Basını hiç sevmediler -15- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -15- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Cmt Şub 13, 2010 2:06

Basını hiç sevmediler -15-

İşler yolunda gitmeyince fatura basına çıkarıldı

Basın, gün geçtikçe ülkede siyasi gerginliği yaratan iktidarı tenkit edince, Başbakan Özal gergin bir ruh haliyle gazetecilere yükleniyordu.

Anavatan Partisi 1987 seçimlerini kazanır kazanmaz basına karşı bir dizi cezalandırıcı tedbiri gündeme getirdi. “Yalan yasası” bunlardan biriydi. Aşağıda detaylarını anlatacağımız gibi yayın organlarının tepkisi yüzünden bu kanunu Meclis’ten geçiremeyen Özal, kağıt fiyatlarına çok büyük oranda zam yaparak genel seçimlerde ANAP’lılara kan kusturan, kendi deyimiyle “basındaki amigolardan” öç alıyordu. Ekonomik sebeplerin ötesine taşan zam gazetelere bir Pazar günü ani bir baskın gibi geldi. 17 Nisan 1988 günü gerçekleştirilen zam bir yıl içinde yapılan 12’nci zamdı. 1987 genel seçimlerine kadar ufak fiyat ayarlamalarıyla yetinen Özal, 2 Aralık 1987’de kağıdın tonunu 410 bin liradan 600 bin liraya, 7 Ocak 1988’de 636 bin liraya, 17 Nisan’da 859 bin liraya çıkarmıştı.


Siyasi yasakla ilgili referandum

Böylece seçimleri takip eden son 5 ayda gazete kağıdı fiyatları enflasyonun çok üzerinde yüzde 109 oranında zam görmüş oluyordu. Kağıt zammı ekonomik sebeplerden kaynaklanmıyor, basını cezalandırma amacını güdüyordu. Kağıt zammının gazetelerin fiyatlarını 50 lira artırarak 250 liraya çıkarttıkları bir Pazar günü yapılması da ortada iyiniyet bulunmadığını gösteriyordu. Aslında Başbakan’ın gazetecilerle kapışması siyasi yasaklarla ilgili referandumda başlamış, ANAP’ın eski politikacıların yasaklarının devam manasına gelen “Hayır” savunması, yayın organlarında ağır biçimde eleştirilmişti. Özal’ın adayların tespiti için ön seçim düzenlenmesine bile fırsat vermeden genel seçimleri aceleye getirmesi, tenkitlerin dozunu yükseltmiş, Anayasa Mahkemesi’nin, kanunun bazı maddelerini iptal etmesi neticesinde de seçim tarihi ertelenmişti. Basın, bu siyasi gerginliği yaratan, muhalefeti sürekli olup bittilerle karşı karşıya bırakan iktidarı tenkit ediyordu. Bakıldığında ANAP iktidarlarının da yaklaşımı bugüne kadar yazdığımız DP iktidarlarının yaklaşımından farklı değil. ANAP iktidarları da tarih tekerrürden ibarettir dercesine, işler yolunda gitmediği zaman faturayı gönderecek adresi çabuk tespit etti: Basın. Özal işler bozuldukça kızıyor, gergin bir ruh haliyle gazetecilere yükleniyordu. Oysa köşk ismiyle anılan, Özal’ın özel talimatıyla yurt dışına haber yapmaya gidenler bile oldu. Bunlar bir kenara, Özal’ın basına yaklaşımında bozuk ruh hali o dönemlerde yayınlanan gazetelere de bakıldığında anlaşılacaktır. İşte bazı örnekler:


‘Kavga mı edelim’ diye bağırdı

Başbakan Özal, Kınık Tüneli’nin açılışında, önünde bulunan gazetecilere, ’Çekilin yahu, sizinle gene kavga mı edelim yani... Allah, Allah, illa kavga mı edelim’ diye bağırdı. Başbakan’ın korumaları da gazetecileri sert bir şekilde Özal’ın yanından uzaklaştırdı. Özal Dün Yine Basın’a Çattı: “Allah Islah Etsin”, “Başbakan Turgut Özal, Ankara-Gerede otoyolunun temel atma töreninde yaptığı konuşmada bazı gazetelerde ortaya atılan kabine değişiklikleri yazılarına üzüldüğünü belirterek, ’Allah ıslah etsin’ dedi. Özal şunları söyledi: ’Bu yazıların artık İstanbul’da gazete mutfaklarında üretildikleri belli oldu. Çünkü bana hiç kimse çıkıp da kabinede değişiklik var mı diye sormuyor. Daha sonra da yazdık, Başbakan tekzip etmedi diyor. Ve diğer gazeteler de bunları ciddiye alıp aynı konuyu işliyor. Daha sonra sıra köşe yazarlarına geliyor. Onlar da yorumlarını yapıyorlar. Ortada ise doğru hiçbir şey yok. Şimdi tekzip ediyorum. Yazılanların hepsi palavra, uydurma” Müthiş Tehdit isimli bir haberde ise Özal’ın ruh hali şöyle anlatılıyor: “Dün İzmir’de Adnan Menderes Havaalanı’nda açılış töreninde çok sinirli olduğu görülen Başbakan Özal, törenin amacını, anlam ve önemini unutup gazetelerde kendini eleştiren köşe yazarlarına çatmaya başladı. Özal, ’Benim aleyhimde yazı yazan köşe yazarlarından, seçimden sonra dosyalarını açıp, tek tek hesap soracağım’ dedi.”


