AÇIK AÇIK

AÇIK AÇIK

İletigönderen Feza Tiryaki » Pzt Nis 15, 2019 23:01

AÇIK AÇIK

Çok eskiden beri bilinen bir sınama yoludur, düşmanına bakarak, düşmanının tavrına göre iyi yolda mı kötü yolda mı olduğuna karar vermek. Örneğin, dış ilişkilerde gelişen bir olay, bizim iyiliğimize mi, kötülüğümüze mi? Bunu bilmek için en kısa yol, hemen “Yunan” buna ne diyor diye bakmak. Bize iyi olan onlara kötüdür. Çünkü Yunan, tarihten beri hep bizimle yarışmış, hep topraklarımızda gözü olmuş, İstanbul’un alınışını hiç affetmemiş, mübadele ile de, yurdumuzdaki Yunan emellerine - kötülüklerine son verilmesini içine sindirememiştir. İç siyasette ise taktikleri biraz başkadır. Çoğu kez, algı karıştırmak için, beğendikleri durumu ortalıkta kötülerler, ne derlerse tersidir gönüllerindeki. Beğenmediklerini de belli etmeden överler. İçten içe ise, bizim iyiliğimize hiçbir şeyi beğenmezler. Kötülüğümüze ne var, onları bulur, alkışlar sevgili (?) komşumuz.

Cumhuriyet karşıtı, Atatürk devrimleri karşıtı yazarlara - siyasetçilere bakarak da, onların desteklediklerinden, övdüklerinden uzak durabilirsin. Onlar üzülüyorsa; iyi bir durum söz konusu, sevindilerse; vay haline senin, durum kötü.

Son yerel seçimlere, özellikle İstanbul seçimlerine bu gözle bakarsak:

Hiç umulmayan bir sonuç çıktı seçimde. Ezberleri bozdu. Son güne kadar yayınlanan düzmece anketler İstanbul'un anketleri hep iktidarın adayını önde gösteriyordu. Ankara için arada Mansur Yavaş kazanacak diyenler çıkıyordu ama İstanbul için öyle değildi. Seçimin gecesi, ben kazandım yayınları, aynı gece, çok önceden hazırlanmış İstanbul’a asılan teşekkür afişleri. Bu iki davranış sonucun beklenmediğini gösteriyor zaten.

İstanbul Belediye Başkanlığı'nı yadsınılamaz şekilde, açık farkla, CHP adayı Ekrem İmamoğlu kazanıyor. Sonra bu duruma üzülenleri, bu duruma karşı olanları gördükçe, bir an bile düşünmeden nerede durman gerektiğini, planın çok büyük olduğunu anlıyorsun.

On beş gün önce sayım bitti, İstanbul içinse bitmedi. Oyları say say bitiremiyorlar. Dön baştan yine say, olmadı yeniden say, dur bakalım, durmadan say...

Şaşırtmadılar, Yunan’ı da kullandılar hemen. Yunanistan’ın yurdumuzda gözü olduğunu, yayılmacı özelliğinin hiç değişmediğini, bizim dincilerimizle, eski solcularımızla (?) aralarının pek iyi olduğunu anlıyorsun bu çıkıştan. İktidarın yandaşından öte karındaşı Yeni Şafak hemen başlığına almış, birlikte düzenledikleri şu haberi:

“Yunan medyası İmamoğlu'nu böyle tanıttı: İstanbul'u fetheden Yunan.” Arkasından Yunan’ın bitmeyen hayali "Pontus Rum" palavrası, saçmalıkları...

Durumu bilenler, basın yayının durumunu, Yunan’ın böyle durumlarda ne yaptığını bilenler hiç şaşırmaz bu tür başlıktan:

İmamoğlu’nun içte –dışta hedefte olduğunu, başkan seçilmesinin birilerine çok koyduğunu, çeyrek asır sonra Refah Partisi'yle başlatılan yılların kurulu düzeninin bozulduğunu, hele Yunan’ın bu duruma üzüm üzüm üzüldüğünü anlarlar ama ya bakan körler? Aynanın ardına bakmayanlar? Onlar, neden böyle çirkin – yalan bir haberi haber diye yayarlar, bu kimin işine gelir diye bile düşünmezler.

