DEFİNEYİ ARARKEN

DEFİNEYİ ARARKEN

İletigönderen Feza Tiryaki » Pzt Ara 09, 2019 18:31

DEFİNEYİ ARARKEN

Define, Arapça gömülmeden geliyor; gömülen, saklanan, yaşayan sahibi olmayan eski madeni para, mücevher, değerli taş, maden, eski eşya demek. Türkçesi gömü.

Defineli öyküler, romanlar çoğunlukla aynı sonla biter. Hazıra konmak, kolayca para bulmak isteyen aç gözlüler sonunda cezalarını bulurlar. Define uğruna onlarca kişi can verir, defineciler onmaz. Define kimseye yar olmaz.

Bizim eski ders kitaplarımızda böyle defineli bir öykü vardır. “Çiftçinin Oğulları” adıyla. Definecilere ders veren, çalışmanın en değerli “define” olduğunu anlatan.

Ölüm yatağındaki babalarının, tarlamızda define var, tarlayı sakın kimseye satmayın, defineyi, toprağı kazın, arayın bulun öğüdünü, babalarının ölümünden sonra tutan oğulları, tarlada gömülü hiçbir şey bulamamışlar ama tarlayı iyice kazdıkları için o yıl her yıldan daha çok ürün almışlar.

“Define Adası” adlı çocuk romanı - yazarı; İskoç, Stevenson- dünyaca tanınan defineli romanların en ünlülerindendir.

Haritalı define peşinde maceralı bir gemi yolculuğu, define uğruna onca insan kırımları, iki yüzlü, paraya tapan insanlar, bu uğurda ölenler, denizlerde yitenler...

Kaç geminin, gemicinin sonunu getiren, kana bulanan bir kanlı korsanın çaldıklarından oluşan, ölmeden önce bir adaya sakladığı definesi, akıl almaz rastlantılarla, kıl payı ölümden dönmelerle en sonunda genç roman kahramanının ve dostlarının eline geçer. Defineye konanlardan biri, daha bir ay geçmeden kendi payını yiyip bitirir, biri zengindir, zenginliğine zenginlik katar, yaşamı pek değişmez, geminin kaptanı kaptanlığı bırakır, o parayla ev alır, bir yere yerleşir, romanın anlatıcısı genç, var olan malını artırır. Bu arada bu define uğruna ölenleri hiç saymayın... Kaç kişinin kanına giren, sonra pişman olan bir diğer haydut da, yetkililere teslim edilemeden bir torba dolusu altın parayla kaçar. Romanlarda bile çoğu kez hak - adalet olmaz.

Bizler de bu saçma öyküleri okuduğumuzla kalırız, gözlerimize yazık olur...

Mehmet Rauf’un da, “Define” adlı, konusu define olan bir romanı var. 1927 basımı. Cumhuriyetin ilk yıllarının bir kitabı. Abdülhamit’in tahtan inmesi döneminde paşalarından birinin bir hamamda sakladığı servetin yıllardan sonra aranmasının öyküsü.

Talip Apaydın’ın, “Define” adlı romanında defineyi köylüler köylerinde arıyorlar... Pekçok yazar, her dönem ilgi çeken bu konuyu öykülerinde romanlarında yazmış.

Bir de, bizde, okuduğu romandaki defineyi gerçek hayatta aramaya kalkışanlar var. 2011 yılında gazetelere düşmüş böyle bir olaya, şu sözlerle başlık atılmış:

“Uludağ'ın eteklerinde bulunan Yiğitali köyü Gölcük mevkisinde devriye gezen jandarma ekipleri, bir ağaç dibinin 5 kişi tarafından kazıldığını gördü.”

Sonrasında karakola getirilen defineciler demişler ki: ” Biz, okuduğumuz romandaki “Yorgo”nun definesini arıyorduk, bulunca size haber verecektik.”