‘Hepsini tekzip edemeyiz’

‘Özal: Basın Bana Komplo kuruyor,’ başlıklı bir başka haber ise Özal’ın sözlerini şöyle yansıtıyordu: “Basında kendisi hakkında çıkan bazı haberleri komplo olarak değerlendiren Başbakan Özal, ’Bunlar komplo teorileridir. Her gün yazı yazmak zorunda olanlar her halde yazacak mevzuu bulmakta güçlük çekiyorlar. Ben bunlara komplo teorileri diyorum. Mesela bugün basına şöyle bir baktım. Bizim haklı çıktığımız gerçek dışı haber gene var. İlla o haberleri, senaryoları koymak zorunda değilsiniz. Hepsini tekzip etmek imkansız.”


Turgut Özal direkten nasıl döndü?

Yalan Yasası ortalığı karıştırmıştı. Gazete sahipleri genel seçimler sonrasında Özal’ın basına karşı takındığı hasmane tavrı görüşmek amacıyla İstanbul’da bir toplantı yaptı. Toplantının gündemini Yalan Yasası oluşturuyordu. Gazete sahipleri Yalan Haber Tasarısı yasalaştığı takdirde milyarlara varan para cezalarına muhatap olacaklarını biliyorlardı. Bu toplantıda her gazetenin birinci sayfasının sağ üst köşesinde, hükümeti kınayan bir metin yayınlanması kararlaştırıldı. Eğer Özal Sabah Gazetesi sahibi Dinç Bilgin tarafından haberdar edilmeseydi böyle bir toplantının yapıldığını duymayacaktı. Başbakan gazete sahiplerinin teşebbüsünü haber alır almaz, onlara bir mesaj gönderdi, acele etmemelerini, kararın gözden geçirileceğini söyledi. Özal gazete sahiplerine açmalarının basın hürriyetlerini kısıtlamak olmadığını söyledi. Özal’ın toplantıdan haberdar edilmesi ve bunun üzerine gazete sahiplerini Ankara’ya çağırmasıyla kararlılık kırılıyor, gazete patronlarının birlikleri de bozuluyordu. Müşterek metnin yayımından da vazgeçiliyordu. Yayınlanmış olsa fırtınalar koparacak 17 Mart 1988 tarihli metin şöyleydi:


Kamuoyuna sesleniyoruz

“Biz, aşağıda isimleri bulunan gazeteciler, mevcut iktidarın girişimiyle oluşan çok ciddi bir tehlikeyi, tüm kamuoyuna duyurma kararı almış bulunuyoruz. Bugün Türk basını, mevcut yasalarla büyük ölçüde sınırlandırılmış olan haber verme ve eleştirme görevini, şimdi de tümüyle yaptırmama tertipleriyle karşı karşıyadır. Siyasal iktidarın, bu yasalarla, basını korkutma, sindirme amacını güttüğü açıktır. Niyeti, ’kişilik haklarını koruma bahanesiyle ’birtakım gerçekleri halkımızın görmesini engellemektir. Burada belirttiğimiz amaca ulaşmak için, demokrasinin kurallarına ve Anayasa’ya aykırı düzenlemelere girişmekten de çekinmemektedir. Kişisel haklara zarar verici gerçek dışı haberlere kesinlikle karşı olan, bu gibi eğilimleri bünyesinden dışlayan Türk basını; haber verme, eleştirme görevinin, bir takım bahanelerle baltalanmasına, halkımızın bilgi edinme hakkı engellenerek, sağlıklı siyasal tercihlerde bulunabilme imkanlarının yok edilmesine, tamamen karşıdır. Türk basını; sadece iktidarın benimsediği, onun savunup izin verdiği görüşleri açıklayacak, bir düzenin, demokratik sistem ve anayasa ile bağdaşmayacağı inancındadır.


