"ATATÜRK ÇOCUKLARI"

"ATATÜRK ÇOCUKLARI"

İletigönderen Feza Tiryaki » Sal Nis 23, 2019 1:40

"ATATÜRK ÇOCUKLARI"


İki yıl önce, yine bugünlerde, yurtdışında, aynı derneğin düzenlediği “23 Nisan’a” katılmıştım. Kutlama büyük bir spor alanında, açık havada yapılmıştı. Bu kez, kapalı alanda yapıldı. Eski bir fabrikanın, toplantı, eğlence yerine çevrilen tek katlı küçük binasında.

Dernek, Aşağı Saksonya CHP (Ce He Pe) derneği. Kutlamanın yapılacağı eski yapının girişindeki tuğla duvara altı oklu parti bayrakları asmışlar. Sakin, sessiz bir bölgedeki eski kuştüyü fabrikasını, kapısındaki parti simgelerinden, asılı balonlardan kolayca buluyoruz. İçerisi eğlence yeri olarak düzenlenmiş, basamaklı bir seyir bölümü var, en üstte müzik ayarlama odası, girişte de sandalyeler dizili, sahne yakınına kadar. Diğer yanda yer bulamayanlar, bir de çok dolaşanlar, yerinde oturamayanlar için olmalı bu alan. Bu bölümde herkes ayakta, bir içerde, bir dışarda.

Dernek başkanının eşi, benim eski öğrencilerimden. Okumuş, doktor çıkmış, mesleğinin yanında, yurtdışındaki Türk toplumuyla, Türk çocuklarıyla da bir öğretmen gibi ilgileniyor. Güzel, aksansız Türkçesi, gönlü ulus sevgisiyle dolu bu genç kuşak, ulusal yaşam alanlarını bir siyasal partide bulmuşlar; CHP kadınlar kolu, CHP gençlik kolu eliyle, gurbetçilerle pek çok eyleme girişiyorlar. Çok etkinler, duyuru sayfalarına bakınca görülüyor.

Değerli öğrencimin, iletiyle, “Buradaysanız, bayram kutlamamıza gelin” diyerek gönderdiği kutlama bildirileri, ısrarlı çağrısı üzerine, dün öğleden sonra oradaydık.

Yaşam, bir yönüyle bayrak yarışına ne kadar benziyor. Yarışı bitiren, elindeki bayrağı sırada bekleyene veriyor, kenara çekiliyor. Ben henüz bayrak yarışını bitirmedim, kendimce, yazılarımla bu yarışın, savaşımın içindeyim ama aslında gözden de, gönüllerden de çoook uzaktayız, kendimizi avutuyoruz, ölmedik ayaktayız diyerek...

Bedenlerimiz bizi yavaş yavaş terkediyor, her gün yeni sağlık sorunları çıkıyor, istesek de, o oraya buraya koşturan eski biz değiliz. Yerlerimizi çocuklarımız, yetiştirdiklerimiz almış. Benzerlerimiz... Bir anne, birkaç aylık bebeği kucağında, orada. Bir küçük kız, bayram çiçeği gibi, gelincikler gibi giyinmiş, bir oğlan çocuğu, göğsü Atatürk resimli gömleğiyle koşturuyor ötede... Anneler babalar gururlular, bir o kadar da kendilerinden eminler, önlerinde uzun güzel bir gelecek onları bekliyor. Bizim gittiğimiz yolları, engelleri tek tek aşacak, avunarak, umutlanarak, kimi kez hayıflanarak yılları devirecekler...

Sonra, onların da rolleri değişecek, devran dönecek... “Ne ekersen onu biçeceksin...” Bu geleneksel söze; o eskidenmiş, günümüzde başka güçler, odaklar değiştiriyor ektiğimizi, izlerimizi siliyorlar, suç bizde değil, dense de... Çocuğumuzun elinden tutup götürdüğümüz o yerlere, bizleri artık çocuklarımız götürüyor. O da, hayırlı çıktılarsa, değer biliyorlarsa, helal süt emmişlerse... Bir kötüye kapılmamışlarsa... Yollarından çevrilmemişlerse...

