BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III)

BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Sal Kas 22, 2016 20:21

BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (III)
Rusya’nın gizli jeopolitiği
Rusya’nın kültürel öz taşıyan bir ‘gizli jeopolitiği’ var ki, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da değişen bir şey olmadı denilebilir.
Daha 18.yüzyılda, Rusya ile Batı arasındaki ilişkilere bakıldığında bu ‘kültürel öz’ü görmek olası.
Avrasyacılık sanki Rusya’nın alnına yazılmış (prédestinée).
Eğer istenirse Rusya için ‘Coğrafya kader’dir denilebilir.
Nitekim günümüzde Alexandre Douguine’in üzerinde durduğu ‘jeo-kültür’ teriminin kökeninde de bu anlayış yatıyor.
Daha ileri gidilerek bir ‘Géosophie’den bile sözedilebilir.
Géosophie terimi, İkinci Dünya Savaşı ertesinde, Amerikalı John Kirtland (1891-1969) tarafından ortaya atılıyor: Nasıl ‘Tarih’ tarihçilerçe ele alınıyorsa, Coğrafya da coğrafyacılarca ele alınmalı diyor yazar.
Ne var bunda denilebilir.
Şu var: Sofya (sophie) bilindiği üzere, ‘bilgelik’, ‘bilgi severlik’ demek.
Jeosofya da, felsefe benzeri, coğrafya severlik; şimdiki hali ve geçmişi, üzerinde yaşayan insanlara verdiği ya da aldığı; kısaca coğrafyadan ötesi ve akademik coğrafya bilgisinin ötesinde; ‘alandaki insanın özü’nü araştırmak demek.
‘Coğrafya felsefesi’ demek haddimiz olmasa da, dememek için de çok neden yok denilebilir.
İşte Rusya için olduğu kadar, Çin ve Hindistan için de, bu ‘gizli jeopolitik’ ya da tarihten gelen ve resmî olmayan (informelle) jeopolitik, kuşku yok ki, Türkiye için de geçerlidir. [Ve günümüz Osmanlıcılarına bırakılmayacak kadar da ciddî bir iştir].
Kaldı ki, başka bir yerde Jean-Paul Charnay’in (1928-2013) Jeososyoloji’ sinden (Géosociologie) sözetmiştim.
‘Jeopolitik çözümleme’ yapmak, demek ki, sanıldığının ötesinde karmaşık bir iş olup, en azından sözcüklerin ‘etimolojisi’ hakkında bir ön-bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Rusya’ya Batı Aşısı
Rusya’nın Büyük Petro (Pierre le Grand -1689- 1725) döneminde ‘Avrupa’lı Devletler (Concert européen) arasına girmek istediği tarihçilerin üzerinde uzlaştıkları bir konudur.
II. Katerina (1729-1796) döneminde ise ‘Batı Işığı’ Rusya’ya girmiş oluyor.
Rastlantıya bakın ki, Osmanlı da benzer şeyler III.Selim (1761-1808) döneminde olmuştur.
Her ne kadar De Gaulle’e atfedilse de, Avrupa’nın ‘doğal sınırları’nı Ural Dağlarına dayandırmak, Rus coğrafyacı Vassili Tatishtchev (1686-1750)’e ait olup, Rusya’nın Avrupalılığı (européanité)nı kanıtlamaya yöneliktir.
İşte II. Katerina döneminde, Rus Soyluları ile Avrupalı’lar arasında gerek ‘teknik’ ve gerekse ‘soyluluk’ bakımından bir ‘aşı’dan sözedilebilir.
Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi..
Ve Rusya’da, Fransız Devrimi’ni izleyen ilk çeyrek yüzyılda ‘genç subaylar rahatsız’ olup, 1825 yılında, hiç değilse ‘İngiliz parlamenter monarşisi’ kurmak amacıyla bir ‘Anayasa Kalkışması’ yaparlar.
Hem de, Napolyon döneminde Fransa ile karşılıklı savaşmış olmalarına karşın.
