tanrı var veya yok; ilgilenmiyorum… Var diyorsunuz, korkuyorsunuz...

... ve ancak hiçbir şeyden geri kalmıyorsunuz!

Birisi geliyor ve bağıra bağıra kiliseler açıyor, -Yahudi’nin en büyük ödülünü alıyor-; ki inandığınızı söylediğiniz ‘Kitap’,- sizin deyiminizle –’zımnen’- yasaklıyor ;’ ben geldim diğerleri bâtıl oldu’ diyor; ve siz tüm bunları yapanları -adam yerine koyarak- selamlıyorsunuz!

İkiyüzlüsünüz! Çünkü siz; ‘Allah korkusu’ diye diye, ‘Allah sevgisini’ öldürüyorsunuz ve bundan dolayıdır ki; olduğunuzu söylediğiniz ‘şey’ değilsiniz ve çünkü siz, ‘insan’ değilsiniz!..

Irak’ta iki milyona yakın insan öldürüldü –ve hatta katledildi-; aracının yanında ‘Müslümancılık’ oynadınız!

Libya NATO’ya peşkeş çekildi; aracının yanında selâm durdunuz!

Afgan halkı yirmi yıldır sağlı-sollu saldırı altında; şeytanın peçeteciliğini yapanların eteklerine tutunmuş ‘mümin’cilik oynadınız! oynuyorsunuz!..

Ve siz!..

AB fonlarından aldıkları paralarla ‘sözde’ kız çocuklarını okutuyoruz nidalarıyla fink atıp fazladan iki tekrar -Atatürk- dediler diye; ne kadar Hıristiyan misyoner varsa el üstünde tuttunuz; çünkü siz çok çağdaş ve ‘batı’cıydınız; kendi halkınızı beğenmediniz!.. Kıbrıs’ta Denktaş dururken, ‘Annan Planına’ destek verenleri ‘Atatürk rozeti’ takıyor diye bi sicim sandınız; oysa yetmiş yıldır hep aynı düdük sesiyle, maçınız yarım kaldı! Bir kere olsun doğruyu söyleyenlere kulak vermediniz; hep aynı ‘linç’ hep aynı ‘senaryo’.. bir kere olsun düdüğü çalanın kim olduğunu merâk etmediniz!..

‘Bidon kafalı’ dediler, üzerinize alınmadınız... Merak ettiğim, hiç mi kendinizi bu halktan biri olarak görmediniz?

İnsandır bu; göbeğini de kaşır, poposunu da! burada bile ikiyüzlüsünüz; belki de siz ‘gaz’ bile çıkartmazsınız! Yani o derece ‘batı’lısınız; oysa oturduğum şeyin kenarından başka bir şey değilsiniz!.

Batıyı şanzelize veyahut sentrıl parktan ibaret gören ve kuvvetle muhtemeldir ki bu sebepten ve medyadan ve de her türlü devşirilmiş ‘kalem’in yazdıklarından etkilenen zevât! ‘batı’ dedikleri; güneşin battığı yer manasındadır!

Sâhî, aklı başında olan siz –yani o birileri-; siz hiç ‘batı’ dediğiniz memleketlerin birinde, eski medeniyetlere ait bir arkeolojik bulguya rastladınız mı!? Rastlayamazsınız; çünkü yok!.. Müzelerinde sergilenen eserlerin tamamına yakını çalıntı iken, Doğunun değil ve yine ‘batı’nın tarihçilerini okudunuz, onlara pâye verdiniz; çünkü son iki asırdır kendinizi ‘kapıcının kızı’ yerine koydunuz! utandınız... Ananız merdivenleri yıkarken tanımamazlıktan geldiniz!..

Bâkî , “Muhteşem Süleyman’ına sunduğu şiirinde;

"Her tac olmaz Fahr-u fena ehline sertac

Türk ehlinün ey hace biraz basi kabadır"


(Her tac yoksulluk ve yokluk ehline bas taci olamaz.

Ey Hoca Türk toplumundan olanın bası kabadır

yani anlayışı kıttır) demistir.


Padişah dâhil, tüm sarayca alkışlanmıştır!.. Osmanlı hakkında fikirlerimi yazsam şimdi, nice ‘Türkçü’(!) beni topa tutar; ve lakin bu şiiri yazanı ve alkışlayanları da koyacak yer bulamazlar! Ecdât diye; bir b.. bilmeden, bilenlere de fırsat vermeden...

Memleket ‘ gidiyor nokta kom’ olmuş; ara ki ‘bozkurt’ları bulasın!..

Memleket yangın yerine dönmüş; ara ki ‘devrimci’leri bulasın!..

Atatürkçüler sağlam duruyor(!) ama; her On Kasım’da ellerinde birer karanfil Ataya şikayetteler!

Sanki türbe!..

Şimdi ne kızdılar bana ama.. birazdan mesajlar yağmaya başlar!.. Hiçbirini okumuyorum , vakit kaybına tahammülüm yok!.. Bir şey alan alır, bir kişi bile aysa kârdır, deyip yazıyoruz!

Hatırlarsanız; Uğur Dündar bir dönem, en büyük tarihçi ve Atatürk dönemini en iyi bilen diye Cemal Kutay’ı programına konuk etmiş, öve-öve bitirememişti; daha önce yazmıştım ama yine tekrarlayayım, zîrâ belli yaşın üzerindekiler halen daha Cemal Kutay’ı hakikaten büyük tarihçi zannetmeye devam ediyor!.. Oysa, Uğur Dündar’ın Cemal Kutay’a yaptığı parlatma, 1950’lerde Said-i Nursi –kürdi- denen zâta, Cemal Kutay tarafından yapılmıştı!

Sinan Meydan bir yazısında bahsediyor:

‘’Said-i Nursi, 1950’lerde Amerikan destekli yerli işbirlikçilerle parlatılmaya başlanmıştır. DP’nin iktidar olduğu ve “Karşı Devrimin” başladığı o yıllarda Amerikan eksenli tüm politikaları basın yayın yoluyla halka benimsetmeye çalışan gazeteci, yazar Cemal Kutay, Cengiz Özakıncı’nın deyişiyle: “Said-i Nursi’yi sindiği köşede bulup çıkarıp Amerika’nın izniyle Türk gençliğinin düşünsel önderi olarak parlatıyordu. Çünkü Amerika, dünya üzerinde eskiden Almanya çıkarına çalışan bütün ajanları toplayıp kendi hizmetine koşmaya başlamıştı. Türkiye’de yapılan buydu”

Uğur Dündar’ın yakın arkadaşı ve düne kadar birilerince büyük Atatürkçü(!) bilinen Müjdat efendinin de pulları döküldü; ’’hükümeti meth etmek bana düşmez’’ derken bile; hâlen daha bu kafanın savunucuları olduğunu görmek ve tüm bu aymazlıklara rağmen...

‘bir ‘mıh’ gibi ayakta duranların var olduğunu bilmek ve onları tanımak; işte bizim yılgınlığa düşmüyor olmamızda ki en büyük etkendir! DAVA’mızın en büyük savunucularının ‘Kadın’larımız olduğunu görmek ve onlarla omuz omuza vermiş olmak; işte bizi ayakta tutan bu güvendir!..

