“Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” Sözleri Atatürk’e Ait Değil / Cengiz ÖZAKINCI

Araştırmacı - Yazar

“Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” Sözleri Atatürk’e Ait Değil / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Cmt Mar 07, 2015 15:11

1915 Çanakkale Savaşı Anıtlarına Kazınan “Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” Sözleri Atatürk’e Ait Değil -1-

1915 yılında İngiliz komutasında Gelibolu’ya çıkartılan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan birliklere kısaca A.N.Z.A.C (Australian and New Zeland Army Corps) adı verilmiştir. Biz Türkler, onlara “Anzaklar” diyoruz.

ResimLüleburgaz Atatürk İlkokulu öğretmeni Tahsin Özeken, 15 Nisan 1977 günü, elinde 1969’da yayımlanmış “Belgelere Göre Eceabat Kılavuzu” adlı kitapçıkla Anafarta Ovası’nda dolaşırken; 1915’te İngiliz komutasında Gelibolu’ya çıkan “ANZAC” birliklerinde yüzbaşı olarak görev yapmış yaşlı bir Avustralyalı’yla karşılaşır ve ona elindeki kılavuzda Atatürk’e ait gösterilen şu sözleri aktarır: “Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız... Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı siliniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Avustralyalı eski ANZAK askeri, 1915’te işgale geldikleri ülkede kendilerini kahraman ilan eden bu sözleri duyunca çok sevinir; Özeken’in yazışma adresini alıp kılavuzda Atatürk’e ait gösterilen sözleri defterine yazar ve ülkesine döndüğünde, “Muharip Anzaklar Derneği”ne iletir. Avustralya’daki “Gelibolu Çeşmeleri Onur Kurulu Başkanı” Alan J. Campbell, bu sözleri, yaptırmakta oldukları anıta yazıt olarak koymayı düşünür ve Özeken’e gönderdiği 12 Eylül 1977 günlü mektupta, Atatürk’ün bu sözleri hangi tarihte ve nerede söylediğinin belgesiyle birlikte kendisine bildirilmesini ister. Özeken, Campbell’in bu mektubunu, 13 Ekim 1977 günü, Türk Tarih Kurumu’na iletir. Kurum Genel Müdürü Uluğ İğdemir, Campbell’i yanıtlamak üzere hangi tarihte nerede söylendiğini araştırdığı bu sözlerin, Atatürk döneminde İçişleri Bakanlığı yapmış olan Şükrü Kaya’nın 10 Kasım 1953 günlü Dünya Gazetesi’nde yayımlanan söyleşisinde geçtiğini saptar.

ResimŞükrü Kaya, o söyleşisinde, 1934’te Çanakkale’de Mehmetçik Anıtı’nın başında bir söylev verdiğini, içinde bu sözlerin geçtiği söylev metnini Atatürk’ün bizzat yazıp kendisine verdiğini söylemektedir. İşte 1969’da basılan Eceabat Kılavuzu’nda kaynağı belirtilmeksizin Atatürk’e ait denilerek yayımlanan bu sözler; Şükrü Kaya’nın 1953’te yayımlanan o söyleşisinde, Atatürk bizzat yazıp bana verdi diyerek aktardığı o sözlerdir. İğdemir, Türk Tarih Kurumu adına Alan J. Campbell’e gönderdiği 10 Mart 1978 günlü resmi mektupta; “Atatürk’ün 1934’te Gelibolu’da İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söylettiği çok anlamlı söylev” olarak nitelediği bu sözleri, İngilizce’ye çevirerek gönderir.[/i] [1]  Campbell, İğdemir’e gönderdiği 7 Nisan 1978 günlü mektupta, bu sözleri birazcık değiştirerek Atatürk imzasıyla Avustralya’da yaptırdıkları anıta koyduklarını bildirmiş[/i] [2]  ve anıtın bir fotoğrafını da 31 Mayıs 1978 günlü mektubunun ekinde İğdemir’e göndermiştir.

