Atatürk’e Yakıştırılan Anzak Demeçleri ve Eski Yunan Masalları / Cengiz ÖZAKINCI

Araştırmacı - Yazar

Atatürk’e Yakıştırılan Anzak Demeçleri ve Eski Yunan Masalları / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Pzr Eyl 06, 2015 14:18

Atatürk’e Yakıştırılan
Anzak Demeçleri ve Eski Yunan Masalları



Atatürk döneminde İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakan Vekilliği yapmış olan Şükrü Kaya, yalnızca bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir yazar ve çevirmendi.

ResimDaniel Defoe’dan “Robinson Crusoe”, Henry Beraud’dan “Şişko”, Charles Rist ve Charles Gide’den “Günümüze Kadar İktisadi Mezhepler Tarihi”, Buckley’den “Eski Yunan Masalları” ve Albert Mathiez’den “Fransız İhtilali” adlı yapıtları Türkçe’ye çevirmişti. [1] 

Kaya’nın 1949’da yayımlanan “Eski Yunan Masalları” çevirisi, konumuz açısından önemli. Şöyle ki: Atatürk döneminde Tarih Dersi kitaplarında Türk Tarih Tezi (uygarlığın Orta Asya’da doğduğu, göçlerle Batı’ya, Avrupa’ya yayıldığı) öğretilmişken; Atatürk’ün 1938’de ölümünden hemen sonra, bu tez terkedilmiş; bunun yerine; Batı Uygarlığı’na katılacağız; Avrupa uygarlığını yaratan “Antik Yunan Hümanizmi” ve “Yunan Mucizesi’dir; Batı uygarlığına katılabilmek için, okullarda genç kuşaklara ve halkevleri aracılığıyla tüm topluma “Hümanist Erdem” aşılamak; bu amaçla Antik Yunan Edebiyatını, Homeros’u vs. çevirip okutmalı ve tiyatro, opera vs. aracılığıyla halka benimsetmeliyiz, görüşü devletin Milli Eğitim ve Kültür politikasında egemen olmuştu. Atatürk’ün ölümünden bir gün sonra, 11 Kasım 1938 günü Bakanlık görevinden ayrılan Şükrü Kaya, çevirdiği Eski Yunan Masalları’nın 1949 basımına yazdığı önsözde, kendisinin de bu görüşü benimsediğini şu sözlerle belirtmişti:

Resim“Renaissance devrinin Humanizma denilen irfan doktrini, Yunan, Roma ve diğer klasik lejantların (söylencelerin, masalların) yeniden tetkik ve taklidiyle başlar. (...) Avrupa’da rönesans devri, Yunan ve Roma edebiyat ve felsefesinin Avrupa dillerine tercümesiyle başlamıştır. Homer, Hesiod, Virgil tercüme edilen klasiklerin başında gelir. (...) Çocuklarımla sırasiyle lisedelerken (Buckley’in “Eski Yunan Masalları” kitabının) bazı yerlerini ara sıra birlikte tercüme ederdik. Kitabın aslını ve tercümesini gören bazı öğretmen ve edebiyatçı dostlarım, neşrinin gençlerimize faydalı olacağını ve zahmete değeceğini israrla tekrar ettiler.(...) Memleketin irfanına az da olsa bir faydası dokunursa hizmet şerefi bu tercümeyi bastırmak cesaretini veren o dostlarındır.”