Bir şeyler ortaya çıktıktan sonra, birilerinin maskeleri düştükten sonra ‘belliydi’ deme zarafetini gösterenleri de her zaman olduğu gibi yine yanaklarından öpüyorum! Biz bunları yıllardır deşifre ederken, küfürler yerken, tehdit edilirken; dut yemiş bülbül kesilen DAVA’mın sözde yazarları ve de şamdanlık ‘aydın’ları, şimdilerde atıp tutuyor! İş; kimseler görmezken, bilmezken, yanılgılarının farkında değilken ortaya çıkıp avaz-avaz bağırabilmektir doğruları; itilebileceğini, dışlanabileceğini, sansürlenebileceğini bilerek! Kartlar açıldıktan, eller görüldükten sonra babam da çıkar söyler doğruları!.. Ki öyle de oldu! ‘’Tüüü’ dedi kısık bir ses tonuyla...

Yanlış bilgilendiriliyorsunuz!.. demem ondandır!..

Dikkat edin!.. ‘Şeytan ayrıntıdadır’ sözü; doğru bilgi ve doğru bilgilenmenin anahtarı gibidir; söylemlere değil, eylemlere itibâr ediniz; çünkü kişilerin davranış ve tutumları, söylemleriyle paralellik arz etmeyebilir!..

İçinde bulunduğumuz bu karmaşa ve telâşe ortamında, kişilerin birbirlerini ‘ajan’ diye suçlamaları doğaldır; işte bu gibi durumlarda ayrıntılara sahip olmanız önemlidir; zîrâ ayrıntı; bütünün ne olduğu ve nereye ait olduğuyla ilgili ipuçlarını içinde barındırır!

Doğru ipucu, katili yakalamanızı sağlar, yanlış ipucu ise… sizi cinayete ortak eder!..

İşte bu sebeple; kim ne diyorsa dinleyin, ne yazıyorsa okuyun; sağlıklı bir tahlil için, düşünce akımlarına hâkim olmanız önemlidir; asıl iş, etkilenme sınırını aşarak –mürid olmadan- doğru bilginin sahibi olmaktır; işte o zaman, ‘şu şunu söyledi, bu bunu söyledi’ gibi tekrarlardan kurtularak, kendi cümlelerinizi kurmaya ve kendi sözlerinizi söylemeye başlayabilirsiniz!..

Sorgulamayan insan, sorgulanır!..


Bilen insan bilmeyeni mâzur görür; ancak bildiğini sanıp da dünyadan haberi olmayan ise –ki günümüzde sıkça rastlanır- önce yakın çevresini, sonra da ait olduğu halkı aşağılar; işte tehlike buradadır!

Aydın oldukları iddiasıyla ve birilerince öyle olduğu zannıyla kabul görmüş kişilerin, olumsuz her türlü tavrı kendi halkına mâl ediyor olması, en başta dikkatinizi çekmesi gereken ayrıntı olmalıdır! Her fırsatta ‘batı’yı kutsayıp, Doğu halklarını küçümseyen birine rast geldiğinizde, şöyle birkaç soru sorarak maskesinin düşmesini sağlayabilirsiniz!

Kızılderililerin soyunu –neredeyse- kurutanlar kimlerdi? Ya da;

Zencileri ‘köpek’ yerine koyan kimlerdi? Bugün bile!.. Yoksa siz, zencileri NBA’de oynayan basketçilerden ve rüzgardan hızlı koşan bir-iki atletten ibâret sananlardan mısınız!.. ya da rapçiler ya da cazcılar!..

Meselâ; her yıl milyonlarca fok balığını -yeni doğanlar dâhil- katledenler kimlerdir?

Yoksa ‘ozon tabakasını’ Afganlı sanayiciler mi deldi!?

Amazon ormanlarını talan edenler, sakın ‘’Orta Asya’yı kurutan’ Türkler olmasın!..

Türkler yesin sizi!..


Diyeceğim o ki; hiçbir millet yoktur ki, geçmişi ve geleceği tertemiz olsun; ancak birilerinin her türlü olumsuzluğu dönüp-dönüp Türk’e ve Doğu halklarına yamaması; işte beni –bizi- çileden çıkaran anlayıştır ve bu anlayış, devşirilmiş kafalarca dün ve bugün yapılmıştır ve yapılmaktadır! Ve bunu yapanların görüş birliği yoktur; sahte Atatürkçülerden tutun da sözde Müslümanlara değin, her gurup yapmıştır!..

Görüş birlikleri yoktur ve ancak amaç birliktelikleri tamdır ve hedefleri, ‘Türk Ulusu’dur!.. Bu, yerel tespittir!

Evrensel tespit nedir?

O da; ırkları, milliyetleri, dinleri bir değildir; ve ancak onların da amacı ve hedefi birdir; hedefleri ‘insan’ ve ‘insan dölü’dür!..

Ve bu şeytan ortaklığının katırları, hemen-hemen her ülkede iktidar-dadırlar!..

Uyanık olun, halkı kazanmaya bakın!.. Particilik virüsünden kurtulun!..

‘Namus Cepheleri‘ni kurun; ‘Büyük Çağrı’ gelecektir!..


Cem YAĞCIOĞLU, 6 Ocak 2013

 
Ben Esir Bir Ruhla Yaşayamam!.. Bi de İsrail!.. Cem YAĞCIOĞLU PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 02 Aralık 2012 16:31

Şimdi ben buradan; ‘’Türk Milleti’nin yüzde altmışı aptaldır’’ sözüne sarılmış, bu sözü düstur edinmiş ve bu sözün gölgesinde Atatürkçülük oynayanlara seslenmek istiyorum!

Sizler; kendi halkından utanan, kendi halkını hor gören ve taklitçi ‘batı’yı medeniyetin beşiği sanan, teknolojik ilerlemeyi medeniyet zanneden ve medeniyeti de AB-D sanan; zavallı, ahmak, kompleksli, seksen üniversite okumuş olsa da cahilliğin deminde yuvalanan ve küresel tuzaklara en kolay düşenlersiniz.. evet sizler! Asıl aptal sizlersiniz! Kırk tane yabancı dil bilseniz de, üst düzey yönetici olsanız da, hafta sonları Şanzelize’de kahve içip hafta başları Çeşme’de yıkansanız da; kirlerinizden arınamayacak kadar kokuşmuş ve gökdelenlerin en tepesinden seyrederken âlemi, çıktığınız deliği unutacak kadar sefilsiniz ve sefilliğinizle; güyâ halkı beğenmezsiniz!

‘’Ay şekerim, halk yine gitti bunlara oy verdi’’, ‘’Ya mîrim, halkımız çok cahil; iki paket makarnaya memleketi sattı’’…

Be sevgili, hadi senin mantığınla hareket edelim; diyelim ki, iki paket makarnaya oyunu sattı bu halk!..

Açlıkla kimse terbiye edilmez!.. cehâlet, imtihana tâbî tutulamaz!..

Ve dolayısıyla tüm her şeyden soyutlanmış, mahrum bırakılmış, din adı altında bezirgânlarca kuşatılmış ve tüm bunlara rağmen açlık ve sefaletle mükâfatlandırılmış bir halkı sorgulamak ve ondan hesap sormak ve onu aşağılamak ne kadar âdil!.. Ve ne kadar kolay değil mi; tüm bu çarpık düzenin faturasını; kunduracı Salih’e, terzi Kemal’e ve çaycı Rafet’e kesmek ve beğenmemek ve küçümsemek!