Fotoğrafa bakıldığında, Avustralyalıların yaptıkları “birazcık değişiklik”lerin; (I)- metne “bizim için Johnnyler ile Mehmetler arasında bir fark yoktur” tümcesini sokmak; (II)- İğdemir’in 1934 olarak bildirdiği tarihi değiştirip 1931 yapmak; (III)- Atatürk’ün ön adını Kemal yerine Kamel biçminde yazmak olduğu görülmektedir. [3] 

Resimİğdemir, Campbell’in mektubuna verdiği 8 Haziran 1978 günlü yanıtta; anıt fotoğrafında görünen 1931’in değiştirilip 1934 ve Kamel’in değiştirilip Kemal olarak yazılması gerektiğini bildirmiş; gelgelelim, Avustralyalıların Atatürk’ün sözü diyerek anıta sokuşturdukları “Johnnyler ile Mehmetler arasında bir fark yoktur.” tümcesinin çıkartılmasını istemeyip, “Atatürk’ün bu güzel sözleri” diyerek, yapılan eklemeyi güzel bulduğunu dile getirmiştir.

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, Avustralya Hükümeti, Türkiye’den “ANZAK”ların Gelibolu’ya ayak bastıkları yerin adının “ANZAK KOYU” olarak değiştirilmesini ve Türkiye’nin resmi haritalarında bu adla yazılmasını istemiş; Türkiye, bunun karşılığında Avustralya’da uygun bir yere Atatürk adı verilerek Atatürk anıtı dikilmesini istemiş; karşılıklı istemler doğrultusunda, bu sözler, hem Gelibolu’da adı ANZAK KOYU olarak değiştirilen yere dikilen yazıta, hem de Avustralya’da yapılan anıta; altına 1934 K. Atatürk imzası atılarak; resmen yerleştirilmiştir.

Resim Resim

ResimAtatürk’e ait denilen bu sözlerle ilgili olarak, 2005’ten bu yana sürdürdüğüm araştırmalar sonucu; anıtlara kazınan ve içinde “Bizim için (işgalci) Johnnyler ile (yurdunu savunan) Mehmetçiklerin bir farkı yoktur” tümcesi geçen bu sözlerin Atatürk’e ait olmadığını bulguladım. Atatürk’ün Şükrü Kaya’ya okuttuğu söylevin tarihi 1934 değil 1931’dir. Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya’nın Çanakkale Mehmetçik Anıtı’na giderek orada çok önemli bir söylev vereceği, 17 Ağustos 1931 günlü Cumhuriyet’in birinci sayfasında kırmızı harflerle en önemli haber olarak duyurulmuştur.

Nitekim Şükrü Kaya, haberde duyurulduğu gibi, 25 Ağustos 1931 günü Çanakkale’ye gitmiş; Kemalyeri’nde bir söylev vermiş; bu söylevin tam metni devletin resmi Anadolu Ajansı’nca -Büyük Taarruz’un yıldönümüne denk getirilerek- 26 Ağustos 1931 günlü gazeteler aracılığıyla dünyaya duyurulmuştur.

Söylevi tam metin olarak yayımlayan Hakimiyet-i Milliye gazetesinin haberi şöyledir:

Dahiliye Vekilinin Kemal Yerinde Vatanperverane Bir Hitabesi Mustafa Kemal’in Çanakkale’yi Kurtardığı Noktada.

Gelibolu, 25 (A.A.) - Dahiliye Vekili Şükrü Kaya B. bugün refakatlerinde Kolordu Kumandanı Ali Hikmet ve U. Jandarma Kumandanı Kazım Paşalar olduğu halde Peykişevket torpidosu ile imroz adasından Maydos’a gelmişler ve Karaya çıkarak Kemalyeri’ne gitmişlerdir. Vekil B. Mehmetçik Abidesine Reisicumhur Hazretleriyle Başvekil ve Meclis Reisi Paşalar Hazaratı namına birer çelenk koydukları gibi kendi namlarına ve Cümhuriyet polis ve jandarması namına da birer çelenk vazetmişlerdir.

Ağustosun 27 sinde Çanakkale’ye gelecek heyetin de Kemalyeri’ne çıkarak ziyarette bulunacakları müstahberdir.

Vekil B. refakatindeki zevat ile birlikte otomobille Gelibolu’ya gelmişlerdir. Geceyi burada geçirecekler ve yarın Peykişevketle Yalova’ya gideceklerdir.

Maydos, 26 (A.A.) - Dahiliye Vekili Şükrü Kaya bey bugün Kolordu Kumandanı Ali Hikmet ve Umum Jandarma Kumandanı Kâzım Paşalarla birlikte Kemalyeri’ni ziyaret etmiştir. Dahiliye Vekili bey burada aşağıdaki nutku irat etmiştir.

Resim Resim

“Arkadaşlar, Üzerinde bulunduğumuz nokta kürei arzın meçhul her hangi bir noktası idi. Halbuki biz bugün buraya tanınmış meşhur bir mevki olduğunu düşünerek geldik. Bu nokta ne münasebetle tanınmış ve ne diye coğrafi ve askeri haritalarda muayyen isim almıştır: Kemalyeri! Bilhassa asker arkadaşların karşısında bunu izah teşebbüsünde bulunmak istemem. Her türlü İzahlar bittabi onlara aittir. Fakat bende bu yere ismi verilmiş büyük adamın yakın arkadaşı olmak iytibariyle ondan işittiğim bir hatırayı esas tutarak üzerinde bulunduğumuz yerin, Kemalyeri’nin ne olduğuna dair bir kaç kelime söylemek istiyorum.

Efendiler; üzerinde bulunduğumuz bu noktadan deniz kenarına kadar olan mesafeyi, hep beraber görüyoruz. Bu dar sahada tarihte malum olan büyük kuvvet karaya çıktı. En aşağı iki, üç kilometre cephede yayıldı. [4]  Bu vaziyette henüz üzerinde bulunduğumuz noktada büyük Türk evladı Kemal o geniş düşman cephesinin sol cenahında ufak bir kuvvetle göründü. Orada cephanesi kalmamış neferlere süngülerini kullandırarak işe başladı. Bu teşebbüs muvaffakiyetle ilk eserlerini gösterdi. Türk’ün büyük ve sevgili evladı Mustafa Kemal o gece çok uğraştıktan ve her hangi bir fatihin kolaylıkla karşı duramıyacağı felaket işaret eden vaziyetleri yendikten sonra karanlık bir gecenin sabahında kendisini bu noktada gördü, ve bu noktanın yüksek Türk taliini kurtaracak mevki olduğuna karar vererek burada kaldı. Bu nokta Mustafa Kemal’in çok faik düşman kuvvetlerini mağlup ederek geriye püskürttüğü ve nihayet onları bütün takviyelerine rağmen yerinde durdurduğu bir Kumandan yeridir. Bir Türk Kumandanının Türk taliini yükseltmek için münasip gördüğü kumanda yeridir. Ben asker değilim, fakat bilirim ki bu yerden, bu Kemalyeri’nden garbın bütün ufuklarına karşı, garbın bütün denizlerinde en büyük zannolunan kuvvet ateşlerine karşı hu noktadan sadır olan Türk iradesi bugünkü Türkiye’yi kurtarmış olan faaliyetlerin ilk yeri olmuştur. Bu iytibarla burada bulunmaktan ve gördüğümüz bu yüksek hatırayı burada yad etmekten çok memnun ve bahtiyarım.