ResimKaya’nın çevirdiği “Eski Yunan Masalları”nda “hümanist doktrin” olarak nitelediği şey, Tanrı’yı insan biçimli bir varlık olarak gören ve üstün başarı gösteren insanları Tanrı yerine koyup yücelten (“anthropomorphist” ve “mystical hümaniste”) bir inanç dizgesiydi. “Antik Yunan Hümanizmi” 1938 sonrası devlet eliyle topluma aşılanırken; yaşamı boyunca pek çok üstün başarı göstermiş olan Atatürk de, bu anlayışla düzenlenen törenlerle anılmaya başlanmıştı. “Hümanist” yazarlar, kitap ve makalelerinde, Atatürk’ü “Antik Yunan Edebiyatı”ndaki “Kişi-tanrı” yüceltmelerine benzer sözlerle övüyor; Atatürk için yaptırılan Anıtkabir, devletin eğitim ve kültür politikası olarak benimsediği akıma uygun biçimde tasarlanıyordu. Atatürk’ün Etnografya müzesinde korunmakta olan cenazesi, ölümünün 15. yıldönümünde, 10 Kasım 1953 günü, büyük bir devlet töreniyle, yapımı tamamlanan Anıtkabir’e taşınacaktı. Resim

Gazeteler günler öncesinden bu törene özel duyurular yapmaya başlamış; Falih Rıfkı Atay’ın yönettiği Dünya gazetesi de 10 Kasım 1953 günü 6 sayfadan oluşan bir “Atatürk İlavesi” yayımlamıştı. Ruşen Eşref Ünaydın, bu ekte baş sayfayı kaplayan yazısında, Atatürk’ü “Phidias’ın Parthenonundaki (Antik Yunan Tapınağı’ndaki) (Kişi-Tanrılardan) Atena” ve “Praksitelis’in Tanrılaştırdığı Hermes”le karşılaştırıyor; onlardan üstün gördüğü Atatürk’ü “Olympos dağından boralar ve şimşeklerle nazil olmuş (inmiş) Zeus” (Eski Yunanlıların Baş Tanrısı’na) benzetiyordu. Falih Rıfkı Atay, 3. sayfada yayımlanan “Ölüm Yılı” başlıklı yazısında, Atatürk’ü Eski Yunan Hümanizmi’nin baş yapıtı sayılan “Homeros’un (İlyada’daki) kahramanlarından daha destankari” olarak niteliyordu.

Buckley’den “Eski Yunan Masalları”nı çevirmiş olan Şükrü Kaya’yla yapılan özel söyleşi de “Atatürk İlavesi”nin 5. sayfasında şu başlıkla yayımlanmıştı:

“Atatürk’ün, bütün cihana hitaben söylenmesini istediği nutuk” “Anlatan: Şükrü Kaya”, “Yazan: Yekta Ragıp Önen”

ResimResimResim

Y. R. Önen, Kaya ile yaptığı söyleşiyi özetle şöyle aktarıyordu okuyuculara: (...) Şükrü Kaya’nın evindeyim. 10 Kasım’ın arifesinde, kendisinden aziz Atatürk’e ait hatıralarını dinliyorum. (...) derin bir heyecan, bir vecd içinde anlatıyor. Not alıp bunları zaptetmeye imkân yok! (...) içişleri Bakanı Şükrü Kaya, Çanakkale mıntıkasında teftişe gidecek. Veda için ziyaret ettiği zaman Atatürk şöyle diyor: (...) Mehmetçik âbidesinin başında (...) Dünyaya hitab edercesine konuşacaksın. Orada, Çanakkale’de yalnız bizim şehitleri değil, bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da o kahraman muharipleri de hürmetle, saygiyle anacaksın! (...) Çanakkale’den cihana karşı böyle konuşacaksın. (...) Atatürk, Şükrü Kaya’ya uzun bir kağıt uzatıyor. Bu, Çanakkale’de söyliyeceği nutuktur. Atatürk bizzat hazırlamıştır. Ve Şükrü Kaya, bu nutku alıp Çanakkale’ye gidiyor, orada Mehmetçiğin mezarı başında bu nutku söylüyor. Nutukta, Şükrü Kaya’nın yabancı muhariplere hitaben belirttiği cümleler şunlar:

ResimResim

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanı toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde, uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar. Göz yaşlarınızı dindiriniz, evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” (...) Meğer, Mehmetçik âbidesinin başında söylenen bu sözleri zapteden birkaç gazeteci varmış. Onlar bu sözleri gazetelerine bildiriyorlar, nutuk dünyaya yayılıyor. Ve aradan hafta geçmiyor; Şükrü Kaya’ya telgraflar yağıyor, ta Avustralya, Yeni Zelanda’dan günlerce sonra mektuplar geliyor. Gözleri yaşlı analardan, kardeşlerden, siyasî şahsiyetlerden, askerlerden... Şükrü Kaya, bu konuşmasından dolayı tebrik ediliyor, takdir ediliyor. Oysa ki, söz, büyük askere (Atatürk’e) aittir. (...)


