Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

Tartışma Alanı

Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

İletigönderen Türk-Kan » Sal Oca 13, 2009 3:46

Dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği

Dincilerin ve özellikle Erbakan'ın muhalefette izlediği politik çizgide İsrail ve Siyonizm konusunun önemli bir yeri vardır. Bu sebeple Erbakan iktidarında koyu bir Batı ve İsrail düşmanlığı politikası izleyeceği, anlaşmaları ortadan kaldıracağı, İsrail'le imzalanan bir dizi anlaşmanın yanı sıra, Savunma İşbirliği Anlaşması'nı kesinlikle yürürlükten kaldıracağı zannediliyordu.

Refah'ın muhalefet döneminde yayımlanan, Erbakan tarafından kaleme alınan Adil Düzen- Teşhis- isimli kitabın 21. Sayfasından:

"60 milyonun sırtından toplanan faiz gelirlerinin büyük bölümü, bankalar; ve Merkez Bankası üzerinden Amerika'daki Siyonist Bankalara, oradan da İsrail'e gidiyor."

Yine aynı kitabın 19. Sayfasındaki İsrail değerlendirmesi şöyle... Kitapta çizdikleri bir karikatür üzerinde değerlendirme yapılıyor:

"İsrail'den Türkiye'ye uzanan oklar, İsrail Meclisinin önünde heykeli bulunan Teoder Herzl'in planını temsil ediyor. Yani İsrail'in Türkiye'yi kendisine vilayet yapma isteği ve gayesini dile getiriyor. Vatandaşlarımızdan sömürülen paralar, İsrail'in Türkiye'yi yutma ve işgal etme arzusuna hizmet ediyor."

Türkiye ile İsrail arasında yapılan anlaşmalar ve iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, muhalefette kaldıkları süre içerisinde Refah Partisi sözcüleri tarafından da sürekli eleştirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine de getirilmişti. Yakın tarihli bir örnek!.. Refah Partisi -Doğru Yol Partisi Koalisyon Hükümeti'nin Refah Partili Devlet Bakanı, Rıza Güneri'nin İsrail'le yapılan anlaşmalar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verdiği bir Soru Önergesi:

    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA

    Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Mesut YILMAZ tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını delaletlerinize arz ederim.

    T. Rıza GÜNERİ Konya Milletvekili

    SORULAR:

    1- Türkiye ile İsrail arasında savunma işbirliği anlaşması yapıldığından söz edilmektedir. Böyle bir anlaşma var mıdır?

    2- Yine yapıldığı söylenen anlaşma çerçevesinde İsrail uçaklarının Türkiye'de eğitim yapacağı doğrumudur?

    3- Bu uçakların Konya 3. Ana Jet Üssü'nde konuşlandırıldığı ve Konya semalarında eğitim yaptığı basın yayın kuruluşlarında dile getirmektedir. Konya kamuoyunda ve Türkiye kamuoyunda büyük tepki ile karşılanan bu durum doğru mudur?
Muhalefetteyken İsrail'le imzalanan Askeri anlaşmalara büyük tepki gösteren, iktidarlarında bu anlaşmaları yürürlükten kaldıracaklarını vaat eden ve bu anlaşmaları Türkiye'nin İslam ülkeleriyle arasını açtığını savunan Refah Partililerin iktidarlarında bu konudaki sözlerine sadık kalıp kalmayacaklarını anlamak için Başbakan Erbakan'a İsrail'le yapılan Askeri anlaşmaları iptal edip etmeyeceği soruldu:


    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

    Aşağıdaki sorumun Başbakan Sayın Necmettin Erbakan tararından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda delaletlerinizi arz ederim.

    Ünal YAŞAR Gaziantep Milletvekili

    Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının İsrail ile yaptığı, Askeri (Siyasi,eğitim),istihbarat veya ekonomik konularda yaptığı hangi anlaşmalar vardır? Bunların hangilerini iptal etmeyi düşünüyorsunuz?
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu ÇİLLER, Başbakan Erbakan adına cevaplamıştı. Refah Partili Hükümete göre, İsrail'le yapılan askeri anlaşmalar Türkiye'nin menfaatineydi ve iptal edilmeleri söz konusu değildi. İşte muhalefet döneminde İsrail ve Siyonizm düşmanlığı yapanların cevabı!


    T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
    Gaziantep Milletvekili Sayısı Ünal Yaşar'ın Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği soru önergesine verilen yanıt ekte takdim kılınmaktadır.

    Saygılarımla arz ederim.
    Prof. Dr Tansu ÇİLLER
    Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

    Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının İsrail'le askeri (siyasi, eğitim), istihbarat veya ekonomik konularda yaptığı hangi anlaşmalar vardır? Bunların ilerini iptal etmeyi düşünüyorsunuz?

    YANIT : Türkiye'nin İsrail'le yapmış olduğu anlaşmalar aşağıda sunulmuştur.

    Kültür Eğitim ve Bilim Alanlarında İşbirliği Anlaşması (14 Kasım 1993)

    Karşılıklı Anlayış ve İşbirliği ilkeleri Muhtırası (14 Kasım 1993)

    Çevre Sorunları ve Doğa korunmasında İşbirliği Anlaşması (11 Nisan 1994)

    Telekomünikasyon ve Posta Hizmetleri Alanlarında İşbirliği (3 Kasım 1994)

    Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı ve Kullanımı (4 Kasım 1994)

    Sağlık ve Tıp Alanında İşbirliği Anlaşması (14 Mart 1995)

    Tarım Ajanında İşbirliği Konusunda Mutabakat Zaptı (27 Haziran 1995)

    Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması (22 Şubat 1996)

    Serbest Ticaret Anlaşması (14 Mart 1996)

    Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması (14 Mart 1996)

    Çifte Vergilendirmenin, önlenmesi Anlaşması (14 Mart 1996)

    Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması (14 Mart 1996)

    Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşması (28 Ağustos 1996) (Bu anlaşma imzalandığında Erbakan Başbakan'dır!)

    Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler Orta Doğu Barış Sürecinin başlamasıyla birlikte birçok alanda geliştirilip çeşitlendirilmiştir. Hiçbir üçüncü ülkeyi hedef almayan Türkiye- İsrail işbirliğinin bölge barışma, İstikrarına, Orta Doğu Barış Sürecinin gelişmesine ve bu sürecin tamamlanmasından sonra doğması beklenen işbirliği ortamına katkıda bulunacağına inanıyoruz. Dolayısıyla, Türkiye ile İsrail arasında akdedilmiş bulunan anlaşmaların iptali söz konusu değildir.

Muhalefet dönemlerindeki popülist politikalarını ve ölçüsüz vaatlerini iktidarda göz ardı eden Refah Partisi, İsrail ve Siyonizm'e karşı yürüttüğü karşı politikaların gereğini iktidarda yapamayınca, parti tabanına karşı da iki yüzlü davranmaya başlamıştı.

İsrail'le imzalanması kararlaştırılan Askeri konulardaki anlaşmaları iktidara gelir gelmez onaylayan Refah Partisi, bu konunun tabanı tarafından duyulmasını engellemek için gizli tutmaya çalışmış, fakat bunda başarılı olamamıştı. İşte dönemin gazetelerinde geniş olarak yer alan ve İsrail'le yapılan Askeri konuları içeren anlaşmanın, Erbakan tarafından gizlice imzaya açılmasını konu edinen haberlerden bir örnek!

    Hürriyet

    14/11/1996

    Erbakan, İsrail Anlaşmasını Gizlice imzaya açtırdı

    Doğru Yol Partisi - Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu tarafından İsrail'le imzalanan askeri eğitim işbirliği anlaşmasına "Yırtıp atarız" tepkisini gösteren Başbakan Erbakan, kendi döneminde parafe edilen Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşması'nı onaylanmasına ilişkin kararnameyi, Bakanlar Kurulu'nda gizlice imzaya açtı. Erbakan'ın, Refah Partisi tabanının tepkisini engellemek için anlaşmanın Bakanlar Kurulu'na getirilmesinin gizli tutulmasını istediği öğrenildi.

    İsrail'le Savunma Sanayii alanındaki işbirliğini artırmayı amaçlayan anlaşmaya ilişkin kararname, Bakanlar Kurulu'ndaki imzalar tamamlanır tamamlanmaz yürürlüğe girecek, Başbakan Erbakan'ın Refah Partili bakanlara, "Hemen imzalayın" talimatı verdiği öğrenildi.

Bir başka ibret belgesi...

    T.B.M.M.

    TUTANAK DERGİSİ
    78 inci Birleşim
    4.4.1997 Cuma
    Dönem : 20 -Yasama Yılı: 2

    "Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı"

    T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü
    Sayı : B.02.0.KKG/101-1124/358

    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

    Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 27.12.1996 tarihinde kararlaştırılan "Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devletleri arasında Serbest Ticaret Alanı anlaşması ve İlgili notaların onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir. Genel Kurulda ve komisyonlarda öncelik ve ivedilikle görüşülmesini arz ederim.

    Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
    Başbakan
Cengiz ÖZAKINCI, İblisin Kıblesi / United States of İrtica kitabından

Ya hocanın talebeleri? Acaba onlar farklı bir çizgide mi yürüyorlar? Hayır!

Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken 'Yörünge' dergisinin 8 Ağustos 1993 tarihli sayısında Ali Akel'le yaptığı röportajda aynen şu ifadeleri kullanmıştı:

    'İsrail, zihniyet itibariyle insan denilen mükemmel varlığı, varlık sebebi dışında tanımlayan emperyalist, şovenist bir anlayışın ifadesidir. Türkiye'nin İsrail'i tanıması tarihimiz açısından ciddi bir talihsizliktir. Bizim tarihimize sürülmüş bir kara lekedir... Ortadoğu'daki kanser mikrobu olan bu zihniyeti sulamak, beslemek kadar büyük bir zulüm olamaz... İsrail'i devlet olarak tanımıyorum.

Resim

Erdoğan'a Cesaret Ödülü "Türkiye-İsrail dostluğu geliştirilmeli"

Kısa adı AJC olan Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılı Ocak ayında New York'taki HSBC binasında düzenlenen törenle Başbakan Tayyip Erdoğan'a 'Cesaret Ödülü' verilmişti. Ödül tüm dünya basınında, "Erdoğan, Yahudi Kongresi'nden cesaret ödülü alan dünyadaki tek Müslüman devlet adamı" olarak bahsedilmişti. Törende konuşan Başbakan Erdoğan da, Türklerle Yahudilerin yüzyıllar içinde yoğrulan dostluk ve güven ilişkilerinin yeni dünyadaki yansımasını burada gördüklerini belirterek, şöyle konuşmuştu: "Türkiye ile İsrail arasındaki dostluk, anlayış ve güven temelindeki ilişkiler daha da geliştirilebilir. Ortadoğu'da salt askeri güç kullanımıyla çözüm bulunamaz. Türkiye üzerine düşeni yapmaya hazır."

