Basını hiç sevmediler -2- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -2- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzt Şub 01, 2010 8:18

Basını hiç sevmediler -2-

DP’nin gölgede kalan yüzü: Sansür ve yasak

Demokrat Parti döneminde basına sadece yasal düzenlemelerle darbe vurmakla yetinilmemiş, iktidardan güç alan şiddet yanlılarının tahrip ettiği gazeteler de olmuştur.

DP hükümeti tarafından ilk mağdur edilen mizah dergisi “Vur Abasıza”, 1951 yılında başladığı “yayın hayatı”nı, sahibi Samim Akay’ın hapis cezasına çarptırılmasının ardından noktalamak zorunda kalmıştı.

Demokrat Parti’nin basına olan yaklaşımını açıkça muhalefet ve iktidar dönemleri olmak üzere ikiye ayırmak gerekiyor. DP’nin muhalefet partisi olarak siyasal hayatta yerini aldığı dönemde basına yaklaşımını liberal bakış açısıyla irdelemek yerinde olacaktır. Teorisyenler, genel olarak DP’nin 1946-50 yılları arasında basına yaklaşımını liberal bakış açısı içerisinde değerlendiriyorlar. Tarihçiler de 1946-50 yılları arasında iktidarın basının karşısına yasaklarla çıktığını kabul etmektedir.


Tan gazetesi tahrip edildi

İktidarlara bu dönemde gazete kapatma yetkisini Matbuat Kanunu’nun 50. maddesi veriyordu. Bu dönemde basına karşı uygulanan yasaklar sadece yasal düzenlemelerle kalmamış aynı zamanda iktidar yanlılarının tavırlarıyla da kendini göstermişti. Bu konudaki örneklerden bir tanesi 4 Aralık 1945 yılında yaşanan ve “Tan Olayı” olarak bilinen gelişmedir. Serter’lere ait olan ve SSCB yanlısı tutum izleyen Tan Gazetesi bu tutuma karşı olanlar tarafından tahrip edilmişti.


Yeni bir dönem

7 Ocak 1946 tarihinde DP’nin kurulmasıyla Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Sıkıyönetim dönemlerinde hızla örgütlenen DP’nin kısa sürede güçlenmesini, örgütlenme yeteneğine ya da birikmiş toplumsal muhalefete dayandırmasının ötesinde daha önce yaşanan başarısız çok partili hayata geçiş dönemiyle de ilişkili görmek gerekmektedir. CHP’nin lideri İsmet İnönü, DP’yi hem çok partili sürecin temsilcisi, hem de en azından bir süre denetleyebileceği muhalefet temsilcisi olarak görmek istiyordu. Basın Yayın Umum Müdürlüğü “Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi” teşkilat kanunuyla kurulmuş, 22 Mart 1933 tarihinde Matbuat Umum Müdürlüğü adını almış, 1943 yılında da adı değiştirilerek Basın Yayın Umum Müdürlüğü olmuştur. O dönemde basının denetimi bu müdürlüğün yanı sıra Gazeteciler Cemiyeti’nin ilk biçimi olan Basın Birliği tarafından sağlanıyordu. Ayrıca parti üyesi gazeteciler için önlemler alınmaktaydı. 1939 yılında CHP Nizamnamesinin bir maddesinde sahibi partili olan gazete ve dergilerin parti görüşlerine ters düşen yayınlar yapması yasaklanmıştı. O günlerde Adnan Menderes CHP ile DP arasındaki farkı, DP için “belki iki parmak daha soldur” diye tanımlıyordu. Kemal Karpat ise bu açıklamayı “tek fark hükümete muhalif oluşudur” diye yorumlamıştı.


Basın özgürlüğü

DP muhalif olduğu dönemde basın özgürlüğünün en büyük savunucusu olmuştur. Hatta DP’nin iktidara gelmesinde basın önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Basın o dönemde DP’yi bir kurtarıcı olarak kamuoyuna sunmuştur. CHP, 1947 yılında yapılması gereken seçimleri 21 Temmuz 1946’ya alarak DP’nin yükselişinin önüne geçmeyi hesaplamıştır.


