Darbeleri okuma kılavuzu -2- / Selcan TAŞÇI

Darbeleri okuma kılavuzu -2- / Selcan TAŞÇI

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzr Şub 28, 2010 18:06

Darbeleri okuma kılavuzu -2-

Çuval sırası Erdoğan’da mı?

ABD Dışişleri Bakan Yardımcı Steinberg’in, İran konusunda Financial Times’da yayımlanan tehditkar sözleri, emperyalizmin ABD için bir “devlet politikası” olduğunu bir kere daha gösterdi. Asıl mesajını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na veren ve düpedüz “sizden akıl değil hizmet bekliyoruz” diyen Steinberg’e bakılırsa “Müttefikimin dostu dostum, düşmanı düşmanımdır” kuralı tek taraflı ve yalnız ABD’nin menfaatleri için işletiliyor. Yani Türkiye’nin “Ey müttefikim İran benim sınır komşum, nüfusunun çok önemli bölümü Türkler’den oluşuyor, beni durup dururken komşumla papaz etme” demeye hakkı yok. Derse ne mi olur? Irak’ı hatırlayın... Irak’ın işgaline karşı çıkan Bülent Ecevit, iktidardan neredeyse sedyeyle alaşağı edilmedi mi? Veya 1 Mart 2003 tezkeresine karşı çıkan TSK, bu cüreti dolayısıyla mensuplarının kafasına çuval geçirilerek “ceza”landırılmadı mı? Şimdi Beyaz Saray sözcüsü Gibbs’in dediği gibi, İran’a karşı “zaman ve sabrın sonuna” gelinmişse... Ve iddia edildiği gibi Erdoğan bu işgale ortak olmak konusunda gönülsüzse... Bu kez çuval kimin başına geçirilir dersiniz? Darbenin daniskası budur! Hükümet böyle devrilir. Ve madem bu ülkede ABD’nin istemediği hiçbir darbe olamaz; sırf NATO’daki patronunun gözünden düşmemek için, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na karşı, ’milli menfaatlerini korumaya kalkıştığı için’ kurulabilecek bu tür bir tezgahta rol almayı aklından geçiren aklı evveller var mıdır; vardır! Bugün, hiçbir emperyalist güç tarafından “kafeslenememiş” olan ‘Cumhuriyet politikaları’nı yazdık. Erdoğan, kendisini darbelerden sakınmak konusunda bu denli azimliyse, “tekerrür”ler tarihinden başka birşey olmayan “Darbeleri okuma kılavuzunu” yanından ayırmasın...


Ellerini ovuşturarak ‘dilenmemizi’ beklediler

Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkan Türkiye Cumhuriyeti’ne, ekonomisini kurmak için yabancı sermayeye muhtaç olduğunu dayatanlar “hem egemenlik, hem kalkınma olmaz” diyorlardı.

Türkiye darbeler tarihinde, yapanların yanına nelerin kâr kaldığını tahlil edebilmek için Cumhuriyetin ilk dönem politikalarını anlamış olmak gerekiyor.

1. İktisat Kongresi çalışmaları, yeni devletin nasıl bir ortama doğacağını gösteriyordu. Tek sermaye vardı; savaş yorgunu ve yoksul bir halk. İmparatorluk mirası, “kefen bezini bile Japonya’dan alan”, sıfır üretime sahip, yüzyıllarca hamallıktan fazlasını yapmasına imkan tanınmamış, ehliyetsiz bir halktı. “Köydeki ağa ile çobanın arasındaki fark, donunda ve pantolonundaki yamaların sayısından ibaretti. Ağa belki ekmekle zeytinin yanına pekmez de koyabiliyor, çoban zeytinle yetiniyordu.” (Celal Bayar Anlatıyor Bilinmeyen Atatürk / İsmet Bozdağ)