Roller değişmiş, yavaş yavaş çekiliyoruz sahneden, yerimize gelenler, bizleri anımsamayacaklar bile, ölmüş de, masallardaki gibi geri gelmiş, tepeden yeryüzünü inceliyormuşçasına bakıyoruz kimi kez olanlara.

Ellerimizde bir top Atatürk’lü bayrakla gelmesek, belki kimse konuşmayacaktı bile orada bizimle. Satılık mı diye soranlar oldu dağıtmak üzere getirdiğimiz, saplı, kağıttan bayraklara. Tanıdık tek bir yüz kalmamış, eskiden öğretmenlik ettiğimiz bu semtten gelenlerin içinde. Tanımadıklarına herkes mesafeli. Tek çocuklar öyle değil. Kırmızı tülden elbiseli minik kıza adına soruyorum, söylüyor; İnci, arkadaşı benim adım da Hülya diyor, sevinç içindeler, kolay mı bayramdalar...

Bir boş yer bulup oturuyorum, geç kaldık derken, oğlum haklı çıkıyor, “Biz Türklerde her toplantı geç başlar, merak etme yetişiriz.” demekle.

Yetişmişiz. Geldik. Çocuklara, el işaretiyle isteyen annelere, bayrak dağıtırken oğlum, mikrofondan açılış duyuruluyor: “Hepiniz hoşgeldiniz!”

Önce, çok kısa olarak, günün tarihini, bugün ne olduğunu gelenlere anımsatmak.

Sunucunun bundan sonraki sözleri; “Özel konuklarımız var aramızda, uzaklardan geldiler, selamlayalım, neredeler?”

Burada, beni bağışlayın, geldim gidiyorum, hâlâ akıllanmadım, sarsılıyorum; bizde vefanın İstanbul’da bir semt adı olduğunu unutuveriyorum çoğu kez... Hani uzaklardan gelmişim ya, bir zamanlar bu bayramları, okul sahnesinde, Türkevin’de, aylar boyu özeveri ile hazırladığım (şiir okuttuğum, temsiller yaptırdığım, danslar öğrettiğim, korolar kurduğum) öğrencilerimle kutlardım ya... Bir anlık yanılsama işte! Bunca yıl, neler görüp yaşadığım, nelere tanık olduğum halde...

Kimleri kimleri unutan bu toplum, yirmi beş yılı aşkın çocuklarına öğretmenlik edeni mi anımsayacak, üstelik ta seksenli yıllara dönerek...

“CHP İsviçre Birliği Gençlik Kolları”, CHP Avusturya, Belçika, Fransa, Berlin... Gençlik Kolları...” Adı söylenen kuruluşun üyeleri gelenleri selamlıyor. 19- 21 Nisan tarihleri arasında CHP Avrupa Gençlik Kolları, buradaki birlikle, bir çalıştaya katılmışlar. Bayram töreniyle de çalıştayı kapatıyorlarmış.

İşte, bu an için geldim törene, topluca saygı duruşunda bulunmak, ardından yine topluca İstiklal Marşı’nı söylemek.

“Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türk vatanını bizlere bağışlayan, vatan için can veren şehitlerimiz için bir dakikalık saygı duruşu” denildi.

Bu an, bir ömre bedeldir. Boru sesiyle, bir irkilirsin, titrersin, gözünün önünden ülkenin tarihi geçer, şehitlerimiz, gazilerimiz geçer, Türk büyükleri geçer, Cumhuriyetin eski güzel günleri geçer... Gözlerin dolar...

Saygı duruşunda, en başta, bir an ikircikli kaldım, uyarıp uyarmamakta. Yan tarafta orta demire dayanmış bir genç, ellerini kavuşturmuş, öyle duruyor, arkasındaki genç kız da aynı; riski göze alarak, oğlanın koluna dokundum, kollarını iki yana sankıtmasını işaretle belirttim. Önce aldırmadı, sert sert baktı, sonra ellerini indirdi. Bunu yapmak zorundayız, yoksa nasıl öğrenecek yeni yetişenler neyin nerede nasıl yapılacağını? İzmir Belediye Başkanı, geçenlerde, ceketinin önünü iliklemeden Anıtkabir’de saygı duruşundaydı, gözlerimize inanamadık. Baştan öğretilmezse kurallar, sonu neye varır bilinir mi?

