Basını hiç sevmediler -10- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -10- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Sal Şub 09, 2010 0:20

Basını hiç sevmediler -10-

Komisyon üyesinden Menderes’e mektup

DP İktidarının baskıcı yönetiminin bir sonucu olarak kurulan Tahkikat Komisyonu’nun üyeleri bile gelinen noktadan şikayetçi olduklarını dile getiriyordu.

İktidar yılları ilerledikçe demokratik mücadele, basına karşı savaş adını almaya başladı. Demokrat Parti’nin uygulamaları sosyal zeminde yasaklar olarak karşılandıkça, basının tepkisi artıyor, bu da ipleri daha da geriyordu. DP iktidarının mensuplarının neredeyse hepsi demokratik rejimin işletilmesi noktasında muhalefetin üzerine baskı yapılmasını kendisine görev edinmeye başladı. İktidar mensupları demokrasinin açmazlarını sadece muhalefete söz yetiştirerek, muhalif söylemleri millet bahanesiyle baskı altına almaya çalışıyorlardı. Türkiye’de çok partili hayatın ilk denemelerinde seçilmişlik meşruiyeti yasaklar ve sansürler olarak kendini gösteriyordu.


Tek adam durumu

Bu meşruiyet yorumu bugüne kadar uzanacak yanlış zeminin yaratılması anlamına gelecekti. Artık demokrasilerde seçilmişlik meşruiyetinin verdiği yetki, bir komutan edasıyla uygulanabilirdi. DP ile birlikte ayrıca bir uygulamanın önü daha açıldı. DP’nin iktidara gelirken en çok eleştiri oklarını yönelttiği konulardan bir tanesi olan tek adam durumu, artık seçilmişlerin de hakkıydı. Genel başkanlar tek adam olarak algılanmaya başladı. Aslında bu durum değişmedi. Tek adam olgusunun değişmesinin beklendiği bir dönemde, DP’nin bu konu üzerinde hassasiyetle durmayışı, demokrasimize kalın bir zincir olarak miras kaldı.


Liderler demokrasisi

Demokrasinin işlemesi artık iki adamın dudakları arasına iyice yerleşiyordu. Her ne kadar DP iktidarının hedefi başka olsa da, muhalefet algılamasının yanlış oluşu tek adamı bu sefer tek parti döneminden farklı olarak, demokratik ortamda meşru kılmaya başladı. Artık herkes genel başkanın gözüne girebilmek için her yolu meşru görüyordu. Bugün bile pek çok konunun eleştirisi haline gelen tek adamlığın demokratik bir kurum olarak algılanmaya başladığı dönemin uygulamalarına bir örnek de Bahadır Dülger’in mektubu gösterilebilir:


Basına baskı

Demokrat Parti iktidarının basına uyguladıklarını Tahkikat Komisyonu üyesi Bahadır Dülger’in 24 Mayıs 1960 tarihli mektubundan da anlayabiliriz. Dülger, Başbakan Menderes’e yazdığı mektupta, konuyu şöyle açıklamıştı.:


Muhterem Başvekilim,

Size bu mektubu, Encümen arkadaşlarıyla beraber pek müstacel ve ehemmiyetli telakki ettiğimiz bir hususu arz etmek için yazıyorum. Burada örfi idare makamlarıyla tam bir anlaşma içinde müşterek çalıştığımız halde örfi idare mahkemelerinin gerekli anlayış içinde ve süratle çalışmadıklarını hüzünle müşahede ediyoruz. Kendilerine her türlü imkanlar verildiği halde bu mahkemeler henüz hiçbir mesele hakkında karara varmış değillerdir. Hakimler, mütereddit ve kavrayışsızdır. Arif Paşa, Korgenerallik Kararnamesi’nin çıkmadığı telaşıyla bugün Vali Ethem beye müracaat etmiş ve İstanbul’da bulunduğumuz sırada nakli kararlaştırılan hakim Aydoğan Karslı’nın halen vazifeye devam ettiğini, naklinin yapılmadığını ve yerine başka bir hakimin tayin edilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca asabi muvazenesinin pek yerinde olmadığını bizim de müşahede ve tespit ettiğimiz Bahriye Binbaşısı Hakim Cahid’in işleri karıştırarak çıkmaza soktuğunu yana yakıla anlattıktan sonra bu hakimlerle esaslı kararlar almanın mümkün olamayacağı endişesi içinde mustarip bulunduğunu açıkça söylemiştir.


Hakimleri şikayet

Bu hakimler, Encümenin Salahiyet Kanunu 7. maddesinin tatbik şeklinde de şayanı hayret bir anlayışsızlık göstermişler ve işi hatta bir tefsir meselesi haline ifrağ etmek istemişlerdir. Bunların anlayışlarını düzeltmek üzere Milli Müdafaa Vekaleti Askerlik Adliyesi Dairesi’nin kanunu izah eder bir tamimi, karşılaşılan müşkülatı bertaraf edeceği kanaati vardır.

İstanbul’daki İdareyi Örfi hakimlerini aydınlatmak için bu yola gidilmesini fayda mülahaza ediyoruz.

Tahkikat Encüme’nin İstanbul’daki mesaisi devam ediyor. Zabıtadan, partiden ve hususi olarak aldığımız malumatı genişleterek İstanbul hadiselerine de girmiş bulunuyoruz. Gazeteler hakkındaki tetkikatımız ilerlemektedir. Bu mevzuda çok dikkate şayan hususları ihtiva eden ve Büyük Millet Meclisi’ni esaslı kararlara götürebilecek bir rapor hazırlayacağımızı muhakkak telakki ediyoruz.

