Basını hiç sevmediler -6- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -6- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Prş Şub 04, 2010 9:25

Basını hiç sevmediler -6-

‘Dönüşü olmayan hatalar yapıyorsunuz’

Başbakan Adnan Menderes’i dikta yönetiminden dolayı uyaran İsmet İnönü, 12 oturum Meclis’e katılmama cezası aldı. CHP kararı protesto etti.

Demokrat Parti iktidarı cezalandırmalarını sürdürürken artık yaşa başa da bakmıyordu. 8 Mart 1960 tarihinde, 72 yaşındaki Başyazar Ahmet Emin Yalman hapse giriyordu. 50 yıllık gazeteci, Vatan Gazetesi’nden cezaevine kadar yerli ve yabancı meslektaşları, ailesi ve dostlarıyla birlikte gitti. Yalman, son yazısında “İradem her zamanki gibi metin olmakla beraber bedenim hayatın sertliklerine dayanamazsa bu şekilde gelecek bir ölümü de mücadele hayatıma yakışır bir son diye telakki edeceğim ve rahat bir vicdanla son nefesimi vereceğim” diyordu.

Aynı cezaevindeki gazeteci dostları tarafından karşılanan Yalman “Bir gazeteci sıfatıyla kendi çapımda yaptığım hürriyet ve hak mücadelelerimin beni 72 yaşımda ve gazetecilik hayatımın 53’üncü yılında zindana sevk edeceğini söyleselerdi böyle bir kehaneti gülünç bulmaktan ve fena bir şaka saymaktan başka bir şey düşünmeme ihtimal olmazdı. İktidara gelmesini, talihin bana verdiği büyük bir hediye olarak kabul ve ifade ettiğim Demokrat Parti’nin onuncu, Türk basınının ise yüzüncü yılında böyle bir akıbete uğramayı kendimden ziyade memleket ve Demokrat Parti hesabına acı buluyorum” sözleriyle cezaevi kapısından içeri girecekti.


Gerilim giderek artmaya başladı

Aynı günlerde, Kayseri Valisi de basın suçları yüzünden 9 ay yatan bir gazete sahibine artık gazete çıkarmayacağını bildiriyordu. Türk basını en sert sansür uygulamalarına DP iktidarı döneminde tanık oldu. Toplumun kanaat önderleri susturuldu. Cezaevleri tutuklu gazetecilerle doluydu. Son adımlardan biri, 1960’ta basını ve muhalefeti incelemek üzere TBMM bünyesinde kurulan Tahkikat Komisyonu oldu. Ülkede şiddete varan gerilim ortamı giderek daha fazla kesimi etkilemeye başladı. Tahkikat Komisyonu’na verilen yetkiler durumun vehametini açıkça ortaya koyuyordu. Bu komisyon dilediği gazeteyi kapatabiliyor, dilediği gazetecileri tutuklayabiliyordu. Hatta, komisyon çalışmalarının basında yayınlanması bile yasaklanmıştı. Tahkikat Komisyonu’nun “anti demokratik” bir mekanizma olduğunu belirten CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Türk siyasi tarihine geçen sözünü Meclis kürsüsünden bu vesileyle sarf ediyordu: “Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam”. İnönü bu konuşması nedeniyle parlamento tarafından, TBMM toplantılarına 12 oturum katılmama cezası aldı. CHP kararı protesto etti ancak emniyet güçleri müdahalesiyle vekiller Meclis’ten uzaklaştırıldı. Hükümet, yayın organı olan radyodan dilediği gibi sesleniyor, muhalif partilerin radyoyu kullanmasına ise kesinlikle izin verilmiyordu. Muhalif milletvekilleri, radyodan kendilerine yönelik “hakaret ve saldırgan tutum” içeren yayınlar yapıldığını ileri sürerek, “tekzip hakkı” istiyorlardı.