Mahkemelere kapatma yetkisi

Bu dönemde CHP basının desteğini sağlamak için seçim kararını açıklamadan önce Matbuat Kanunu’nun 50. maddesindeki gazete kapatma yetkisinin hükümete verilmesine ilişkin hükmün kaldırılması hakkındaki tasarıyı Meclise getirmiş ve 13 Haziran 1946 tarihinde kabul edilmiştir. Böylece gazete ve dergilerin hükümetler yerine mahkeme tarafından, bir aydan iki yıla kapatılması karara bağlanmıştır. Bu tasarının görüşülmesi sırasında Menderes’in sözleri basına umut veriyordu: “Gazete ve dergilerin kapatılabilmesi basın hürriyeti için gayet ağır bir baskıdır. Çünkü bir gazetenin kısa bir zaman için dahi kapatılması, onun mahvına kadar gidebilir.“ Aynı Menderes kendi iktidarı döneminde, basın yayın organlarını kapatma cezasına sıkça başvuracaktır.


Atatürk’ün kurduğu İsmet İnönü’nün liderliğindeki CHP hedef tahtasında

20 Aralık 1952’de, gazete sahipleri ve başyazarları ile ilk kez bir araya gelen Başbakan Adnan Menderes, basın hürriyetleri konusundaki vaatlerini tekrarlıyordu. 1953 yılı sonlarına kadar bu barış ortamı inişli çıkışlı da olsa devam etti. Bu tarih, Türkiye’nin ekonomik sıkıntılarla boğuşmaya başladığı döneme rastlar. Bu dönemde, Hükümetin ekonomi politikası eleştirilmeye başlanmış, Hükümet üyelerinin de içinde olduğu bazı yolsuzluk olayları kamuoyu gündemine taşınmıştı. Hükümetin ”Basın ile ilgili ikinci yasa tasarısı“ bu tarihte hazırlandı. Gazeteler, tasarıyı büyük tepkiyle karşıladı.

Menderes’in DP’si, bürokrasideki CHP ağırlığını yerel seçimlerde ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Genel seçimlerde CHP’yi büyük bir yenilgiyle tanıştıran DP, mahalli seçimleri de yine aynı başarıyla kazandı. DP’nin bir diğer operasyonu TSK bünyesinde oldu. Ordudaki tasfiye harekatı kapsamında, DP sempatizanı olduğu öne sürülen generaller yönetime getirildi. Devletin hakimiyeti kısa süre içinde DP’ye geçmişti.

Bireysel hak ve özgürlükler savıyla iktidara gelen DP’nin, ”çok sesliliğe“ tahammülü olmadığı ortaya çıktı. Çok partili siyasi yaşama geçen TC Devleti’nin ilk ”merkez sağ“ partisi, Atatürk’ün kurduğu CHP’yi hedef tahtasına oturttu. 1952 yılında CHP’nin mal varlığına el kondu. Asıl hedef ise iktidar partisini ”acımasızca“ eleştiren basın kuruluşlarıydı. Bu arada gazeteciler tutuklanmaya, dergi ve gazeteler ise çeşitli bahanelerle kapatılmaya başlandı. 1951’de Yusuf Ahıskalı tutuklandı.


Basın kanunu yontuluyor

1953 yılında Basın Kanunu’nda yapılan değişiklikle, daha önce ”Bakanlara yapılan hakaretin takibi şikayete bağlı iken, savcıların bakan oluruyla re’sen takibat yapabilmesi“ hükmü getirildi. Muhalefetin basın kuruluşları bu girişimi ”koltuğu kaybetme korkusu“na bağladı. İktidar yanlısı gazeteler ”Anarşiye karşı tedbir“ diye değerlendirdi.

