Basını hiç sevmediler -11- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -11- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Sal Şub 09, 2010 23:03

Basını hiç sevmediler -11-

Sadun Tanju’nun köşesinden Menderes’e sert uyarı

KİM dergisi, DP iktidarına karşı en sert muhalefeti yaparken, Başbakan Menderes’in suçlamalarına ve ithamlarına karşı da savunma durumunda kalıyordu.

Demokrat Parti’nin iktidar olduğu yıllarda basında en büyük muhalefeti yapanlardan biri de KİM dergisiydi. İktidar hakkında sert yazılar yazılıyor, hapse düşen gazetecilerin haber ve anılarına yer veriliyordu. Kim dergisi Demokrat Parti iktidarının uygulamalarına karşı çıkarken aynı zamanda muhalefetin sert sesi oldu. Bu aynı zamanda KİM dergisine demokratik kurumsal yapı içerisinde önemli bir işlev yükledi.


‘İspat et’ çağrısı

Demokratik ülkelerin vazgeçilmez unsuru olan farklı seslerin dile getirilmesi, bir başka deyişle iktidarın alternatiflerinin ses bulmasının en önemli kaynaklarından bir tanesi KİM dergisi oldu. Tarihi süreçte önemli işlevi üstlenirken, o günlerde fark edilmese de KİM dergisi aynı zamanda iktidarın uygulamalarından da nasibini alacaktı. KİM dergisinin yazarları DP iktidarını eleştirmekten geri kalmadı.

İktidara dair yazılan yazılardan biri de Sadun Tanju’nun 26 Eylül 195 8 tarihli köşesindeydi. Tanju, o günlerde şu yazıyı kaleme almıştı: “Başbakan’ ispat ederim’ diyor. Buyursun, etsin. Türk basınının memleketçi olmadığını ispat etsin. Türk basınının ’siyasi sahtekarlık, siyasi ihtikar, siyasi şantaj’ yaptığını ispat etsin. Türk basınının ’mesuliyetsizliğini’, ’mesleki haysiyetsizliğini’, ’edepsizliğini’ ispat etsin. Başbakan basının ’bu memleketi mütemadiyen aldatmakta devam ettiğini’ ispat etsin. İspat etsin ve bir zamanlar o basını nasıl göklere çıkardığını, sırtını ona vererek nasıl iktidar merdiveninin basamaklarını çıktığını unutmuş görünsün. Demek sekiz sene, bütün kıymet hükümlerinin değişmesi için kafi gelebilirmiş. Demek sekiz sene, başlar üzerinde yer gösterilen basını ayaklar altına aldırabilirmiş.


Tehdit değil

Başbakan ’bu sözlerim tehdit değildir’ diyor. Ya nedir? Basını haysiyetsizlik ve mesuliyetsizlik damgaları ile damgalamaya çalışan bu sözler, hangi manaya alınmalıdır? ’Milli hudutların dışarısına’atılmakla tehdit edilen kimdir? Bir başbakan, kendi memleketinin basınını memleketçi olmamakla suçlarsa, ona milli hudutların dışını gösterirse, ’bunda kıyasıya azimli ve kararlıyız’ derse, ’demokrasiye paydos denilme’ zamanının yaklaştığını haber verirse, bütün bunlar tehdit değil de nedir? Ve bu sözler ’hiçbir zaman tehdit altında hareket etmeyi kabul edecek şiarda olmayan’ bir başbakana uygun düşmekte midir? Basının aynı Adnan Menderes tarafından baştacı edildiği günler henüz pek uzakta değildir. Bugün başbakanın açıkça ’düşman’ nazarı ile baktığı gazetelerin, idarehanelerinde, muhalefet liderlerinden Adnan Bey’in iliştiği sandalyeler hala kullanılmaktadır.


Gazeteciler görevde

Onun gönlünü almak ihtiyacını duyduğu, sırtlarını sıvazladığı, övücü sözler söylediği gazeteciler yine hizmettedirler. Yazıları yine onlar yazıyorlar, son tashihleri yine onlar yapıyorlar, manşetleri yine onlar atıyorlar, aynı rotatifler dönüyor, aynı sıkıntılar çekiliyor, aynı endişeler gösteriliyor. Kısacası Bay Menderes, basında değişen bir şey yoktur. Değişikliği siz kendinizde aramalısınız ve bunu bir türlü yapamıyorsunuz.”