Komisyon kararına itiraz yasak

Komisyon “Her türlü evrak, vesaik (belge) ve eşyayı zaptedecek, istediği evi, kurumu arayacak; gazete ve dergiler toplatılabilecek, gazeteleri matbaalarıyla birlikte kapatabilecek, komisyon kararlarına muhalefet edenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilebilecekti”. Komisyon kararlarına itiraz edilmesi de yasaklanmıştı. Tahkikat Komisyonu bu yetkiyle Ulus gazetesinin Genel Yayın Müdürü Nihat Subaşı, Yazı İşleri Müdürü Erdoğan Tamer, Cenap Çetinel, Muzaffer Erdost, Cemal Yıldırım; Akis dergisi’nden Metin Toker, Kurtul Altuğ’u sorguya çekti. Cemal Yıldırım ve Kurtul Aktuğ tutuklandı. Dünya, Demokrat İzmir, Sabah Postası, Akis ve Kim dergilerinin basıldığı matbaaların kapatılması için emir verildi. 1950 ve 1960 yılları arasında toplam 2 bin 300 basın davası açıldı. 1956 ve 60 yılları arasında gazetecilere 57 yıllık hapis cezası verildi. Yaklaşık 900 dergi ve gazete süreli ya da süresiz olarak yayın hayatından “men” edildi.


Protestolar başladı

Parlamentoda sindirilen muhalefetin, son katılımlarla güçlenmesi, Türkiye içindeki DP muhalifi seslerin de yavaş yavaş yükselmesine yol açtı. Adeta “Korku devletine” dönüştürülen Türkiye’de, DP iktidarına karşı protesto gösterileri düzenlenmeye başladı. Mitingler yapılıyor, son dokuz yıl içinde iktidar baskısı altında inleyen gazeteler beyaz sütunlarla basılıyordu. Bu muhalefet de DP’yi yolundan döndürmeye yeterli olmadı. Baskı ve sindirme politikaları aynen devam ediyordu. İsmet İnönü, Menderes’in “Dönüşü olmayacak hatalar yaptığını” meydanlarda söylüyor, bir anlamda Başbakan’ı dikta yönetiminden dolayı uyarmaya çalışıyordu. İnönü’ye bu dönemde düzenlenen suikast, halk arasındaki muhalif gösteri ve mitinglerin şiddet dozunu artıran en önemli olaylardan biriydi. Silahlı çatışmalar yaşanıyor, ülke kaosa doğru hızla gidiyordu. 1960 yılının Mayıs ayı tüm demokratik hakların çeşitli gerekçelerle askıya alındığı ay olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine girdi. Basın da bunlardan fazlasıyla nasibini alacaktı. 19 Mayıs gösterileri ile ilgili haberler yayınlanırken, Hükümet Ankara’daki gösteriler ile ilgili tüm haberlere “yayın yasağı” getirdi. Hükümetin elindeki tek yayın organı ise devlet radyosuydu.


Özgürlüklerde yalpalama süreci başladı

DP’nin uygulamaları basında olduğu kadar toplumda da huzursuzluk yaratıyordu. Basına kurumsal olarak yapılan baskının, DP’nin demokratik, kurumsal olarak ipleri elinden kaçırmasının bir yansıması olduğunu söylemek bu noktada yanlış bir söylem olmasa gerektir.

Siyasal tarihimize vatan cephesi olarak geçecek olayın DP’nin siyasal ve toplumsal özgürlüklerde bir yalpalama süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreçte yazılı basın da, işitsel basın da kullanılmıştır. DP iktidarı bu dönemde kendi üzerindeki suçlamaları bir şekilde bertaraf etmek amacıyla o zamanlar topluma ulaşmakta ön önemli yayın organlarından bir tanesi olan radyoyu kullanmaktadır. Bu tarihimizde iktidarların kitle iletişim araçlarından, propaganda olarak yararlanmasının bir örneğidir.


Dış politikadaki tercihler

DP döneminde dikkat çekici noktalardan biri de dış politikada yapılan tercihlerin iç politikaya yansımasıdır. Bu sayede Türkiye DP iktidarları döneminde beklediği özgürlükler aslında liberal bir ortamda baskıcı unsura dönüşmüştür. Liberal ekonominin, özgürlüklerin, liberal demokrasinin getireceği öngörülen özgürlüklerin kaynağının iktidarın kendisinden kaynaklanmadığı kısa sürede anlaşılmıştır. Yazı dizisinin başından beri vurguladığımız DP içerik ve yapısal çelişkisi burada da karşımıza çıkmaktadır. DP yaptığı tercihlerin (o dönem düşünüldüğünde ideolojik tercihlerin) altını kendi politikalarından çok dış dünyanın yansımaları ile doldurmak istemiştir.