Bizim bu yerde kıymetli hatıraları yad ederek mütehassis olmamız ve bu yere ismini veren büyük Türk’ün bu memlekete ve Türklere yaptığı büyük eserleri hatırlıyarak minnettar olmamız gayet tabiidir. Şeref ve iftiharla görüyoruz ki, bu yerin karşısında en büyük kuvvet ve kudret göstermiş olan büyük devletler de bu Kemalyeri’ne ve bu yere ismi verilmiş olan büyük Türk’e hürmetle takdirle bakmaktadırlar. Ben bu noktada yalnız bütün hassasiyetimin ifadesi olarak tek bir cümle söylemekle iktifa edeceğim:

“Vatanın müdafaası için burada aziz kanlarını döken Türk çocuklarına ebedi minnetler.” Bu büyük kahramanlar için henüz bir abide dikilmediğini görüyorum. Bundan fazla müteessir olmak istemem. Biliyoruz ki, bu aziz kahramanların kurdukları ve korudukları yıkılmaz Türk vatanı onların hatıralarını daima taziz ettirecek ifade ve manzarası cihanşümul, en yüksek bir abidedir.

Karşıda da bizimle harp etmiş insanların mezarlarını ve abidelerini görüyoruz. Orada yatanları da takdir ederiz.

Medeniyet tarihi yarın karşı karşıya yatanlardan hangisinin fedakarlığını daha haklı ve daha insani bulacak ve daha ziyade takdir edecektir. Tecavüz etmiş onların abidelerini mi, yoksa vatanını müdafaa eden kahramanların hâlâ el uzatılmamış mukaddes taş ve toprak halinde bırakılmış olan bu izleri, bu kahraman izlerini mi? Kat’i hükmü medeni beşeriyetin insani takdirine emniyetle bırakabiliriz. Yalnız şunu tesbit etmek isterim ki biz Türkler mazinin her türlü manasız, mantıksız, girift eziyetlerini unutarak yeni bir hayat yarattığımıza kaniiz. Bu hayat, Türk’ün ilk ve medeni hayatının alemşümul manasının ihtiva eden bu kanaatimiz, fiiliyatımızla da sabit olmuştur. Karşımızda mezarlar bırakan milletler, bizim bu samimi ve çok yeni mahiyette noktai nazarlarımızı iyi telakki ederlerse bu karşılıklı mezarlar aramızda kin, husumet ve ölmez hisleri [5]  yerine muhabbet, dostluk temin eder. Ben, mensup olduğum Türk içtimai heyetinin kurduğu Cumhuriyet hükümetinin mesul bir adamı olarak arzederim ki, Türk milleti bu karşılıklı abidelere hürmetle bakar ve iki tarafın ölülerini rahmetle yadederken dimağında ve vicdanında yaşıyan samimi temenni: Bu ölü abidelerin bir daha rekzolunmaması (dikilmemesi-C.Ö.) bilakis bunları kuranlar arasında insanlık münasebetlerinin, insanlık bağlarının yükselmesidir.


* * *

Görüldüğü üzere, Şükrü Kaya’nın 1931’de Çanakkale’de Mehmetçik Anıtı başında okuduğu ve 1953’te yayımlanan söyleşisinde metnini bizzat Atatürk’ün yazdığını açıkladığı söylevde, yıllar sonra Atatürk imzasıyla anıtlara kazınan ve işgalci Johnny (Anzaklar, vs.) ile yurdunu savunan Mehmetçiği bir tutan sözler yoktur. Tersine, söylevde 1915’te Gelibolu’ya çıkan Anzaklar, vs. “düşman cephesi”, “düşman kuvvetleri”, “tecavüz etmiş olanlar” sözleriyle nitelenmiş; Mehmetçik “vatanını müdafaa eden kahramanlar” olarak tanımlanmış; ve dünyaya; “Medeniyet tarihi yarın karşı karşıya yatanlardan hangisinin fedakarlığını daha haklı ve daha insani bulacak ve daha ziyade takdir edecektir. Tecavüz etmiş onların (Johnny’lerin -C.Ö.) abidelerini mi, yoksa vatanını müdafaa eden kahramanların (Mehmetçiklerin -C.Ö.) hâlâ el uzatılmamış mukaddes taş ve toprak halinde bırakılmış olan bu kahraman izlerini mi?” sorusu yöneltilerek; saldırgan, işgalci Coniler ile yurdunu savunan Mehmetçiklerin bir tutulmadığı vurgulanmış; “bu ölü abidelerin bir daha rekzolunmaması” sözleriyle de “ölü” olarak tanımlanan Anzaklar vs. için, bir daha Çanakkale’ye anıt dikilmemesi istenmiştir.