Yine yıllar önce, Tekirdağ Çerkezköy’de, sözde, çobanın çocukları dağda koyun güderlerken toprakta gömülü eski para bulmuşlar, çoban, devlete haber vermiş. Televizyoncular tam teşkilat orada. Toprağı karıştırıyorlar, her yer eski demir para. Kameralara gösteriyorlar. Hayalle gerçek karışık, tam ülkemizin bu son dönemine uygun bir habercilik.

Dincilik aldı yürüdü ya ülkemizde, ciddi ciddi defineciliği dine alet edenler de eksik değil. Biri, yazı yazdığı köşesinde ufaktan ufaktan atmış:

“Define bekçisi cüce cinler.”


Hem cin hem define bir araya nasıl gelir? Gelmiş. “Define bekçisi cinleri” uzun uzun tanımlama, masalla gerçeği karıştırma, insanları hurafeye (boş inanç) inandırma, bundan da şu kadarcık utanmama:

“Cüce cinler boyları çok uzun olmayan define bekçisi olarak bilinen cin türüdür, bunların bir diğer adı da lebrikondur. Gerçekte defineyi her cin beklemez bunlarda tıpkı insanlar gibi ırk ırk ayrıdır, insanların nasıl mala mülke düşkünü olan varsa cinlerdeki durumda aynıdır.” Metin Kabakcı’dan: “Define bekçisi cüce cinler”

Define konusu, her dönem bu kadar ilgi çeker de, bizim filmcilerimiz boş durur mu?

İşte, bir anda akla gelen iki defineli gülmece filmi. Kemal Sunallı, Metin Akpınarlı...

“ Salak Milyoner”, “ Köyden İndim Şehire”.

Bunlar yine bir şey değil, ya define nasıl aranır konusunu televizyonlarda işleyenler, bu konuyu uzun uzun alet (dedektör) tanıtarak anlatanlar. Geçen yıl olmaz olmaz denen bu konu da gerçekleşmiş bizde. Hem de “HaberTürk”de.

Bir dedektör firması sahibi, kendisini “define ve işaret uzmanı” olarak tanıtmış yayında, firmasının ürünlerini definenin nasıl aranacağını anlatmış izleyiciye. Kimse de, dur dememiş.

Kaçak kazıların, define bahane edilerek yapılan kazılarla kültür varlıklarımıza saldırının, eski tarihi mezarları parçalama - bozmanın önünü açan bu yayınlar cezalandırılmamış.

Kaçak kazılarla kültür varlıklarımız, kaleler, taş mezarlar, eski taş duvarlar hep bozulmuş, parçalanmış, bazen de yok edilmiştir. Dedektör kullanımının bu çağda serbest olmasını nasıl açıklayacağız?

Bu da, bu akşamın dünya haberlerinde geçen bir define haberi. “Bu nasıl şans!” başlığıyla. Hindistan’da geçen yıl lotodan çıkan büyük parayla satın aldığı arazide define bulmuş bir adam. Altın sikke dolu bir çömlek. Yetkililere de bildirmişmiş. Haberin resimleri bu uydurma bir haber dedirtiyor insana, bir örtüye yeşil, pas rengi üstü resimli tenekeye benzer paraları sermişler, ortalık ıssız, adam ha bire paraları avuçluyor, konuşuyor. Sanki dünyaya açıklamıyor, göstermiyor definesini, teneke parçaları gösteriyor. Belli, ya lottonun reklamı yapılıyor ya da millet yalanla uyutuluyor, umut aşılanıyor; “Belki sen de bulursun! Şans oyunları oyna, define ara!”

On yıl kadar önce de, Rusya - Moskova’da işçiler çalıştıkları inşaat alanında bir define bulmuşlardı. Buldukları paraları sokakta satmaya kalkınca da yakalanmıştılar.