The Economist’in yorumu

7 Eylül 1923’te, “Türkiye en kısa sürede ekonomisini yeniden kurmak ve ekonomik faaliyetlerini canlandırmak zorundadır. Fakat bunu yabancı sermaye ve teknolojinin yardımı olmaksızın gerçekleştirebilmesi olanak dışıdır. Türk ulusu, bir yandan ülkede yabancı çıkarların katı bir kesinlikle Türkiye’nin ulusal egemenliğine bağımlı kılınması, diğer yandan hızlı bir ekonomik kalkınma hamlesinin gerçekleştirilmesini isterken, bu iki isteğin çeliştiğini kimse düşünmüyor” diye yazan The Economist, yabancıların taviz beklentisiyle ellerini ovuşturduklarını ortaya koymuş oluyordu. Bu ihtiyaçların farkında olan ABD’nin 400 milyon dolarlık bir yatırım olan Chester Projesi ile Türk topraklarına (2. kere) sızma girişimi de bu tarihlere rastlayacaktı. Yeni kurulan devletin yoksulluğunu kullanarak, onu köleleştirmeye çalışan ABD’nin oyununu bozan Atatürk, projeyi II. Sevr diyerek reddetti ve ’dış borçlar’ konusundaki sınırlarını ilan etti: Tam bağımsızlıktan taviz verilmeyecek, maliyenin geleceğini tehlikeye atacak düzeylere ulaşmayacak, gelen paralar tüketime değil üretime harcanacak...

Bu nedenle, 1930’da kibrit tekelinin bir Amerikan şirketine devredilmesi karşılığında alınan 10 milyon dolarlık krediyi kabul etti ve bununla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı kurdurdu. 1. Beş yıllık Kalkınma Planı yatırımları için 1934’te 8 milyon dolarlık Sovyet kredisi, Karabük Demir Çelik Tesisleri için 2.745.000 sterlin İngiliz kredisi alındı. Diğer yandan, Türk’ün kendi yurdunda, kendi diline ve yasasına uymayan kuruluşlarla ilişkide bulunamayacağı” kararı doğrultusunda, 1931-1938 arasında “mukavelelerine riayet etmediği” gerekçesiyle bir çok imtiyazlı yabancı şirket millileştirildi. Ergani Bakır Türk Anonim Şirketi Almanlar’dan satın alınırken, Fransızlar’ın elindeki Keçiborlu Kükürt madeni imtiyazı feshedildi.


Milli Bankacılık nostalji oldu

1920’de mevduatın yüzde 68’i yabancı bankaların elindeydi. Finansal yapının milli kurumların elinde olması gerektiğine inanan Atatürk 1924’te Türkiye İş Bankası’nı kurarak “milli bankacılık” dönemini başlattı. Bunu, bugün ya özelleştirme kapsamında olan, ya da yabancılara satılan Halk Bankası, Ziraat Bankası, Denizbank ve diğerleri takip etti. 1937’ye gelindiğinde yabancı bankaların mevduat payı yüzde 9’a inmişti.

Türkiye İktisat Kongresi’nde yapılan çok önemli bir vurgu daha vardı: “Mazide, Tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi müstesna bir mevkiye malikti, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka birşey yapmamıştır. Türkiye buna muvafakat edemez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız.”


Az zamanda çok iş

Bütün bu az zamanda çok iş başarma azmi, sürdürülemeyen Cumhuriyet köyleri projesi, 1950’lerde terk edilen sanayi kentleri modeli, MTA’nın kurulması ve yeraltı zenginliklerinin devlet eliyle çıkarılması, bu doğrultuda ETİBANK’ın kurulması ve daha bir çok çaba, 1925, 1927 ve 1929 bütçelerinin fazla vermesiyle karşılığını buldu. Ki 1929, dünyanın ekonomik krizle sarsıldığı tarihti.

Ancak “Büyük Şefimiz derin koma içinde terki diyar etmişlerdir” mesajının yayınlandığı 10 Kasım 1938 Perşembe gününden sonra, yabancı sermayenin Atatürk’ün şiddetle karşı çıktığı biçimde “tüketime” dönük olarak kullanılması sonucu gelinen “ümüğü sıkılmış” hal gösterdi ki, O’nun kaybı, Türk Milleti için ne kadar zamansızsa, giderek bağımsızlaşan bir Türkiye’den ürkenler için de o kadar zamanlıydı.