Gerçek budur...

(Devamı gelecek sayıda)

* * *

Dipçe:
 [1]  Uluğ iğdemir, “Atatürk ve Anzaklar”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1978, s. 8., 14.
 [2]  Uluğu İğdemir, a.g.e., s.10.
 [3]  Anıt fotoğrafında görülen yazıt şöyledir: “Those heroes that shed their blood and lost their lives... You are now lying in the soil of a friendly country. Therefore rest in peace. There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side here in this country of ours... You, the mothers, who sent their sons from faraway countries wipe away your tears; your sons are now lying in our bosom and are in peace, after having lost their lives on this land they have become our sons as well.” Ataturk, 1934
 [4]  Gazete dizgisinde görülen “yarıldı” sözcüğünün doğrusu “yayıldı” olacaktır. Karş. Cumhuriyet g. 26.08.1931. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan metinde,
 [5]  “ölmez mübareze hisleri” (Mübareze: Çekişme)


[NOT: Bu yazıda, duygularımı olabildiğince dışarıda bırakarak, yalnızca belge ve bilgi verip yorumu okuyucuya bırakmaya çalıştım. Ancak, duyarlı okuyucu, Atatürk’ün Anzaklarla ilgili Şükrü Kaya tarafından okunan söyleviyle, Atatürk’e ait denilerek anıtlara kazınan fakat Atatürk’e ait olmayan sözleri irdelediğinde; Atatürk’ü, işgalci coni ile yurdunu savunan mehmetçiği bir tutarmış gibi gösteren tahrifatları bulguladığım an, yüreğimde nasıl bir fırtına koptuğunu duyumsayabilir.]

Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Mart 2015
cengizozakinci@butundunya.com.tr
PDF
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Re: “Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” Sözleri Atatürk’e Ait Değil / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Çrş Nis 22, 2015 18:29

1915 Çanakkale Savaşı Anıtlarına Kazınan “Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” Sözleri Atatürk’e Ait Değil -2

Atatürk’e ait denilerek Çanakkale Anıtlarına kazınan “Bizim İçin Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur” sözlerinin Atatürk’e ait olmadığı saptandı.

ResimÇanakkale Savaşı’nda ANZAK Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri’nin “25 Nisan 1915 Gelibolu Çıkartması”nı konu alan; Canberra’da (Avustralya), Wellington’da ( Yeni Zelanda) ve Arıburnu’nda (Türkiye) dikilmiş yazıtlara “Atatürk 1934” imzasıyla kazınan ve içinde “Bizim için Conilerle Mehmetler arasında fark yoktur” (There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us) ibaresi geçen sözlerin Atatürk’e ait olmadığı gerçeğini; geçtiğimiz ay, dergimizin Mart 2015 sayısında, bu sözlerin kaynağı olarak gösterilen “Atatürk’ün Şükrü Kaya tarafından okunan söylevi”ni, 84 yıl sonra bulup, ilk kez tıpkıbasım ve tam metin halinde yayımlayarak ortaya koymuştuk. Atatürk, bundan başka, 1934 yılında “25 Nisan 1915 Gelibolu Çıkartması” ve “Çanakkale Savaşı”ndaki çarpışmaları konu alan resmi yazılı bir demeç vermiştir; ancak, bu demeçte de, sözünü ettiğimiz anıtlara “Atatürk 1934” imzası ile kazınmış bulunan sözler yer almamaktadır. Şöyle ki:

18 Nisan 1934 günü, Avustralya’dan “Mustapha Kemal Pasha”ya bir telgraf gelir: “25 Nisan Gelibolu Çıkartması’nın yıldönümü dolayısıyla Avustralyalılara bir mesaj gönderilmesinden mutluluk duyulacaktır. - Star Gazetesi, Melbourne.”

