BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV)

BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Çrş Kas 23, 2016 17:46

BAKIŞ /GÖRÜŞ ve GÖRÜNÜŞ (IV)
Rusya’nın özgüllüğü
Onyedi ‘Etnik grup’ ve yirmi ‘Özerk Cumhuriyet’e sahip bir Rus Devleti’nin bir Devlet-Ulus oluşturduğundan sözedilebilir mi?
Batılı yazarlar ‘etnik ulus terimi’ (la notion de nation ethnique)’nin Rus Devleti’ne (Fédérasyon de Russie) çok zor uygulanacağını ileri sürüyorlar. Örneğin, Marie Mendras bunun bir ‘coğrafi garabet’ olacağını söylüyor.
Herşeyden önce, Rusya uzmanı ve bu Paris Science Po profesörünün ‘ulussallık’ ile ‘ethnisité’ ayırımına dikkat etmediğini söyleyelim. Sonra da ‘Ulus’ kavramını Devlet’e uygulamak yerine Devlet kavramını Ulusa uygulamayı neden düşünemediğini sorabiliriz.
Demek ki, sadece Türkiye’de değil ama dünyanın başka yörelerindeki, kimi bilim adamları da Devlet-Ulus ile Ulusal Devlet ayırımını ‘es’ geçmektedirler. Eğer, doğru bir biçimde, atları arabanın önüne koşacak olursak, başta Rus Federasyonu olmak üzere giderek Rusya Federasyonu’ndan bir ‘Rus Ulusu’ çıkarılabileceğini tasarlayamamaktadırlar.
Dili, dini, yerel kültürleri ne olursa olsun, o kültürel zenginlik içinde, bir ‘Rus Ulusu’.
Kaldı ki, ‘Ulus kavramı’ bundan başka bir ‘şey’i dile getirmek için kullanılıyorsa, anlaşılmamış demektir.
Onların, er ya da geç bunu öğreneceklerinden emin olarak, Rusyanın özgüllüğünün ayrıntılarına geçilebilir.
Ne var ki, her önüne gelenin anladığı anlamda değil ama, Rus halklarının birliğine yönelik bir ‘Avrasyacılık’ anlayışının, ‘Ulusal sorunu’ da çözebileceğini ileri sürebiliriz.
Slavizm ve Pan-slavizm
Her şeyden önce, 21.yy’ın ortasına gittiğimiz şu günlerde, Doğu-Avrupa yada Avrupa-Asyasındaki Slav dillerinin coğrafyasına bakılabilir.
Slav halkları ise Beyaz-rus’lardan başlayarak Bosniyak, Bulgar, Çek, Hırvat, Goran, Kaşub, Makedon, Montenegr, Pomak, Polon, Rus, Rüten, Slovak, Sloven, Sorab vb. olarak sayılabilir.
Juraj Križanić (1618-1683) ise, Slav halkları arasında salt ‘toplumsal bir birlik’ kurmanın ötesinde, Slavonca, Rusça ve Sırpça’dan ‘ortak bir dil’ yaratmayı bile tasarlamaktaydı.
Tarih boyunca bellli başlı Slavcılık yanlıları arasında, Stepan Sjevyrjov, Ivan ve Pyotr Kirejevskij kardeşler, Ivan ve Konstantin Aksakov kardeşler, Nikolaï Danilevski, Yuri Samarin, Alexandr Kosjeljov, Konstantin Leontiev, Ivan Beljajev, Aleksey Khomiakov, Fyodor Tiouttchev ve hatta Fiodor Dostoievski sayılabilir.


Kuşkusuz kimi Slavcılar Avrupa’dan yana kimi de Avrupa karşıtlığında birleşmekten yanadırlar.
Hatta “Rusya’nın ne geçmişi vardır, ne şimdisi ve ne de geleceği olacaktır” diyen düşünürler de yok değildir (A.Koyré).
A. Khomiakov ise “Biz, diyecektir, Batı dünyasını gerçekten bizim üzerimizde görüyoruz ve onun tartışılmaz üstünlüğünü kabul ediyoruz. Şu aydınlık Batı’nın büyüklük ve zenginliği karşısında ister istemez karşı konulmaz bir büyü altındayız”.
‘Bakış’lar ve ‘görüş’ler, demek ki, her dönem ve her coğrafya için ‘büyülü bir zenginlik’ göstermektedir.
Ancak, daha önce sözünü ettiğimiz Kırım Savaşı’ndan sonra Rusya’da ‘ulusalcılık’ düşüncesinin pekişmeye başladığını görüyoruz.
O güne değin, Roma ve Bizans’tan sonra İstanbul’u da alarak III.Roma’yı kurmayı tasarlayan Rusya’nın otokrasi ve ortodoksi’sinin yanına üçüncü sacayağı olarak ‘ulusalcılık’ da eklenecektir.
Böylece Slavcılık amansız bir ‘Ulusalcılık’ biçimine bürünecektir.
Nikolaï Danilevski (1822-1885) Alman’yanın pan-cermenizm’ine paralel bir pan-slavizm önerecektir. [Ölümünden dört yıl sonra yayımlanan « Rusya ve Avrupa» başlıklı çalışma]
František Palacký (1798-1876) ve Josef Dobrovský (1753-1829) ise bugünkü Çekistan’ın kurucuları arasında sayılabilirler. Çünkü o güne değin olduğu kadarıyla ‘Çek ulusallığı’nı yeniden ele alarak Bohemya’nın Slav kültürüne karşı çıkacaklardır.
František Palacký, 1848 Avrupa Devrimi olduğu ya da o günkü ‘Halkların Baharı’ hareketi olduğu dönemde Avusturya İmparatorluğu içinde ‘federasyon’u savunup, daha sonra da ‘zengin Bohem (slav) kültürü’nün Alman Davası içinde yer almaması gerektiğini ileri sürecektir (L'Histoire du peuple tchèque en Bohème et Moravie).
Dönemin düşünce ‘lider’lerinden Marx ve Engels’in Palacký’i nasıl ve neden eleştirdikleri okunmaya değer.
‘Ulusların Kendi Yazgılarını Kendilerinin Belirlemeleri’nden doğal bir şey olamaz. Ama ‘yer’ ve ‘zaman’ etmenini gözardı etmemek koşuluyla.
Denilebilir ki bugün ‘Kapı gibi’ bir Çekistan yok mu?
Var olmasına var da, neden bütün ‘Prag Baharları’nın sonu gelmemekte? İşte, Tarih’in henüz ‘çocukluk aşaması’nı geçmediğimiz günümüzde bile, eğer bunlar hâlâ tartışılabiliyorsa, bu konuda ‘bir arpa boyu’ yol almadığımızı söylemek abartı olmasa gerek.
Tam da bu nedenle, Avrasyacılık kavramını, iki politikacı ile üç kendinden menkul ‘bilim adamı’nın değerlendirmesinin ötesinde inceleme ve irdelemekte yarar vardır diyoruz.
(Sürecek)
Habip Hamza Erdem
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1115
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Habip Hamza ERDEM

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x