Yeni seçilen başkanın, soyunda sopunda en küçük bir pürüz bulamayanlar, söylemleri birleştirici, ulusalcı olan bir kişiye böyle bir yafta yapıştırmaya niye kalkarlar dersiniz? Kendi çıkarları bozulacağı için olmasın?

Son yıllarda ülkemizde, önceleri öyle diyenler, sonraları böyle diyor, kimsenin eskiden dediği, şimdi yaptığına uymuyor. Söz namustur sözü çoktan uygulamadan kalktı... Önemini yitirdi...

Geleceği bilemiyoruz, neler getirecek...

Yine de kesin olan şu: “ Gelen gideni aratmayacak!”

Yeni seçilen başkanın, yolsuzluklara bakışı, partizanlık yapmayacağını söylemesi, toplumla ilişkileri, konuşma yeteneği, bilgi birikimi, Beylikdüzü’nde efsane olmuş eylemleri, çevreciliği, kitaplara, çağdaş eğitime verdiği önem, belediyeciliği... örnek önümüzde.

Yok, bilmediğimiz başka şeyler çıkar ortaya, o zaman yeniden konuşulur. Görünen, yeni başkanın daha bir tek yalanını bile bulamamaları, bir açığını gösterememeleri... Ne yapıyorlar o zaman? Karşılıklı anlaşarak düşman odaklarla birlikte kara çalmak...

En son okuduğumuz şu örnek bile düştükleri durumu anlatıyor.

İktidar destekçisi, çok çok zengin iki aile, çocuklarını Çırağan Sarayı’nda evlendirecekler dendi hafta sonunda. Sarayın bahçesine yine derler ki, bu düğün için ekleme yaptırılmış deniz yönünde. “Tarihi sarayın bütün manzarasını katleden gecekondumsu prefabrik yapının neden inşa edildiği” sorgulanırken basın yayında, başka bir sorunu daha duyuyoruz düğünle ilgili. Sorun, nikahı kıyacak belediye başkanında düğümleniyor. Bilirsiniz çok sosyetikseniz, nikahınızı, en büyük başkan kıymalıdır, nikah memuru veya ilçelerin başkanları sizi kesmez. Seçimden iki hafta sonra olacak bu düğünü, sonuçlandırılamayan seçimler sarsmış. Ekrem İmamoğlu seçimden sonraki ilk hafta, bir de Demirören basın yayın kuruluşlarına çatmaz mı, benim konuşmalarımı neden yayınlamıyorsunuz diye. Etekler tutuşmuş. Seçilse bakalım bu nikahı kıyar mı? Kıysa bile, böylesine kendilerini azarlayan birine artık nikah kıydırmak uygun düşer mi?

Duyduklarımızın yalancısıyım, dediler ki, bu yüzden seçimin sonucunu açıklatmadılar, oyalattılar biraz daha; sonra da eski başkana kıydırttılar nikahı, sorun olmadan, yükseklik duyguları incitilmeden...

Bu nedenle, bu Pazartesi, seçimlerden sonra seçilene verilen “görev belgesi”(mazbata) verilecekmiş başkana.

Göreceğiz, bu denilenlerin ne kadarı doğru, ne kadarı yanlışmış.

Yazıyı bitirirken, kendi sesinden bir iki sözünü yazmadan önce Ekrem İmamoğlu’nun, hakkında yazılanlardan başka örnekler de verelim:

Sözcü yazarı Çölaşan son iki yazısında İmamoğlu'ndan söz etmiş, yazılarını seçimin yenileneceğini öngörerek bitirmiş. İlkinde, “YSK tekrar seçim mi diyecek?” demiş yazısının sonunda. Dün de, böyle denirse şaşırmayın diyerek, yazısının sonuna, “Seçimi iptal edin!” yazmış. İki gün ardı ardına böyle yazılması nedir ne değildir, siz söyleyiniz

Yine, yandaş Yenişafak yazarı Fehmi Koru, durumu onaylamış ve bir de önerisini söylemiş;

“İstanbul her halükarda AK Parti tarafından kaybedildi. En doğru tavır, hiç uzatmadan bunu kabul etmektir. “ Ardından, özetle:

“Yeni kurulacak parti içinizden çıktı, onunla ittifak MHP’den daha az zararlı olur, hatta eski günleri canlandırmaya da yarar.” demiş.