Avustralya gazetesinin bu telgrafına Atatürk’ün yanıtı çok kısa ve özdür: “25 Nisan 1915 Gelibolu ihraç (çıkartma-C.Ö.) hareketi ve bu Yarımada’da cereyan eden bütün muharebeler, dünyaya orada kanlarını dökenlerin kahramanlığı ile beraber, bu mücadelenin sebep olduğu zayiatın (yitimlerin-C.Ö.) milletleri için ne kadar elemli (üzücü-C.Ö.) olduğunu göstermiştir.” [1] 

ResimAtatürk’ün bu Türkçe demeci, Avustralya gazetesine gönderilmeden önce, dönemin uluslararası diplomatik dili olan Fransızca’ya çevrilir ve 22 nisan 1934 günü Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza imzasıyla Melbourne The Star gazetesine tellenir.

The Star gazetesi, 25.04.1934 günlü sayısında, Atatürk’ün Türkiye’den gönderilen Fransızca telgrafını, İngilizce’ye çevirip Fransızca metinle bir arada yayımlarken “Eski Düşman, Türkiye, Hatırlıyor!” (Turkey, Old Foe, Remembers) başlığını atar; “Türkiye’nin Diktatörü Kemal Paşa” (Kemal Pasha, dictator of Turkey) nitemini kullanır; ve yayımladığı İngilizce çeviriye, özgün telgraf metninde bulunmayan “hiç bir zaman unutulmayacaktır” (will never be forgotten) ibaresini sokar.

ResimAtatürk’ün telgrafı, Avustralya gazetesinde yayımlandıktan bir gün sonra, İngiltere’de, The Times gazetesinin 26.04.1934 günlü sayısında; doğruya daha yakın bir çeviriyle; Avustralya gazetesinin İngilizce çeviriye soktuğu “hiç bir zaman unutulmayacaktır” ibaresi ve “Türkiye’nin Diktatörü”, “Eski Düşman” nitemleri kullanılmaksızın yayınlanır.

İngiliz The Times gazetesinin 26.04.1934 günlü bu haberi, Türkiye’de 30.04.1934 günlü Cumhuriyet’te haber olur ve Atatürk’ün Avustralya gazetesine gönderdiği Fransızca telgrafın, İngiltere’de The Times’da verilen İngilizce çevirisi; Cumhuriyet’te, bu kez İngilizce’den Türkçe’ye çevrilerek yayımlanır: “Gelibolu yarımadasında yapılan ihraç hareketi ve muharebeler burada kanlarını dökenlerin kahramanlığını bütün dünyaya ispat etmiştir. Bu harbe iştirak eden milletler için bu savaşın sebep olduğu zayiat ne kadar yürekler acısıdır.”

ResimBir ay kadar sonra, Avustralya gazetesi, Atatürk’ün telgrafını yayımladığı 25.04.1934 günlü sayısından 2 nüshayı, 21.05.1934 günlü bir mektup ekinde Atatürk’e gönderip teşekkür eder ve ondan Çanakkale Savaşları’yla ilgili daha ayrıntılı bir demeç isteğinde bulunur. [2] 

Atatürk, Avustralya gazetesinin daha ayrıntılı demeç istemini bu kez yanıtsız bırakır. Bunda, Avustralya gazetesinin, Atatürk’ün Fransızca telgrafını, İngilizce’ye çevirirken, araya metinde bulunmayan “hiç bir zaman unutulmayacaktır” sözlerini sokuşturmuş olmasının etkisi olabilir. Şöyle ki: Atatürk, 25.08.1931 günü, Çanakkale’de, Mehmetçik Abidesi başında, Şükrü Kaya aracılığıyla dünyaya duyurulan ve tam metnini dergimizin Mart 2015 sayısında yayımladığımız söylevinde: “Biz Türkler mazinin her türlü manasız, mantıksız, girift eziyetlerini unutarak yeni bir hayat yarattığımıza kaniiz. Bu hayat, Türk’ün ilk ve medeni hayatının alemşümul manasının ihtiva eden bu kanaatimiz, fiiliyatımızla da sabit olmuştur. Karşımızda mezarlar bırakan milletler, bizim bu samimi ve çok yeni mahiyette noktai nazarlarımızı iyi telakki ederlerse bu karşılıklı mezarlar, aramızda kin, husumet ve ölmez mübareze hisleri yerine muhabbet, dostluk temin eder.” demişti. [3] 

Atatürk “geçmişin eziyetlerini unutarak dost olmak” görüşünü, Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) ve Hariciye Vekaleti Vekili (Dışişleri Bakanı Vekili) olan Şükrü Kaya tarafından okunan söylevi aracılığıyla 1931’de dünyaya duyurmuş olduğu halde; üç yıl sonra, onun 22.04.1934 günlü telgrafını yayımlayan bu Avustralya gazetesinin “Eski Düşman, Türkiye, Hatırlıyor! başlığını atıp, “Türkiye’nin Diktatörü Kemal Paşa” nitemini kullanması ve telgrafın İngilizce’ye çevirdikleri metnine, özgün Fransızca metinde bulunmayan “hiç bir zaman unutulmayacaktır sözlerini sokuşturması; Atatürk’ün, bu gazetenin ikinci demeç istemini yanıtsız bırakmasına neden olmuş olabilir.

ResimGelgelelim aynı Avustralya gazetesi, 1934’teki ikinci demeç isteminin yanıtsız bırakılmasını umursamaz ve bir yıl sonra, 1935’te, bir mektupla yeniden başvurarak, ANZAK’ların 25 Nisan 1915 Gelibolu Çıkartması’nın 20. Yıldönümü dolayısıyla, Atatürk’ten üçüncü kez demeç ister. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, bu gazeteye gönderilmek üzere bir demeç taslağı hazırlar. İçerik, bu gazetenin Atatürk’ün bir yıl önceki telgrafını “Eski Düşman Türkiye Hatırlıyor! başlığı ile ve telgrafta olmayan “hiç bir zaman unutulmayacak ibaresini İngilizce çeviriye sokup çarpıtarak yayımlamış olmasına anlamlı bir gönderme içermekte gibidir:

“Gelibolu siperlerinde harp etmiş olanların cümlesinin, çekilen meşakkatları (güçlükleri, zorlukları, zahmetleri) her zamandan ziyade (çok) bu gün tahattur etmelerini (hatırlamalarını) ve sulhün müdafaası (barışın savunulması) için bundan 20 sene evvel vatanlarının müdafaası için gösterdikleri nisbette (ölçüde) gayret ve secaat (yiğitlik) göstermelerini temenni ederim (dilerim).” [4] 

Atatürk, Dışişleri’nce hazırlanıp 28.04.1935 günü Cumhurbaşkan-lığı'na gönderilen ve 29.04.1935 günü kendisine ulaşan (yani ANZAK’ların Gelibolu Çıkartması’nın 20. yıldönümü olan 25.04.1935 öncesine yetişmeyen) bu demeç taslağını, o Avustralya gazetesine göndermemiş ve sonuç olarak, Avustralya gazetesinin bu üçüncü demeç istemi de 1935 yılında yanıtsız kalmıştır. [5] 

* * *

ResimAvustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye’de, devletlerce dikilen anıtlara “Atatürk 1934” imzasıyla İngilizce olarak kazınan sözlerin, Türkçe çevirisi şöyledir: “Kanlarını döken ve yaşamlarını yitiren kahramanlar... Sizler şimdi dost bir ülkenin toprağında yatıyorsunuz. Bu nedenle huzur içinde yatın. Ülkemizde yan yana yattıkları yerde bizim için Johnnyler ile Mehmetler arasında fark yoktur. Uzak ülkelerden oğullarını gönderen analar, gözyaşlarınızı silin; oğullarınız şimdi bağrımızda huzur içinde yatıyor; bu topraklarda yaşamlarını yitirdikten sonra, artık onlar bizim oğullarımız olmuştur. Atatürk 1934” [6] 

