BİZİM TIP BAYRAMI

BİZİM TIP BAYRAMI

İletigönderen Feza Tiryaki » Pzr Mar 17, 2019 11:05

BİZİM TIP BAYRAMI

Bu hafta kutladığımız “Tıp Bayramı” da, tıpkı, “Öğretmenler günü,” “Çocuk Bayramı”... gibi bize özgü bir bayramdır. Ulusal günlerimizle ilişkilidir bu günlerimiz. Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait günlerdir.

Dünya bu bayramları başka günlerde kutlar. Bizdeki 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün, yüce önderimizle, Türk yazı diliyle ilgili bu kutlu günün, onlarda anlamı başkadır, bizdeki anlamı başka. Hem onlarınki ekim ayındadır. Bizde, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Meclis’in açılması, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla kutlanır. O kutlu gün, aynı zamanda çocuklara Atatürk’ten armağandır, Çocuk Bayramı’dır. Dünya çocuklarının çocuk günü, “Dünya Çocuk Günü” adıyla haziranda. Dünyada, kasım ayında, “Çocuk Hakları Günü” adıyla bir gün daha var.

19 Mayıs 1919’un, Kurtuluş Savaşı’na başlama tarihinin kutlanması, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı”dır. Yine dünyada kutlanan spor bayramları başka başka günlerdedir.

Ulusal bayramlarımız tehlike altında biliyorsunuz. Dört büyük bayramımız da kaldırılmak isteniyor, içleri boşaltılıyor. Yıllardır geleneksel kutlamalar yaptırılmıyor.

Kutlaması statlardan kaldırılan (2012), artık okullarda kutlatılan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı daha da bozmak için 2016’da harekete geçilmiş. Günün ulusallığı unutturularak, aynı gün, 19 Mayıs Uluslararası Yarı Maratonu” gününe çevrilmiş. Hem de nerede? Samsun’da.

23 Nisan’la zaten 1979’dan beri oynarlar. Önce Uluslararası Çocuk Şenliği’ne çevirdiler hem de TRT eliyle, o zamanki yönetimlerce, içini sulandırdılar bu günün.

Bu kadar değiştirme - dönüştürme yeter miydi sizce? Küresel çetenin acelesi var. Tam 17 yıldır başka bir gülünçlüğe döndürdüler bu iki kutlu günün kutlamasını.

İşte geçen yıldan bir gazete başlığı:

"Her yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı kapsayacak şekilde gerçekleştirilen Nilüfer 17. Uluslararası Spor Şenlikleri..."

Bu iki bayramımızın arasındaki günleri birleştirmişler, günün ulusal yanını, Türk ulusunun bayramı olma özelliğini bozarak bu iki günü “uluslararası çetenin” bir gününe çevirivermişler. Bu iki günün, Türk ulusuyla bağını koparacaklar akıllarınca...

Tıp Bayramı da öyle.


14 Mart Tıp Bayramı dünyada yalnızca Türk hekimlerinin bayramı. Öyle bir de tarihçesi var ki bu bayramın, düşmanlarımızın, bu gün karşısında, sessiz kalması, bu günün görmezden gelinmesi bundandır.

Dünya Kadınlar Günü’nde bize neyse o günden, yer yerinden oynatıldı, dışardan güdümlü sosyetik kokonaların, onlara kananların gece yürüyüşlerini, yürüyüşte ellerde taşınan iğrenç afişleri duymayan kalmadı, bu arada bir de hiç yoktan, olmayan bir “Ezan” mağduriyeti yaratıldı. Buna karşın 14 Mart sessizce geçiştirildi, bir oyuncu eşinin cenazesi o günün haberiydi, herkesin ilgi odağı, toplumu ilgilendirmeyen bir magazin ünlüsünün yaptığı ettiğiydi. Yaşamıydı, evlilikleri, büyük aşklarıydı...

Yüz bir yıl öncesinin İngiliz ve yandaşlarının işgali ile başlayan acı günlerimiz, yakın tarihimiz, kimsenin umurunda değildi sanki.