Toplumdaki tüm bireyler halkı temsil eder; ancak sıra aşağılanmaya geldiği zaman yukarıda bahsettiklerim mevzûya bahis olurlar..

Terzi Kemal’i beğenmeyenler, tekstil devi Rükneddin’in yanında müdürlük yapmaktan ve geçimini ondan sağlamaktan gocunmazlar ama..!

Çaycı Rafet’i beğenmeyenler ve adam yerine koymayanlar, tröst sallama çay firmasının bölge müdürlüğünü yaparken gocunmazlar ve dolar üzerinden para almaktan da şikayetçi olmazlar ama..!


Halkın yüzde altmışı aptalmış! Peki sen ‘nesin’!.. Halen daha mevzûyu AKP’den ibaret sanan ve tehlikeyi fark etmemekle suçladığın halkın dışında kalan sen! Sen ne kadar farkındasın tehlikenin! Ya da, gerçekten tehlikenin farkında mısın!..

Sana ‘tehlikenin farkında mısın’ diyenlerin aslında tehlikenin ta kendisi olduğunu biliyor musun! O cümleyi kuranların arkasında kimlerin olduğunu biliyor musun!..

Bana farkında olduğun bir şey söyle.. Uzaydan bahset meselâ, Darwin falan ekle, güneşten milyon kat büyük yıldızlardan bahset, anti madde de, kuars de, ne bileyim, anlat bir şeyler.. Feng şui de, Hindistan, Nepal, Tibet’e gittim de.. Oryantalizmden bahset kendini dışında tutarak, batı de, Rönesans de, ne bileyim mesela; Prag’ın köprülerinden bahset, Venedik de, Vivaldi’nin dört mevsiminden gir, ‘Suç ve Ceza’dan çık mesela.. Heykel, resim, müzik de, Nihilizm’e yakınım de ve ancak henüz gelişimimi tamamlamadım de.. Gotik de, barok de, sürrealistim ama realist yanlarım da yok değil hani de.. Son okuduğun değil ama son etkilendiğin kitaptan bahset mesela, meselâ etkilenmediğin bir kitap oldu mu, olduysa yerli yazar mı, yoksa yabancı mıydı; dur tahmin edeyim yerliydi değil mi; tabi ya, sen etkilensen etkilensen yabancıdan etkilenirsin; çünkü sen kendine yabancıydın değil mi!..

Sana bir soru; altı ok’u sayabilir misin?.. ‘Laik’lik..

Güzel.. Sonra?..

… , …, …

Anlaşıldı! Peki ben sayayım, sen her biri hakkında fikrini söyle..

Devletçilik… Efendim, duyamadım.. Ha anladım, ‘yeni dünya düzenine ters’, diyorsun.. eyvallah..

Halkçılık… ‘Güzel’, diyorsun, kısa ve net..

Devrimcilik… ‘Çav bella’ çaldığında yumruğunu havaya kaldırıyorsun.. O da güzel, sen bayağı devrimcisin anlaşılan..! Peki bu parçanın hikayesini biliyor musun ya da ne anlattığını? ‘herhalde’ diyorsun, biliyorsun anladım.. Öz güvenin her halinden belli..

Cumhuriyetçilik… ‘iyi bişey’ diyorsun.. Sanırım benim bildiğimi sanarak açmıyorsun.. o da yerinde..

Milliyetçilik… ‘kem küm’.. anladım..

Laiklik… ‘’Efendim şimdi laiklik dediğimiz zaman, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerekliliğinin ne denli önemli olduğu vurgusunu yapmadan geçemeyeceğim. Öncelikle…’’ dur bir nefes al hele; anladık, çok dolusun bu konuda..

Evet ‘laik’lik ya da laik düşünce, gerçekten Cumhuriyetimizin olmazsa olmazı bir ilkedir! Laik yapı olmadan insan hak ve özgürlüklerinden bahsetmek imkânsızdır.. Burada hem fikiriz; ancak a benim avanak arızalı yeni yetme düzen Atatürkçüm, diğerleri olmadan tek başına o da bir işe yaramaz; halâ anlayamadın mı? Halâ, ‘tam bağımsızlık’ dururken neden illâ da ‘Türkiye laiktir, laik kalacaktır’ diye bağırtanların peşinden gitmektesin! Tam bağımsızlık olmadan ‘laik’liğin bir işe yaramayacağını anlatan olmadı mı? Hadi olmadı diyelim, bari bundan sonra aklını başına al ve ‘tam bağımsızlık ’tan öte bir değer olmadığını anla ve mümkünse arkadaşlarına da anlat..

Her zaman dediğim gibi; altı ok, altısı birden ok!.. Biri eksik… Ya hepsine birden sahip çıkacaksın ya da Atatürkçüyüm edalarıyla ortalıkta fink atmayacaksın!ız!..

Halk, dünyanın her yerinde cahil bırakılır; bu, ‘devlet sömürü düzeni’nin bir parçasıdır; aksi halde gücü elinde bulunduranlar iktidarlarını sağlamlaştıramaz ve devamlı egemenlik kuramazlar. Bundan sebeptir ki, halk katmanlarının büyük çoğunluğu gelir dağılımından ve dolayısıyla eğitim ve sağlık hizmetlerinden eşit paya sahip değildir! Kapitalizmin tetikçiliğini üstlenen bugünkü ‘demokrasi’ anlayışı, özelleştirme adı altında tüm dünyada aynı taktik tuzağı uygulamakta ve halkın belirgin bir çoğunluğu sistemin içine entegre edilen ‘din’ ve benzeri yapılarca tutsak edilmekte ve zoraki cahil bırakılmaktadır! Burada bahsettiğim ‘din’ olgusu, erki elinde bulunduranların dayattığı olgudur; dinlerin gerçekliği veya gerçek dışılığı tartışması konumuzun dışındadır! İllâ da fikrimi sormak isterseniz; bana göre insan isterse omlet yaptığı yumurtaya bile tapabilir ve bu da kimseyi ilgilendirmez! İnanmak ya da inanmamak, kişileri birbirinden üstün ya da aşağı kılmaz; sadece büyük ‘tezgah’ın gözden kaçırılması için iktidarlarca kullanılan tuzaklardan biri olduğu açık ve nettir!..

Halk, dünyanın her yerinde cahil bırakılır, dedik ve sebeplerini açıkladık. İşte bu yüzden okumanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor; ancak bugün batı toplumlarında bizden çok fazla olan okuma alışkanlığının artık taciz edildiği bir gerçektir. Taciz dememdeki gaye, kişilerin ‘çok satanlar’ aldatmacasına esir edilerek belli düşünsel eğilimlere yönlendirilmesidir. Aynı ‘tezgah’ bizde de uygulanmaktadır ve buna en güzel örnek, yakın zamanda -17-25 Kasım- TÜYAP Kitap Fuarı’nda açıkça görülmüştür.