* * *

Şükrü Kaya’nın Mehmetçik Abidesi başında verdiği söylevin metnini 26.08.1931 günlü Hakimiyeti Milliye gazetesinde bulduktan sonra; dergimizin Mart 2015 sayısında ilk kez tıpkıbasım ve tam metin olarak yayımladık ve söylevde bu sözlerin bulunmadığı ortaya çıktı. 1915 Çanakkale Savaşı’nda ölen Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) askerlerine yönelik bu sözler, “Antik Yunan Hümanizmi”ni benimseyen “Eski Yunan Masalları” çevirmeni Şükrü Kaya tarafından. 1953’te yapılan söyleşi sırasında, kendisini not almadan dinleyen gazeteciye, vecd içerisinde (kendinden geçmiş bir durumda). Antik Yunan kahramanlarının “şiirsel” söylemlerine benzer biçimde, uydurulmuştur. [2] 

Türkiye, 1950’de Birleşmiş Milletler, ABD ve İngiltere yanında Kore Savaşı’na katılmış; Türk Tugayı, Kore’de Avustralya’dan gelen ANZAK’larla karşılaşmıştı. 1915’te Çanakkale’de düşman cephelerde yer alan Anzaklar ve Türkler, 1950-1953 arası Kore’de bu kez dost cephedeydiler. Öyle ki, Anzaklar, 25 Nisan 1915 Gelibolu Çıkartması’nın 1951 ve 1953 yılı anma törenlerini, Kore’de, Türk Tugayı ile birlikte gerçekleştirmişler ve Kore Savaşı, Temmuz 1953’te sona ermişti. Türkiye-Avustralya dostluğu, iki ülke askerlerince, cephelerde kurulmuştur. Bu dostluğun. Şükrü Kaya’nın 10 Kasım 1953’te vecd içerisinde ürettiği sözlere gereksinimi yoktur.

Dipçe:
 [1]  Bkz: Aslı Ekmekçi, “The Shaping Role of Retranslations In Turkey: The Case of Robinson Cruseoe” Dokuz Eylül Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İngilizce, 2008.
 [2]  Büyük asker, büyük inkılâpçı, büyük insan Atatürk’ün, yakın arkadaşlarından sayın Şükrü Kaya’nın evindeyim. 10 Kasım’ın arifesinde, kendisinden aziz Atatürk’e ait hatıralarını dinliyorum. Bunu, ben rica ettimdi de, “Gel bakalım, konuşuruz” demişti. Millî Mücadele ve inkılâp tarihinde idare adamı olarak vazife alan değerli meslekdaşım Şükrü Kaya’nın Atatürk’e ait hâtıraları o kadar zengin ki... Kendisini hâtıralar seline kaptırmış, derin bir heyecan, bir vecd içinde anlatıyor. Not alıp bunları zaptetmeye İmkân yok! Atatürk’ün görüşü, düşünüşü, hissedişlerini, insanlık, efendilik taraflarını, hâdiselerle izah ediyor, o; heyecanlandıkça yeni hâtıralar canlanıyor, ve ben, “Büyük insan”ın büyüklüğünü kavrıyamamanın aczi içine düşüyorum. Sayın Şükrü Kaya, Atatürk’le beraber geçirdiği günleri elbetteki yazacaktır, ben, hâtıraları hazinesinden ancak, bir iki tanesini buraya nakledeceğim.