İkinci cesaret ödülü

Amerika'daki etkin Musevi lobilerinden Anti Defamation League (ADL) ve American Jewish Committiee (AJC) 2004 yılında ayrı ayrı Başbakan Erdoğan'a "Cesaret Ödülü" vermişti. Başbakan Erdoğan, 2004 yılında ABD'deki Musevi lobisinin etkin kuruluşlarından Anti Defamation League'den de (ADL) 'cesaret ödülü' almıştı.

Milli Gazete, 8 Ocak 2009

Hangi ADL? 20 Kasım 1992 tarihli, Zaman Gazetesi'nden okuyalım: Başlık aynen şu şekilde: 'ABD'de Yahudi mafyası: ADL' Yunus Altınöz imzalı haberinden:

'İngiliz Farmasonluğu'nun Yahudi kolu olan B'nai Brith'in etkisi altındaki ADL 1913 yılında kurulmuştur. ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir. Kurdukları 'Denizaşırı Yatırımcılar Servisi' adlı şirketle, milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.

İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs'ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesindeki geniş arazilerin kanunsuz alım satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL'nin varlığını ortaya koyuyor. ADL'nin bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Musevi iken Hak din İslam'a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in Ramazan'ında sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürüldüler. Gandhi ve Palme suikastlerinin arkasında da ADL'yi görüyoruz.'





Başbakan Tayyip Erdoğan, TBMM’nin yeni yasama yılı açılış konuşmasında üstü kapalı biçimde Ofer eleştirisi getirerek stratejik kuruluşların satışına özen gösterilmesini isteyen Cumhurbaşkanı Sezer’e, “Neye göre kime göre stratejik” sözleriyle yüklendi.

Erdoğan, yapılan özelleştirmeleri savunurken Galataport ihalesini alan konsorsiyumun ortaklarından Yahudi işadamı Sami Ofer’i savundu. Erdoğan muhalefete de, “Kuru kuruya Yuhudi düşmanlığı yapmasınlar” diye çıkıştı.

MEDYAYA MESAJ

Partisinin Kızılcahamam Kampı’ndaki konuşmasının büyük bölümünü özelleştirme ve yabancı sermaye konularına ayıran Erdoğan, “Yabancı yatırımcının Türkiye’ye girişinden endişe edenler Türkiye’nin dünyaya açılmasını istemeyen zihniyetlerdir. Yabancı ha burada yatırım yapmış ha gelip özelleştirmeden bir tesisimizi almış. Efendim stratejik kuruluşlarmış. Bana bir söyleyin nedir stratejik? Neye göre stratejik?” diye sordu.

Daha sonra sözü özelleştirme çalışmalarına getiren Erdoğan, her dönem özelleştirmenin şaibe altında olduğunu ancak şu anda, şaibe bulunmadığını söylerken, medyaya yüklendi: “Medya, bunları iyi takip edin. Ama mutfakta kaybedilmesin” diye çıkışan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Filancayla niye görüştün diyorlar. Görüşürüm. Biz bu noktada rahatız. Gizli kapaklı satmıyoruz ki. Bütün milletin huzurunda satıyoruz. Görüştüğümüz Ofer, bu yeri alabildi mi? Daha fazla veren varsa ondan alamadı. Tutturdular; Galataport, Galataport diye. Ofer mi aldı? Yanındaki Türk ortakları niye söylemiyorsunuz?”

Galata rıhtımının yıllık kazancının 5 milyon dolar olduğunu belirten Erdoğan, 50 yılda 250 milyon dolarlık bir geliri olacağını hatırlattı ve 3 milyar doların üstünde bir paraya gittiğini söyledi.

GEÇMİŞLERİNE BAKSINLAR

Galataport’u alanların ortaklarından birinin dünyanın bir numaralı turizmcisi olduğunu ifade eden Erdoğan, muhalefete “Kuru kuruya Yahudi düşmanlığı yapmasınlar. Türkiye’nin genel politikası değil, partilerinin politikası olarak söylesinler. Galataport’ta ortaya çıkan, en ideal ve çok çok güzel bir rakam. Her şey açık yapıldı. Şeffaf yapıldı. Biz rahatız, huzurluyuz. Hiçbir yeri kimseye peşkeş çekmedik. Kimse karanlık geçmişlerinin faturasını aynaya bakarak bize ödetmeye kalkmasın” diye yüklendi.

Başbakan Erdoğan konuşmasında, çıkarılan yeni kanunlara kurumların ayak uydurup uyduramamasından bahsederken, yargı kurumlarının tavrından yakındı.

Erdoğan, “Bürokratik oligarşi kendine göre, kireçlemesini yapmaya devam ediyor” dedi.

http://arsiv.aksam.com.tr/haberpop.asp? ... 03.10.2005




Bugün Gazze'de 1.000'e yakın insanı çocuk, kadın dinlemeden katleden İsrail'e karşı TBMM'de kınama kararı dahi çıkartmayan BOP yani Büyük İsrail Projesi Eşbaşkanı Tayyip ve AKP'nin İsrail sevgisi için ayrıca bakınız: :arrow: BOP Eşbaşkanı ve İsrail'in Gazze Katliamı (Tayyip'in İsrail sevgisi)
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen bozkurtlar diyari » Sal Oca 13, 2009 14:03

Gerici yobazlar bu yaziyi okuyun okuyunda ondan sonra kimi protesto edeceginizi bilin.
Tabi bu yaziyi anlamak isterseniz.
TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI !!!

EY TÜRK'ÜN BÜYÜK ATASI GAZI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !!!

Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız.
Kullanıcı küçük betizi
bozkurtlar diyari
Üye
Üye
 
İletiler: 570
Kayıt: Cum Ara 19, 2008 11:27

Re: Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

İletigönderen orhunefe » Cum Şub 06, 2009 23:37

Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken 'Yörünge' dergisinin 8 Ağustos 1993 tarihli sayısında Ali Akel’le yaptığı röportajda aynen şu ifadeleri kullanmıştı:

    “İsrail, zihniyet itibariyle insan denilen mükemmel varlığı, varlık sebebi dışında tanımlayan emperyalist, şovenist bir anlayışın ifadesidir. Türkiye'nin İsrail'i tanıması tarihimiz açısından ciddi bir talihsizliktir. Bizim tarihimize sürülmüş bir kara lekedir... Ortadoğu'daki kanser mikrobu olan bu zihniyeti sulamak, beslemek kadar büyük bir zulüm olamaz... İsrail'i devlet olarak tanımıyorum.



Vay Vay Vay... Sen neymişsin be abi.
Kullanıcı küçük betizi
orhunefe
Üye
Üye
 
İletiler: 452
Kayıt: Sal May 22, 2007 10:51

erbakan ın, erdoğan out

İletigönderen fetihnesli » Prş May 28, 2009 14:53

erdoğan ile ilgili yazılanlar doğru ama erbakan ile ilgi söylenen ler yersiz ve asılsız

yöneticilerin tarafsızlığına sığınarak yazıyorum ;



2. Dünya Harbi’nden sonra 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın ilk icraatlarından birisi 1948’de Filistin toprakları üzerinde İsrail’i kurmak olmuştu. İsrail’i ilk önce ABD, ondan on bir saat sonra da ikinci devlet olarak Türkiye tanımıştır. Ne var ki, Müslüman Arap dünyasının tepkisinden çekinen Türkiye İsrail ile ilişkilerini uzun yıllar, maslahatgüzarlık seviyesinde sürdürmüştür.
Türkiye ile İsrail arasında bugün en yoğun hale gelen ilişkilerin başlaması Rusya’daki komünist rejimin çöktüğü ve özellikle Filistin ile İsrail arasında barış rüzgarlarının estirildiği 1990’lı yıllara rastlar. Bu yıllarda Oslo’da taraflar arasında yapılan anlaşma Türk Dış Politikasında da etkisini gösterir ve Türkiye, İsrail ile ilişkilerini ABD’nin de etkisi sonucu bugünkü seviyesine doğru yükseltme çabasına girişir.
Alptekin Dursunoğlu’nun “Stratejik İttifak” isimli kitabında Türkiye İsrail anlaşmaları Kronolojisinden: Erbakan Tüm Anlaşmaları Askıya Aldı. Haber Kaynağı: İsrail Ha’arets Gazetesi


Resim

Türkiye’de 1991 yılında yapılan seçimlerden sonra iktidara Süleyman Demirel Başbakanlığında kurulan DYP-SHP Hükümeti gelmiştir. Türkiye ile İsrail arasında ilk anlaşma işte bu Hükümet zamanında 11.09.1992 tarihinde imzalanan “Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması”dır.


1993’te, Turgut Özal’ın ölümü üzerine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller de başbakan olunca iki ülke arasındaki ilişkiler birden tırmanışa geçmiştir. Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan kitaplar, bu tırmanışın Türkiye’de üç mimarı olduğunu yazarlar: Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Çevik Bir. (Stratejik İttifak, Alptekin Dursunoğlu, sh. 25)
Bu görüşün ne derece doğru olduğunu anlamak için, bu üçlünün görevde olduğu dönemlerdeki ilişkilerin seyir grafiğine kısa bir bakış yapmakta zaruret vardır. Türkiye-İsrail İlişkilerinin REFAHYOL’dan Önceki Durumu ABD ile içli dışlı olmaya alışmış, bu dönemin TC. hükümetleri, İsrail-Filistin ihtilafında daima İsrail’den yana tavır almışlar, İsrail’i hoş tutmuşlar ve özellikle