İstanbul işgal altındayken (13 Kasım 1918’de başlar işgal, 1920’de de İstanbul resmen işgal edilir.), tıp öğrencilerinin altı ay sonra, okullarının kuruluş gününde (14 Mart 1919) işgale başkaldırışları, “Tıbbıyeli Hikmet”in (Hikmet Boran) önderliğindeki direnişleri... Atatürk’ün o günlerden söz eden Nutuk’taki konuşmaları... En önemli gündemimiz bunlar olmalıydı değil mi, 14 Mart Tıp Bayramı'nda?

Türk Tabibler Birliği; “14 Mart Tıp Bayramı ve Sağlık Haftası ”adıyla etkinlikler düzenlemiş. 12 Mart’taki toplantıdan, oradaki konuşmalardan kısa kısa bölümleri alıntılarsak:

Prof. Dr. Nuran Yıldırım konuşmasında önce günün tarihinden kesitler vermiş:

“Mütareke döneminde, 13 Kasım 1918’de, tıp öğrencileri okullarından savaşın galibi ittifak devletleri donanmasının İstanbul Boğazı’ndan geçişini izlemek zorunda kalıyorlar. İngiliz askerleri okulun büyük bölümüne yerleşiyorlar. Tıbbiyeliler bu durumu içlerine sindiremiyorlar, bir şey yapmak lazım diyorlar.”

Sonra sözü, Tıbbiyelilerin14 Mart 1919’daki toplantısına getiriyor:

“Bu toplantıya öğrencilerin yanı sıra İstanbul Tıp Fakültesi’nin bütün hocalarını ve ayrıca İngiliz, Fransız, Amerikan Kızılhaç temsilcilerini davet ediyorlar. Toplantıda memleket savunmasının okuldan önce geldiğini vurgulayan konuşmalar yapılıyor. Memduh Necdet Bey adında bir son sınıf öğrencisi ise yaptığı konuşmasını şu sözlerle noktalıyor: ‘İtiraf ediyoruz ki vatan ve onun kalbi, beyni olan İstanbul bu dakikada korkunç bir buhran geçiriyor, ama korkmuyoruz, buradayız, burada kalacağız. İstanbul bizimdir.”

Son sözü şöyle Nuran Yıldırım’ın:

“Yüz sene önce tıp öğrencileri bu mücadelenin meşalesini yaktılar, onların ışığı hepimizin yolunu aydınlatsın.”

Dr. Pınar Saip’in konuşması da, günümüzle ilgili, uyarıcı, düşündürücü, yol gösterici bir konuşma:

“Bu dönem kuralsızlığın, hukuksuzluğun, sağlık sisteminin alt üst oluşunun, geleneksel eğitim kurumlarının yok oluşunun, çökertilişinin yaşandığı zor bir dönem… Hekimliğin çok farklı alanlarında; kamu hastanelerinden özel hastanelere, muayenehanelerden işyeri hekimliğine dek bütün alanlarda sorunların biriktiği bir dönem. Bütün bu alanlarda mücadele yürütmeye çalışıyoruz. Umarım çok güçlü, deneyimli, örgütlü olan bu kurumu koruyarak bayrağı daha iyi bir noktaya taşıyabiliriz.”

Konuşmacılardan Dr. Gençay Gürsoy, sözünü; “Bütün meslektaşlarımı 17 Mart Pazar günü Haydarpaşa’daki “Büyük Hekim Yürüyüşü”nde birlikte olmaya çağırıyorum.” diye bitiriyor.

Pazar günü hekimlerin büyük yürüyüşü varmış.

Son konuşmacı, Dr. Tahsin Çınar, günümüzdeki sıkıntılara, sağlıktaki dönüşüme dikkat çekiyor:

“Sağlıkta Dönüşüm” politikalarının yarattığı birçok sorunla karşı karşıyayız; kariyer odaklı eğitim, hekim emeğini yok sayan politikalar, güvencesizlik, geleceksizleştirme... 15 yıllık “Sağlıkta Dönüşüm Programı” sebebiyle kendimizi bağımsız hissetmiyoruz. Tıp fakültelerinde gerici yapılanmalar son derece arttı.”

