Darbeleri okuma kılavuzu -3- / Selcan TAŞÇI

Darbeleri okuma kılavuzu -3- / Selcan TAŞÇI

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzt Mar 01, 2010 14:42

Darbeleri okuma kılavuzu -3-

Washington’un öfkesine meydan okuduğunu sananlara...

Yenişafak yazarı Fehmi Koru, darbe iddialarını “akıl dışı” olduğu gerekçesiyle reddedenlere hitaben yazdığı dünkü yazısında “kronoloji” üzerinde durulmasını tavsiye etti. Koru’ya göre, “Irak’ı işgale hazırlanan ABD’ye kuzeyden ’2. Cephe’ açma ve Türkiye topraklarını üs olarak kullanma imkânını verecek tezkerenin 1 Mart (2003) tarihinde kabul edileceği varsayımıyla, tezkereden beş gün sonrası için planlanan ve nihai amacı Irak’a savaş yüzünden yönetilemez hale gelecek Türkiye’ye ’askeri yönetim’ elbisesi geçirmek olan tatbikat, tezkere geçmediği, 60 ilâ 80 bin ABD askeri Türkiye’nin değişik yerlerinde konuşlanmadığı için” uygulanamadı.

Aynı “kronoloji”ye dikkat çeken, ancak konuya farklı yaklaşan Umur Talu da, “darbe planlarının”, tezkerenin reddinden sonra “Washington’un öfkesinden yararlanmak hesabında olanlar”ın işi olabileceğini ileri sürdü.

Sapla samanı karıştırmamak gerek, tezkereyi reddeden Erdoğan değil TBMM’ydi. Erdoğan, Müslümanları katleden ABD askerleri sağ-salim evlerine dönebilsinler diye dua ediyor, Gazze için “One Minute” diyen dilleri, Kerkük, Telafer, Süleymaniye, Felluce için lal oluyordu o günlerde. Tezkerenin reddi Erdoğan’ın “başarısı” olsaydı, bugün olmayan darbe iddialarını mı, yoksa 3 Kasım 2002’de olduğu gibi “Bunlar da nerden çıktı” dedirten, yoktan iktidar olan bir partinin misyonunu mu tartışırdık derseniz...

Eğer Fehmi Koru, gerçekten de darbecilerin “içeride” olduğuna inanıyorsa, hazır ufukta İran operasyonu da gözükmüşken test edelim. Bakalım, ABD’ye gerçekten karşı duran bir Başbakan, yedi yıl daha iktidarda kalabiliyor mu?


Musul petrolleri demiryoluyla kuşatılacaktı

Türkiye Cumhuriyeti’nin yerüstü ve yeraltı kaynaklarını ipotek altına almayı amaçlayan Chester Projesi’ni bizzat Amerikalılar “birinci sınıf bir emperyalist teşebbüs” olarak tanımlamıştı.

Yeraltı ve yerüstü zenginliklerini paylaşmak isteyen güçlerin, uğruna Dünya Savaşı yaptığı Osmanlı coğrafyası için, ikinci savaş pazarlık masasında verilecekti. Bu ’masa çatışmaları’, 2. Dünya ’asimetrik’ Savaşı olarak tanımlanmayı hak edecek kadar çetin geçti.

ABD, savaştan güçlenerek çıkan tek ülkeydi. Savaşı nakde çevirmek konusundaki ilk önemli tecrübesini bu savaşta kazandı. Savaş teçhizatı ticaretiyle ekonomisini ihya eden ABD, küresel rekabete girmeye hazırdı. Bu rekabetin yolu hiç şüphesiz petrol ve maden yataklarına sahip olmaktan geçiyordu. Çünkü İngiltere, Fransa, Almanya gibi rakiplerinin uğruna savaşı dahi göze alarak yaptığı şey buydu.