Müslüman Arap Dünyasının tepkilerini hiçe sayarak İsrail ile ikili ve stratejik
21.01.1994 İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması imzalamışlardır.
25.01.1994 Türkiye’deki Yahudiler’in 500. yıl (Çiller Hükümeti Dönemi) kutlamaları.
(Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail Cumhurbaşkanı Weizman’ı İstanbul’da şeref misafiri olarak ağırlaması)
31.03.1994 Güvenlik/Gizlilik Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)
04.06.1994 Çevre Sorunlarında ve Doğa Korunmasında İşbirliği Anlaşması’nın
15.01.1995 Terörizm ve Diğer Suçlarla mücadele anlaşmasının imzalanması.(Çiller Hükümeti Dönemi)
Mücadelede İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)
13.03.1995 Telekomünikasyon ve Posta Alanında İşbirliği Anlaşması’nın 24.04.1995 Sağlık ve Tıp Alanında işbirliği anlaşmasının imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)
07.11.1995 F4İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)
Uçaklarının Modernizasyonu Projesi Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti 23.02.1996 Türkiye-İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nınDönemi)
14.03.1996 Demirel’in İsrail Ziyareti (En üst düzeyde İlk devlet ziyareti) Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşması’nın imzalanması. (Gümrüklerin 16.06.1996 Türkiye-İsrail Ticaret,Sıfırlanması) (Yılmaz Hükümeti Dönemi) ekonomi, sinai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşması (Yılmaz Hükümeti Dönemi)
Yukarıdan aşağıya doğru tarihleriyle sıraladığımız bu anlaşmalar içinde en çok yankı uyandıran, Çiller Hükümeti zamanında 23.02.1996 tarihinde Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasıdır. Çokları bu anlaşmanın REFAHYOL Hükümeti zamanında imzalandığı düşüncesiyle eleştiri oklarını Refah Partisi’ne de yöneltmişlerdir. Bu eleştirilerin tamamen yanlış adrese yöneltilmiş olduğu M. Ali Birand’ın 22.06.1996 tarihli yani REFAHYOL Hükümeti kurulmadan önce Sabah Gazetesi’nde yazmış olduğu aşağıdaki yazıyla sabittir:
“Türkiye’nin İsrail ile Askeri İşbirliği Anlaşması yapması eskiden beri Türk Amerikan ve İsrail Genelkurmayları’nın rüyalarından biriydi… Türk ve İsrail Genelkurmay Başkanlıkları arasında görüşmeler başlatıldı. Dışişleri Bakanlığının da fikri alındı ve bir sakıncası olmadığı işareti geldi. Ayrıntılar iki ülkenin askerleri tarafından kağıda döküldü ve kimselere haber verilmeden imzalandı. Eğer Savunma Bakanı kazara ağzından kaçırmış izlenimi veren bir açıklama yapmasa daha bir süre kimse farkına dahi varamayacaktı… İkinci adım eğitimin ötesinde iki ülkenin tam bir askeri işbirliğine girmeleri, ortak manevralar ve ortak stratejiler üretmeleri olabilirdi… Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Amerika gezisi sırasında Yahudi lobisini etkilemeyi düşündüğü için olacak, konuşmalarında anlaşmaya çok ağırlık verdi… Ancak anlaşmanın Türk Genelkurmayı’nın 2 numaralı bir generali tarafından övgü dolu cümlelerle tanıtılması… Arap çevrelerin hemen dikkatini tahrik etti . Dışişleri veya Başbakanlık susuyor, durmadan Genelkurmay konuşuyor, demeçler veriyor. Bunlar yetmiyormuş gibi seçim arefesindeki İsrail ve Amerikan basını birden bire anlaşmayı ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar… Türk basını da geri kalır mı? Türk-İsrail uçaklarının ortak eğitimi, İsrail Genelkurmay yetkilisinin Çevik Bir Paşa’yı ziyareti sırasındaki basın açıklamaları da buna eklenince, Arap dünyasındaki kuşku ve kaygılar en üst noktaya çıkıverdi.”


REFAHYOL Dönemindeki Durum Refah Partisi’nin şahsiyetli dış politika anlayışında Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri konusunda öngörülen ilk hedef İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesiydi. Birçok araştırmacı yazar gibi Refah Partisi de İsrail’i, işgal ettiği Müslüman topraklarda devlet terörünü en iyi uygulayan bir ülke olarak görüyordu.

Nitekim 20.04.1996 tarihinde İstanbul’da 96. toplantısını yapan, Dünya Parlamentolar Birliği’nin “Terörizmle Savaş Komisyonu” bildirisinde, “İsrail’in devlet terörü yaptığı” hükmünün yer almasına İsrail’in Genel Kurul’da yaptığı itiraz, 451′e karşı 663 oyla reddedilmişti.

Onun için Weizman’ın tam da Refah Partisi’nin Hükümet kurma çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir sırada Habitat II Toplantısı için İstanbul’a gelişinde yaptığı açıklamalar son derece dikkat çekiciydi. Weizman açıkça Refah Partili bir hükümetin kurulmaması gerektiğini söylüyor, O’nun bu cür’etkârlığı da yerli şakşakçılarından büyük alkış alıyordu.

REFAHYOL Hükümetinin kurulma çalışmalarının yoğunluk kazandığı günlerde hem Batı’da hem İsrail’de hem de Türkiye’deki işbirlikçi çevrelerde cevabı merak edilen soru şuydu: Refah Partisi iktidara gelirse Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler ne olacaktı? Aslında malum çevrelerin Refah Partisi’nin iktidar olmasına karşı oluşlarının başlıca sebebi de, bu soru içindeki gizli endişelerdi.

İsrail Cumhurbaşkanı Weizman bir yandan İsrail’in Sesi radyosuna yaptığı açıklamada “Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve Ordu’nun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok” diyordu. (Stratejik ittifak, sh. 72)

Diğer yandan 12 Haziran 1996′da İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait Boeing 707 tipi özel uçakla İstanbul’a gelişinde, basın mensuplarının, Türkiye ile İsrail arasında ANAYOL Hükümeti zamanında imzalanan anlaşmayla ilgili olarak sordukları soruya şöyle cevap veriyordu. “İki ülke arasındaki anlaşma ekonomi ve güvenlik alanlarında karşılıklı işbirliğini öngörüyor. Arap ülkeleri bu anlaşma dolayısıyla Türkiye ile İsrail bir olup Suriye’ye saldıracaklar diyor. Bu kocaman bir aptallıktır.” Süleyman Demirel ise, “Türkiye İsrail ile gayet iyi ilişkiler içindedir, kimin kiminle işbirliği içinde olacağı kendi bileceği iştir.” diyordu.
Ve yine Weizman, Refah Partisi’nin kuracağı bir hükümetin, Türkiye-İsrail Anlaşması’nı fesh etmesi ihtimalinden bahisle sorulan bir soruya da şu cevabı veriyordu: “Anlaşmaların iptali iki ülkenin de yararına olmaz. Anlaşma iptal edilirse buna bilhassa İran ile fundamentalistler sevinir. Türkiye-İsrail anlaşması sadece bir Askeri Eğitim Anlaşmasıdır.” (12.06.1996 Hürriyet)


Peki ne oldu, REFAHYOL döneminde İsrail ile ilişkilerin seyri? Refah Partisi’nin en çok eleştirildiği konulardan birisi REFAHYOL Hükümeti zamanında 28.08.1996 tarihinde imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın ihale müzakereleri REFAHYOL’dan çok önce başlamış ve Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonuyla ilgilidir. Böyle bir anlaşmanın imzalanmasının sebebi, Türk Hava Kuvvetleri’nin elindeki bu uçakların bilgi işlem modernizasyonu konusunda ABD’nin Türkiye’ye mecburi adres olarak İsrail’i empoze etmiş olmasıdır. Anlayacağınız, sözkonusu anlaşma bir ara “Uçan Tabut” denilen bu uçakların hurdaya çıkmaktan kurtarılması için bu işi yapacak bir başka ülkenin de mevcut olmaması karşısında zorunlu olarak yapılmış bir anlaşmadır.
Kullanıcı küçük betizi
fetihnesli
Üye
Üye
 
İletiler: 41
Kayıt: Cum May 22, 2009 19:18

İletigönderen İrfan Tuna » Prş May 28, 2009 16:45

Peres: AKP Türk lokumu

İsrail’de temaslarını sürdüren AKP milletvekillerinden oluşan heyet, ana muhalefet İşçi Partisi lideri Şimon Peres ile görüştü. Peres, görüşmede AKP için ‘Türk lokumu’ ifadesini kullandı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli ile AKP’li milletvekilleri Egemen Bağış, Ömer Çelik ve Mevlüt Çavuşoğlu’ndan oluşan heyet, dün ilk olarak İsrail Milli Güvenlik Kurulu’nu ziyaret etti. Daha sonra Dişli, bir başka yurtdışı programı nedeniyle Tel Aviv’den ayrıldı. Üç kişi kalan AKP heyeti, daha sonra İşçi Partisi lideri Peres ile buluştu. AKP heyeti Peres’e, Kütahya işi bir kahve takımı ve Türk lokumu hediye etti. Egemen Bağış hediyeyi, ‘Size Türk lokumu getirdik’ diye sundu. Peres de, ‘Ne gerek vardı, zaten sizin partiniz Türk lokumu’ karşılığını verdi.

2 Eylül 2004-Hürriyet
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/09/02/515570.asp
Kullanıcı küçük betizi
İrfan Tuna
Üye
Üye
 
İletiler: 1059
Kayıt: Pzt Nis 06, 2009 12:23

İletigönderen Neyzensever » Prş May 28, 2009 16:47

İrfan Tuna yazdı:Peres: AKP Türk lokumu

İsrail’de temaslarını sürdüren AKP milletvekillerinden oluşan heyet, ana muhalefet İşçi Partisi lideri Şimon Peres ile görüştü. Peres, görüşmede AKP için ‘Türk lokumu’ ifadesini kullandı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli ile AKP’li milletvekilleri Egemen Bağış, Ömer Çelik ve Mevlüt Çavuşoğlu’ndan oluşan heyet, dün ilk olarak İsrail Milli Güvenlik Kurulu’nu ziyaret etti. Daha sonra Dişli, bir başka yurtdışı programı nedeniyle Tel Aviv’den ayrıldı. Üç kişi kalan AKP heyeti, daha sonra İşçi Partisi lideri Peres ile buluştu. AKP heyeti Peres’e, Kütahya işi bir kahve takımı ve Türk lokumu hediye etti. Egemen Bağış hediyeyi, ‘Size Türk lokumu getirdik’ diye sundu. Peres de, ‘Ne gerek vardı, zaten sizin partiniz Türk lokumu’ karşılığını verdi.

2 Eylül 2004-Hürriyet
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/09/02/515570.asp


O zamanlar Türk lokumu diye bakiyorlardi simdide Türk b.ku olmustur.
Kullanıcı küçük betizi
Neyzensever
Üye
Üye
 
İletiler: 74
Kayıt: Cum Mar 20, 2009 20:33

Re: Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

İletigönderen Türk-Kan » Prş Haz 03, 2010 6:55

Tatbikat iptal, Heron tam gaz!

Başbakan Erdoğan, grup toplantısında İsrail'in saldırısını 'sert' sözlerle değerlendirdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz diyen Erdoğan'ı Milli Savunma Bakanı yalancı çıkarttı. Bakan, 'Kriz Heron anlaşmasını sıkıntıya sokmaz' dedi

İsrail'le yaşanan krizde hükümet askeri ve ticari anlaşmaların iptaline ilişkin hiçbir adım atmadı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dünkü grup toplantısında 'sert' açıklamalarda bulunurken "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedi. Ancak Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'den gelen açıklama aslında değişen birşey olmadığını gösterdi. Vecdi Gönül, İsrail'le yapılan Heron (insansız hava aracı) anlaşmasına ilişkin hiçbir 'sıkıntı' yaşanmadığını kaydetti. Gönül, AKP TBMM Grubunda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ''İsrail ile kriz kalan 4 Heron'un teslimatında sıkıntı yaratmaz. Kalan Heronların teslimatını Haziran veya Temmuz ayı içinde bekliyoruz'' dedi. Heron'lar özellikle PKK'ye karşı mücadelede kullanılıyor.

(...)

BİRGÜN, 2 Haziran 2010
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

Re: Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

İletigönderen Milli Görüş » Prş Tem 17, 2014 8:14

ERBAKAN HOCA BU ÜLKENİN YETİŞTİRDİĞİ TEK ANTİEMPERYALİST LİDERDİR....ONA YILLARCA ATILAN İFTİRALAR AMERİKANCI DP-AP-DYP-ANAP-AKP GİBİ PARTİLERİ DOĞURMUŞTUR....BU AMERİKANCI PARTİLERİN OLUŞUMUNDA CHP VE MHP BİR NUMARALI SUÇLUDUR.