Törene, Türk çocuklarına seslenilen bu dizelerle başlandı:

“Çocuklar! Bayram yapın, sevinin ve haykırın, / Engel denen her şeyi güçlerinizle kırın! /Çocuklar! Bilin ki siz, koca bir cihansınız, /Vatanın her yerinde, fışkıran volkansınız.”

Hemen ardından:

“Atatürk Çocukları”adlı son yılların en sevilen şarkılı – danslı gösterisi geldi.

“Bir güneş gibi aydınlatırız / Karanlık ufukları /Sevgi, saygı, umut doluyuz,/ Doğruluktur yolumuz.”

Çocuklar, bayrak rengi giyinmişler. Kızlı – erkekli, küçük – büyük bir aradalar. Kırmızı etek veya pantolon, üstülerinde beyaz yarım kollu gömlek.

Büyüklü küçüklü bu çocuk topluluğu, hep birlikte nasıl güzel oynadılar, müzik arada kesildi, kendi sesleriyle seslendiler, seyre değerdi...

Bütün diğer gösteriler de öyleydi.

“Bir başkadır benim memleketim” müziğiyle oynanan gösterinin sonunda, altı küçük kızın, birbirlerine bitiştirerek açtığı kartonlardaki üstü beyaz yazılı, kırmızı Türkiye haritası herkesi coşturdu. Dakikalarca alkışlandı.

Çocuk korosundan; "Gençlik Marşı” yine aynı yöntemle söylendi. Ara ara müzik susturulup, sözleri okuma çocuklara bırakıldı. Dinleyecilerde katıldı marşa: “Bu gök deniz nerede var / Nerede bu dağlar taşlar”

Yineleme (nakarat) bölümü bir ağızdan dendi:

“Sesimizi, yer, gök, su dinlesin / Sert adımlarla her yer inlesin”

Aralarda sunucunun okuduğu Atatürk’ten özdeyişler iyi seçilmişti:

“Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O’nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.”

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”


Çocuklara seslenildi, şiir dizeleriyle:

“Ey güneş yüzlü çocuk;
Bu vatan senindir, bayrak senindir. / Gelecek senindir. / Senindir bu güzel gün”


Yüce Önderimizin, “Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir.” özlü sözünden sonra da, “Atatürk’ün sevdiği şarkılardan bir demet” dinletisi geldi. Kanun ve darbuka eşliğinde, kadınlar korosu, Türk Sanat Müziğinden çok güzel bir demet sundu.

Şiirlere geçilirken, N. Hikmet’ten alınan şu giriş sözleri - bazı yanlışlardan dönmek, gerçekleri görmek öyle zor ki - şaşırtmadı:

“ Edebiyat masalla başlar. Masalsa en çok şiire yakındır.”

Şiirler bölümü de, çok iyi düşünülmüş, hazırlanılmıştı. Çocuklar gruplar halinde çıkıp Atatürk şiirleri okudular. Her dörtlüğü biri okudu, ezbere. Örneğin Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Mustafa Kemal’i Düşünüyorum” şiirini bu şekilde okuyuşları çok çok güzeldi.

İki saate yakın sürdü etkinlik. Biz erken kalktık, sesli kayıtlardan anladığıma göre, en sonunda dernek üyeleri sahneye çıkıp, parti başkanlarına yapılan saldırıyı, kolkola yürüyerek, bir ağızdan sloganlar atarak kınamışlar.

Yurtdışında yaşayan Türkler, hep derim; yurdunun ulusunun değerini herkesten çok anlarlar. Başka bir ülkede, başka bir kültürde, el vatanında yaşamak nedir en iyi onlar bilirler...