‘Köle düzeni sürsün’ isyanı

Yapılan en önemli işlerden biri de milli sanayinin oluşturulması, koruyucu gümrük vergileri ve krediler ile teşvik edilmesi oldu. Üç beyaz-üç siyah projesi ile un, şeker, pamuk, demir, kömür ve akaryakıtın, yurt içinde üretilmesi ve bu alanlarda dışa bağımlılıktan kurtulma sağlandı. Yüksek vergi tarifeleriyle, sanayi dışarının rekabetinden korundu. Ancak üretmek yetmiyordu. Üretilen malın dağıtılması olanağı yoktu. Ulaşım millileştirildi. Limanlarımız ve karasularımızdaki taşıma ve ticari faaliyetler, Kabotaj Kanunu ile güvence altına alındı. Montrö Antlaşması ile Türkiye, Boğazlar üzerindeki bütün haklarına kavuştu. Çiftçiden alınan aşar vergisinin kaldırılmasıyla köylü toprağın sahibi yapıldı. İngilizlerce desteklenen Şeyh Sait İsyanı’nın tarımsal üretimi teşvik eden ve kölelik düzenine son veren bu kanunun çıkarılmasından sadece birkaç gün sonra başlamış olması, o gün İngilizler’in, bugün Amerikalılar’ın kışkırtmasıyla çıkarılan sözde etnik ayaklanmaların, aslında neye karşı olduğunu gösteriyordu: Kendi ayakları üzerinde durabilen bir halk!


Şeker ve tütünün stratejik önemi yok sayıldı

Atatürk günün koşullarında karşılaştığı büyük muhalefete rağmen şeker üretimi konusunda ısrarcı oldu ve Alpullu, Eskişehir, Turhal Şeker fabrikalarının hizmete açılmasını sağladı.

Yıllar sonra, Türk ekonomisini krizden çıkarmak üzere ABD’den transfer edilen Kemal Derviş’in 15 günde 15 yasa fermanı çerçevesinde, ”Dünyanın en pahalı şekerini üretiyoruz. Şeker kamışından şeker üretenlerle rekabet edemiyoruz“ gerekçesiyle pancar ekim alanları daraltılarak, şeker fabrikaları işlevsizleştirildi.

ABD, 2002-2003 yıllarında Türk ekonomisine en ağır ”sivil“ darbelerinden birini indirdi.

Şeker pancarının boşluğu kısa sürede GDO’lu mısırlar ile dolduruldu. İster özelleştirilecek fabrikalara mısır pazarlansın, ister kapatılan fabrikaların açığı, şeker üretiminde kullanılan mısır şurubuyla kapatılsın ”şeker açılımı“nın en çok kazananı Amerikan şirketleri olacaktı.

Sakın ”üç tane şeker fabrikası için darbe mi yapılırmış“ demeyin. Unutmayın ki, ABD’nin darbeler tarihi Hawaii’deki üç tane şeker tüccarını gümrük vergisinden kurtarmak için, adayı kendisine bağlamasıyla başladı.


Reji tekeli geri döndü

‘1883 yılında, Osmanlı, tütün gelirlerinin toplanması için Osmanlı Bankası aracılığıyla bir Avrupa şirketine yetki vermişti. Bu şirketin adı Reji idi. Osmanlı’nın tüm tütünleri, yani stokta bulunanlar, gelecekte ekilecek ve işlenecek tütünler, tekel konumundaki bu Reji şirketince alınacak, bunun karşılığında Düyun-u Umumiye İdaresi’ne her yıl 750 bin lira ile ayrıca kârdan belirli bir oranda pay verilecekti. Böylece Osmanlı hükümetinin borçlarına mahsuben tüm tütünlerine el konuyor, kendisine de devede kulak mesabesinde bir pay bırakılıyordu. Reji şirketi bu görevini son derece gaddarca yaptı. Tütün kolcuları bir kilo tütünü kaçıran Türk köylüsünü bile alnından vurmaktan çekinmediler.’ (Atatürk Ekonomisi ve Beş Destan Adam / Cazim Gürbüz)

1926’da Atatürk’ün emriyle kaldırılan Reji İdaresi, yine Amerika’nın ’Derviş’ kurtarıcısının marifetiyle çıkarılan Tütün Yasası sayesinde geri döndü. Önce zarar ettirilip, sonra yabancılara pazarlanan TEKEL’in yerini Amerikan şirketleri aldı. 7 Sigara Fabrikası, 19 Alkollü İçki Üretim Fabrika ve İmalathanesi, 82 Başmüdürlük, 11 Tuz İşletmesi ve 1 Jüt İpliği Fabrikası bulunan TEKEL, ”Türkiye’nin 13 günlük borç faizi karşılığında“ satıldı.

YARIN: Chester Projesİ ve Lozan


Selcan TAŞÇI, YENİÇAĞ, 25 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12207
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Darbeleri Okuma Kılavuzu - Selcan TAŞÇI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x