Destek verenleri yanılttı...

KİM dergisi yazarı Sadun Tanju, köşe yazısında Adnan Menderes’in gittikçe mutaassıp bir politikacı havasına girdiğini savunarak şöyle demişti: “Şimdi basını kendi safınızda değil, karşınızda bulmaktan şikayetçisiniz. Niye bu ’eski kader arkadaşları’ ile zıt kutuplarda bulunduğunuzu düşünüyor musunuz? O zaman bir ’tek parti’ rejimi vardı. Siz yıllarca o rejimin içinde rol alan bir şahsiyet olduğunuz halde, biz gazeteciler asla sizin hakiki niyetlerinizin ne olabileceği hususunda şüpheye düşmedik. Çünkü tekamüle inanıyorduk. Lehte olan fikri değişmelerin, memleketin hayrına olan tahavvüllerin desteklenmeğe layık olduklarına inanıyorduk. Siz yıllarca ’tek şef, tek parti’ sisteminin içinde, onun şartlarına uygun bir siyasi hayat geçirmiş olduğunuz halde, yeni fikirlerinizle, yeni şahsiyetinizle o eski devrin Menderes’ini unutturmağa çalışıyordunuz. Bu gayret desteklenmeğe değerdi ve memleketin bu gibi insanlara ihtiyacı vardı.


Basının sembolü

Eskiden hareketlerini tek parti tek şef zihniyetine uyduranlar, bugün maziye arkalarını dönüyorlarsa, yeni hayatın şartlarına uyuyor ve o şartları övüyorlarsa, onlara sık sık ’siz mazide şuydunuz’ demek hakşinaslık mıdır? Hiç kimse sizin mazideki siyasi hayatınızı didiklemeğe kalkıyor mu? Şimdi ortada yeni bir Menderes var. Hürriyet, müsavat, hak, adalet, insan hakları diye ortaya atılmış, elinde kendini gösterme imkanları yokken, sadece bu ’nazariyat’la basını ve kitleleri kendine bağlamış; bunlarsız devlet idaresi olamayacağını, meydanlarda haykırmış bir Menderes. Basın onu bir sembol olarak memleket efkarına takdim etmiş, ona siper olmuş, ona destek olmuş, onu adeta yeniden yaratmış, onu iş başına getirmişti.


Milletin sevgilisi

-Ama bakmış ki, vaktiyle sembolleştirdiği şahsında bütün akademik hürriyetlerin teminatını gördüğü Adnan Menderes gittikçe müteassıp bir politikacı kesilmektedir, hürriyetleri kısmak yoluna gitmektedir, kendi iradesini, millet iradesinin üstüne çıkarmak istemektedir, o zaman, derhal,. vaktiyle beraber olduğu politikacının karşısına dikilmiştir. Menderes’in safını terk eden, onun karşısına geçip ’vaatlerini mutlaka yerine getirmelisin’ diyen sadece basın mıdır? Millet Partisi nasıl doğdu? Hürriyetçiler niçin ayrıldılar? Halk Partisi nasıl oldu da bu kadar kuvvetlendi, milletin sevgilisi haline geldi?


Sinirli Başbakan

Başbakan, yaptığı isnad ve iddialar, ’bir avuç siyaset bezirganı’nı ve ’bir avuç gazeteci’yi değil, hoşnutsuzlukları gittikçe artan büyük bir muhalefet topluluğunu hedef tutmaktadır. Başbakan, çekingenliğe sevk etmek istediklerinin kudret ve kuvvetini bildiği içindir ki, bu derece sinirli hareket ediyor. Bir zamanlar kendi arkasında olan kalabalıkların başkaları tarafından kandırıldığını sanıyor ve aldanıyor”


Ecevit’e göre rejim demokrasiden koptu

30 Mayıs 1958 tarihinde ise Bülent Ecevit diktatörlük ile ilgili bir yazı kaleme almıştı. Ecevit “Erginlik” başlıklı köşe yazısında şunları dile getiriyordu : “Türk devrim hareketini desteklemekle - ya da destekler görünmekle - beraber tenkid de eden, yetersiz bulan bazı aydınlar vardır ki, bu hareketin toplum düzenimizi, dünya görüşümüzü, törelerimizi değiştirirken iç hayatımızda bazı boşluklar bıraktığını, yıkılan inançlar yerine yeni inançlar kuramadığını, kalkan değerler yerine yeni değerler koyamadığını ileri sürerler. Türk toplumunun bu yüzden bir ahlak buhranı, bir manevi buhran içine düşmekte olduğu kuruntusuna kapılmışlardır. Yeni yetişen kuşakları manen doyurucu bir ülkü, bir ideoloji çevresinde toplamak için hiçbir tedbir alınmamış, bir çabada bulunulmamış olmasından şikayetçidirler.


