DEMOKRASİ ÜZERİNE (VIII)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

DEMOKRASİ ÜZERİNE (VIII)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Cum Haz 12, 2020 10:27

DEMOKRASİ ÜZERİNE (VIII)
Bu yazı dizisini sonlandırırken; ‘demokrasi’ kavramının ‘diktatörlük’le tamlaması gerçekte bir oxymore mudur yoksa bilimsel/felsefî bir yorumu da olabilir mi diye sorulabilir?
Burada öncelikle Lenin’in Cumhuriyeti “halkın silahı” (armement du peuple) olarak gördüğünü ve “Devlet ve dinin ayrılmış olması, bütüncül demokratik özgürlükler ile köktenci ekonomik reformlar” gibi liberal programa sahip çıktığını ve ilk ağızda ‘sosyalist diktatörlük’ değil ama ‘demokratik diktatörlük’ü savunduğunu belirtelim.
Öte yandan, Troçki ve Parvus’ün savundukları ‘sürekli devrim’ (révolution permanente) kuramı da, sosyal demokrasinin kararlı ve köktenci bir biçimde demokrasi için mücadelesi son kertede ‘iktidar’ı ele geçirmekle sonuçlanacaktır biçiminde özetlenebilir.
Lenin’in karşı çıktığı konu ise, ‘devrimci mücadele’nin amacının sadece ‘Cumhuriyet’i amaçlaması değil ama daha çok ‘devrimci’ olmaması üzerinedir.
Böylece biri ‘Kesiksiz’ ya da ‘Arasız’ (continu) devrim, diğeri sürekli (permamente) devrim olarak adlandırılacaktır.
İlk bakışta bu ‘sürekli’ ve ‘Arasız’ devrim anlayışları arasında önemli bir fark olmadığı söylenebilir.
Oysa Troçki ve Parvus’un savundukları ‘süreklilik’ içinde, bırakalım burjuvazi kendi ