Basını hiç sevmediler -5- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -5- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş Şub 03, 2010 3:55

Basını hiç sevmediler -5-

Gazetelere tekzip yağmaya başladı

Ulus gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın, DP’yi eleştiren yazısında, “Vatan, ne Demokrat Parti’nindir ne de muhalefetin” diyerek isyanını dile getirdi.

Bayar-Menderes yönetimindeki DP iktidarı döneminde gazetelerin her nüshasında tekzip yayınlanıyordu. Gazeteler, tekzipleri yayınladıktan sonra alt satırlarda hükümetin uygulamalarını eleştiriyorlardı.

Ulus gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın, 3 Eylül 1957 tarihinde kaleme aldığı “En Büyük Fenalıkları” başlıklı yazısında, Demokrat Parti’yi şu sözlerle eleştiriyordu:

“DP şeflerinin milli tarih nazarında en affolunmaz suçları Türk vatanında kardeş vatandaşlar arasında, düşmanlık hissi yaratmaları ve bütün iktidarları müddetince bu kötü hissi körüklemekten geri durmamalarıdır. Memleket, sanki yabancı bir istila ordusunun çizmeleri altında kalmış gibi, bir hava var. ’Bizden olmayan bizim düşmanımızdır’sözü demokratlar için en esas parolayı teşkil ediyor. Bu zihniyet kendi teşkilatlarındaki münasebetlere de sızmış bulunmaktadır. Şefler gibi düşünmeyenler ve onlardan gelen emir veya ilhamlara gözü kapalı itaat etmeyenler, sanki ezilmesi lazım birer haindirler.”


Küfür ve şiddet

Yalçın, Demokrat Parti’yi eleştiren yazısında, “İktidarda mı kalmak istiyorlar? Bunun yolu yumrukta, tehditte, küfür ve şiddette midir? Bunun yolu vatanda bir ikilik yaratmakta, bir düşmanlık uçurumu açmakta mı aranır?” sorusunu sorarken sözlerini şöyle sürdürüyordu:

“Vatan ne Demokrat Parti’nindir, ne muhalefetin. Müşterek bir vatanın müsavi haklara sahip evlatları olmamız icap eder. Bu icap ve zaruret karşısında durumumuzu muhakeme edersek teessür ve ıstırap içinde yüzümüz kızarır. Bugün demokratların elinde prensipler parça parça olmuş, hiçbir hak ve müsavat kalmamış ve muhalefet bir düşmanlık manasını almıştır.

Demokrat şeflerde hiçbir uyanma ve düzelme eseri görülmüyor. Milletin karşısına çıkarak, vatandaşların şikayet ve isteklerini dinleyerek hesap vermek mevkiinde olduklarını unutuyorlar. Sanki bu memleket bir çiftliktir. Sanki herkes gelip karşılarında secdeye kapanmak ve bu felaketli devrin hesabını başkaları vermek mecburiyetindedir.”


Hükümete sert eleştiriler

Demokrat Parti’nin yeni Basın Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, gazetelerin hemen hemen her nüshasında bir “tekzip” yayınlanmaya başladı. Tekziplerin çoğunlukla manşetlerden ve büyük puntolarla verilmesi dikkat çekiyordu. Durum o kadar vahim bir hal aldı ki, gazeteler artık tekzip metinlerini yayınladıktan sonra alt satırlarda Hükümetin bu uygulamalarını eleştiriyorlardı. 8 Eylül 1957 tarihinde Ulus Gazetesi’nde “Tekzip Hastalığı” başlıklı bir yazı yayımlandı. Tek taraflı olarak işletilen tekzip ve cevap hakkının artık suistimal edildiği belirtilerek “Kanunun kastettiği bu uygulama değildir. Kanun, bir hakkın korunmasını hedef tutmuş, bunun şartlarını açıkça saymıştır. Oysa tatbikatta gördüğümüz bu değildir. Görülen şudur. Basının ak dediğine kara, kara dediğine ak demek. Her ne bahasına olursa olsun tekzip etmek. Acaba bununla gerçeklerin örtülebileceği mi sanılıyor?” denilen yazıda, son dönemde Demokrat Parti iktidarı tarafından gazetelere hemen hemen her gün gönderilen “tekzip yazılarının” aynı sayfada, aynı puntolarla ve hiç kesilmeden yayınlanması uygulaması eleştiriliyordu. Aynı gün, CHP Kars Milletvekili Sırrı Atalay, Meclis’e Adalet Bakanı’nın cevaplaması istemiyle bir soru önergesi veriyordu. Atalay, Cumhuriyet savcılarının görevinin “muhalefet haklarının inkarı” olup olmadığını sorarak, “DP’den gelen tekzibi kanuna aykırı da olsa gazeteleri izaç edecek bir taktikle neşir emri veren ilgililer için, Adalet Bakanı olarak muamele yapacak mısınız?” diyordu.


Özel ilanlar DP’nin kontrolünde

5. Menderes Hükümeti döneminde yeni bir program hazırlayarak, basına yönelik kısıtlamalarda yumuşama belirtisi gösterdi. Bunda, hem Türk basınında hem de dışarıda aldığı eleştirilerin rolü vardı kuşkusuz. Ancak DP İktidarı kolay kolay pes etmeyecekti. Basın bu kez de ekonomik tedbirlerle denetim altına alınacaktı. Bunda en etkili yol kuşkusuz ilan müessesesiydi. Resmi ilanların verilmesi hususu zaten bir süredir Hükümetin keyfiyetine bağlıydı. 26 Kasım 1957 tarihinde gazetelere verilecek özel ilanlar da hükümet kontrolü altına alındı. Özel ilanlar ve ticariler de bundan böyle Basın Birliği Resmi İlanlar Limited Ortaklığı eliyle dağıtılacaktı. Ulus Gazetesi “Basın Sansür Rejiminden Daha Fazla Baskı ve Yasak Altına Alınıyor” başlığıyla duyurduğu bu haberi, “Basın hürriyetinden arta kalanlar da yok edilmek isteniyor” yorumuyla veriyordu. Bu uygulamanın sonucunda DP’nin kendi yayın organı Zafer Gazetesi’ne 1958 yılında 963.248 ilan verilirken aynı yıl Ulus gazetesinde 456.397 ilan ve reklam yayınlanıyordu. 1959’da bu rakamlar 1.234.884 ile 542.867 olmuştu.

Adnan Menderes Hükümeti, resmi ilan hususunu gazetelere karşı “tehdit” unsuru olarak kullanmaktan da çekinmiyor gibiydi. Örneğin 1952 yılındaki bir İl Kongresi’nde “Parti aleyhine yazı yazan gazetelerin resmi ilanları kesilerek cezalandırılması” talebi gündeme getirilmişti.


Bölükbaşı hapis cezası aldı

1959 yılında muhalefete karşı hoşgörü tamamen sona ermiş, muhalif milletvekillerinden Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkum edilmişti. Kısa süre sonra da Yalman’ın Vatan gazetesi kapatıldı. Gazetelerin kapısında yasaklara uyulması için polis bekletilmeye başlandı. Bu arada Pulliam Davaları sürüyordu.

1960 Mayıs ayına doğru, Demokrat Parti vekilleri ve Başbakan Adnan Menderes, yurdun çeşitli yerlerinde özellikle gençler tarafından düzenlenen protesto gösterilerine hedef olmaya başlamıştı. Bu gösterilerin gazetelerde herhangi bir şekilde haber olması kesinlikle yasaklanmıştı. Hatta, son dönemde, sadece gösterilerin değil, protestonun gerçekleştirildiği mekan ve zamanda yapılan resmi törenler, anma toplantıları, basın toplantıları için de “yayın yasağı” konmuştu.

Yayın yasağı getirilen bir diğer husus ise muhalif partilerin Meclis çalışmalarıydı. 1960 yılında Vatan gazetesi’nin manşetinde, “CHP’nin Tatbikat Talebi için Neşir Yasağı” ifadesi dikkat çekiyordu. Bu yasak, TBMM Tahkikat Komisyonu Başkanlığı tarafından getirilmişti. Aynı komisyon, bir önceki gün parlamento gündemindeki “gündem dışı” konuşmaların da gazetelerde yayınlanmasını yasaklamıştı. Bu tarihler, aynı zamanda muhalefet partilerinin TBMM Genel Kurulu’nu terk etmeye başladığı ve müzakerelere katılmadığı günlerdi.


Sembol davalar

İspat hakkının devreye girmesinden sonra Cumhuriyet savcılarının gazetelere gönderdiği neşir yani yayın yasağı kararlarının sayısı da gözle görülür derecede arttı. Hükümet aleyhine olduğu düşünülen hemen hemen her haber, makale, yorum ya da karikatür ceza nedeni sayılıyordu. Demokrat Parti’nin iktidarının son iki yılında basın davaları ve gazeteciler için mahkumiyet kararları birbirini izledi.

1960 yılında Kim dergisi Mesul Müdürü Balcıoğlu, “Pulliam Davaları” nedeniyle 16 ay hapis cezasına çarptırıldı. Pulliam davaları, Demokrat Parti iktidarının son yıllarında “basın davaları” denildiğinde ilk akla gelen sembollerden biri oldu. Ankara’nın tüm dünyadan protesto telgrafları aldığı dönemdi.

ABD’den Türkiye’ye gelen gazete patronu Eugene Pulliam’ın ziyareti 1958 yılındaydı. Pulliam, ABD’ye döndükten sonra Türkiye ile ilgili değerlendirmelerini “Onikiye Çeyrek Var” başlığı altında yazdı. ABD’deki 72 gazetede yayımlanan bu yorumda Pulliam, Türkiye’deki politik gelişmeleri eleştirerek, tehlikeli gidişata dikkat çekiyordu.

Yazıları Türkçe’ye de çevrilen Pulliam’ın bu makalesi, Dünya, Ulus, Vatan ve Kervan gazetelerinde ve Kim ile Altıok dergilerinde de yayımlandı. Savcılar, DP talimatıyla çeviriyi yayınlayan basın organları hakkında derhal kovuşturma başlattı. Dünya gazetesi hakkındaki şikayet geri alındı. Diğerleri yargılanarak çeşitli cezalara çarptırıldı. Ulus’un Yazı İşleri Müdürü Ülkü Arman, Kim Dergisi Yazı İşleri Müdürü Şahap Balcıoğlu, Vatan gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman, Vatan gazetesi Yazı İşleri Müdürü Naim Tirali hapis ve para cezası aldı. Yazıyı yayımlayan dergi ve gazeteler hakkında en az bir ay olmak üzere- kapatma kararları verildi.

10 Şubat 1960 tarihinde gazeteler ilginç bir haberi ilk sayfadan duyuruyordu. Bazılarında “Bir bu eksikti” sözleriyle duyurulan habere göre bundan böyle basın toplantılarının da Hükümet iznine tabi tutulacağı bildiriliyordu.


Sansür yüzünden birçok gazete bembeyaz çıkıyordu

1958 yılı da tutuklama ve gazeteci davalarıyla başlamıştı. Önce alışıldığı üzere Ulus gazetesi kapatıldı. İhsan Ada tutuklandı. Akis’i yayımlayan Metin Toker de bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1954’ten Mayıs 1958’e kadar mahkum edilen gazeteci sayısı 238 olmuştu. Bin 161 gazeteci hakkında kovuşturma yapıldı. Gazeteler için dönüm noktası, İzmir’de yayımlanan “Demokrat İzmir” gazetesine yönelik saldırı olmuştu. Mayıs başındaki saldırılar nedeniyle yayın yasakları hemen duyuruldu. Bu arada CHP liderinin İzmir gezisi ile ilgili haber ve fotoğraflarının neşri de yasaklandı. Uygulanan sansür, gazetelerin sayfalarındaki haberlerin son anda çıkarılması şeklindeydi.


Basın davaları arttı

Bu nedenle pek çok gazete beyaz sütunlarla basıldı. 1959-60 yılları arasındaki basın davalarının sayısı olağanüstü şekilde arttı. 1 Eylül 1959 tarihinde Vatan Gazetesi, ilk sayfanın sağ alt köşesinde yayınlanan karikatür sütunlarını boş bırakarak altına “Beyaz İhtilal” yazacaktı. Türk basınında, yıllarca süren baskı ve zulüm politikalarına karşı sessiz bir direniş başlıyordu. Sesli olamazdı çünkü sesi çıkan herkes o tarihte cezaevlerinde gün doldurmakla meşguldü. Basının fikir yayma yöntemleri, siyasi iktidarların kanunları ve baskı politikalarıyla ortadan kaldırılamayacak kadar fazlaydı. 1959 tarihi, Türkiye’de artık siyasilerin düzenlediği basın toplantıları için bile gazetelere “yayın yasağı” getirilen bir döneme işaret ediyordu. Bu yöndeki talimatlar, Örfi İdare Komutanlıkları tarafından yapılıyordu.

YARIN: İNÖNÜ’DEN TARİHİ SÖZ: “BU YOLDA DEVAM EDERSENİZ, BEN DE SİZİ KURTARAMAM”


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 2 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11883
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x