Türkiye, yol haritasını çizemedi

Bunun sonucunda Türkiye gerçek anlamıyla küçük ABD’ye dönüşme çabası içerisine girmiştir. Bu tercihe Türkiye hazır mıydı? Bu sorunun cevabı o dönem değil, daha sonraki yıllara kalmıştır. Alt yapı olarak bunlara hazır olmayan Türkiye, şimdilerde moda deyim olan yol haritasını tam olarak çizemeyince, uluslararası konjonktürün yansımaları içeriye karışık bir ortam olarak yansımıştır. Bunun çözümünde de maalesef demokratik mekanizmalar yeterince işletilememiştir. Demokratik mekanizmaların işletilmesi amacıyla demokrasilerde bulunan mekanizmaların önü açılmak yerine, kapatılınca sonuç kaçınılmaz olarak kendiliğinden gelmiştir. Geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin daha yumuşak bir geçiş ortamı bulabilir miydi, sorusu sürekli tartışılmıştır. Bu sorunun yanıtını o zaman bulmak söz konusu olsayldı, o zaman bu mekanizmaların her şeye rağmen işletilmesi gerekirdi.


Baskı, yasak ve sansür

Ancak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden geçtiği süreç anlaşıldığı kadarıyla bu mekanizmaların önünü açacak yapının hazır olmadığını göstermektedir. Sonuçta DP’nin tercihleri toplumun tabanına yayılacak mekanizmalarla değil, baskı, yasak ve sansürle çalıştırılmak istenmiştir. Bundan nasibini en çok alan kurumsa basın olmuştur. Basın kendine yeterli derecede söz bulamasa da aynı zamanda devletin elindeki imkanlar sadece iktidar tarafından kullanılmak istenince elbette ortaya bugün ironik olarak nitelendirilebilecek uygulamalar çıkmıştır.


Kazanılan başarı DP milletvekillerine aşırı güven vermişti

Üç seçim üst üste kazanılan başarı, Adnan Menderes ve DP milletvekillerine aşırı bir özgüven aşılamıştı. Sonuçta onları bu koltuklarda oturtan “Millet iradesi” değil miydi? Bu güven, Menderes’in tüm bakanlarını görevden aldıktan sonra, parlamentodan “Tek kişilik güvenoyu” istemesine yol açtı. Bütün bu gelişmelerin sonucunda, Türk ordusu bir kez daha siyasete müdahale ederek yönetime el koydu. 27 Mayıs 1960 darbesi, Yassıada’daki mahkeme sürecini ve idamları beraberinde getirdi. Yassıada duruşmaları, Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanının asılarak idam edilmesi yönündeki kararla son buluyor, milletin bünyesinde derin yaralara yol açıyordu.

Demokrat Parti’nin Türkiye’yi gitgide bir baskı rejimine götürdüğü gerekçesi ile ülkenin yönetimine el koyan TSK, 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi ile Anayasa’yı ve TBMM’yi feshetti, tüm siyasi faaliyetleri askıya aldı.


Gerekçe: Hükümetin çıkardığı yasalar

TSK’nın içindeki bir grup subayın gerçekleştirdiği 27 Mayıs askeri müdahalesinin gerekçesi olarak, Başbakan Adnan Menderes ve hükümetinin çıkardığı yasalar gösteriliyordu. Ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamı eleştirilirken, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini oluşturan bazı ilkelere karşı sürdürülen sistemli operasyonların yarattığı tehlikeye işaret ediliyordu. Müdahalenin mimarlarına göre, kötüye giden ekonomi, enflasyon ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler, DP’ye karşı kitlesel bir tepkinin oluşmasına yol açmıştı. CHP, Demokrat Parti’nin Anayasa’yı ihlal ettiği yönündeki muhalefetini sürdürürken, bazı üniversite çevreleri ile aydınlar da muhalefete bu yönde destek veriyordu. İhtilale giden yolda belki de en önemli unsurlardan biri, basına karşı işletilen sansür ve baskı mekanizmasıydı. Çünkü, basını karşısına alan iktidar, bir anlamda halkı da karşısına almış sayılıyordu.

İhtilalin gerçekleştiği 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren gazeteler son gençlik olaylarını “Dün yazamadığımız yazılar”, “Daha önce gösteremediğimiz fotoğraflar” başlıklarıyla sayfalarında duyuruyor, cezaevinde aylarca tutuklu kalan gazeteciler ard arda çıkarılan aflarla salıveriliyordu.

YARIN: DP İKTİDARININ BİR BAŞKA YÜZÜ


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 4 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11881
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x