CHP karşıtları

Hele tek parti çağında, hazır elde geniş imkanlar da varken, böyle tedbirler alınmamış olmasını bir türlü bağışlıyamaz, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını en çok bu yönden kötülerler. İçlere ürperti veren iri iri kelimelerle, bir manevi kalkınma ihtiyacından söz etmeğe çok düşkündürler. Zaman zaman, makul İngilizlerin ancak eğlenmek için dinledikleri, Hyde Park’ın iç dökme köşesindeki o ateşli ’manevi kalkınma’cıları, ’iman’cıları, “İsa geri geliyor” cuları andıracak kadar coştukları, ileri gittikleri de olur.


Rejime yön verenler

İnsanların manevi ihtiyaçlarını karşılamayı, insan düşüncesine yön vermeyi kendilerine ödev bilen kimseler her toplumda vardır. Din adamları,. Geniş anlamda filozoflar, hatta bazı sanatçı ve edebiyatçılar bu arada sayılabilir. Belirli bir ölçü içinde kalmak, taassuba kaçmamak, insanlara kendi görüşleriyle başkalarının görüşleri arasında seçme hakkı bırakmak şartıyla, böyle kimseler, böyle yol göstericiler, her demokratik topluma bir boşluğu doldurabilir, yararlı, yapıcı bir rol oynayabilirler.


Siyasal aksiyon

Ancak, demokrasi bakımından tehlikeli olan, böyle kimselerin ’misyon’larını siyasal aksiyon yoluyla gerçekleştirmeğe, yerine getirmeğe kalkışmalarıdır. Bu yola sapan ’manevi kalkınmacılar’, ’ahlakçılar’, eğer gayelerinde muvaffak olurlarsa, en insafsız, en tehlikeli diktatörlükleri kurabilirler. Rusya’daki Bolşevik rejimi, Almanya’daki Nazi rejimi, İtalya’daki faşist rejimi bunun çağımızdaki başlıca örnekleridir. Bolşevik, Nazi ve faşist rejimlerinin politikacı liderleri, idari sorumluluğunu yüklendikleri toplumların sosyal ihtiyaçlarını karşılama, sosyal meselelerini çözme, ekonomik kalkınmalarını sağlama, güvenliklerini arttırma çabalarıyla yetinmemiş, o toplum üyelerinin iç dünyalarını düzenlemeyi, düşüncelerini yönlendirmeyi, bir başka deyişle o toplum üyelerini belirli bir ülke çevresinde birleştirmeyi de iş edinmişlerdir.”


Yandaş hastalığının ateşi

Bülent Ecevit bu yazısıyla rejimin demokrasiden uzaklaştığını açıkça ortaya koydu. Aslında yazının içeriği analiz edildiğinde bugüne kadar yazı dizisi içerisinde yazdıklarımızın bir özetini de bulmak mümkün. Türk demokrasisi çetin bir süreçten geçiyordu. Basın hem bu sürecin şeytanı, hem de bugünlere ayna tutan bir ışık oldu. Basın bugüne kadar o zamanlarda olduğu gibi hem karşı çıktı, hem de ortak oldu. DP iktidarının yandaş hastalığının ateşini yükselttiği dönemlerde, elbette bunun aşısını bulmak için çabalayanlar da vardı. Bu yazı da işte bu çabalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Ecevit hem bugünlere ışık tutan fikirlerini ortaya koydu, hem de siyasal hayatta uzun sürecek dönemin ayak seslerini duyurdu. Buna da yasaklarda olduğu gibi, basın tanıklık etti.

YARIN: İngiltere’de bir telefon dinleme olayı


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 8 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12048
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x