• İSRAİL'LE ANLAŞMA YAPTI DİYEN İFTİRACILARA! BELGELERİYLE!
30 Mart 2013
ERBAKAN İSRAİL'LE ANLAŞMA YAPTI DİYEN İFTİRACILARA ! BELGELERİYLE Asıl önemli olan da bundan sonrasıdır; çünkü daha önce İsrail’le imzalanmış olan bir anlaşma vardır. Haliyle de bu antlaşmanın bazı maddelerinin iptal edilmesi bazı yerlerinin de değiştirilmesi lazımdır. İşte bu maksatla İsrailli yetkililerle ,(Deyvid Levi) bir araya gelinerek ülkemizin menfaatleri gereği bu antlaşmanın 10 yıldan 5 yıla indirilmesi, parasal miktarının da 14 milyar dolardan 7 milyar dolara düşürülmesi sağlanmış ve acil modernizasyonu gereken F 16’larımız ve tanklarımızın çok daha ucuza yapılması başarılmıştır. Aslında Erbakan’ın takdir edilmesi gereken bu haysiyetli ve cesaretli tavrını bile: “İsrail’e hizmet etti” şeklinde saptırmak, olsa olsa derin bir kin ve kuyruk acısıdır. Allah’a Hamdolsun bugün kendi tankımızı, mayın tarama araçlarımızı, panzerlerimizi üretmeğe başladıksa, bütün bunlar Erbakan’ın girişimlerinin devamıdır...

ERBAKAN İSRAİL'LE ANLAŞMA YAPTI DİYEN İFTİRACILARA ! BELGELERİYLE !.

“Erbakan,1996’da (Mesut Yılmaz tarafından) imzalanan Türkiye- İsrail Serbest Ticaret anlaşmasının tüm gerçeklerini yerine getirdiği gibi, İsrail ile tarihin en kapsamlı savunma anlaşmasına imza attı: 28 Ağustos 1996.” (Bak: sh-245 ve devamı) diyerek yalancılığın zirvesine çıkıyordu. Oysa Erbakan Hoca İsrail’le yeni bir anlaşma imzalamıyor, sadece önceki anlaşmanın birçok maddesini ülkemiz lehine değiştiriyor, elimizdeki F-16’ların ve bazı tankların mecburen modernizasyonunun, ABD’deki fiyatların çok altına İsrail’de yapılmasını sağlıyordu. Bir ömür boyu, Ağır Sanayi hamlesi ve Milli Harb Sanayi için çırpınan; ama dış güçler, masonik mahfiller ve sağcı-solcu işbirlikçiler tarafında sürekli sekteye uğratılan Erbakan’ın “F-16 savaş uçaklarımızı ve tanklarımızı, niye ABD’ye değil de, daha ucuza ve İsrail’de modernize ettiğini?” sorgulayıp suçlamak ise, Yahudi cıfıtlığının karakterini yansıtıyordu. Hem bu Erbakan, Madem ABD ve İsrail’e bu kadar yarıyordu ve onların çizgisinden çıkamıyordu, ne diye bu gavurlar Onun tırnağıyla söke söke ulaştığı iktidarlarına bir yıl bile dayanamıyor ve darbeler tezgahlamak zorunda kalıyordu? Erbakan Hoca Milli çıkarlarımız doğrultusunda bu Siyonist merkezlere ve yerli masonik çömezlerine nasıl bir kazık atmıştı ki, bir türlü acısı unutulmuyordu?
İslam ve insanlık tarihinde her zaman insanlığın içine düşürüldüğü zilleti ve acziyeti kendine dert edinen, mutlu kurtuluş reçetesini de, aklın ve Kur'an'ın ışığında ele alarak çözüm yolunu gösteren seçkin şahsiyetlerden birisi olan Aziz ve Muhterem Hocamız, Osmanlı’nın Çöküşünden bu yana, Ülkemize yönelik maddi ve manevi tahribatları teşhis etmek ve çareler üretmek suretiyle tarihin en büyük inkılabına alt yapı hazırlamıştır. Ülkemizde huzurun bölgemizde istikrarın sembolü olan kahraman ordumuzun (tabir Hocamıza ait) çağın teknolojilerine uygun araç ve mühimmat ihtiyaçlarının üretimi ve tedariki konusundaki azami hassasiyet ve gayretleri de asla unutulmayacaktır.
Erbakan; birilerinin “bunları biz yapamayız, başaramayız” acziyetleri ve aşağılık kompleksleri sonucu, en stratejik ihtiyaçlarımızı bile Siyonist İsrail’e ve ABD’ye havale ettikleri bir dönemde, işbirlikçilerin yaptıkları anlaşmaların en ağır maddelerini elinin tersiyle iterek bunları kendi ülkemizde başarabileceğimizi ciddi bir devlet adamlığı kararlılığı ile ortaya koyan insandır.
Malum olduğu üzere, Refah -Yol Hükümetinden önceki Mesut Yılmaz döneminde kararı verilen; ordumuzun ihtiyacı olan tank ve uçakların modernizasyonuyla ilgili İsrail’le yapılan anlaşma 14 milyar dolarlık,10 yıllığına yapılan ve her yıl İsrail’e 1 milyar 400 milyon dolarlık ödeme yapmayı şartkoşan bir anlaşmadır. Bunun ülkemiz adına bir utanç olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini söyleyen Erbakan Hocamız, bunun yerine yeni bir projenin hayata geçirilmesi için etrafındaki Teknik heyete ve ilgililere talimat vererek, bunun ASELSAN bünyesinde gerçekleştirilmesi için, bir fizibilite raporu hazırlanmıştır. İşte bu teknik kadronun başında Doç. Sedat Çelikdoğan, (OSTİM yönetim kurulu üyesi) bulunmaktadır ve 45 günlük bir çalışmadan sonra, raporu Hocamıza sunmuşlardır.
Bu rapora göre; ASELSAN bünyesinde 3 milyar dolarlık bir yatırım yapılırsa kendi tankımızı da uçaklarımızın elektronik aksamını (beyin mekanizmasını) imal edeceğimiz ortaya çıkmıştır. Bu proje 2.5-3 yıl içerisinde tamamlanacak, uluslararası patent hakkına sahip olabilmek içinde 2 yıl deneme süresi ile beraber 5 yılda hayata geçirilecek şekilde tasarlanmıştır.
Erbakan Hocamız, bu projenin devlet erkânına, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarına bir birifink olarak verilmesini sağlayarak hayata geçirilmesinin ilk adımını atmıştır. Sunumu yapan Değerli Bilim Adamı Doç. Sedat Çelikdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı tarafından iki defa boynuna sarılmak suretiyle takdirle karşılanmıştır. Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan da heyete, bu projenin hayata geçirilmesi için Hükümet olarak bütçeden ödeneğin ayrılacağı müjdesini vererek Milli ve haysiyetli tavır takınmıştır.
Asıl önemli olan da bundan sonrasıdır; çünkü daha önce İsrail’le imzalanmış olan bir anlaşma vardır. Haliyle de bu antlaşmanın bazı maddelerinin iptal edilmesi bazı yerlerinin de değiştirilmesi lazımdır. İşte bu maksatla İsrailli yetkililerle ,(Deyvid Levi) bir araya gelinerek ülkemizin menfaatleri gereği bu antlaşmanın 10 yıldan 5 yıla indirilmesi, parasal miktarının da 14 milyar dolardan 7 milyar dolara düşürülmesi sağlanmış ve acil modernizasyonu gereken F 16’larımız ve tanklarımızın çok daha ucuza yapılması başarılmıştır. Aslında Erbakan’ın takdir edilmesi gereken bu haysiyetli ve cesaretli tavrını bile: “İsrail’e hizmet etti” şeklinde saptırmak, olsa olsa derin bir kin ve kuyruk acısıdır. Allah’a Hamdolsun bugün kendi tankımızı, mayın tarama araçlarımızı, panzerlerimizi üretmeğe başladıksa, bütün bunlar Erbakan’ın girişimlerinin devamıdır.