İktidar ortağı Bahçeli ise hem kaba bir dille, hem de içi boş konuşmuş, duyanı haline güldürmüş:

“Bundan belediye başkanı olmaz.”

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da, durumu eleştiriyor gibi yapıp, tarafını belli etmiş: “Hikâyesi olmayan adamı hikâye sahibi yaptılar.” Daha önceki yazılarında da, Yavaş ve İmamoğlu için, “Mağduriyet üzerine prim yapıyorlar” diye bayağı üzülürmüş.

Bu sözler, iktidar partisi adayının bir saat önce dedikleri:

Binali Yıldırım: "Bu seçim murdar olmuş bir seçimdir."

Murdar dini anlamda kullanılan bir söz, kirli, pis anlamına geliyor. Bu şaşırtan sözü duyduktan sonra, İmamoğlu demin yine kibarca hakkını aramış, aynı dili kullanmadan, yapılanları anımsatmış:

“Beni acelecilik yapmakla suçluyor, Yıldırım hızıyla 3 bin 870 oyla kazandım diyor. Tüm İstanbul’a gönül belediyeciliği kazandı diye afiş asan ben olsaydım onlar daha iyi anlardı.”
*

Seçimden bir hafta önce, “Teke Tek” adlı yayında, Fatih Altaylı, mevlüt okutmasını, şehitlere Kuran okumasını örnek vererek ona soruyordu:

“Siz ne kadar CHP’lisiniz? Siz neyi simgeliyorsunuz?”


İmamoğlu’nun yanıtları, kendini anlatması şöyle:

“İnsanın kendisi gibi olması neden garip bir CHP’lilik olsun?

Ben çok sağlam bir CHP’liyim. Geleneklerine düşkün, muhafazakarım, bu benim kendi kişisel alanım, kimsenin dokunmasına müsaade etmem.

Ben çağdaşlığa, Cumhuriyetin altı ilkesine, laikliğe, Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar büyük devrimler yaptığına... inanan biriyim.


Bu güne hitap etmek için bazı yenilikler yapmak zorundayız.

CHP’liliğimi zerre kadar tartıştırmam.

Demokrasi, seçenler kadar seçmeyenlerin hakkına da saygı duyar.


Devlet adamlığı kimliğini özledik. Ben özledim.

Ben inancımı söylüyorum. Yarışalım hizmette.

Artık görevinize dönün.


Bu ülkenin normalleşmeye ihtiyacı var. Siz aynaya bakın, eksiklerinize bakın. Biz belediyeciliğimize bakalım.

Yardımın bir sistemi olacak, denetim olacak. İnsana balık tutmayı öğreteceksin.

Hiç kimse işinden şüphe etmesin; bankamatik memuru değilse... Beyinleri kentsel dönüşümle bulandırmamak, insanları mağdur etmemek... Şu andaki kentin sınırını çiz desek... çizemeyiz. Biz bunun sınırını çizeceğiz. Bunun için kent anayasası dedik, herkes yanlış anladı.

Biz 21. Yüzyıl yöneticiliği için geliyoruz. Ben zatın performansına, liyakata bakarım.

Eğitim seferberliği başlatacağız. Bunları siyaseten kullanmayacağız.

Otuz yıldır iş insanıyım. İstanbul’un bütçesi kadar borcu var ama bütçe üretme şansı da var.

Sadece tasarrufla bütçe artısı üretilebilir.


İyi yöneticiler iyi kentler üretir.

İşimizi yapalım, Bu vatan bizim!”


Feza Tiryaki, 15 Nisan 2019
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 761
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x