Büyük İnsan: Atatürk. “İnsan Atatürk”e bakınız: İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya, Çanakkale mıntıkasında teftişe gidecek. Veda İçin ziyaret ettiği zaman Atatürk şöyle diyor:

“Çanakkale’yi ziyaret ettiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin. Bu vazifeyi yapacağına şüphe yok! Yalnız nasıl bir nutuk söyleyeceksin. Ben söyleyeyim; burada yatan aziz şehitlerimiz sizi hürmetle, saygı ile anıyoruz diyeceksin. Mehmetçik abidesinin başında, dilinin bütün talakatıyla konuşacaksın. Burada rahat ve huzur içinde yatınız, diyeceksin. Siz omasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz, bu boğaz aşılır, İstanbul işgal edilir, vatan toprakları istilaya uğrardı, diyeceksin.

“Evet, böyle konuşacağım!”

“Hayır, hayır!.. Sen böylenin çok üstünde çok daha başka konuşacaksın. Dünyaya hitab edercesine konuşacaksın. Orada, Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimiz değil, bu toprak üstünde kanlarını döken insanları da o kahraman muharipleri de hürmetle saygıyla anacaksın!

“Paşam ben bunu yapamam, çünkü bu sözler ancak sizin söyleyebileceğiniz yüksek sözlerdir.”

“Söyleyeceksin! Çanakkale’de cihana karşı böyle konuşacaksın. Senin böyle konuşman lazım!”

Şükrü Kaya Atatürk’ün yanından ayrılıyor ve gece tekrar buluşuyorlar. Atatürk, Şükrü Kaya’ya uzun bir kağıt uzatıyor. Bu Çanakkale’de söyleyeceği nutuktur. Atatürk bizzat hazırlamıştır. Ve Şükrü Kaya, bu nutku alıp Çanakkale’ye gidiyor, orada Mehmetçiğin mezarı başında bu nutku söylüyor, nutukta Şükrü Kaya’nın yabancı muhariplere hitaben belirttiği cümleler şunlar:

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanı toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde, uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar. Göz yaşlarınızı dindiriniz, evlâtlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” Şükrü Kaya, Atatürk’ün, toprağında yendiği milletlere karşı gösterdiği yüksek insanlık hislerinin ifadesini taşıyan cümleleri, Çanakkale’de söylüyor, Ankara’ya dönüyor.

Meğer, Mehmetçik âbidesinin başında söylenen bu sözleri zapt eden birkaç gazeteci varmış. Onlar bu sözleri gazetelerine bildiriyorlar, nutuk dünyaya yayılıyor. Ve aradan hafta geçmiyor. Şükrü Kaya’ya telgraflar yağıyor, ta Avustralya, Yeni Zelanda’dan günlerce sonra mektuplar geliyor. Gözleri yaşlı analardan, kardeşlerden, siyasî şahsiyetlerden, askerlerden... Şükrü Kaya, bu konuşmasından dolayı tebrik ediliyor, takdir ediliyor. Oysa ki, söz, büyük askere aittir. Ve o büyük asker, dün yendiği milletlere karşı düşmanlık hissi beslememekte, en insanî, en medenî hislerle, dostluk elini uzatmaktadır. Ve bunu, Türkiye Cumhuriyetinin, İçişleri Bakanına söyletmektedir. Yurtta sulh, cihanda sulh!.. Atatürk’ün bu vecizesini dünya milletleri arasında düşmanlığın unutulmasından aldığı nasıl belli! (...)

Şükrü Kaya’nın anlattıklarında bir kaç hâtırayı, noksan de olsa, buraya nakledebilmekten duyduğum bahtiyarlık derindir. Muhterem meslekdaşım, gayet tabiidir ki, hâtıraların tamamını yazacak, ve memlekete hediye edecektir. (...)


Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Temmuz 2015
cengizozakinci@butundunya.com.tr
PDF
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Şu dizine dön: Cengiz ÖZAKINCI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x