MAKALENİN TAMAMINI YAYINLIYORUZ:
Rahmetli Hoca aleyhine, sağdan soldan topladığı iftira ve saptırmaları, hatta masonik merkezlerin uydurduğu dedikodu ve fısıltıları, çoğuna hiçbir kaynak ve belge göstermeden, bu hezeyanları kendi araştırma ve saptamaları gibi okuyucuya sunan Soner Yalçın “ERBAKAN” kitabıyla[1]sabataist takımının ve gizli İslam düşmanlarının niyetini ve tıynetini ortaya koyuyordu. Çoğu asılsız ve kasıtlı iddialar olarak, halkın kafasını karıştırmak üzere medyaya yansıtılmış ve mahkeme açılmaya bile değer bulunmamış, bir kısmı da mahkemelerce temelsiz ve geçersiz bulunup aklanmış ne kadar isnat ve iddia varsa hepsini derleyip; “Eziyet edilerek yalnızlığa yükseltilen bir siyasi liderin portresi” gibi bir alt başlıkla, sanki ona yönelik hakaret ve hıyanetleri deşifre edecekmiş görüntüsüyle, tam aksine Hoca’yı karalamak için hazırlanan bu kitap, aslında malum ve melun odakların, hala Erbakan korkularını ve Milli Görüş düşüncesiyle yapılacak “tarihi devrim” kuşkularını yansıtıyordu. “Bu siyasi çizginin en önemli başarısı, AKP’nin 10 yıllık iktidarı oldu” (Sh: 281) diyerek, AKP’yi Milli Görüş’ün devamı sayan ve tabi bütün tahribatlarını Erbakan’ın sırtına yıkmaya çalışan Soner Yalçın, böylece hem AKP’yi aklamaya, hem de arkasındaki odaklara yaranmaya çalışıyor, belki de bu hizmetinin karşılığı serbest bırakılıyordu. Çünkü cezaevinden çıktığında “Başbakan Erdoğan’ın ofisine gizli dinleme cihazları yerleştirenleri biliyorum ve zaten onları deşifre etmeye çalışıyorum” anlamında yalakalıklar yapıyordu.
Soner Yalçın kitabına “Şeriat yasaları kaldırıldığında konan medeni kanunları uygulamakla” suçlayıp saçmaladığı, Hoca’nın babası Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Erbakan’ın“dönemin İstiklal mahkemesi üyelerine yardım etmediği düşünülemez” (Sh: 19) gibi, şeytanı bile utandıracak bir iddiayla başlıyordu. Hemen ardından Hoca’nın nikah şahidinin mason olduğunu (Sh: 23-33) söyleyip bu alakasız saptamalarla Erbakan aleyhine suizan oluşturmaya çalışıyordu.“1967 yılında nikâh şahidi bir mason olan Erbakan, üç yıl sonra masonlara düşman kesilmişti” (Sh: 64) diyen zavallı, “Milli Nizam Partisi’nin tüzüğüne mason olanların partiye giremeyecekleri” şartını da hatırlatıyordu. (Sh: 64)
“Konya’lı uyanık bir sahtekârın, başaramayacaklarını bile bile Hoca’nın başında bulunduğu Gümüş Motor’a, sütten krema çıkaran bir makine yapmak üzere, 250 bin lira yatırdığı, ama Erbakan’a çaktırmadan imzalattığı bir mukavele gereği, vaktinde teslim edilmeyen makineler nedeniyle 700 bin lira tazminat kopardığı” (Sh: 30) gibi kaynaksız ve ispatsız kahvehane dedikodularını bile, ciddi gerçekler ve belgeler diye yazmaktan utanılmıyordu.
Koç şirketinin ve Bernar Nahum Yahudisinin uykularını kaçıran “Türkiye kendi otomobilini üretebilir” fikrini ortaya koyan ve meşhur Devrim otomobilinin başarılmasına öncülük yapan (Sh: 36) Erbakan’ın “Arabian-Amerikan Oil Company-Aromco şirketi tarafından desteklendiği” (Sh: 44) yalanını bile kitabında uzun uzun anlatıyordu.
Soner Yalçın: “Milli Nizam Partisi’nin; Milli kıyafetlere aykırı giyim tarzları kaldırılacağını, gayri milli maarifin yerine, kendi maarifimizi kurulacağını” söyledikten sonra “yani bunlar Latin harflerine karşı çıkıyordu” diyerek “cehaletini keramet gibi aktarıp gülünç duruma düşüyordu”Çünkü Milli Görüş asla Latin alfabesine karşı çıkmıyor, sadece tarihimiz ve kültürümüzle bağlarımızın kopmaması için Kur’an harflerinin de öğretilmesi gerektiğini savunuyordu. Zaten Çin ve Japonya gibi birçok ülke, böyle birkaç alfabe birden kullanıyordu.
Haşa, “Erbakan Peygamber”miş iftirası!
Soner Yalçın’ın nasıl bir yalancı sahtekâr olduğu kitabının 113. sayfasında, ortaya attığı: “… MSP’liler Erbakan’ı Ahir Zaman Peygamberi olarak takdim etmeye başladı” iftirasıyla kesinlik kazanıyordu. Çünkü Hz. Muhammed’ten (SAV) sonra artık Peygamber gelmeyeceğini, böyle bir iddiaya kalkışanların ve onların peşine takılanların dinden çıkıp küfre düşeceğini en sıradan Müslümanlar dahi biliyordu. Ama şeytan suretli insanların ve Soner Yalçın gibi şarlatanların derin Erbakan kıcıklığı ve gizli İslam Düşmanlığı, onları böylesine hezeyan ve iftiraları uydurmaya sürükleyip, sonunda rezil ediyordu.
Hızını ve hırsını alamayan Soner Yalçın:
“Erbakan “gevezeliğinden” kendi partileri de bıkmıştı. Konya Milletvekili Şener Battal: “yahu şu Hoca bir ikaz edilsin. Çok konuşmasın; Konya’da kendisine “İsmail Dümbüllü” diye isim takmışlar” diyordu. Erbakan’ın bu özelliği partisine zarar veriyordu” (Sh: 128) gibi edep ve erdem dışı duyumları bile kitabına alıyordu.
Soner Yalçın kendi fıtratına ve fırsatçılığına yakışan bir pişkinlikle:
“Erbakan,1996’da (Mesut Yılmaz tarafından) imzalanan Türkiye- İsrail Serbest Ticaret anlaşmasının tüm gerçeklerini yerine getirdiği gibi, İsrail ile tarihin en kapsamlı savunma anlaşmasına imza attı: 28 Ağustos 1996.” (Bak: sh-245 ve devamı) diyerek yalancılığın zirvesine çıkıyordu. Oysa Erbakan Hoca İsrail’le yeni bir anlaşma imzalamıyor, sadece önceki anlaşmanın birçok maddesini ülkemiz lehine değiştiriyor, elimizdeki F-16’ların ve bazı tankların mecburen modernizasyonunun, ABD’deki fiyatların çok altına İsrail’de yapılmasını sağlıyordu. Bir ömür boyu, Ağır Sanayi hamlesi ve Milli Harb Sanayi için çırpınan; ama dış güçler, masonik mahfiller ve sağcı-solcu işbirlikçiler tarafında sürekli sekteye uğratılan Erbakan’ın “F-16 savaş uçaklarımızı ve tanklarımızı, niye ABD’ye değil de, daha ucuza ve İsrail’de modernize ettiğini?” sorgulayıp suçlamak ise, Yahudi cıfıtlığının karakterini yansıtıyordu. Hem bu Erbakan, Madem ABD ve İsrail’e bu kadar yarıyordu ve onların çizgisinden çıkamıyordu, ne diye bu gavurlar Onun tırnağıyla söke söke ulaştığı iktidarlarına bir yıl bile dayanamıyor ve darbeler tezgahlamak zorunda kalıyordu? Erbakan Hoca Milli çıkarlarımız doğrultusunda bu Siyonist merkezlere ve yerli masonik çömezlerine nasıl bir kazık atmıştı ki, bir türlü acısı unutulmuyordu?
İslam ve insanlık tarihinde her zaman insanlığın içine düşürüldüğü zilleti ve acziyeti kendine dert edinen, mutlu kurtuluş reçetesini de, aklın ve Kur'an'ın ışığında ele alarak çözüm yolunu gösteren seçkin şahsiyetlerden birisi olan Aziz ve Muhterem Hocamız, Osmanlı’nın Çöküşünden bu yana, Ülkemize yönelik maddi ve manevi tahribatları teşhis etmek ve çareler üretmek suretiyle tarihin en büyük inkılabına alt yapı hazırlamıştır. Ülkemizde huzurun bölgemizde istikrarın sembolü olan kahraman ordumuzun (tabir Hocamıza ait) çağın teknolojilerine uygun araç ve mühimmat ihtiyaçlarının üretimi ve tedariki konusundaki azami hassasiyet ve gayretleri de asla unutulmayacaktır.
Erbakan; birilerinin “bunları biz yapamayız, başaramayız” acziyetleri ve aşağılık kompleksleri sonucu, en stratejik ihtiyaçlarımızı bile Siyonist İsrail’e ve ABD’ye havale ettikleri bir dönemde, işbirlikçilerin yaptıkları anlaşmaların en ağır maddelerini elinin tersiyle iterek bunları kendi ülkemizde başarabileceğimizi ciddi bir devlet adamlığı kararlılığı ile ortaya koyan insandır.
Malum olduğu üzere, Refah -Yol Hükümetinden önceki Mesut Yılmaz döneminde kararı verilen; ordumuzun ihtiyacı olan tank ve uçakların modernizasyonuyla ilgili İsrail’le yapılan anlaşma 14 milyar dolarlık,10 yıllığına yapılan ve her yıl İsrail’e 1 milyar 400 milyon dolarlık ödeme yapmayı şartkoşan bir anlaşmadır. Bunun ülkemiz adına bir utanç olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini söyleyen Erbakan Hocamız, bunun yerine yeni bir projenin hayata geçirilmesi için etrafındaki Teknik heyete ve ilgililere talimat vererek, bunun ASELSAN bünyesinde gerçekleştirilmesi için, bir fizibilite raporu hazırlanmıştır. İşte bu teknik kadronun başında Doç. Sedat Çelikdoğan, (OSTİM yönetim kurulu üyesi) bulunmaktadır ve 45 günlük bir çalışmadan sonra, raporu Hocamıza sunmuşlardır.
Bu rapora göre; ASELSAN bünyesinde 3 milyar dolarlık bir yatırım yapılırsa kendi tankımızı da uçaklarımızın elektronik aksamını (beyin mekanizmasını) imal edeceğimiz ortaya çıkmıştır. Bu proje 2.5-3 yıl içerisinde tamamlanacak, uluslararası patent hakkına sahip olabilmek içinde 2 yıl deneme süresi ile beraber 5 yılda hayata geçirilecek şekilde tasarlanmıştır.
Erbakan Hocamız, bu projenin devlet erkânına, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarına bir birifink olarak verilmesini sağlayarak hayata geçirilmesinin ilk adımını atmıştır. Sunumu yapan Değerli Bilim Adamı Doç. Sedat Çelikdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı tarafından iki defa boynuna sarılmak suretiyle takdirle karşılanmıştır. Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan da heyete, bu projenin hayata geçirilmesi için Hükümet olarak bütçeden ödeneğin ayrılacağı müjdesini vererek Milli ve haysiyetli tavır takınmıştır.
Asıl önemli olan da bundan sonrasıdır; çünkü daha önce İsrail’le imzalanmış olan bir anlaşma vardır. Haliyle de bu antlaşmanın bazı maddelerinin iptal edilmesi bazı yerlerinin de değiştirilmesi lazımdır. İşte bu maksatla İsrailli yetkililerle ,(Deyvid Levi) bir araya gelinerek ülkemizin menfaatleri gereği bu antlaşmanın 10 yıldan 5 yıla indirilmesi, parasal miktarının da 14 milyar dolardan 7 milyar dolara düşürülmesi sağlanmış ve acil modernizasyonu gereken F 16’larımız ve tanklarımızın çok daha ucuza yapılması başarılmıştır. Aslında Erbakan’ın takdir edilmesi gereken bu haysiyetli ve cesaretli tavrını bile: “İsrail’e hizmet etti” şeklinde saptırmak, olsa olsa derin bir kin ve kuyruk acısıdır. Allah’a Hamdolsun bugün kendi tankımızı, mayın tarama araçlarımızı, panzerlerimizi üretmeğe başladıksa, bütün bunlar Erbakan’ın girişimlerinin devamıdır.
Soner Yalçın'ın Yamuklukları:
Aynı, Soner Yalçın denen, aslı ve ayarı belirsiz kişi, daha önce de 23.03.2008 tarihli Hürriyet'te"AKP Davasına Yabancılar Niye Bu Kadar Tepkili" yazısında, hiçbir alakası olmadan Erbakan Hoca'ya sataşmıştı. Kuran ayetlerinin ve tarihi tecrübelerin gösterdiği gibi, "Hakla Batılı karıştırarak, doğrularla yanlışları harmanlayarak" gerçekleri çarpıtmak Mel'un Siyonist Yahudi'nin en belirgin vasfıydı, Soner Yalçın da böyle yapmıştı. Siyonist olmayan dürüst Yahudilere ise, her zaman saygımız vardı.
"Erbakan hareketinin (Milli Görüşün) ilk partisi, Milli Nizam Partisi idi. Faize karşıydılar, masonları sevmiyorlardı; Avrupa Birliğine değil, İslam Birliğine girmek istiyorlardı" diyor. El hak bunlar doğrulardı. Ama: "Milli-dini kıyafetlere aykırı elbiselerin giyinmesi yasaklanacaktı. Okullarda İmamı Gazali'nin ve İmamı Rabbani'nin kitapları okutulacaktı.." iddiaları tamamen kuyruklu bir yalandı. Çünkü ne parti programlarında, ne hükümet uygulamalarında bugüne kadar böyle bir şeye asla rastlanmamıştı.
"Mehdiye inanıyorlardı; Milli Nizam Mehdi Aleyhisselamın devrine bir basamak olacaktı"diyor. Evet bunlar doğrulardı. Çünkü bizler, son Peygamberin yüzlerce hadisle haber verip müjdelediği ve binlerce alimin, milyarlarca müminin ümitle beklediği ve bütün insanlığın huzura ereceği bir mehdiyet medeniyetine inanan insanlardık. Acaba, Siyonist Yahudilerin Gizli Dünya Hâkimiyetini yıkacak ve İsrail'i hizaya sokacak bir İslâmi hareket, Soner Yalçın'a niye dokunmaktaydı?
"Milli Nizam Partisi, Laikliğe aykırı faaliyetlerinden dolayı 14 Ocak 1972'de kapatıldı. Kapatılma gerekçeleri arasında "okullarda din derslerinin zorunlu olmasını istemeleri de vardı" diyor, bu da doğrulardandı. Ama Soner Yalçın gibi çocuklar aynı din derslerinin, mecburi ders olarak hem de anayasaya koyulmasına ve bugüne kadar okutulmasına yine de engel olamamışlardı.. Çünkü Erbakan gerçeği karşısında, Siyonist ve masonik merkezler ipin ucunu ellerinden kaçırmışlardı...