1954 yılında ise iki ayrı düzenleme yapıldı. Bunlardan biri, basın davalarına bakan mahkemeler konusuydu. ”Neşir Yoluyla Veya Radyo ile İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanun“ basın hürriyetini başlı başına sınırlamayı öngörüyordu. Buna göre ”Namus, şeref veya haysiyete tecavüz edilmesi, itibar kırıcı yayın yapılması, özel veya aile durumun rıza alınmadan teşhiri 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası ile cezalandırılabilecekti.“ Resmi unvanlı şahıslara karşı böyle bir suç işlenmesi durumunda, cezalar üç kat artırılabilecekti. Gazeteciye, iddiasını ”ispat hakkı“ verilmeyecekti.


‘Safa ile bir yemek yerim, Ahmet Emin yazılarından vazgeçer!’

1952 yılı sonlarına kadar süren bahar havası, Menderes’in basına yönelik söylemleriyle birlikte değişmeye başladı. Gazeteci Ahmet Emin Yalman anılarında, Menderes’in gazetecilere yaklaşımını anlatırken ”Hangi gazetelerden bahsediyorsunuz? Vatan mı? Ben yarın Yeni Sabah sahibi Safa ile Ankara Palas’ta bir yemek yiyeyim. Ahmet Emin yazılarından derhal vazgeçer. Nadir Nadi mi? Ben ona Şili gibi küçük bir sefaretten hele hele Viyana’dan bahsedeyim, ertesi gün Nadir benim istediğim gibi yazı yazar. Burhan Felek mi? Bir kaç spor, federasyon seyahati imkanına karşı mum olur. İçlerinde 20,30 bin liralık paralara karşı kalemlerini satanlar da eksik olmaz“ diyor.


Bahar kısa sürdü

Özgürlük söylemleriyle ilk seçiminde iktidara gelen DP, Türk basınına “altın devri“ni yaşattı, ancak bahar ayları beklenenden çok daha kısa sürdü. DP’nin ilk mağduru, ”Vur Abasıza“ adlı mizah dergisinde hükümetin bazı uygulamalarını eleştirir nitelikteki karikatür ve yazıları yayımlayan Samim Akay olmuştu. 1951 yılında yayın hayatına başlayan dergi, süresiz kapatıldı. Akay, 2 yıl 11 ay ceza aldı.


Baskının ayak sesleri

20 Eylül 1950’de ”Resmi İlan Şirketi“ kuruldu. Bir yıl sonra ise bir kararnameyle, resmi ilanların dağıtılması yetkisi doğrudan Hükümete verildi. İlanlar bu tarihten itibaren Türk basını üzerindeki en etkili baskı mekanizması olarak kullanılmaya başlandı. Şevket Süreyya’ya göre, bu girişimin ardından gazetelere ”dıştan alım“ olanağı verilmesi hususu da direk olarak hükümetin yetkisine bağlanıyordu. DP döneminde başlayan bu uygulamalar daha sonraki yıllarda, ”Verdimse ben verdim“ sözlerine kadar uzanacaktı. Gazetelerin iktidarlar tarafından yanımızda, karşımızda şeklinde ikiye ayrılması da yine bu dönemin tarihimize bir hediyesi olarak karşımıza çıkmaktadır. DP’yi destekleyen Zafer, Son Havadis ve Son Posta gibi gazeteler resmi ilanların en fazla dağıtıldığı yayın kuruluşları oldu. Bu gazeteler, kağıt ve malzeme tahsisinde de ayrıcalıklı hale getirildi. Menderes’in ”Nuh’un Gemisi“ dediği Milliyet Gazetesi de DP liderinin sağlamaya söz verdiği destekler sayesinde kuruldu. Ali Naci Karacan, dostu Adnan Menderes’e iktidarı ”manen koruma“ ve ”heyecanla destekleme“ sözü vermişti. Milliyet’in bu çizgisi Ali Naci Karacan’ın vefatı ve Abdi İpekçi’nin yönetime geçmesiyle birlikte değişti. Menderes bunun üzerine, ”Her şey aklıma gelirdi de Ali Naci’nin gazetesinde yani manen bizim sayılacak Milliyet’in DP’nin karşısına geçeceği aklıma gelmezdi“ diyecekti.

YARIN: Türk basınının ispat hakkı savaşı


Macit SOYDAN - YENİÇAĞ, 31 Ocak 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12048
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x