Kemalist düşüncenin önde gelen ismi olan ve halk katmanlarının pek çoğundan saygı gören Banu Avar’ın söyleşi saati, kendisine haber verilmeden değiştirilmiş ve sonrasında da ‘lütfen’ on beş metrekarelik bir oda tahsis edilmiştir. Ve sandalye tepesine çıkan Banu Avar, tüm olumsuzluklara rağmen, söyleşisini yine de gerçekleştirmiştir. Bu tavır Banu Avar’ın şahsına değil onun takipçilerine ve okurlarına verilmekte olan bir mesaj taşıyordu ve bu mesaj;’ sistemin dışında kalanlar halk tabanından ne kadar ilgi görse de sistemin araçlarını kullananlarca göz ardı edilebilir!’di!.. Günlük hayatından absürt esintileri yazan bir kadının imza gününü sayfalarca haber yapan yazılı ve görsel medya, Banu Avar’dan tek bir satır bile bahsetmemiştir..

Ve işte bu sistemin dünya çapında birbirine zincirleme bağlanmış olan yapısal birlikteliği, dünyanın her yerinde sistemden nemalananları baş tacı ederken, gerçek değerleri halkın gözünden ve algısından kaçırmak için hep aynı yönteme başvurur. Yani kimin ve neyin okunacağına da ‘onlar’ karar verir!..

Sistem size ‘top on’ diye dayatıyorsa biliniz ki, olsa-olsa ‘pop on’, daha da ilerisi bir harf değişikliğine bakar! ‘BOP-on’!.. İşte ‘batı’daki okuma oranının yüksekliği, işgalleri ve haksızlıkları bu yüzden engelleyememektedir. Çünkü tüm dünya edebiyatı, Pamuk ve Şafak gibilerinin egemenliğine girmiştir ve sabahtan akşama nefes alınmaksızın okunsalar dahî, bi b.. değişmeyeceği âşikârdır! Burada nicelik değil nitelik önemlidir; çok okumak değil doğruyu okumak, doğru bilgiye ulaşmak hedeflenmelidir ve bu hedefi size kimse göstermez; her insan hedefi kendi yetileri doğrultusunda bulmak ve etrafına yaymak mecburiyetindedir.

Bilmem ne Medya’nın pompaladığı, öne çıkardığı bir kitaptan, düşünceden ya da anlayıştan kime ne fayda gelir; çarpık düzenden beslenenlerin tavsiyesiyle insanlığın ya da özgür düşüncenin gelişmesi düşünülebilir mi! Çarpık düzenden nemalananların düzenin değişmesi gibi bir kaygıları olur mu! İşte bu sömürü düzeninin dayattığı sözde ‘eser’leri okuyanların kendi halkını beğenmeyişi ondandır ve ondandır kendilerini halktan ayrı görme ve kendini beğenmişlikleri! İşte asıl ‘aptal’ bunlardır; zîrâ düzenin efendilerince yetiştirilip düzenin devamı için kıçlarını yırtarlar ve akıllarınca da ‘sosyal sorumluluk’ projeleriyle yine düzene hizmet ederler ve ancak bundan haberdar değildirler; çünkü asıl kandırılan ve kullanılan onlardır; çünkü önde giden ‘aptal’ onlardır!..


Sistem, eğitimi ve sağlığı özelleştirerek artık insanoğlunun tüm geleceğine el koymuştur! Üniversitelerde düşün adamları değil, görev adamları yetiştirilmekte, ‘para’ mefhumu tüm değerlerin üzerine konulmaktadır! Tüm insanî değerler bir şekilde ‘din’ düşüncesine tahvil edilmekte ve dolayısıyla tüm dünya çapında sunî bir çatışma ortamı her daim ayakta tutulmaktadır. Darwinist düşüncenin egemenliğine sokulan ‘bilim’ ile hurâfelerin egemenliğinde yol alan ‘din’ bir şekilde halk katmanları kışkırtılarak çatıştırılmakta ve bu çatışma ortamında hesaplanmış bir ‘kaos’ ortamına gidiş körüklenmektedir. Bugünkü paylaşım savaşında her ne kadar altın-petrol ve diğer enerji kaynakları öne çıkarılmış olsa da arka planda yatan karanlık bir inanışın ‘kutsal topraklar’ mitinin yattığı yadsınamaz bir gerçektir. Ve her ne hikmetse dine karşı bazı saldırı mekanizmalarının arkasında yatan yine bu mite hizmet edenlerdir, bu ise insan aklının sınırlarını zorlayan çok daha büyük bir planın olduğunun kanıtı gibidir! Bu plan ne olabilir?.. İşte tüm bu yaşananların veya yaşatılmak istenenlerin çok daha derinlerine indiğinizde.. ki şimdi inmeyelim, çıkamayabiliriz!..

İşte bu sebepten dolayı insanlık bir şekilde birleşmelidir ve bu birleşme ‘yeni dünya düzeni’ olarak değil, aksi yönde ve ivedilikle yapılmalıdır; zîrâ birileri zafere yakın olduklarının düşüncesi içindedir ve bu birileri, aydınlığı temsil etmemektedir!

Aydınlığın ve karanlığın savaşı, ilk günden bugüne devam ediyor; siz adına ‘din’ deyiverin, başka bir şey deyin; birileri tanrı yoktur desin, olamaz desin; kısaca var veya yok deyin, değişen bir şey olmayacaktır! Bir plan var ve işliyor ve bu işleyiş insanlığın lehine bir durum yaratmayacaktır; ve bu evrenselliğin içinde kendi yerelliğimizle bakarsak tüm bu olup-bitenlere; ‘Türk’ unsurunun aslında neden hedef tahtası olduğunu çok daha iyi kavrayabileceğiz!..

Halkı içine katmadığınız ya da halktan teveccüh görmeyen hiçbir düşünce, toplumlar tarihinde başarılı olmamıştır, olamaz da; işte bu sebepten ve acilen, diğerlerine göre daha çok şey bildiğini sananlar ya da gerçekten bilenler bu bilgilerini halkla paylaşmalı ve bu paylaşımı bireylerin algı kapasitesini gözeterek yapmalıdır. Çocuklar yetiştirilirken para ve kariyerin her şey demek olmadığı ve asıl değerin özgür düşünce ve özgür birey olma fikrinin olduğu anlatmalı; en azından gelecek nesillerin ‘değer’ kaybının önüne geçilmelidir. Bugün baba ve anne olanların en öncelikli görevi; küresel sermayeye değil; ‘insanlık’ olgusuna sahip çıkan bireyler yetiştirmektir, milliyetleri ve kimlikleri her ne olursa olsun..Yaratılmaya çalışılan ‘kaos’, yine kimlikleri ve milliyetleri gözetmeyecektir; birileri hariç!..

Acaba bunlar kim!?..

Bankaların, sigorta firmalarının, fabrikaların, sinema sektörünün, medyanın ve daha pek çok küresel gücün sahipleri kimler ise; işte bunlar, onlardır ve onlar İSRAİL’in yaratıcılarıdırlar; içeride ve dışarıda ve tüm dünyada!..

Ve İsrail, karanlığın egemenliğine oynayanların posta adresidir; postacı AB-D’dir ve içimizden birileri de yetmiş yıldır o posta adresini kullanmaktadır; yoksa bugün APO denen soysuzun ‘af’fı gündeme gelebilir miydi?..

