ABD Derin Merkezinden son “inciler”! / (Çeviri: Erkan GÜÇİZ)

ABD Derin Merkezinden son “inciler”! / (Çeviri: Erkan GÜÇİZ)

İletigönderen Erkan Güçiz » Çrş Ara 10, 2014 0:15

ERDOĞAN'IN SARAYINA GÖMÜLEN ATATÜRK

Bu yazı, CFR sitesinde yayınlandı!

Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanlığı sarayı için söylenmedik bir şey kaldı mı ki?
Muazzam bir şey.
Şatafatlı.
Pahalı.
Ankara’nın Çankaya semtinde bir yamaçtaki eskinin neyi eksikti bilemem. Az bir Osmanlı azametini cumhuriyetçilikle zevkli bir şekilde harmanlayan fakat son derece sade bir yapı. Bu eski sarayın havası, Türk Cumhurbaşkanlığı’nın olgun ve siyaset-üstü gücüne yakışıyordu.
Herhalde artık zamana uymuyor.

Pek çok yönden, yeni binanın büyüklüğü ve gösterişi şimdi bu şatoda oturan, karizması, korkusuzluğu, kini ve politik kurnazlığı onu Türkiye’nin en önemli kişisi yapan Recep Tayyip Erdoğan ile uyuşuyor.
Aslında o, cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı, İstanbul belediye başkanı ve Türkiye’nin ahlaki vicdanı.
Bir zamanlar Atatürk’ün şahsi malı olan ormanda yükselen o yeni Osmanlı garabetinin altında bunun sembolik önemi yatıyor.
Yeni saray, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 12 yıl önce iktidara geldiğinden beri yapmak istediğinin somut bir simgesi. Bu bir yandan arkasında olanların “Büyük Usta” dedikleri, yeni büyük adam Erdoğan’ı yüceltirken, öte yandan da Atatürkçülüğü tarihten kalma bir fosil haline getirerek gömmek.

AKP’nin Atatürk ilkelerine bağlığı hep sözde kaldı, hiçbir zaman eylemlerinde yoktu.
Atatürkçülüğün “altı ok”una cumhuriyetçilik, laiklik, devrimcilik, devletçilik, milliyetçilik ve kendine özel ulusalcılığa karşı bir nefretle iktidara geldiler.
Erdoğan ve arkasındakiler, karşı çıkmakla yanlış yapmadılar.
Bu prensiplerin sıkı sıkıya uygulanması–en azından 1938’de Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürkçülerin anladığı şekilde yalnız laik değil, üstüne dinsiz ve dindarlara açıkça düşman bir politika gerektirdi.
Ayrıca bu, Türklerin içinde Kürtler’e yer vermeyen etnik aşırı milliyetçilik üzerine kurulu idi.
Dindar Türkler ve büyük Kürt azınlık üzerinde kontrolü devam ettirebilmek için Atatürk’ün kurduğu siyasi sistem otoriter olmak zorunda idi.

Subaylarda, siyasetin cumhuriyet düzenine karşı bir tehlike olacak şekle döndüğü algısı oluştuğunda ordu harekete geçti; 1960 ile 1997 arasında dört askeri darbe hareketi ve üstüne komutanların sıradan, defalarca sistemin stratejik etki kanalları yoluyla yaptıkları.

Askeri müdahaleler Atatürkçülüğün güçsüzlüğünü gösteriyor.
Hiçbir zaman Türklerin beynine Atatürkçülük bir “sağduyu” olarak yerleşmedi.
Dolayısıyla her zaman politik karşıtlarına karşı savunmasız idi yani ordu, güç ve zor kullanarak onu ayakta tutmak için devamlı uyanık bulunma zorundaydı.
Değerini kaybeden bir anlayış idi.
Atatürkçülük, sonunda başarısız olmaya mahkûmdu.
Atatürk devrimlerinin yürürlüğe konmasından bu yana geçen 90 yılda Türk toplumu çok daha karmaşık bir yapı aldı, farklılaştırıldı ve Anadolu dışındaki dünya ile bağlantı kurdu.


Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkler kendilerini tarihlerinin en büyük tehlikesi ile karşı karşıya bulduklarında, her ne kadar Kürtler ve dindar Türkler için beğenilmeyen sonuçlar doğursa da, belki de Atatürkçülük gerekli idi.

Atatürkçülük zaten ölü, onu yeniden gömmenin gereği yok.


(Kalınlaştırmalar çeviren tarafından)

Kaynak:http://blogs.cfr.org/cook/2014/11/03/burying-ataturk-in-erdogans-castle/
Kullanıcı küçük betizi
Erkan Güçiz
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 421
Kayıt: Çrş Eyl 29, 2010 5:18

Şu dizine dön: Erkan GÜÇİZ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 2 konuk

x