Genç doktorun son sözleri, gelinen korkulu, ağır durumu anlatan sözler. Tıp kurumuna bile gericilik sızmış, siyasetin baskısı bilimin tepesinde:

“Tıpta uzmanlık sınavları yüzünden hekimlik akademik bir alan olmaktan çıkartıldı, TUS dersanelerinin hakimiyetine sokuldu. Hastanelerde hekimliğin uygulanışı konusunda bir idari baskı ortamı var. Kamuda hekimlik yapmak çok daha güvencesiz bir ortam olarak görülüyor. Sağlıkta şiddet son derece arttı.”

Sonra, bu yürüyüş için, “Tabiplerin Çağrısı” diye Türk Tabipler Birliği bir sesli duyuru (video) hazırlatıyor.

Burada sırayla hekimler sağlıktaki sorunları özetleyen sözler söylüyorlar, hep birlikte de yeminler ediyorlar. Neden yürüyeceklerini, dertlerini, sıkıntılarını tek tek sayıyorlar.

Videonun üstüne tıklayınca, “Hele bi gel “ yazısıyla birlikte aygın baygın “Hele bir gel...” diyen şarkılı çağrı sesi geliyor. Bu müzikle birlikte hekimlerimiz diyeceklerini diyorlar, arada, devamlı aynı müzik yineleniyor. Bu bir şarkıymış. Tanınmış bir gençlik grubu söylüyormuş.

Anlı şanlı doktorlarımızın; başlığı, bozuk bir Türkçeyle yazılı (Türkçede “bi” diye bir söz yoktur.) bu videoyu her yana yaymak içlerine sinecek. Koskocaman profesörler, Türkçeyle bilim adamı-kadını olmuş okumuş kesim bunu yapacak üstelik. İnce bir erkek sesinin bir kıza, gel gel diye seslenmesini anlatan içi boş şarkıyla da gün kutlayacaklar, üyeleri yürüyüşe çağıracaklar.

Sonra aklımıza takılan bir soru daha var. Hep var bu soru: Türk Tabipler Birliği (TTB) ile bölücülüğün ilişkisi. Ulus devlet düşmanlarıyla, ülkemizde gözü olan dış güçlerin maşalarıyla nasıl bir yakınlıkları var bu Cumhuriyet aydınlarının? Okumalarını, bilim insanı olmalarını borçlu oldukları yüce Atatürk’ün ilkelerine, kanla irfanla kurulmuş Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı nasıl tavır alabilirler? Gazeteleri tarayın, bu meslek odasının yöneticileri, her zaman bölücüyü savunmuşlar. İnsan hakkı deyince, bölücüyü, vatanını bölmek isteyeni, kanlı çete PKK yandaşlarını savunmayı anlamışlar, hainleri korumuşlar.

Bu da kocaman bir soru olarak kalsın, belki bilenler söylerler neden biz böyleyiz? Aydınımıza bölücülük virüsü nasıl bulaşmış, kimler, ne zaman bulaştırmış, neden?

Yürüyüşte belki bunları da düşünürler değerli hekimlerimiz...

İstanbul’un işgaline karşı çıkarak tarihe geçen yüz yıl önceki meslektaşlarını anarlarken genç – yaşlı hekimler, belki o zaman ellerinde, “Yüce Kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’e seslenen, “Olmasaydın olmazdık” benzeri afişler taşırlar, İstanbul’un işgali denilince, Atatürk’ün o günleri anlatan sözlerinden de örnek verir, büyük kurtarıcımıza duydukları gönül borcunu (minneti), her fırsatta gençlere de duyurturlar.

Feza Tiryaki, 16 Mart 2019

Ek: https://www.istabip.org.tr/5196-100-yil ... rt-tip-bay
https://odatv.com/vid_video.php?id=8G19A
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 761
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x