Yoksa Tayyip Erdoğan denen zât; bugün bu denli pervâsız olabilir miydi!.. Bugüne değin Atatürkçü(!) olarak bilinen tüm yapı ve kişiler, aslında bir büyük ihanetin piyonları olarak görev almışlardır; aksi halde ‘Kemalist Düşünce’ bu kadar aşağılanabilir miydi?.. Tuzak buradaydı ve aynı tuzağın içine çekilmeye çalışılmaktayız ve bu yüzden okuyun, okumayanlara anlatın; insanları iteleyerek değil kazanarak mücadele edin; AKP gittiğinde her şeyin düzeleceğini sanan avanaklardan olmayın; çünkü bu bir sistemdir ve birileri gelip-gider… Son yetmiş yıllık bir sürecin doğurduğu bir olgudur AKP, işi bittiğinde defteri dürülecektir ve yakındır!..


Hedef, piyonlar değil, ‘şah’ olmalıdır; siz bakmayın Tayyip’in kendisini padişah zannetmesine; cia-mossad’ın bir gecelik operasyonuyla sabah dışarıya adımını atamayacak hale gelir ve bunun farkında… Dün onu yere göğe sığdıramayan medya, bir anda ‘wanted’ pozisyonuna sokabilir; işte sizin burada dikkat etmeniz gereken unsur, Tayyip’in ipi çekilirken yine o malum medyaca kimin öne çıkarılacağıdır!. İşte yeni tehlike orada vücut bulacaktır ve bu sefer size Atatürkçü diye yutturulabilir, burada uyanık olmak sizin-bizim görevimiz! Bu medya, o posta adresini alenen kullanmaktadır; dincisi olsun, ateisti olsun –özgür olanları değil elbette- , hep o posta adresini kullanmaktadır; aklı olan bunu bilir!..

Her düşüncenin onurlu olanı; güzeldir, iyidir, insandan yanadır, ister ateist olun, ister Müslüman, ister Fransız olun, ister Türk; onurunuz yoksa tüm değerler ağırlığınız kadardır!..

Kendi adıma; önce insan olmaktan ve sonrasında Türk olmaktan onur duyuyorum ve bu onur, benim özgürlüğümdür; söz konusu olan özgürlüğümse, önce savaşır ve gerekirse onurluca ölürüm!

Ben esir bir ruhla yaşayamam!..


Cem YAĞCIOĞLU, 2 Aralık 2012



 
(Ajan) Virüs (3).. / Cem YAĞCIOĞLU PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 18 Kasım 2012 16:19

Şimdi...

Beni okuyanlar bilir, tabi son iki-üç yıldır belli çevrelerce uğradığım sansür neticesinde ulaşabildiğim insan sayısı oldukça azaldı, ellerinden gelse bir kaşık suda boğacaklar! Bunların kim olduğunu bilirsiniz, bilmeyenlere de siz anlatın...

Beni okuyanlar bilir dedim ya, devam ediyorum, ‘yok oraya çatarsam işte bilmem kaç kişi beni okumaz veya bu guruba laf söylersem tefe koyarlar ya da bunların gerçek yüzünü ortaya koyarsam beğeni sayfamda azalma olur, yerimde sayarım’ gibi endişelerim yoktur. Bin iki yüz kişilik bir beğeni sayfam var feyste, bilenler bilir ki, belli hesapların ve çıkarların peşinde olsaydım yüz bin kişi de olabilirdi o sayı; ancak dediğim gibi; doğruların yalnızlığı, kalabalıkların yanlışlığından yücedir.. Şiarım her zaman bu olmuştur...

Lakin piyasada benim yazılarımı yayınlarsa listesinden kaç kişinin eksileceği hesabını yapan dostlarımdan tutun da, sayfa sahiplerine değin oldukça geniş bir hayran kitlem de yok değil hani! Sağ olsunlar, onların şiarı da her zaman Atatürk’ümüzün söylediği ‘doğruları söylemekten korkmayınız’ cümlesidir. Yani korkmuyorlar ; ancak sahte Atatürkçüleri ya da sözde Atatürkçüleri ürkütmemek için, doğru söyleyenlerin yazılarına yer vermiyorlar; kendilerine göre haklılar. (Hit hesabı yapılarak ‘DAVA’ güdülür mü! dümbelekler ortaklığı).. Yolları açık olsun, anladığım kadarıyla yetmiş milyonu Atatürkçü yaptıktan sonra direnişe başlayacaklar; yoksa bu kaygının başka bir sebebi olabilir mi?

Buradan bir hatırlatma yapayım kendilerine, o zaman direnişe gerek kalmayacak sevgili ‘çıtır Kemalist’lerim.. Düşmanı içinizde tutarak bir yere ulaşmanızın imkanı yok; ha siz bunu bilmiyor musunuz, köpek gibi biliyorsunuz; lakin o hırs yok mu! İşte sizi bir noktadan sonra sahte kalabalıklara esir eden; o ‘ben’ duygusudur, önüne geçemediğiniz hırsınızın sahibi!

Sahibi olanlar, DAVA’ya hizmet edemez!ler..

Neymiş efendim; ‘Atatürk’te Birleşelim’miş!..


İyi de, ‘adam’ ‘Türk Milleti’ demekten âciz, tutturmuş bir ‘Türkiye Halkı’dır gidiyor; bu tanımın yüce Türk büyüğü(!) Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiyelilik’ kavramından ne farkı var! buna cevap veren yok!.. Yazıyı sansürleriz olur biter, yayınlayanları da baskı ve cebirle yıldırırız; sen sağ ben selamet!.. Taktik bu..

Şimdi ben bunlarla ne diye birleşeyim! geri zekâlı çocuklarım olsun diye mi! Geçiniz!..

‘Adam’, Atatürkçüyüm diye ortalarda fink atıyor, sözde ‘sol’cu gazetede sabahtan akşama ahkâm kesiyor; çevrecilik, hayvanseverlik, insanlık ondan soruluyor; laik mi ‘laik’(!)..

ama ‘milliyetçi’ değil!

ama ‘halkçı’ değil!

ama ‘devrimci’ değil!

ama ‘devletçi’ değil!

Cumhuriyetçi; ama kaçıncı olduğu belli değil!..

Gazetenin hisselerinin yarısından çoğu Tüsiad’cıların -vakıf iştirakçileri- ama gazete solcu! Küresel sermayenin ağababalarından maaş almış bugüne kadar ve hayatı boyunca hep iki ağaç kesen köylüyü yazmış, ormanları talan edenleri değil! AB ci mi AB ci! Ermenilerden özür dileyenler senfonisinde imzası var mı? Var! İnkâr ediyor mu, yoo!..

Şimdi ben bu adamla Atatürk’te birleşeceğim öyle mi! Geçiniz..

Hele bir tanesi var; ömrü gariban fırınlarında hamam böceği kovalamakla geçmiş. Masonlardan ödüller almış ve akabinde ‘hayatımın en değerli hediyesini aldım’ demiş; sonra da onu sevenler ve kollayanlar birliği ‘,our boys’lardan sonuncusu olan Tayyip Erdoğan’a veriyor veriştiriyor; niye mi? ‘Yahudi Cesaret Madalyası’ ödülüne lâyık görüldüğü için! Bu nasıl perhiz aklım almadı!. ‘Akıl oyunları’ dedikleri bu olsa gerek..