"Erbakan ve 77 sanık 1997 yılı hazine yardımını siyasi partiler kanununa aykırı harcadıkları gerekçesiyle mahkum olmuşlardı..." sözleri de bir olayı çarpıtmaktı. Çünkü Türkiye'de bazı davaların iç ve dış baskılarla ve siyasi kasıtlarla açıldığı ve sonuçlandığı maalesef bir vakaydı.
"Siyasal tarihimizde "şapkayı alıp gitmek" deyimi hep Süleyman Demirel için söylenir. Oysa Milli Nizam Partisi kapatılınca Necmettin Erbakan da "şapkasını alıp kaçarcasına" İsviçre'ye gitmişti" iddiaları da tam bir çarpıtmacaydı. Çünkü Erbakan Hoca Partinin kapatılma sürecinde değil, resmen kapatılması sonrasında ve kendisiyle ilgili herhangi bir takibat ve tahkikat başlatılmadığı halde gitmişti. Daha sonraları Milli Selamet, Refah ve Fazilet Partilerinin kapatılması sırasında da yurt dışına çıkmayı asla düşünmemiş, hatta soğukkanlılığı ve itidal çağrılarıyla herkesin saygınlığını ve hayranlığını kazanmıştı.
Şimdi kendisine soralım:
a- Soner Yalçın, artık Milli Görüşle hiçbir ilgisi bulunmayan ve zaten Hoca'ya hıyanetleri karşılığı iktidara taşınan AKP'yi kapatma davası bahanesiyle, niye Erbakan'a saldırıyordu? Kuyruk altı dikeni gibi, şuuraltına yerleşmiş hangi kaygıları ve intikam duygularıyla böylesine kaşınıp durmaktaydı? Erbakan'ın; Yahudi Lobilerinin ve İsrail'in korkulu rüyası olduğu biliniyordu. Peki Soner Yalçın bu kahpe ve katil Siyonistlerin nesi oluyordu?
b- Doğum günü İsrail'le aynı olan Hürriyet'in efesi, yani sahibinin sesi olan Soner Yalçın, şu anda AKP'yi kapatma davasına karşı çıkan Barbar Batılıların, Erbakan'ın dört partisinin kapatılmasını hararetle desteklediklerini ve bunun sebeplerini niye söylemiyordu? Hiç utanmadan, okurlarını ve toplumu zekâ özürlü çocuk yerine mi koyuyordu? Hâlbuki Refah ve Fazilet Partilerini kapatma davasını açan eski Başsavcı Sn. Vural Savaş bile: "Bu partilerin Erbakan Hoca yüzünden değil, çoğu şimdi AKP'ye kaçan kişilerin ucuz kahramanlıkları ve sahtekârlıkları nedeniyle kapatıldığını" TV'lerde açıkça vurgulamış ama milli Görüş’ü “Habis Ur” ve “Çirkef” gibi çirkin benzetmelerle tanımlama seviyesizliğinden hala kurtulamamıştı.
c- Bay Soner Yalçın, siyasetten ticarete, dış işlerinden tarikatlara kadar, her tarafa yerleşmiş ve gizlenmiş sabataist (Yahudi dönmez)lerinin, artık stratejik önemi kalmamış bir kısmını deşifre ediyor da, niye acaba, Milli Görüşe sızmış adamlarını bir türlü gündeme getirmiyordu? "Türkiye'yi Yöneten Dergah" diye kitap yazıp ille de Özallarla, Erdoğanlarla Erbakan Hoca'yı aynılaştırmak için ter ter tepiniyordu da, niye bunlardan hiç bahsetmiyordu? En fazla ürktükleri ve başına üşüştükleri Erbakan Hoca olduğuna göre, yoksa Onun çevresinde konuşlanan gizli Yahudilerin sinsi görevleri hala devam mı ediyordu?
Yok eğer Siyonist ve masonlar; "Biz Milli Görüş'ü önemsemiyor ve İsrail için bir tehlike olarak görmüyoruz ki, içine sızıp kontrol altına almaya çalışalım" diyorlarsa, peki o zaman, hala Erbakan Hoca'ya hırlamak ve onu yıpratmak için ne diye fırsat kollanıyor ve bahane aranıyordu?
Bu bay Soner Yalçın; sabataist ve CIA ajanı ve Kanada'da sinagog hahamı olan ve Ergenekon soruşturması onun yüksek bilgi ve belgelerine dayandırılan şu Tuncay Güney'in İsmailağa Tarikatına ve Fetullahçılar cemaatine niçin sızdığını, Samanyolu TV'de nasıl program yaptığını ve Amerika'da hangi Yahudilerin güdümünde çalıştığını niye hiç gündeme getirmiyordu? Şu ılımlı İslamcı ve Diyalogcu dalaverecilerle, Protestan Avengelistlerin ve Siyonist sermaye şebekelerinin ilginç ve iğrenç ilişkilerini niye hiç konu edinmiyordu!?
Haydi şeytanın şövalyeleri! Belki bu son şansınızdır... İstediğiniz gibi sallayın ve saçmalayın... Ki pek yakında, pişmanlığınız ve utancınız o denli katmerli olsun!..
Soner Yalçın’ın başka numaraları!
Soner Yalçın, Beyaz Türkler (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2) da yazıyor; böylece Türk geçinen, hatta Türkçülük yürüten Yahudi dönmelerini deşifre ettiği gibi, şimdi de Müslüman ve müttaki bilinen hatta şeyhlik ve ermişlik satan Yahudileri, soy kütükleriyle birlikte tanıtıyordu!
1949 yıllarında Avengeliklerin İsviçre şatosunda iki ay boyunca “İslamiyet ve Ehli Kitap yakınlığı” konusunda dersler anlatan, yani ılımlı İslamın temellerini atan Yahudi dönmeleri ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin’lerden; Avengelik Rahip Dr. Bruchman’ın manevi talebesi olan 1951’de “Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayınlama Cemiyetini” kuran.[2] Yahudi Ahmet Emin Yalman ailesine…
Yahudi Üzeyir Garih’lerin ve Mareşal Fevzi Çakmak ailesinin şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendiden[3] Rıfai Şeyhi bilinen Kenan Rıfai adlı Sabataist deist (Peygamber tanımayıp, sadece Allah’a inandığını söyleyen)lere.. Ve Baş müridi Kazım Karabekir’e ve kızı Timsal hanımefendilere.[4]
MSP’de palazlan, ANAP ve AKP’de bakan, bürokrat ve patron olan Dönme nakşilerden, İhsan Doğramacı gibi Hıristiyan Maroni sanılan Yahudi Profesörlere,
Selanik Dönmesi iken Peygamber varisi geçinen Devlet Planlamadan emekli, “Allah’ın Üniversitesi Rektörü ve Dinlerin Birliği Projesi mühendisi, Nur TV sahibi İskender Erol Evrenesoğlu’ndan, Mesut Yılmaz’ın Dönme olan annesine ve Eşi (Berna Müren) ve babaannesine..[5]
Mevlevi sabataistlerden, Atatürk’ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendilere, Dönme Şeyhülislam ve müderris ulemadan, Cemaleddini Afgani’ye[6]
İttihatçı -Yahudi Masonlardan, siyasal İslamcılara; Şia misyoneri İran Yahudisi Hüseyin Hatemiden, Sabataist Generallere[7]
İlim Yayma Cemiyetinden, Türk Milliyetçisi ve Yahudi dostu sabataistlere[8]
Pir Sultan Abdal’dan[9] Bektaşi Medreselerine; Ermeni Yahudilerden (Pakraduniler)[10]Dönme Diyanet Reislerine..[11]
Melami Şeyhi sabataistlerden, Cüneyt Zapsu’nun karışık sülalesinden[12] Astroloji bilginlerine ve Ahmet Hulisi ile[13] ve Tayip Erdoğan ilişkisine,[14] Nakşi Topbaşların sabataist sicilinden, “Ülker”lerin dönmelik derinliğine[15] Nevzat Yalçıntaş ailesinden, Sabahattin Zaim sülalesine…[16] Ve Albaraka Türk’ten, Faizsiz finans sektörüne… Pek çok gizemli ve kirli gerçeği gün yüzüne çıkarıyor rolü oynuyordu.
Ancak öyle anlaşılıyor ki Sn. Soner Yalçın:
• Klasik ve arkaik bilgileri ve artık önemini ve özelliğini yitirmiş gelişmeleri gündeme taşıyıp, asıl stratejik gerçekleri saklamaya, tehlikeli ve sinsi-siyonist girişimleri dikkatlerden kaçırmaya çalışıyordu. Yani:
• Bazı doğru araçları, yanlış ve yanıltıcı amaçlar için kullanmak ve bir batman reçeteye bir gram zehir katmak için bu kitapları hazırladığı anlaşılıyordu.
Bu yaklaşım ve ifşaatlar:
a- “İsmen ve resmen olmasa da, fikren ve fiilen bütün İslami tarikatlar ve tasavvufi hareketler Kabalist Yahudilerin yolunda ve kontrolü altındadır.
b- Hatta Osmanlıdan beri siyasetten ticarete, kültürden müziğe, askeriyeden bürokrasiye her şey kabalist ve sabataist cuntanın güdümünde ve gözetiminde bulunmaktadır.
c- Bunlar artık halkın sosyal, ekonomik ve siyasal bünyesinden sökülmez, fark edilmez gizli bir güçtür ve bunlara teslim olmaktan başka çare yoktur ve boşunadır.” Kanaatini aşılıyor ve kafaları karıştırıyordu.
Halbuki: Samimi dönmelere ve Milletimizin sadık bir ferdi gibi hayat sürenlere zaten söylenecek hiçbir söz olamazdı. Ve zaten Osmanlı’da “Dönmelik” serbestti ve ayıp sayılmazdı. Kötü niyetli, hıyanet fikirli ve dış güçlerle işbirlikçi örgütlü Sabataistler, ise artık gücünü ve güvencesini yitirmiş çaresizlik içinde kıvranmaktaydı.
“Yok Bediüzzaman cifir ve ebced ilmiyle uğraşmış da, kabalist Yahudiler de bu tür meşguliyetler varmış ta…
Yok Mevlana Halidi Bağdadi Kuzey Irak’lı Kürtlerdenmiş ve bu bölgede Kürtleşmiş Yahudiler de yaşamaktaymış ta… Yok, Kuran’ı tersten okursan İbranice olurmuş ta… Yok, Esat Erbilli, Kürt olduğu için Kürtleri Türklere ve Cumhuriyete karşı kışkırtmış ta…”[17] yahu böylesi iddialarla Soner Yalçın nereye varmak istiyordu?
Yoksa, Masonların Son Eri böylesi safsata ve saptırmalarla beyinleri zehirlemeye çalışırken ve gerçekleri çarpıtırken, asıl kendisi çarpılıp iyice zırvalıyor muydu? Evet Böylece, Soner Yalçın, kendisini ele veriyordu:
Soner Yalçın’ın safsata ve saptırmaları:
Aynı yazısında: “Necmettin Erbakan ile Üzeyir Garih’in ilişkisi hep sürdü... Babasının ölümü üzerine Üzeyir Garih’in, Erbakan’ın yanındaki asistanlığı son buldu, özel sektöre geçti. Yirmi üç yaşında mason oldu. Ne Yahudiliği ne de masonluğu Milli Görüş hareketinin lideri Erbakan’la dostluğuna gölge düşürebildi. Minik bir not yazmama izin verin: Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının kurduğu Milli Nizam Partisi’nin tüzüğünde partiye kimlerin üye olamayacağı belirtilmişti: masonlar! Bu partinin genel başkanı Erbakan’ın yakın arkadaşı Üzeyir Garih, masondu. Üstelik o dönemde Erbakan’ın nikâh şahitliğini yapan, İTÜ öğretim üyesi Prof. Bedri Karafakioğlu da masondu. Her ikisi de sıradan mason değildi; en üst mertebeye çıkmışlardı, 33. dereceden masondular!
Peki, “Özel yaşamınızda bu kadar yakın olduğunuz masonları, başkalarına niye düşman gösteriyorsunuz?” diye sorarsak ayıp etmiş olur muyuz ?.. Mason localarını basıp insanlarımızı öldüren bizim çocuklarımız hangi siyasi kültür ortamında büyüdüler? Sorgulamayacak mıyız? İnsanımıza yazık değil mi?”[18] diye soruyor ve tabi zırvalıyordu.
Bre zavallı zırto! Erbakan Hoca’nın teknik üniversitede karşılaşıp tanıştığı Yahudi asıllı bir Türk vatandaşıyla ilmi ve insani ilişkiler kurmasıyla, Milli Görüşün antisiyonist felsefesi ve bu yoldaki samimi, sürekli ve cesaretli mücadelesi arasında ne gibi bir tezat vardır? Bizim inancımız bütün Yahudilerle insani ilişkileri, hatta hayırlı işlerde işbirliğini değil; Siyonist fikirli ve saldırgan Yahudilerle ve onların örgütlü şebekeleriyle dostluğu ve dayanışmayı yasaklamaktadır. Artık Siyonizm Milli Görüş’ten kurtulmak ve kökünü kurutmak için kendilerinin iktidara taşıdıkları AKP’ye bir alternatif bile çıkaramamıştır. Erbakan Hoca’nın teknik ve taktik işleri ile psikolojik ve stratejik ilişkileri farklıdır.
Soner Yalçın’ın ve Yalçın Küçük’ün 12 Eylül sıkıntısı:
“İran ve Afganistan’da kaybeden ABD, Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamazdı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin, bu basmakalıp “Türk-İslam sentezi”ni benimsemesinin asıl nedeni buydu. “İslam Ortak Pazarı”, “okullarda zorunlu din dersi”, “daha fazla İmam-Hatip okulu açılsın” gibi istekleri nedeniyle Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve arkadaşlarını cezaevlerine sokarken, 12 Eylül 1980 askeri rejimi İslam Konferansı’na üye oldu, İslam Ortak Pazarı kurmayı talep etti; okullara mecburi din dersi koydu; İmam-Hatip okullarının sayısını artırdı vb. Bu ne yaman çelişkiydi? Kim Türkiye’yi “İslamlaştırmak” istiyordu; MSP mi, 12 Eylül askeri cuntası mı? İslam, Türkiye’de “altın çağını” bu dönemde yaşamadı mı?[19]
Öyle anlaşılıyor ki:
• 12 Eylül Hareketine ve Kenan Paşa Hz.lerine hıncınız, açıkça kustuğunuz gibi, İslamlaşma sürecine hız kazandırdığı içindir.
• Yani sizin asıl düşmanlığınız İslam’a ve Müslümanlara yöneliktir.
• “Amerika’nın Türkiye’yi İslamlaştırmak” iddianız da, yalandır ve kasıtlı bir çarpıtmadır. Çünkü Amerika Türkiye’yi İslamlaştırmak değil, laytlaştırmak ve ılımlı İslamcı münafıklar eliyle yozlaştırmak çabasındadır.