Mücadelemizi sürdüreceğiz

Gerçekleri öğrenme hakkını Türk insanının elinden hiçbir kuvvetin alamayacağı bilinç ve tarihimizden gelen güçle, demokratik onur mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Aşağıda isimleri bulunan Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası’na üye gazeteler olarak, öncelikle iktidar partisi milletvekillerini, demokrasimizi ve basın özgürlüğünü yok etme girişimlerinin vebalini yüklenmeye davet ediyoruz. Hükümetin ’basın özgürlüğünü’ ortadan kaldırmayı amaçlayan girişimlerine karşı, tavrını kesin çizgilerle oluşturmayan muhalefet partilerini de, soyut ve genel ifadelerle yetinmeyip, somut görüş ve kararlı tutum belirleyerek, basın özgürlüğünün ve demokratik sistemin tahribini önlemek için Meclis çatısı altında mücadeleye çağırıyoruz


Gazeteleri sürekli hedef aldı

Gazete patronları tarafından hazırlanan bu metin yayınlansaydı, Türkiye’de neler olurdu elbette bugünden artık bilmek zor. ANAP iktidarları da DP iktidarları gibi basın desteği ile iktidara geldikten sonra gazeteleri hedef seçmekten kaçınmadı. Muhalif düşünceler her zaman olduğu gibi baskı makinelerine girince iktidarlar feryadı kopardı.


Gazetecilere farklı isim ve sıfatlar...

Özal eleştirilerin dozunu arttırdıkça gazetecilere farklı isim ve sıfatlar da buluyordu. Görevi Başbakanı takip etmek olan ve iyi bir kare yakalayabilmek için Başbakanı soluk almadan vizörden takip eden foto muhabirleri de birden röntgenci oldu çıktı. Kamuoyunun göz önünde olan Özal, hızını alamamış gazetecileri mahremiyetini gözleyen kişi yerine koyup suçlamıştı. İşte Özal’ın ağzından röntgencilik: “Semra hanımın mayolu resimlerinin çekilmesine kızan Başbakan Özal, ’Hoş olmayan hareketler yapmışsınız. Semra hanım mayolu resim çektirmek istemiyor, onu anlayın’ dedi.


Oldukça sinirliydi

Sinirli olduğu dikkati çeken Özal,” İzlenmeye gerek yok. Aynı gerile hareketi yapmışsınız. Çıkar el sallardınız, biz de izin verirdik. Röntgencilik yapmışsınız’şeklinde konuştu. “ Açıklamalardan da anlaşılıyor ki Özal, Semra Özal’ın mayolu fotoğraflarının çekilmesine çok kızmış. Paparazzileri, gerillacılık yapmakla suçlamıştı. Türkiye’yi liberal dünyanın göz bebeği yapmaya çalışan, Türk parasına konvertibilite getiren Özal, şeffaflık konusunda, ileride kendisine söyleneceği gibi, ’Dindar cumhurbaşkanı’ olmaya o yıllardan hazırdı. Özal batıya açılıyordu ama, dört eğilimin hepsi dört bir yana savruluyordu. Aslında yaklaşım ironik olacak ama ANAP’ı eleştirenler bir noktada yanıldı. Özal hükümetleri enflasyon nedeniyle evlerin mutfaklarındaki yangını göremese de, Özal gazetelerin mutfaklarındaki yangını her fırsatta söylüyordu. Özal yangını görmüş, adresi doğru tahmin edememişti. İşte Özal’ın yangın feryadından bir başka örnek: Gazetecilerle hem sevişirim, hem dövüşürüm başlıklı bir haberde Özal’ın şu sözlerine yer veriliyordu:


Haberler yazı işlerinde çarpıtılıyor

”Başbakan Özal ABD Kongresi’nden Mc Haltfeld ile Mc Clure adlı iki senatörle yaptığı görüşmede, ‘Bizim gazetelerin başlıkları çok enteresandır. Türk basınında sansasyonel haber vermek için gazeteler arasında yarış vardır. Bazen sansasyonel haber bulmakta zorluk çekerler. Buradaki arkadaşlar hem haber yazar, hem fotoğraf çekerler ama başlığı mutfakta pişirirler. Kontrol mutfaktadır. Benim muhabirlerle iyi ilişkilerim var. Bazen öpüşürüz, bazen de bağrışırız. Ama mutfakta, yani yazı işlerinde haberleri çarpıtıyorlar’ dedi.”

YARIN: KEMAL ILICAK’TAN NASIL İNTİKAM ALDI


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 13 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11883
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x