Oysa, Atatürk, 1934’te böyle bir demeç vermemiştir. Atatürk’ün 1934’te Avustralyalılara gönderdiği biricik demeç, yazımızın başında aktardığımız, Avustralya’da The Star gazetesinin 25.04.1934 günlü sayısında yayımlanmış olan şu demeçtir:

Resim“25 Nisan 1915 Gelibolu ihraç hareketi ve bu Yarımada’da cereyan eden bütün muharebeler, dünyaya orada kanlarını dökenlerin kahramanlığı ile beraber, bu mücadelenin sebep olduğu zayiatın milletleri için ne kadar elemli olduğunu göstermiştir.”

Atatürk’ün 1934’te Avustralyalılara gönderilen bundan başka demeci yoktur ve bu demeç, 25 Nisan 1915 günü Gelibolu’ya çıkartılan ANZAK (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri) askerlerine özgülenmiş olmayıp; Çanakkale Savaşları’nda, Gelibolu’da “ANZAK”larla çarpışan askerlerimizi kapsamaktadır. Canberra’da (Avustralya), Wellington’da (Yeni Zelanda) ve Arıburnu’nda (Türkiye) dikilmiş anıtlara “Atatürk 1934” imzasıyla İngilizce olarak kazınıp yalnızca “The Johnny”ler (ANZAK askerleri) ile onların analarına seslenen; ve içinde Avustralyalı Alan J. Campbell’e ait olduğunu kanıtladığımız “Conilerle Mehmetler arasında bir fark yoktur” ibaresi bulunan sözler; Atatürk’e ait değildir.

Sağlığında yayımlanmış yazı, söylev ve demeçleri, kendisinin dünya barışına yönelik özlü güzel sözleriyle dopdoluyken; Atatürk’ün barışçılığını, insancıllığını, kendisine ait sözlerle anlatmak yerine; başkalarına ait şiirsel sözlerin altına onun imzasını koyarak anlatmanın gereği var mıdır?



Dipçe:
 [1]  Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A; VIII-I, D:95, F:5-13’den aktaran: Sermet Atacanlı, “Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları”, İş Kültür y., Şubat 2015, s. 385.
 [2]  Sermet Atacanlı, “Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları”, İş Kültür y. Şubat 2015, s. 388, s.575.
 [3]  Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 26.08.1931 günlü sayısında yayımlanan söylevin tam metni için, bkz: Cengiz Özakıncı, “1915 Çanakkale Savaşı Anıtlarına Kazınan ‘Conilerle Mehmetçikler Arasında Fark Yoktur’ Sözleri Atatürk’e Ait Değil”, Bütün Dünya Dergisi, Mart 2015.
 [4]  Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A: VIII-I, D:95, F:16. Aktaran: Sermet Atacanlı, “Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları”, İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2015. s.389.
 [5]  Sermet Atacanlı, “Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları”, İş Kültür y. Şubat 2015, s.389.
 [6]  Anıtlara kazılı İngilizce sözler şöyledir: “Those heroes that shed their blood and lost their lives... You are now lying in the soil of a friendly country. Therefore rest in peace. There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side here in this country of ours ... You, the mothers, who sent their sons from far away countries wipe away your tears; your sons are now lying in our bosom and are in peace. After having lost their lives on this land they have become our sons as well. Ataturk, 1934.” Anıtların Türkçe sütunlarında, metnin İngilizcesiyle tam olarak örtüşmeyen şu sözler kazılıdır: “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır. Atatürk, 1934.”


Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Nisan 2015
cengizozakinci@butundunya.com.tr
PDF
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18


Şu dizine dön: Cengiz ÖZAKINCI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x