Define aramanın, kuralları, her ülkede ayrı ayrı yasası var. Kimi ülkede defineyi bulan yarısını alıyor, kiminde hiç yararlanamıyor. Bulunan defineler devletin sayılıyor. Kiminde hepsi bulanın, devlet karışmıyor. Bazı ülkelerde de bulunan definenin yarısı bulanın, yarısı define bulunan arazinin sahibinin.

Bizdeki durum, şu an, iktidarca değiştirilmemişse, yenice bir kararname çıkarılmamışsa(!), şöyle:

Define aramak isteyen, bir dilekçeyle yakınındaki bir müzeye ve diğer ilgili kurumlara başvurur. Bulmak istediği define yerini haritasıyla krokisiyle (çizim) belirtir. İzin belgesi alırsa, jandarma, arkeoloji uzmanı, mali görevli eşliğinde arama başlatır. Jandarma hırsızlığı önler, arkeolog eğer çıkarsa eski eserin korunmasıyla ilgilenir, buluntuyu bilimsel açıdan inceler, maliyeci de bulunana değer biçer.

Yine ülkemizdeki yasalara göre, define bulan, en geç üç gün içinde durumu yetkililere bildirmek zorundadır. Bulan, buluntunun değerine göre ödüllendirilir. Ödülü bir komisyon belirler. Bu ödül en çok definenin yarısı kadar olabilir.

Diğer ülkelerle, bizim “define” konusunda da, çok ayrı bir durumumuz var. Bizim ülkemiz, tarihten önce başlayan uygarlıkların yatağı. Sayısız uygarlık bizim topraklarımızda yaşamış, kalıt bırakmış. Yabancıların, yerli aracılar eliyle köylünün - meraklısının bulduğu, devlete haber vermediği kalıtları yok pahasına alıp ülkesine götürdüğü de, ülkemizin acı bir gerçeğidir.

Hepimiz yaşadığımız yörelerde bunun nice öyküsünü duymuşuzdur:

“Şuradan, denizde batan gemiden düzinelerle çok değerli kırık testi çıkarılmış, gizlice İstanbul’da satılmış.” “Şu Likya mezarında altın bulunmuş, şu gömütte küp küp eski para bulmuşlar.” “Şu eski taş evin temeline bir zamanlar küplerle değerli eşya, para gömmüşler...” “Hiç sorma, şunlar şunlar bir yerde define bulmuşlar, el altından satmışlar, şimdi paraya para dememeleri o yüzden.” “Dedemlerden kalan saklı paranın üstüne konmuşlar evimizi alanlar. Neydi ne oldular, birden paralandılar baksana!”

Bunlar çok sık duyduğumuz sözler. Bir de, bu tür gerçek haberler var dergilerde, eski yayınlarda yazılan. Bunlardan birisi 1960 yılından. Kumluca’da bir köylü kadın, altıncı yüzyıla ait define (gümüş eşya) buluyor. Bulunan paha biçilemez değerdeki bu eşyalar, parça parça Amerika’ya, oradaki bir müzeye taşınıyor. Yine Antalya – Elmalı’da, milattan önceki yüzyıllara ait bir define bulunuyor, doğrudan İsviçre’ye kaçırılıyor.

Bunlar, devletler arasında eser kaçakçılığı sorunu çıkardığı, yazışmalarla geri alınmaya çalışıldığı için bilinen define haberleri...

Ya bilinmeyenler?

En son bilinen define arama haberi tam bir maskaralıktı. Vatan hainliğiydi. Suçluların yargılanması gereken bir çevre kıyımıydı.

Evet bildiniz:

Gümüşhane’deki “Dipsiz Göl”.


Binlerce yıllık buzul gölü, “Dipsiz Göl”, defineci denilen vatan hainlerince, akılsız çıkarcılarca, aç gözlülerce talan edildi, bir doğa mucizesi yok edildi biliyorsunuz.

Neymiş, o dibi görünmeyen, çok derin gölün dibinde define varmış.