Şimdi ben bu zihniyetle birleşeceğim öyle mi! O kafaya…

Şimdi size birkaç cümle sayacağım; işte beni eleştirenler, bu cümleleri kuranlarla birleşmediğim için eleştirmekte ve sansür uygulamaktadır!.. Ve bunlar Atatürkçü(!) site ve oluşumların yöneticileri ve sözde bilenleridir! O kafaya…

‘Ortak kimlik Türkiyelilik olmalı’ ,

‘Kürt realitesi Anayasa hükmüyle kabul edilmelidir’,

‘Cumhuriyet, Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanıdır’

‘Hükümet pkk ile görüşsün’

‘Kürdün ateşle imtihanı’

‘Karar Kürt halkının: Referandum’


Yakın dostlarım isim vermeme konusunda beni uyardılar, tabi tüm iyi niyetleriyle, aksi halde bana uygulanan sansür daha da büyüyebilirmiş! Ben de bu yazımda isim vermiyorum, çünkü bazı akıllılar yeni-yeni öyle yapmaya başladı!.. ‘Hesabım var’! misali… Azıcık arabesk mi kaçtı ne, dur hemen Vivaldi’nin ‘Dört Mevsim’ine bağlayayım mevzuyu, çağdaş olduğum anlaşılsın!.. Pink Floyd’dan ’The Wall’ da olur ya, ama favorim; Bob Dylon’dan ‘one more cup of coffee’.. Az da entel değilmişim hani, boşu boşuna bunca yıl Metellica dinlemişim, vay bana…

Şimdi aklı başında olan herkese soruyorum; sağcı olun, solcu olun! terzi olun, ütücü olun! kalıcı olun, gidici olun! lütfen bana söyleyiniz, az önce yukarıda okuduğunuz cümlelerin kurucuları Atatürkçü ya da Kemalist olabilir mi? Bi dakka; gördüm, indirme elini oradan! Vicdanına, vicdanına koy elini ve öylece konuş, cevap ver bana; bu cümleleri kuranlar Atatürkçü olabilir mi?

Sen ey Atatürkçü olduğun iddiasıyla siteler kuran, sayfalar açan ‘dölsüz’, sen söyle bakalım; yukarıdaki cümleleri kuranların yazı ve söylemlerini her gün milletin gözüne-gözüne sokarken – hem de Atatürkçü olduğun savıyla- geceleri başını yastığa koyduğunda uyuyabiliyor musun!

Önce kendinize dürüst olun, parmak hesabıyla Atatürkçülük olmaz! Olmaz kardeşim, ol-maz!.. Elenen elenir; siz zannediyor musunuz ki; belli ödünler vererek yanınızda veya etrafınızda barındırdığınız ya da yanlarında ve etraflarında barındığınız bu zihniyet ve benzerlerinin bu ‘DAVA’ya bir faydası olacak! Hani akılcılık ve bilim sizin önsözünüzdü?!

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a giderken yanında kaç kişi vardı biliyor musunuz; sadece on sekiz!.. (Bazı kaynaklarda sayı değişebilir)

Ben bunları yazıyorum; sanmayın ki tek başıma sansüre uğrayan benim, elbette değil, daha ismini bilmediğiniz ne Kemalistler var, bir ikisini ben biliyorum, o yüzden içim rahat, korkmayın; bize bir şey olmaz, olursa da; canımız da, kanımız da bu vatana fedâ olsun, dönüp bir ah çekersek namerdiz!..

Bunları yazıyorum, derken; bugün bu konulara değinmedikleri için pek çok yerde fikirlerini rahatlıkla dile getirenleredir sözüm, sıra size de gelecek nasılsa; siz zannediyor musunuz ki, bu devran hep böyle gidecek; ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ derken ; o yılan dönüp dolaşıp sizi de sokacak a benim ‘avanak arızalı’ yazar- çizer takımım!.. Bu adamlar yukarıdaki söylemlerine geri döndüğünde; ki ‘tezgah’ tamamen bunun üzerine kuruludur ve bugünkü ‘kürtçülük’ hareketinin temeli o cümlelerde yatmaktadır; işte o zaman, ya onların davarlarını güdeceksiniz ya da bu devrandan çekip gideceksiniz. Ben size daha nasıl anlatayım bilmiyorum ki!..

Şu an Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘tezgah’ öyle göründüğü gibi; ne tek başına bir ‘kürt’ sorunu(!), ne Suriye, ne de haberler aracılığıyla beyinlerinize enjekte edilen safsatalar değildir, olay tamamen Fazıl Say’ın ülkede kalıp kalmayacağı sorunudur; ki bu sorun da Türk Tarihinin çözemediği yegâne sorundur! Ya giderse!.. işte o zaman karanlığa gömüldüğümüzün resmidir!.. Yani diyeceğim o ki; Atatürkçülük demek, megaloman bir sanatçının kaprislerini savunmak değildir, memleket elden giderken, bu gidişe nasıl son verilir, onun yollarını aramaktır!

Nasıl ki bir ateisti yargılamak inananın işi değilse, inananı yargılamak da ateistin işi değildir, bunu artık birileri anlasın! Ha ben ateistim, çağdaşım, evrimden yanayım diyorsan eyvallah, ben de; takıldığın bir yer olursa gel sor, ufkunu açarım merak etme; ancak inanan adamı da rahat bırak; bırak ki sana kızıp din tacirlerinin tuzağına düşmesin, efendi!.. Ha çok biliyorsun, ‘saklı sır’a eriştin ve diğer insanlarla paylaşmak istiyorsun; e onu da karşındakileri adam yerine koyarak yap! Hadi bakalım...

Benim de ayarım yok, nereden nereye geldim. Olsun, aslında hepsi birbiriyle o kadar alakalı ki; birini es geçsen bir yanın eksik kalır misali… Hem böylece okunması da kolay oluyor.

Ya… işte böyle; bu bahsettiğim adamlar, beni ve birkaç Kemalist yazarı daha Gladio’nun adamı ve cia ajanı ilan etti; zaten karşıdakini ajan ilan etmek ya da gladio’nun adamı diye suçlamak da gladio’nun en baş taktiğidir. Artık gerisini siz düşünün…

İşte ben bu yüzden alacak olduğum parayı istiyorum ve buradan sesleniyorum; ey cia, paramı öde; yoksa ipliğini pazara çıkarırım, tüm ajanları deşifre ederim ,ona göre..!

Yani diyeceğim o ki; içinde bulunduğumuz an, kaypak! zemin kaygan! dostlar alışverişte! memleket yangın yeri! iftiracılar baştacı! terörist tanık! vatansever sanık! ve bu ahval ve şerâit içinde sona doğru ilerlerken; kimse ne rahatından ne de varlığından bir şey kaybetmeden sözde Atatürkçülük peşinde ve lâkin bu kutsal DAVA için; ne elini cebine atan, ne de eline taş alan var! ne açlık grevi yapan! ne de ciddi bir birliktelik isteyen var; koca kıçlarımızı koltuğa gömüp, klavye Atatürkçülüğünden başka bir şey yaptığımız yok! Ben de başta olmak üzere!.. Herifler neredeyse donumuzu alacak duruma geldi; biz hala elimizde karanfillerle -sırılsıklam- Anıtkabir’de ‘şikayetçiyiz hakim bey’ havasındayız!..