Hızır(!) gibi yetiştiler

Almanya, Fransa ve İngiltere’nin baskısıyla 1909’da onaylanmayan Chester Projesi, 1920’de ikinci kere ve bu kez Ankara Hükümeti nezdinde gündeme getirildi. Ulaşım, dün de bahsettiğimiz gibi, kapsamlı bir kalkınma hamlesi tasarlayan Ankara Hükümeti’nin önemli önceliklerinden biriydi. Hem maliyeti hem de gerektirdiği teknoloji düşünüldüğünde sermaye desteği olmaksızın çözülemeyecek gibi duran ’ulaşım’ sorununu çözmek için karşısına çıkan ’fırsat’a dört elle sarıldı.

Dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bey(Bozkurt) “Chester Projesiyle memlekete 400 milyon liralık bir yabancı sermaye girecektir. Milletimizin hukukuna ve milletimizin kanunlarına riayet eden herhangi bir yabancı sermayeye düşman olmadığımıza bundan daha kuvvetli kanıt olabilir mi!” diyordu.

Ancak, projenin, “milletimizin hukuku ve kanunları”na riayet etse dahi çıkarlarına hizmet edip etmediği konusu muallaktaydı ve Lozan’daki trajik yüzleşmeye kadar öyle kalacaktı.

“Yakın Doğu’nun ABD sermayesi için en ilgi çekici yönü, kuşkusuz, madenlerdir.”
- Lewis Hack



Astarı yüzünden pahalı

9 Nisan 1923’te Meclis’te yapılan oylama ile onaylanan ve The Ottoman-American Development Company (OADC) ile imzalanan sözleşmeye göre, OADC, Anadolu, Musul, Kerkük, Süleymaniye bölgesinde 4.400 kilometreye yakın demiryolu ile kıyılarımızda üç liman yapacaktı. Karşılığında istenen imtiyazlar ise projenin “astarını yüzünden pahalı”ya getirecek türdendi. Hatların iki yanında toplam 40 kilometrelik şerit içindeki varolan ve bundan sonra ortaya çıkarılacak petrol dahil bütün kaynaklar 99 yıllığına, arazi bedeli alınmaksızın devredilecekti. Ankara’dan Kerkük’e ve Doğu Beyazıt ve Samsun’a kadar uzanan geniş bir alanı kapsayan proje kapsamında temin edilen girdiler ve şirketin kazancı üzerinden vergi de alınmayacaktı. Anadolu’ya delme, arıtma ve demiryolu araç-gereci ihraç edecek olan Amerika’da bu proje bir tek şirkete, genel ekonomiye de kazanç sağlayacaktı.

Bu denli ağır imtiyazlar içeren anlaşmayı Tevhidi Efkâr gazetesi “Chester İmtiyazını heyecanla kabul ettik. Böylece Lozan’da ABD’yi kendi tarafımıza çektiğimizi umuyoruz” diye coşkuyla karşılarken, ABD’li Edward M. Earl “.... Bağdat Demiryolu ile, Osmanlı Maliyesinin gelirleri ipotek altına alınmıştır. Chester İmtiyazları ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin madenleri ipotek ediliyordu.. Chester Projesinin birinci sınıf bir emperyalist teşebbüs olmaması için hiçbir sebep yoktur” diye yazıyordu.

Tıpkı bugün olduğu gibi, ABD o gün de, sömürgeleştirmeye geldiğini adeta bangır bangır anons ediyordu.


İttifak beklentisi

Peki Türk tarafı bu tavizleri vermeyi göze alırken nasıl bir hesabın içindeydi?

Türk tarafı, Amerika’nın Chester Projesi’yle Anadolu’ya girmesi halinde, burada diğer devletlerin üstünlük kuramayacağını “emperyalizme karşı direniş”te “müttefikinden” güç almayı umuyordu.

İsmet İnönü’nün konferasın salonunun kapısına “Amerikalıları istemiyoruz” yaftasını astığı iddia edilen Lozan Konferansı, Türkiye-ABD ilişkilerinin umut vaat etmediğini, bölgesel çıkarlar düşünülünce gelecekte de vaat edemeyeceğini gösterecekti.


