ATATÜRK’ÜN KÖÇEKLERİ

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

ATATÜRK’ÜN KÖÇEKLERİ

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Cmt Tem 11, 2020 4:51

ATATÜRK’ÜN KÖÇEKLERİ
Bir ara modaydı.
“Atatürk’ün askerleri” diye bir slogan atılırdı.
Sözde Atatürkçüler, Atatürk İlkelerine sahip çıkıyorlardı.
Sözde Atatürkçü Düşünce ile hem ülkeyi ve hem de toplumu ‘çağdaş ülkeler düzeyi’nin de üstüne çıkaracaklardı.
Her üç kişinin bir araya gelmesiyle, zibil gibi ‘Atatürkçü Düşünce Dernekleri’ kuruldu idi.
Öyle ki, bunlar samimi Atatürkçü’dür diye, bu derneklere dayanarak bir ‘Atatürkçü Düşünce Partisi’ bile kurulabilir diye düşünmedim değil.
Heyhat ki ne heyhat.
Önce bu sözde Atatürkçülerin birbirlerine nasıl düştüklerini gördüm.
Sonra bu sözde Atatürkçülerin özde ‘Atatürkün Köçekleri’ olduğunu anladım.
Uzağa gitmeye gerek yok; son örnek Metin Feyzioğlu’na bakın yeter.
Öncesinde, nice muvazzaf asker, nice Genelkurmay başkanları görmüştük.
Herbiri gerçek birer ‘Atatürk Köçeği’ idiler.
Sonra ‘Cumhuriyet’i savunma görevi olan ‘Savcı’ların, köçeklikten öte ‘Cumhuriyet Düşmanı’ olduklarını gördük hep beraber.
Yargıçlar da öyle..
Mürekkep yaladıkları sanılan doktor, doçent, profesörleri gördük.
Yazar, çizer, gazeteceiler falan.
Aydın-maydın sözde entellektüeller filan.
Siyasetçi, partici, partinin ağır topu, lideri; ıvır-zıvır bir ‘ton insan’.
Kiloları beş para etmez...
Yeri geldiğinde zıpkın gibi ‘Atatürkçü’, ama Atatürkün kurduğu Cumhuriyet adım adım, gıdım gıdım, parça parça ufalanırken çene çalmaktan başka bir iş görmeyen bir ‘yığın insan’.
İşi gücü çene çalmak.
Sözde ‘demokrat’!
Ne demekse ‘demokrat’?
Bir de ‘Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak’ diye bir ‘laf’ var ki, evlere şenlik.
Cumhuriyet gittikten sonra ‘taç’ı nerelerine takacakları belli değil.
Kına mı bu ki, nereye sürüleceği biline, değil mi ama?
Her şey bir yana şu ‘Danıştay’ın aldığı Ayasofya Kararı var ya, Cumhuriyet’in kökünden yıkıldığına dair bir kanıt aslında.
Sıradan bir olgu gibi görülebilir.
Ama değil, olgunun ‘öz’ünü oluşturuyor.
Artık Türkiye’de o ‘alçak mahkeme’lerin yanısıra ‘yüksek mahkemeler’ de Cumhuriyet düşmanı olmuşlardır.
Yargıtay’ı, AM’ı (Anayasa Mahkemesi) dahil.
Kim ne derse desin, ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tümden, temelden yıkılmış olduğuna inananlardanım.
Ne bayrak, ne ulusal marş, ne Devlet’in anlamı kalmış değil.
Ne parti, ne seçim, ne hükûmete güveniyorum.
Ne de ‘Atatürkün köçekleri’nden umutvarım.
Bir umudum var ama; ‘nasıl ve ne zaman geleceğini’ ben de bilmiyorum.
Namık Kemal’lerin, Tevfik Fikret’lerin, İttihatçıların, Kemalist’lerin taşıdıkları ‘umut’ gibi bir ‘umut’ bu.
Nazım Hikmet’lerin Hikmet Kıvılcım’ların;
Mehmet Ali Aybar’ların, Behice Boran’ların taşıdıkları umut gibi bir umut.
Umutsuz yaşanmıyor da ondan.
‘Sokağında fener/penceresinde cam’ı yok ama ‘umudu var büyük insanlığın’ diyor ya şair, işte öyle bir şey.
Türkiye’de her şey sıfırlanmış olsa da.
Bir ‘anlamsız umut’ taşıyor insan.
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1117
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 8 konuk

cron

x