BİLİM ve BİLİMSELLİK (21)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

BİLİM ve BİLİMSELLİK (21)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Çrş Eyl 09, 2020 10:05

BİLİM ve BİLİMSELLİK (21)
Devlet-Ulus-Vatan bileşkesi (superposition) öylesine üst/üste, öylesine kat/kat, öylesine düzey/düzey bir karmaşık bütün oluşturmaktadır ki, hangisinin hangisine önceliği hangisinin hangisine üstünlüğü ilk bakışta anlaşılamamaktadır.
Okuyucularım benim Birleşmiş Milletler yerine Birleşmiş Devletler demenin daha doğru olacağına ilişkin değinmelerimi anımsayabilirler.
Ve yine anımsanacaktır ki, böylesi bir çözümlemenin ancak sistem/strüktür/çelişki yaklaşımıyla mümkün olabileceğinden sözetmiştik.
Şöyle de söylenebilir; ‘Devlet’ bu bileşkenin sadece ve ancak ‘üstyapısı’nı oluşturabilir.
Ancak ulusu oluşturan bireylerin ‘Devlet’ denilen bu ‘politik yapı’yla olan ilişkileri; ancak ‘egemenlik’ (souveraineté) kategorisi aracılığıyla kurulabilir ki, bu sonuncusu da ancak ‘belli bir coğrafya’ ile sınırlıdır.
Dolayısıyla ‘vatan’, sözkonusu ‘Devlet’in egemenlik alanıyla sınırlı olmak zorundadır.
Ne var ki, ırka dayalı ‘ulusalcılık’ anlayışı Devlet-Ulus-Vatan sisteminin dışına çıkmak isteyecektir.
Sistemin içinde ise Ulus’u oluşturan halk tabakalarının kendi ‘iç çelişkileri’ bir başka sorunun kaynağı durumundadırlar.
Bütün bu karmaşıklığına karşın, çözümlememize Devlet-Ulus-Vatan sisteminin modern zamanlarda aldığı biçim (forme)’le başlayabiliriz.
Kuşku yok ki, Fransız Devrimi bu ‘biçim’in evrensel örneği durumundadır.
Fransız Devrimi ile birlikte, yine ‘duygusal’ olmakla birlikte ‘vatan sevgisi’, daha önceki dönemin ‘somut yerellik’le olan ilişkisi yerine, ‘soyut’ bir ‘vatan sevgisi’ koymuştur.
Egemenlik de yine somut ‘Kral’dan soyut ‘Ulus’a geçmiş olacaktır.
Tıpkı yüzyıl sonra Türkiye’de ‘egemenliğin kayıtsız koşulsuz ulusa’ devredildiği gibi..
Artık ‘Vatan’ da ‘Edirne’den Hakkari’ye kadar olan coğrafya olacaktır.
Ulus’un artık kendine özgü bir ereği (finalité) olacak, deyim yerinde ise bundan böyle ‘kendi kendisini oluşturacak’tır.
İlk hareketi ‘Devlet’in vermesi yetmez, artık ulusu oluşturan bireylerin ‘grup olma’ amacının dışında, bir anlamda kendi kendisini yönetme bilinciyle bir özerklik (autonomie) kazanması demektir.
Buna Fransızlar hétéronomie’den autonomie’ye geçiş diyorlar.
Ne var ki, tüm terim ve kavramlarda olduğu gibi, burada sözü edilen özerklik kavramı da Türkiye’de yozlaştırılmaktan kurtulamamıştır.
Buradaki özerklik bölge ya da halkların özerkliği değil, ama ‘ulus’un bir bütün olarak özerkliğidir. Onun bir ‘yapı’ oluşturmasıdır.
Demek ki, Milad’cı yazarımız ve onun gönderme yaptığı yazarların düşündüğü gibi, demir, çimento ve tuğladan bir ‘yapı’ oluşturmaktan çok, ‘soyut bir ereksellik’, ‘gerçek bir eşitlik’, ‘yaşanabilir bir özgürlük’ amacıyla, her bireyin ‘kendi kendisi olması’dır sözkonusu olan.
Vatan da ne baba-vatan (patrie-pays) ve ne de ana-vatan değil, ama mavi-kırmızı ve yeşiliyle ‘egemenlik sınırları’yla belirlenmiş bir coğrafya olmaktadır.
Bu toplumsal/siyasal formasyona, prototip olarak ‘Devlet-Ulus’ diyoruz.
Öyle ki, zamanla ‘ulus’un olgunlaşması ve ‘Devlet’i çelişkilerinden arınmış bir ‘Devlet’ olarak ele geçirmesi sonunda ‘Ulus-Devlet’ ya da ‘Ulusal Devlet’e geçilmiş olacaktır.
Dahası ‘Ulus-Devlet’ aşamasında ‘Devlet’e gerek kalmayacağı bile ileri sürülmüştür.
İşte, gelişgüzel olarak ‘Devlet-Ulus’ yerine ‘Ulus-Devlet’ demenin, kuramsal ve felsefî sakıncası tam da buradadır.
İnsanlığın geleceğine yönelik ‘umut’ ve ‘beklentiler’i, kelime oyunuyla gölgelemek ya da kavram kargaşasıyla anlaşılmaz duruma düşürmek de denilebilir.
Dolayısıyla ‘Ulus’un temel taşı olan ‘yurttaşlık’ kavramına biraz daha yakından bakmamız gerekmektedir.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1138
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x