“Kim demiş? Kilimci! Kime demiş? Defineciye! O kime demiş? Müzeciye! Müzeci kime? Oranın en üst yöneticisine!”

Elbirliğiyle iki definecinin adını gizleyerek, kimselere demeyerek gölü ortadan kaldırmayı başarmışlar. Önce suyunu boşaltmışlar, sonra oraya inşaat araçları, deliciler, kürüyücüler, kepçeler, vinçler sokmuşlar. Kayalar kırılmış, su yolları bozulmuş, su kaynakları kapanmış, güzelim doğanın dengesi sarsılmış.

Dört gün sonra işi bitirmişler, bir de şunu duyurmuşlar: “Define aradık ama bulamadık.”

Bulduk diyecek değillerdi elbette.

Bulsalar ne çıkardı? Belki de buldular. Çok çok üç beş kişi bu işten kazanacak. Sorası define parası yenip bitecek. Geriye bir yıkıntı kalacak, bu doğa kalıtının izi bile ortadan silinecek.

Kimse de yargılanmayacak... Yeni yıkımlar için yüz bulan azgınlar, başka vurgunlara yelken açacaklar...

*
Değerli takı (mücevher) denilince, aklıma, bir zamanların çok ünlü, adı gazetelerimizden, dergilerimizden düşmeyen bir yabancı kadın oyuncusu (Liz Taylor) gelir. Takıları, takılarının dudak uçurtan fiyatları... Falanca eşinin armağanı kolyesi kaç yüz bin dolarmış, hangi mücevherine kaç milyon dolar vermişmiş, hep bunlar yazılıp çizilirdi. Her güzellik ve görkemli yaşam gibi onun da devri geçti, kadın yaşlandı, öldü.

Aradan bir yıl geçmeden, bir zamanlar takıp takıştırdığı o takılar, her yanı mücevherli, bu süs düşkünü sinema oyuncusunun geride bıraktığı mücevherleri, mirasçılarınca açık artırmayla satıldı. Her parça, milyon dolarları bastıranın elinde kalmış. İşte dünyanın gözü önünde sergilenen bir yaşam gerçeği:

Ünlü artist, takmış takıştırmış, pahalı takılarıyla övünmüş, avunmuş; zamanı gelince öte yana göçmenin, çırılçıplak gitmiş herkes gibi. Aynı gösterişi başkaları devam ettirecekler, milyon dolarları bastıranlar da bir süre avunacaklar aldıkları taşlarla, incilerle, elmaslarla, bu devran böyle dönüp duracak.

Bu taşlar, ne yaşama yaşam katacak, ne kişiyi ölümsüz kılacak, unutulmaz yapacak, ne de mutlu edecek...

En değerli mücevher, yaşarken gönüllerde bıraktıkların, eserlerin, yaptıkların, işlediklerin değil mi? Saat, zamanı gösterir, altından olsa ne yazar, pırlantayla süslense, bilmem ne marka olsa ne değişir?

*
Define konusu böyledir, konuş konuş bitmez. Konuya çok eski zamanlarda Mevlana da katılmış. Bakınız ne demiş:

“Define yıkık yerlere saklanır. Sakın ola fakir ve dertlilerin kalbini kırma, ahlarını alma.”

Bu bir bakış açısı.

Paraya, gösterişe düşkünlük, acımasızlık da başka türlüsü yaşama bakışın.

Gösterişi sevenlere, saltanat düşkünlerine, sonradan görmelere ne kadar yakışıyor define avcılığı değil mi? Hazıra konmak, konduğu hazırı yemek bitirmek...

Hepimizin en değerli hazinesi ülkemizi, bu kanla irfanla kurulmuş Cumhuriyetimizi gözümüzün önündeki gerçek defineyi koruyalım.

“Dipsiz Göl” bunun en son, en küçük, en çarpıcı bir örneği.

Vardı. Artık yok.

Uyanalım, uyaralım...

Feza Tiryaki, 8 Aralık 2019
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 818
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x