Ve içimizdeki ihaneti temizlemeden de bir yere varmamız söz konusu değildir!

Bir kere, particilik virüsünden kurtulacaksınız; demokratik yöntemleri kullanarak bir şeyleri geri çevirebileceğinizi sanıyorsanız, kandırılıyorsunuz demektir; uyanacaksınız!

Tayyip giderse, yerine kim gelirse gelsin daha iyi olur; -ki bu asrın yalanıdır- inanmayacaksınız; neden derseniz eğer; şöyle ki, Tayyipler birer araçtır, kullanılırlar ve atılırlar; o aracı kullanan el, yerine yenisini koyarken daha kalitelisini tercih etmez, maliyeti en düşük olanı seçer ve bu döngü böyle sürüp gider! Bu yüzden yedekte tutulanları iyi izleyiniz, Obama’ya kutlama mesajları çekenleri unutmayınız, her gün Tayyip’e bağırıp çağırırken en zor anlarında yanında olanları gözden kaçırmayınız! vesaire..

Medyanın parlattıklarından ya da devamlı bir şekilde medyaca gündeme getirilenlerden uzak duracaksınız!

Milyon dolarlarla gazetecilik yapanların Atatürkçülüğünü, arada oturup düşünecek ve eğer fırsatınız olursa üşenmeden arka pencereye gidip, bir de oradan bakacaksınız manzara-i umûmiyeye...

Yaşanan süreçte toplumda yükselen değer olan Atatürkçülüğün, ABD ve siyonistlerce gözden kaçırılmayacağına ve bu sebepten dolayı muhalefet adı altında ya da AKP karşıtlığı güdülerek kökü dışarıda bir Atatürkçülük senaryosunun şu an uygulamada olduğunu bilecek ve ona göre tavır alacaksınız! Uyanık olacaksınız açıkça...

Bu camiâda fazladan iki yazı yayınlatmak için birilerinin imkânlarından faydalanmak isteyen ve dolayısıyla sizlere gerçekleri söylemekten imtinâ edenler olduğunun farkında olup, en azından benden ve bizden isim vermemizi talep etmeden onları siz arayıp bulacaksınız!.. (Sırası geldiğinde hepsini yazacağım!.. belgeleriyle)

‘Tezgah’ çok çaplı, oyun büyük ve mevzu sadece ‘Türkiye Cumhuriyeti’ değil,asıl hedef ‘Türk’ unsurunu ortadan kaldırmak üzerinedir! Öncelikle konuya bu gözle bakılması gerekmektedir, işte o zaman vahâmetin boyutları çok daha iyi görülecektir. Türklüğü savunan her birey ‘faşist’ ya da ‘ırkçı’ olduğu yönünde suçlanarak etkisiz kılınmaya çalışılmakta ve elbette belli birikimi olmayanlar ve de asıl mevzudan habersiz olanlar bir şekilde pasifize edilmektedir. Vicdanî söylemler -analar ağlamasın gibi- öne çıkarılarak duygu sömürüleri vasıtasıyla kalabalıklar olabildiğince aza indirgenmekte ve bu sömürüye direnenler ise ‘marjinal’ gurup oldukları iddiasıyla halk katmanlarından tecrit edilmeye çalışılmaktadır. İşte bu yüzden emperyalistlerin ve bence insanlık düşmanlarının bu tuzaklarına düşmeden ve acilen bir araya gelmemiz ve örgütlenmemiz şarttır; kim ki bunun önünde engeldir! Haindir!..

Particilik, ihanetin barındığı bataklıktır; kim ki sizi belli bir parti veya partinin arka bahçesinde mücadeleye çağırıyor; biliniz ki oradaki tek amaç, yükselen ve olması muhtemel ‘gerçek’ bir direnişin önünü kesmek ve zâfiyete uğratmaktır!..

Atatürk’te birleşilecekse eğer, orada birleşilmelidir; aracıya hâcet yoktur!.. Tersini söyleyen; işte ‘o‘: ajandır!..

(Eee ajan(!) ajanı tanır değil mi!.. Hadi bakalım!..)

Cem YAĞCIOĞLU, 18 Kasım 2012

Son Güncelleme: Pazar, 18 Kasım 2012 17:19
 
”Büyük Çağrı” ya Hazır Olun!.. / Cem YAĞCIOĞLU PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 23 Eylül 2012 08:55

Öncelikle şunu bir tespit edelim; kim ki ‘bu milletten bir b.. olmaz’ ya da ‘millet derin uykuda’ tarzında cümlelerle geliyorsa size, biliniz ki o kişi ya da kişiler Atatürkçü değildir! İsterlerse ‘büyük yazar’ diye ortalarda dolaşıyor olsunlar, isterlerse de ayda bir kitap yazsınlar, fark etmez; çünkü bunun böyle olmadığını Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisi söylüyor.

4 Şubat 1919′da Alemdar gazetesi muhabiri Refii Cevat’ı evine çağıran Mustafa Kemal, söyleşi bittiğinde “Vatan, içine düştüğü felaketten nasıl kurtulur, bağımsızlığına nasıl kavuşur diye bir soru sormanızı isterdim.” demiştir.

“Vatanın kurtarılmasını en uzak ihtimalle bile mümkün görmediğim için, böyle bir soruyu sormadım” yanıtını alması üzerine, “İmkânsız gördüğünüz kurtuluş yolları vardır.Bugün herhangi bir örgütçü, Anadolu’ya geçer ve milleti silahlı bir direnişe hazırlarsa, bu millet kurtulur.” açıklamasını yapmıştır.

Bu açıklama üzerine şaşıran Refii Cevat ”Paşam, milli direniş güzel, ama neyle hangi asker, hangi silah, hangi parayla? Maalesef Paşam, kupkuru bir çölden farksız hale gelen bu ülkede artık hiçbir yaşam belirtisi görülmüyor.” demesi üzerine Mustafa Kemal Paşa şunları söylemiştir:

” Öyle görünür Refii Cevat Bey, öyle görünür. Ama çölden bir yaşam çıkarmak, bir çöküntüden varlık, yeni bir kuruluş yaratmak gerekir. Siz boşluğa bakmayınız, boş görünen o alan doludur. Çöl sanılan bu dünyada, gizli güç ve yaşam vardır. O, millettir; o, Türk milletidir. Eksik olan örgüttür. Bu örgüt kurulursa, vatan da millet de kurtulur. Bunu böyle bilesiniz, Refii Cevat Beyefendi.”

Atatürkçüyüm diye ortalıkta dolaşanların Atatürk’ün bu sözlerini doğru yorumlamaları esastır; yoksa kendilerinden gayrı herkesi sabah-akşam aşağılamakla bir yere varılamayacağı açıktır.

Ne diyor Mustafa Kemal; ‘’...eksik olan örgüttür. Bu örgüt kurulursa vatan da, millet de kurtulur…’’

Şimdi elbette, o zamanın şartlarıyla bugünün şartları mukâyese bile edilemez. O zaman elinize silahı aldığınızda düşman belliydi, işgal vardı. Bugün ise durum farklı, belki gözle görünür bir işgal yok; ancak ‘işgal’ kelimesinin tanımının da değiştiğini göz önüne alacak olursak; bugün, işgalin en büyüğü, en ağırı yaşanmaktadır; zîrâ insanımızın büyük çoğunluğu tehlikenin farkında değildir! Tehlike ise; kölelerin kendilerini özgür zannetmeleri yanılsamasının topluma lanse edilmiş ve kabullendirilmiş olmasıdır; ki bu da fiilî işgalden çok daha öte bir şeyi, yani öğretilmiş çaresizliği doğurmaktadır! Devamlılık arz eder!..