• Erbakan Amerika’ya ve Siyonist odaklara yarıyorsa, niye beş partisi kapatılmış, niye 28 Şubat’ta hükümeti yıktırılmış ve niye Ona hıyanet edip ayrılanlar iktidara taşınmıştır?
Şimdi Bay Soner’e tekrar soralım:
1- Niye, şartlı ve kasıtlı olarak, Erbakan Hoca’nın yanına sokulup oturtulan ve devamlı orda tutulan ve dahi topluma ve teşkilata evliya olarak tanıtılan:
a- Selanik göçmeni kripto Yahudilerden
b- Pakraduni (Ermenileşmiş Yahudi)lerden, hiç bahsetmiyorsunuz?
2- Bunları açıklarsanız, Siyonist çetenin, Erbakan’ı kontrol altında tutacak kadar ürküp çekindiğini ortaya koymaktan ve toplumun gözünü açmaktan mı korkuyorsunuz?
3- “Malta Şovalyeleri” denilen Vatikan mafyasının koyu Katolik ve Müslüman Türk düşmanı örgütünün ölümünden bir yıl önce “Onursal Üyelik Beratı” verdiği saptanan…[20] Türkiye’de bölücülük ve vatana hıyanet suçunun sabit olmasıyla vatandaşlıktan çıkarılan ve ülkemizden kovulan Yakavos Gavurunu, Amerika’nın özel talimatıyla, bağışlayıp tekrar T.C. vatandaşlığına sokan ve 1989 17 Aralık günü muhteşem bir törenle Patrikhane açılışını yaptıran [21]
“Bu fesat ocağı mutlaka Milli hudutlarımız dışına çıkarılmalıdır” diyen K. Atatürk’e rağmen ve Heybeliadada Ruhban Okulunun savaş ve casusluk faaliyetleri nedeniyle 1938 de yabancı öğrenci alması yasaklanmışken, “din özgürlüğü” bahanesiyle bu hıyanet ocaklarını yeniden açtıran Turgut Özal ve Korkut Özal kardeşlerin Pakraduni-(Yani Ermenileşmiş Yahudi) kökenli olup olmadığını niye araştırıp açıklamıyorsunuz?[22]
4- Yahudi kökenli kaç Bakanımız oldu? Tıpkı İsmet Paşa`nın Bitlis`in Kürümoğlu aşiretinden olduğu söylendiği halde aslında Nahçivan’dan gelme Pakraduni şeceresi olduğu konusunu niye araştırmıyorsunuz?
5- Rahşan Ecevit`in ailesi Kırım Yahudisi miydi?.. Bu Kırım Yahudisi aile Karadeniz üzerinden göçerken Şebinkarahisar`a mı yerleşmişti? Teyze kendini Şebinkarahisarlı olarak bu yüzden mi göstermişti? Asıl adı Raşel miydi?.. Elde ve kontrolde tutulan, görünürde Bülent Ecevit ise de, acaba gerçekte Türkiye devleti miydi? Sorularına niye yanıt aramıyorsunuz?
6- Atatürk`ün manevi kızı Ülkü aslında Danin Günsberg`ten olma öz kızı mıydı? bu kadın niye ilk evliliğini ve ikinci evliliğini Yahudilerle yapmıştı? Niye 5 milyar aylık ödeneği alınca susup kalmıştı? Konuşsaydı neler açıklayacaktı?
7- Lozan’ın gizli mimarı ve Yahudi ajanı Hayim Nahum`un oğulları olan Bernar Nahum ve Jak Nahum “PO”nun niye başındaydı. Sakın Vehbi Koç`un sekreter`inden olma oğlu (olduğu iddia edilen) bay x`in akrabalığından dolayı olmasın dı? Bu bay x; Vehbi Koç`un mezarını açtırıp kemiklerini DNA testi için mi ortaya çıkardı? Ve bu sessiz girişimi bir Türk İstihbaratı nasıl boşa çıkardı? Mezarı açan saf çocuklar soruşturmayı yürüten savcı amcalarına neler anlatmıştı? Bay x`in mirası bu testten sonra mı tescillenip garantiye alınmıştı? Ve yine Vehbi Koç amca hilafet`in kaldırılması sırasında Meclis`de zabıt katibi olarak ne iş yapıyordu? Kadrolu muydu?
8- Türk parasının kağıdını kimler ithal ediyordu? Karıları Yahudi olan, paşa babalar, İslamcı geçinen Amerikancı hocalar, Ulusalcı bilinen İsrail ajanları kimler oluyordu?
9- Vehbi Koç`un hanımı Sadberk teyzenin erkek kardeşi Josef Habib Gerez’le akrabalık bağı olan sözde antisiyonist yazar kimdir? Siyonizmin deşifrasyonu sizin gibi tekelci ve kontrol edilebilen ellerde mi tutuluyordu? “İ.Z.” hangi Paşa’nın özel istihbaratı için çalışıyordu?[23]
10- Yalçın Küçük’ün Küçük Hüseyin Efendiyle, Soner Yalçın’ın Yahudi dönmeleriyle bir ilişkisi var mıydı, varsa niye saklanıyordu?
Siyonist ve emperyalist kafalılar ve ülkemiz aleyhine hıyanet planlayanlar dışında, sade ve samimi Yahudilerle hiç hesabımız ve ön yargımız yoktur.
"Onların (Yahudi ve Hıristiyanların) hepsi bir değildir. Kitap ehlinden (ibadet ve ahret için) ayakta durup, Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye varırlar.
Bunlar, Allah'a ve ahret hayatına iman eder, marufu (iyi, güzel ve doğru olanı) emreder, münkerden (kötü, zararlı ve haksız olandan) sakındırır ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar Salih (yararlı ve barışçı) kimselerdir"[24] ayetinde açıkça haber verildiği gibi, Yahudi ve Hıristiyanların içinde iyi niyetli ve istikametli pek çok Salih insan vardır. Siyonist ve emperyalist amaçlar gütmeyen, ülkemize, devletimize, milletimize ve insanlık alemine hıyanet düşünmeyen, hayırlı ve yararlı şahsiyetler bulunmaktadır.
İşte bunlardan birisi, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığı döneminde, başından geçen bir olayı şöyle nakletmiştir:
"Erbakan Hoca, Başbakanlığı sırasında dünyada, çok yaygın meşhur bir deterjan firmasının sahibi ve iyi niyetli ve İstanbul doğumlu bir Yahudi olan M... Bey'le görüşmek istemiştir. (Firması ve ismi bizde saklıdır. M.Ç.) Çünkü bu Zat hem Amerika'daki sermaye çevrelerinde çok etkin birisidir, hem de Türkiye'yi seven ve her yönden kalkınmasını ve huzura kavuşmasını isteyen bir şahsiyettir. Bir araya gelinir ve yaklaşık üç saat kadar bir görüşme gerçekleşir. Hocamız bu sırada kapısını ve telefonunu kapatıvermiştir. Görüşmenin sonunda M... Bey, Hocamıza kendisinden tam olarak ne istediğini sorar. Hocamız ise:
"Şu anda Türkiye'nin iç ve dış acilen ödenmesi gereken, şu kadar milyar dolar borcu var. Bu parayı %3 gibi düşük bir faizle ve etkin çevrenizle temin edebilirseniz, ülkemiz için çok önemli bir hizmeti yerine getirmiş olacaksınız" der. M... Bey, bu teklifi memnuniyetle kabul edip çalışmalara girişmiş ve bu parayı temin etmiştir. Ne var ki, istenen krediyi %3 değil, %3,5 faizle bulabilmiştir. Bu konunun Tansu Çiller'le de görüşülmesi gerekir, ama O yurt dışına gitmiştir. Bu sefer ilgili Bakanlıkta bürokratlar ve parayı verecek olanlar bir araya gelmiş, görüşmelere geçilmiştir. Ancak ne olmuşsa birden bire "haydi hep beraber İstanbul'a gidiyoruz" denmiştir. Bunun üzerine uçakla toplu olarak İstanbul'a geçilir. İstanbul'da vardıkları yer Özer Çiller'in evidir. Durum orada da müzakere edilir ve %3,5 faizle yeterli kredinin bulunacağı kendisine bildirilir. Ama Özer Çiller bir anda elini kaldırarak:
"Hayır, ben ancak %5 faizle borç alırım!" diyerek herkesi şaşkına çevirmiştir. M... Bey, hayretle şu soruyu yöneltir:
"Özer Bey, sizin matematik bildiğinizi sanıyoruz. Biz %3,5 diyoruz, siz ise %5 olacak diye dayatıyorsunuz.!?" O zaman Özer Çiller şu yanıtı verir:
"% 3,5 faiz; bu krediyi sağlayanlara; %1,5 faiz ise benim Amerika'daki şahsi hesabıma yatırılacak!" Bunun üzerine para sahipleri kredi vermekten vazgeçmiştir ve böylece ülkemizi kısa yoldan ve kalıcı olarak bu borç batağından kurtarmak isteyen Erbakan Hoca'nın samimi bir girişimi de başarısızlıkla neticelendirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu girişimlerden bir şekilde haberdar olan hain çevreler, bu işi engellemek üzere, gelen heyeti Özer Çillere yönlendirmiştir.
... Hanım M... Bey'e dönerek:
"Peki; bunları niye anlatmadınız ve medyaya yansıtmadınız? Halkımızın haberi olsaydı ona göre tavır alırdı!" diye sorunca: M... Bey:
"Bunları söyleseydim beni yaşatmazlardı!" karşılığını vermiştir. Patronumuz... Hanım, M... Bey'in içtenlikli ve gerçekçi bir tavır takındığını ve bu konuyu isim vererek çok net bir şekilde anlattığını söyledi... Hatta kendisinden randevu talep edilirse, kabul edeceği kanaatini belirtti. Meşhur bir deterjan firmasının sahibi ve ayrıca “Yahudi kökenli bu iş adamımızın, ülkemizi seven, farklı görüşlere saygı gösteren, sinsi ve Siyonist emeller beslemeyen samimi ve seviyeli bir kişilik olduğunu” ekledi. Ben bu notları yazdıktan sonra patronumuz(...) Hanımdan bu kişinin soyadını, telefon numarasını istedim, ama çekinip bana vermedi, ancak, randevu ayarlayabileceğini söyledi. Ayrıca önümüzdeki günlerde M... Bey'in ilimize gelme olasılığından da bahsetti. Eğer bu gerçekleşirse bizimle görüştüreceği sözünü verdi. Ayrıca başka daha çok önemli şeyler de dile getirdi ve M... Bey'in şunları söylediğini de ifade etti.
• "Kayıp trilyon davasının aslı 800 milyon eski TL'dir. Artanı faizle şişirilmiş ve trilyonlarca gösterilmiştir. Bu parayı Erbakan Hoca'nın çok hayırlı yerlerde ve meşru yöntemlerle harcadığı tarafımızdan bilinmektedir. Yakında bütün gerçeklerin ortaya çıkacağı beklenmektedir. Kaldı ki böyle bir paraya tenezzül edecek durumda da değildir. Bundan fazlasını her gün vatanı ve insanlık davası için harcayan birisidir.
• Dünyada üç yerde dolar basılır. Bunlar, ABD, İsrail ve üçüncüsü bizim bildiğimiz bir ülkede ve emperyalizme karşı bir şahsiyetin kontrolündedir.
• Başörtüsü sadece bir bahane ve malzemedir. Bunun altından çok şeyler çıkacağa benzemektedir. Erdoğan ise erken öten bir horoz gibidir."
Gülsüm Hanım; "niye Erbakan sizi Özer bey'in eline bıraktı?" diye sorunca vatansever ve saygıdeğer bir insan olan M... Bey:
"Özer Bey'e gittiğimizi bilmiyorduk. Bakanlar ve bürokratlar bizi oraya götürdü. Görüşme sırasında çelişkili durum ortaya çıkınca arkadaşlar; "Bu şartlarda çalışamayız" dediler ve Türkiye'yi terk ettiler. Ben de engel olamadım. Ben Erbakan'ı kendi öz kardeşimi tanıdığım kadar yakından bilirim. Ülkemizin, bölgemizin hatta insanlık aleminin Ona ihtiyacı olduğu kanaatindeyim." Dünyanın kötü gidişatını ve korkunç bir savaş ortamına doğru yaklaşıldığını sezen basiret sahipleri Atatürk'ten sonra Sn. Erbakan'ı mevcut dengeleri değiştirip düzeltecek çok seçkin bir lider olarak görmektedir."
Tam böyle bir sırada Yeniçağ gazetesi 30 Mart Pazar sayısında şu haber yer alıyordu:"D-8'lerle Şanghay beşlisinin ABD ve İsrail tehdidine karşı birleşmesi ve ortak hareket etmesi için Prof. Dr. Necmettin Erbakan'la Rusya Lideri Putin'in görüşmesinin şu günlerde gerçekleşebileceği söyleniyor. Buna hazırlık mahiyetinde Erbakan Hoca'nın GATA'ya giderek geniş kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçtiği biliniyor. Bu arada Erbakan Hocaya üç haftalık evden çıkmadan yoğun istirahat raporu verildiği öğreniliyor. Bu arada Erbakan-Putin görüşmesi hazırlıklarını bir emekli generalin yürüttüğü saptanıyor.” Yani Küçükler Düşük İşlerle Uğraşırken, Büyükler Yüksek Gayeler İçin Çırpınıyor ve Dünya Türkiye Merkezli Bir Dönüşüme Hazırlanıyordu.
Recep Tayyip Bey'e arka çıkan Amerika, Avrupa ve Ilımlı İslamcı münafıklar, neden Erbakan'ın cezasının onanmasına bayram ediyordu?
Hatta Erbakan Hoca'ya verilen alakasız ve dayanaksız cezayı önlemek üzere (ki 800 bin YTL'lik parti parasının güya usulsüz harcanmasının asıl sorumluları da Abdullah Gül ve diğer AKP kurmaylarıydı) İlgili kanuna eklenecek üç kelimelik bir cümleyi bile Hoca'larından esirgerken, sonunda bazı Milli Görüşçülerin kapatılma davası açılan AKP'yi hararetle savunmaları mide bulandırıyordu. Belki de bir kısmı "oh be, Hoca'dan resmen kurtuluyoruz, meydan bize kalıyor" diye sinsice seviniyordu. Oysa tarihin en büyük değişimi yaklaşıyordu ve marazlı münafıkların rezil olacağı günler geliyordu!
Milli Şairimiz Rahmetli Mehmet Akif'ten Bir Uyarlama İle Bitirelim
Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih
Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!
Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya
Şekil yönünden sanki; Ömer'in devri, güya!..
Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler
Zikir Kur'an sesinden, yerler ve gökler inler!
Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan
Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!
Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!
Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut
Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!." (Safahat- Kardeşi M. Fuat Şemsi'ye)