1979’da, TRT, yani devlet televizyonu eliyle başlatılıp, Evren darbesinden sonra Özal zamanında iyice yerleştirilen “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı"nı aslından özünden uzaklaştırıp yozlaştırma, ulusal bir günümüzü uluslararası bir şenliğe dönüştürme, günümüzde de sistemli bir şekilde sürüyor.

Bakınız, bu tuzağa yurtdışındaki bu derneğimiz düşmemiş. Düşmeye de niyetleri yok. Almanların içinde yaşarken, başka dilli bir çocuk bile katmadan bayrama, kendi dilimizle, ulusal duygularla, ellerinde bayraklar, gömleklerinde Atatürk resimleri, baştan ayağa kırmızı – beyaza bürünerek, tıpkı eski günlerimizdeki gibi kutladılar bayramı.

Eve döndüğümde, bugün neler olmuş diye bilgiağını (internet) taradığımda ortalık şenlik haberlerinden geçilmiyordu.

Bizi, bir yerlere götürüyorlar. Ne ulusal bayramımız kalacak bu gidişle, ne ulus devletimiz... Bu, en büyük Ulusal Bayramımız, devletimizin temelinin atıldığı günü, bize, çocuklarımıza unutturdular. Yurtdışındaki bir avuç yurtsever, bu geleneği halen yaşatıyor, gördünüz... Ama nereye kadar, balık baştan kokarsa ne yapılacak?

Nisan sonunda, Bodrum’da, “Global Run Bodrum Yarı Maratonu”nun altıncısı yapılıyormuş. Maratonun adı bile İngilizce. Bu yabancı adlı koşu nedenmiş biliyor musunuz? Yıllardan beri, Bodrum limanını biz değil, “Global Ports Holding” adlı bir yabancı şirket işletiyormuş da, ondan.

Ya Kocaeli’ndeki kutlama? Hem, “Atatürk Çocukları” marşı söyleniyor, arkasından Hint dansı ediliyor - nasıl bir akılsa, bizim halk danslarımıza ne olduysa- hem de, iki çocuk, gelen misafir öğrencilerle İngilizce şiirler okuyor. Bu rezillikten sonra, “Mehteran” çıkıyormuş ortaya. Bir öyle, bir böyle, aynı anda... Yozlaşmanın, şaşkınlaşmanın, çorba olmanın bundan daha ileri derecesi olabilir mi?

“Atatürk Çocukları” böyle mi yetişecek?

“Seni hiç unutmayız.” sözü boşuna mı verilecek?

İşte bizden, 21 Nisan’dan, hemen buluverdiğim bazı başlıklar:

“41. TRT 23 Nisan Çocuk Şenliği” nedeniyle ülkemizde bulunan dünya çocuklarının Samsun TÜYAP’ta... “ Vali, şenliğe katılan Afrikalı bir çocukla, özel poz, resim çektirmiş; küçük Amerika olmamıza az kalmış, Afrikalı bir çocuk, törenin simgesi, ne ilgisi varsa böyle bir günle...

Diğer kutlamalar da Ege yöresinden:

İzmir Süper Çocuk Festivali 2019 / Karşıyaka 27.Uluslararası Çocuk Festivali 2019 (18- 24 Nisan) /Çocuk Fest İzmir 2019 / 22. Gaziemir Çocuk Şenliği 2019 /Bayındır 23 Nisan Çocuk Şenliği/ Torbalı 23 Nisan Şenliği/ Çiğli 23 Nisan Şenliği/ Güzelbahçe 23 Nisan Şenliği / Menteşe Çocuk Şenliği... Liste böyle gidiyor.

23 Nisan haftasında, bu bayrama karşıt olarak uzun yıllar kutlanan; “Kutlu Doğum” haftasının yerini, şimdilerde, sömürge ülkesi “şenlikleri” almış. Başka ülkelerin çocuklarıyla yapılan şenlikler... Bayramımızın içeriği boşaltılmış, "dünya şenliğine" dönüştürülmüş.

Atatürk çocuklarının işi çok zor...

Feza Tiryaki, 22 Nisan 2019
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 761
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x