Bilvesile en derin saygılarımı tekrar eder ellerinizden öperim.

Muhterem başvekilim efendim.


Komutandan yasaklar bildirisi

Tahkikat Komisyonu’nun uygulamalarının ardından yeniden geriye dönerek 5-6 Eylül olaylarının ardından bir sıkıyönetim Komutanı’nın hükümet ile birlikte yaptıkları da ibret verici.

TBMM 6 - 7 Eylül olayları nedeniyle İstanbul, İzmir ve Ankara’da sıkıyönetim ilanına karar verdi. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na 1. Ordu Komutanı Korgeneral Nurettin Aknoz getirildi. Sıkıyönetim Komutanı’nın ilk bildirisi bir yasaklar zinciriydi:

“Sıkıyönetim komutanı Nurettin Aknoz, 10 Eylül günü Harbiye’de düzenlediği basın toplantısında, basına konan yasakları şöyle sıraladı:

    - Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayımlanması yasaktır. Meclis’teki görüşmeler halkı heyecanlandırabilirse yazılmayacaktır.
    - Hükümeti tenkit etmek yasaktır.
    - Sıkıyönetim çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır.
    - NATO devletleriyle ilgili haberler yasaktır.
    - Darlık, kıtlık ve yokluk haberleri yazılmayacaktır. (Örneğin, ekmek almak için fırınların önünde sıra bekleyenlerin resmini koyamazsınız)
    - 6 Eylül olaylarını komünistlerden başkasının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır.
    - Magazin sayfalarında da halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır. Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır.
    - İkinci baskı yapmak yasaktır.

Sonraki günlerde sıkıyönetim, telefon etmek suretiyle gazetelere daha başka yasaklama kararları da bildirdi:

    - Kıbrıs’taki olaylarla ilgili haber vermek, resim basmak yasaktır. (12 Eylül)
    - Öğrenci birlikleri ve başka dernekler hakkında yapılan kovuşturmalarla ilgili haber basılamaz. (12 Eylül)
    - Heyecan verici cinayet haberlerinin geniş biçimde yazılması yasaktır (12 Eylül)
    - Sıkıyönetim mahkemeleriyle ilgili haberler basılamaz. (17 Eylül)


Muhalif gazetelerin kapatılma öyküleri

İstanbul Sıkıyönetim Komutanı, iktidara (DP) muhalif gazeteleri tereddüt etmeden kapatıyordu. Bir kapatma olayının kısa öyküsü şöyleydi:

”19 Eylül 1955’te Ulus gazetesi, İsmet İnönü’nün ’Çetin bir imtihan’ başlıklı makalesini yayınladı. CHP Genel Başkanı şöyle diyordu: “Bizce Meclis tekrar toparlanmalıdır. Vaziyetin fevkalade nezaketi sebebiyle Büyük Meclis’in bu ay nihayetinde meseleyi tekrar tetkik etmesi lazımdır. İktidar grubunun bu mevzuu düşünmesini dileriz. İcra vekilleri sık sık değişiyor. Meclis’in murakabesi (denetimi) fiilen kesilmiştir. Örfi idarenin temas ettiği mercilerin mütemadiyen değişmesi umumi dikkatten uzak kalamaz. Bugünkü hükümet Büyük Meclis’e hesap vermek durumunda olarak ayrılmıştır. Büyük Meclis hakikatleri bekliyor”


Ertesi gün Örfi İdare Kumandanı Korgeneral Nurettin Aknoz imzasıyla şu bildiri yayınlandı:

Ceza üstüne ceza


    1- Ulus gazetesi 19 Eylül 1955’te “Çetin bir imtihan” başlığı altında yayınladığı bir makale ile Örfi İdare Kumandanlığı’nın yasağına uymamıştır. Bu sebeple Ulus gazetesinin basılmasını ve yayınlanmasını süresiz olarak men ettim.

    2- 19 Eylül tarihli Hürriyet ve Tercüman gazeteleri Ulus’ta çıkan makaleyi iktibas ettikleri için Örfi İdare yasağına uymamıştır. Bu sebepten 15 gün süre ile basılmasını ve yayınlanmasını men ettim.

    3- 19 Eylül tarihli Hergün gazetesi, ’Amerika’nın bir tavsiyesi’ başlıklı bir yazısı ile Örfi İdare yasağına uymamıştır. Bu sebepten 15 gün süre ile basılmasını ve yayınlanmasını men ettim.

Ayhan Yetkiner, Ulus’un 31 gün kapalı kaldığını, açılınca “Türk ordusu ancak vatanın hizmetindedir” başlıklı yazıdan dolayı yine kapatıldığını ve bu cezanın 32 gün sürdüğünü belirtiyor.

Demokrat Parti’nin yasakçı uygulamaları artık siyasal hayatın bir parçası haline gelmeye başlamıştı. Bunun en ağır örnekleri basına ve basın mensuplarına yansımaya başladı. Demokrat Parti’nin vatan karşıtı muhalefet olarak nitelendirdiği muhalefet temsilcilerine ve muhalif organlarına karşı düzenlenen uygulamalarının başında KİM Dergisi’nin durumu geliyor. Kim Dergisi bu dönemde basının içine düştüğü durumu anlamak açısından iyi bir saha örneği olarak karşımıza çıkıyor.

YARIN: KİM Dergisi....


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 8 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11883
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x