Cahillerin Tanrılaştırıldığı toplumlarda yaşamak... 2014

Cahillerin Tanrılaştırıldığı toplumlarda yaşamak... 2014

İletigönderen İlteriş Kağan » Pzr May 17, 2020 23:21

Antik çağda Heraklitos ile ortaya çıkan diyalektik düşünceye göre hiçbir şey olduğu gibi kalmaz, her şey sürekli değişir. Canlıların, çocukluktan ileri yaşlara kadar, hep kendisi olarak kaldığını düşünürüz ama yanılırız. Onlar hep aynı adla çağrılıyorsa da sürekli değişmektedirler, asla aynı kalmazlar. Etiyle, kemiğiyle, kanıyla bütün bedenler sürekli değişir; bir yandan yenilenirken öte yandan ölüme yaklaşır. Salt beden değil ruh da değişim yaşar. Buna bağlı olarak insanın yapısal özellikleri, huy, inanç ve arzular, hüzünler, endişeler asla aynı kalmaz. Sürekli ölüp sürekli doğarlar. Daha şaşırtıcı olanıysa, bilgilerimizin de doğup öldüğü,; aynı kalmayıp sürekli değiştiğidir. Bilgi zamanla kaybolan ya da ölen bir şey olmasaydı, öğrenmek, öğrenmekte süreklilik olabilir miydi? Öğrenmek, kaybolan bilgilerin yerini yenisiyle doldurarak bilgeliği korumaktır ve böylece bilgi hiç değişmemiş gibi durur. Ölümlü bilgi, ölümsüzlüğe beden olarak bu şekilde erişebilir, başka bir yolu yoktur! Canlıların da yavrularını neden bu kadar sevdikleri bu değişim ile anlaşılmış olur. Kuşaktan kuşağa gen aktarımının gizemi canlının ölümsüz olma isteğidir.

Eski çağlardan beri bir kısım insanlar bilge olmak için uğraşadurdukları halde tanrılar bilge olmak için çabalamazlar. Çünkü onlar varoluşlarından beri bilgedirler zaten. Bu nedenle onlar bilgiyle ilgilenmezler. Yalnız tanrılar değil cahiller de bilgiyle uğraşmazlar, bilgi peşinde koşmazlar. Cahillik neden sevilmez? Çünkü cahil kimseler güzellikten, akıldan, iyilikten yoksunken kendilerini bilgeler bilgesi sanırlar. Böylelikle de bilgi için emek vermeye yakın durmazlar.

Cahillerin kendilerini bilge sanması ya da cahillerin tanrılaştırıldığı toplumların en büyük açmazı cehalete karşı savaşımı durdurmaktır. Bu durumda en cahilin en tepe noktaya gelmesi kaçınılmaz olur. Cahillerin kendilerini bilge sanması salt bugünün sorunu değil.

Sokrates yaşam tarzını ve yaşam tarzı nedeniyle sahip olduğu güçlü düşmanlıkları sergilemek amacıyla dostu Khairephon’un Delphoi tapınağı kâhini Pythies’e kendisiyle ilgili ziyaretini aktarmayı gerek görür. Arkadaşı kâhine, Sokrates’ten daha bilge birisinin olup olmadığını sorduğunda kâhin, ondan daha bilge birisinin bulunmadığını söyler. Bu bilgiyi alan Sokrates önce şüpheye düşer. Çünkü hiçbir şey bilmediğinin farkındadır. Ama tanrı yalan söyleyemeyeceği için kâhinin söylediklerine inanmak zorundadır. Böylece söz konusu kehanetin, çözülmesi gereken bir bilmece olduğunu düşünerek araştırmaya koyulur. Önce adı bilgeye çıkan politikacıya, sonra ozanlara, daha sonra da sahip oldukları Sophia ile ünlü olan ustaların ve zanaatkarların yanına gider (bugün yaşasaydı futbol kâhinlerini de sorgulardı). Onlara sorduğu sorularla, onların bilge olmadıklarını kavrar. Sokrates bunların cehaletin pençesinde kıvrandıklarını fark eder. Bu kişiler hem bilmedikleri şeyleri bildiklerini sanmaktadırlar hem de neleri bilmediklerinin farkında değillerdir. Oysa cehaletten daha büyük bir kötülük yoktur. Sokrates kendi cehaletinin farkında olmak gibi insani bilgeliğe sahiptir. Sokrates kendini bilmekte, kendini tanımaktadır. Sokrates sofistlerin okulundan yetişmişti ama sofist değildi. Oysa “bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimi” diyerek sofistlerle birleşmektedirler.

Türk sporu ve futbolu kendini bilge sanan spor kültürü olmayan cahiller tarafından kuşatılmıştır. Futboldaki en basit uygulamalar bile futbolu kimlerin yönettiğine ilişkin kesin bilgiler verebilir. Bir örnek mi istiyorsunuz: Olcan Adın’ı Galatasaray’a transfer eden anlayış ve bu delikanlıyı Ulusal takım kadrosuna çağıranlar, futbolu bilmedikleri halde futbolu kuşatanlardır. Bu kuşatmanın kalkması, bilge sanılanların cehaletini ortaya sermek için mücadele zamanı gelmiştir...

RÜZGÂRIN KIZI AYLİN VE SPOR TOTO...

PWA Dünya Rüzgâr Sörfü Turu, sekiz yıl sonra ilk kez kapalı alanda gerçekleştirildi. Polonya’nın başkenti Varşova’da yapılan PWA Salon Dünya Kupası, Polonya Ulusal Stadyumu’nu bir kapalı rüzgâr sörfü pistine dönüştürdü.

Rüzgâr sörfünde dünyanın en saygın yarışması olan PWA Dünya Turu’nda stadyum 58 bin kişinin canlı izleyebileceği bir rüzgâr sörfü havuzuna dönüştürüldü. Rüzgârın kızı Lena Aylin Erdil, kadınlar slalom kategorisinde toplam 2100 puan edinerek dünya birincisi oldu ve podyumda Türk bayrağını dalgalandırdı.

Aylin’in bu dereceyi edinmesi için 10 yıldır nasıl bir disiplin, özveri ve azimle çalıştığını yakından bilmekteyim. Daha önce çeşitli turnuvalarda dünya ikinciliği ve üçüncülüğü kazandığı halde parasal destekçi (sponsor) bulamamış, giderlerini devlet memuru ailesinin kazançlarından sağlamaya çalışmıştı.

Devletin Spor Toto’su ve Ziraat Bankası halktan topladıkları paraları iki metreden topu kocaman kaleye atamayan sözde profesyonellere harcarken, dünya şampiyonu olan amatör sporcularımızı görmezden gelmesi çok acıdır, çok da ayıptır. Sorunun özünü yukarıda bilgelikle cahillik arasındaki sınırdan söz ederken belirlemiştik. Bir de sporumuzu yönetmeye çalışan uzun boylu cüceler var. Her taraftan kuşatılmışız, bu kuşatma kırılmalıdır...
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 367
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Şu dizine dön: Gazete Köşe Yazarları

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 22 konuk

x