İşte dönemin bu gelişmeleri, başta Friedrich Wilhelm Joseph (von) Schelling (1775-1854) ve Johann Gottfried (von) Herder (1744-1803) olmak üzere, Alman İdéalizmi ya da çok istenirse Alman İdeolojisi’nin de biçimlenmesine katkıda bulunacaktır.
Herder tarafından ‘Ulusal Karakter’ (caractère national) ve ‘Deha’ (génie) kavramları ilk kez ortaya atılacaktır.
Zamanın Ruhu ( Zeitgeist) kavramı da Herder’le, Türk televizyonlarında bugün sıradanlaştırılmdığı biçimde değil, ama bir tarihsel bakışla, ‘ulus’ların ortaya çıkışları üzerine düşünmek için kullanılacaktır.
İnsanlığın ilk dili olan ‘Şiir’den bir ‘Dil Felsefesi’ ve yazın (edebiyat) ortaya çıkacak ve her ikisi de halkların Deha’ları tarafından belirlenecektir.
Konuyu dağıtmamak açısından, o güne değin aralarına kesin sınırlar koyulan maddî ve manevî olgulardan bir bütünsel insan (être total) anlayışına (genel olarak insanlık) geçilecek ve bu insanlık içinde halkların dehaları tarafından işlenen bir ‘ulusallık’ anlayışının temelleri atılacaktır.
Genel olarak düşün alanında, mekanik ve atomist anlayıştan organik ve dinamik bir kavrayışa geçiliyordu da denilebilir.
Rusya’nın (O arada Osmanlı’nın) bu gelişmelerin dışında durması sözkonusu olamayacaktır. [ Ne ki Osmanlı’da bu Tanzimat (1839) Kafası biçimini alacaktır].
Sonuç olarak, Rusya’nın o dönemde Batı’yla olan ilişkilerinin ‘kültürel’ bir kavramlaştırması yapıldığı halde, henüz ‘stratejik’ ve ‘alansal’ (spatiaux) kavramlaştırmalara pek geçilemediği söylenebilir.
Kısaca Batı’da bir ‘Aydınlanma felsefesi’ oluşmakta ve Rus aydınları da bundan olumlu ya da olumsuz olarak etkilenmektedirler.
Ne zaman ki Kırım Savaşı patlayacaktır (1853-1856), Eurasiste (evraziistvo) kavramı da ortaya çıkacaktır.
O güne değin Asyatik Avrupa (Europe asiatique) biçiminde düşünelen her ne ise (coğrafya, halklar, felsefe) yerini Avrupa Asyası (Asie européenne) kavramına bırakacaktır.
Demek ki, Türkçe’de, ileri geri Avrasyacılık diye dillendirilen Avrasyacılık anlayışını, öyle gelişigüzel kullanmak yerine; konunun tarihine, coğrafyasına bakmak ve en çok da ‘düşünsel’ temellerine inmek gerekmektedir.
İşte burada yapılmaya çalışılan da budur.
(Sürecek)
Habip Hamza Erdem
Konuyla ilgili bkz : Marie-Pierre Rey, Le Dilemme russe. La Russie et l’Europe occidentale d’Ivan le Terrible à Boris Eltsine, Paris, Flammarion, 2002
Robert Legros, L’Idée d’Humanité. Introduction à la phénoménologie, Paris, Grasset, 1990.
Klaus-Gerd Giesen, « Relations internationales et concepts philosophiques : la dialectique du constructivisme et du communautarisme », in Le Trimestre du Monde, 3e trimestre 1991.
Marie Mendras, « Russie : le débat de l’intérêt national », Problèmes politiques et sociaux, n° 694, 25 décembre 1992, Paris, La Documentation française.
« Table Ronde » dans Stratégique, n° 56, 4e trimestre 1992.
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 934
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Habip Hamza ERDEM

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x