Misyonerlerin saha çalışması

Prof. Bige Sükan Yavuz, yıllar önce Fransız Arşiv Belgeleri’ni esas alarak yaptığı araştırmada 11 Ağustos 1922 tarihli bir istihbarat raporundan söz etmiş ve dönemin ABD Ankara temsilcisinin, Ankara’da bir araştırma bürosu açmaya karar verdiğinden, Anadolu’da demiryolu yapımı, maden ve ormanların işletilmesi, geniş arazilerin kullanılması konularında araştırma yapmak üzere su, orman ve maden mühendislerinden oluşan 30 kişilik bir Amerikan heyetinin Türkiye gezisinden bahsetmişti. 1920’lerde “İstanbul şehrinin yakın bir gelecekte Amerikan misyonerleri ve eğitim kurumlarının katkılarıyla büyük imkanlara kavuşacağı(!)”nı yazan Amerikan basının iddiası böylece doğrulanmış oluyordu.

Tıpkı bugünkü gibi, o gün de büyükelçi, akademisyen, uzman görünümlü ajanları ile Anadolu’nun stratejik mevzilerini keşfe çıkan ve “saha çalışması” yapan ABD, avucuna almaya çalıştığı ülkenin İngiliz dilindeki gibi “hindi” değil, bildiğin “altın yumurtlayan tavuk” olduğunu keşfetmişti.


‘Çıkarlarının peşinden koşan ABD’yi istemiyoruz’

Amerika’nın Türkler’e karşı girdiği ilk “müttefiklik” sınavı olan Lozan iki ülke ilişkileri açısından büyük bir “hayal kırıklığı” ile sonuçlandı. Hayal kırıklığı diyoruz, çünkü Milli Mücadeleye katılan kadrolar arasında dahi, Atatürk’ün “ahmaklar” dediği, kurtuluşu “Amerikan mandası”nda görenler olmuştu.

Ankara hükümetinin Chester Projesi’ne onay vermesinin en önemli nedeni, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası İngiliz işgali altına giren Musul’un, Lozan’da yeniden Türk sınırlarına dahil edilmesi için Amerikan desteğini alabilmekti. Evdeki hesap çarşıdakine uymadı. “Amerika” demek Chester Grubu demek değildi. Ankara’nın bir dizi imtiyaz vermeye razı olduğu Chester Grubu, vaadettiği desteği verse de, Amerikan politikalarında çok daha belirleyici rolü olan dev petrol şirketlerinin Musul konusunda farklı planları vardı. Bu şirketlerden Standart Oil’in, itilaf devletlerinin ortak olduğu Turkish Petroleum Company’den hisse alma girişimleri sonuca bağlanmak üzereydi. Ve bu ABD açısından, Chester’la “Musul’da sınırlı bir alan”dan elde edeceği kârdan çok daha fazlasını, “bütün Mezopotamya petrolleri”nin kârını içeriyordu.

New York Times, 23 Kasım 1922 tarihinde, Amerika’yı sadece kendi çıkarları peşinde koşan bir devlet olarak tanımlayan İsmet İnönü’nün, Lozan’daki Konferans Salonu’nun kapısına bir yaftada iri harflerle “Amerikalıları İstemiyoruz” yazdığını duyurdu. Gazetenin, “şoke” olduğunu belirttiği Amerikalı gözlemcilerin arasında, Osmanlı döneminde ABD temsilciliğini yapan ve “Osmanlı’nın parçalanmadan önce ABD birlikleri tarafından polis denetimine alınması”nı savunan Henry Morgenthau da vardı.

ABD’nin “emperyalist” emelleriyle trajik biçimde yüzleşen Ankara’nın tek tepkisi ittifak umduğu bu “büyük devlet(!)”i yaftalamak olmadı.

’Eski’ Osmanlı topraklarından planladığından da büyük bir kâr dilimi kapan ABD, Türkiye’deki ulaşım yatırımlarına kredi vermeye yanaşmayınca, Chester Projesi, 18 Aralık 1923’te, anlaşmayı “II. Sevr” olarak nitelendiren Atatürk’ün talimatıyla feshedildi. Bu diplomatik tecrübe ile stratejik önemi daha da belirginleşen demiryolu yatırımları millileştirildi.

YARIN: Truman doktrini


Selcan TAŞÇI, YENİÇAĞ, 26 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12207
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Darbeleri Okuma Kılavuzu - Selcan TAŞÇI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x