Günümüzde aklınıza gelebilecek pek çok terör örgütünün arkasında cia-mossad vardır, bu çok derin bir bilgi değildir, sokaktaki herhangi bir insana bunu sorsanız size söyleyecektir. Devâsâ terör eylemlerinin arkasından yine bu insanlık düşmanı iki kuruluş çıkacaktır ve iki ayrı devletin çıkarlarını koruyor gözükseler de, özleri itibarıyla belli çıkar gruplarının menfaatlerine göre hareket etmektedirler. Sınır tanımayan kötülükleri için tüm aşağılık yöntemleri kullanabildikleri gibi, toplum nezdinde itibar gören kişi ve kurumları medya aracılığıyla kolaylıkla gözden düşürüp, belli çıkar gruplarına hizmet etmekten gocunmayan ve hatta –kraldan çok kralcıları- halkın gözünde dürüst, mert, demokrat ve hatta özgürlük savaşçısı şekline büründürerek dünya siyasetini ve insanlığı ‘kaos’ ortamına mecbur bırakırlar. Belli şekillerde alt edemediklerini ise, akla hayâle sığmayan iftira ve dolayısıyla ‘şantaj’ tuzağına düşürürler ya da ,son çare olarak, etkisiz hale (suikast-sabotaj) getirirler.

Bunları niye yazdım; öncelikle düşmanın kim olduğunu bilmek çok önemli! İki tane bacaksız pkk’lı zibidi ya da sakalından kan damlayan sorsan Müslüman; ancak Allah’a şirk koşmaktan çekinmeyen kılıksız iblisler değildir düşman! Düşman çok daha güçlü bir yapıdır ve bu zibidi ve kılıksızlar uşaklıktan öteye gidemezler…

Her gün onlarca mesaj yollayarak soruyorsunuz ya bizlere; ‘’artık sabrımız kalmadı’’, ‘’ne yapmalıyız’’,v.s. diye… işte öncelikli olan mevzu, kiminle savaşacağınızı iyi bilmenizdir! Yani bu iş çocuk oyuncağı değil, karşımızda her türlü imkânları mevcut; sermayesi olan, paralı askerleri olan, ‘din’ denen mefhûmu kendi çıkarları için olağanüstü kullanabilen, teknolojik üstünlüğe sahip ve amaçları için akla hayâle gelmeyen insanlık dışı tüm yöntemleri utanmazca uygulayan bir yapı vardır.

Herkes ‘örgütlenmekten’ bahsediyor; ancak kimse bu ‘örgüt’lenme işinin neleri kapsayacağından veya nerelere değin uzanması gerektiğinden bahsetmiyor. Şu an ülkemizde ulusalcı ya da ulusalcı/milliyetçi olduğunu söyleyen pek çok yapı zaten vardır; ancak bildiğiniz ya da bildiğimiz manâda bir direniş var mıdır? Yoktur!..

Zaten bildiğimiz manâda bir direniş örgütü, miting yapmaz; direnir!

İşte bu noktada Banu Avar’ın da sıkça dile getirdiği ‘Namus Cepheleri’ olgusu çok iyi irdelenmeli ve günümüz şartlarına uyarlanarak yeniden hayata geçirilmelidir...
( http://www.edebiyatgazetesi.com/2012/09 ... banu-avar/)
Bunun için bir lider beklemenize veyâhut mucizeler dilemenize gerek yok; bulunduğunuz her yerde üçer-beşer kişilik gruplar kurarak işe başlayabilirsiniz.. İşin ciddiyetine vâkıf kimseleri seçmeniz ve devamlı dirsek temasında olmanız önemlidir. Bir gün bu küçük cepheleri bir araya toplayacak ‘çağrı’ gelecektir. ‘Büyük Çağrı’yı bekleyin!..

Şimdi bazılarınız ‘daha ne kadar bekleyeceğiz’, diye hayıflanabilir; ancak, beklemek değil hazır olmak önemlidir; hazır olunduğunda o ‘’Büyük Çağrı’’ gelecektir; ne erken, ne de geç; tam vaktinde, tam da her şey bitti denildiği o anda gelecektir!..

‘Geleceğiz, yarısında bir gecenin!’…

Kişiler önemli değildir, olaylar önemli değildir; hiçbir şey bu Milletin bekâsından daha önemli değildir; Bu bir DAVA’dır, ölenler olacak, derdest edilenler olacak; ama ‘BİZ’, hep dikkatli, hep tetikte olacağız!.. İçimizden bazıları, derdest edilebilir, ortadan kaldırılabilir; ancak siz; hazırlıklı olacaksınız, varınızla yoğunuzla bu ‘DAVA’ nın neferleri olacaksınız, çocuklarınızı bu bilinçle yetiştireceksiniz; ola ki başarılı olamadık, ola ki bu yolda toprağa düştük; hiç önemli değil, o ‘’Büyük Çağrı’’ gelecektir, er ya da geç! Umutsuzluk bizim tarihimizde yoktur; kimseyi beklemeyin, siz gelin!..

Yazıyı iyi okuyun, iyi irdeleyin, cümlelerin arkasındaki mesaja odaklanın; ben giderim başkası gelir, o gider başkası gelir; ‘Biz’ler bitmeyiz hiç merak etmeyin, bu sadece biz Türkler’in savaşı değildir; bu savaş, bu direniş, insanlık düşmanlarına karşı girişilen en büyük mücâdele olacaktır; işte bu noktada, farklılıklarınızdan dolayı ayrılmayın! Eğitimli-eğitimsiz, akıllı-akılsız, uzun-kısa, güçlü-zayıf, beyaz-kara, inanan-inanmayan, güzel-çirkin, açık-kapalı, Alevî-Sünnî, zengin-fakir, vesaire… Bu büyük ‘onur’ bizim neslimize ait olacaktır, önce ülkemizin makûs talihini yeneceğiz, ardından tüm mazlum milletlerle insanlığın onuru için savaşacağız; Türk Milleti’nin kaderi budur; işte bu yüzden düşmanımız çoktur ve işte bu yüzden bitirilmek isteniyoruz; çünkü ‘BİZ’ ler boş vakitlerinde bile devlet kuran yegâne Milletiz…

Ey bu Milletin evlatları; devrin en karanlık zamanlarından geçerken ‘BİZ’, aydınlığın meş’alesiyle gelmekteyiz; devrimci, ülkücü, dindar, ateist hiç fark etmez; ‘Büyük Çağrı’ ya hazırlıklı olun… YETER!..

Kimse bizi ölümle korkutamaz; milyon yıldır aynı savaşın içindeyiz ve ‘BİZ’ hep mazlumların yanında olduk, tarihe bakın göreceksiniz!.. ‘BİZ’ den haber alamazsanız, haberi ‘SİZ’ vereceksiniz!


Cem YAĞCIOĞLU, 23 Eylül 2012

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Eylül 2012 09:13
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 8
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!