________________________________________
[1] Kırmızı kedi Yay. Şubat 2013
[2] Sh:46
[3] Sh:62
[4] Sh:129
[5] Sh:122-150
[6] Sh:216
[7] Sh:95
[8] Sh:141-142
[9] Sh:163
[10] Sh:253
[11] Sh:256
[12] Sh:301
[13] Sh:349
[14] Sh:349
[15] Sh:397-410
[16] 410-415
[17] Sh:314 395
[18] Sh:80
[19] Sh:142
[20] Judasofya. H. Yılmaz Çebi. Sh:90
[21] Age. Sh:141
[22] Bak: Pakraduniler veya Ermeni-Yahudi Cemaati. Yahudi Prof. Ve CHP Milletvekili Abraham Galenle… Ve yine: Ermeni Yazar Levan Panos Dabağyan. Türkiye Ermenileri Tarihi
[23] Hakan Yılmaz Çebi haycebi@mynet.com
[24] Ali İmran:113-114
Kullanıcı küçük betizi
Milli Görüş
Üye
Üye
 
İletiler: 1
Kayıt: Prş Tem 17, 2014 8:10

Re: Belgelerle dincilerin Siyonizm/İsrail ile işbirliği!

İletigönderen derinnacar » Prş Ağu 04, 2016 14:17

süper paylaşım çok teşekkürler
Kullanıcı küçük betizi
derinnacar
Üye
Üye
 
İletiler: 58
Kayıt: Pzt Tem 25, 2016 14:03
Konum: Ankara


Şu dizine dön: Devlet ve Siyaset

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 2 konuk

x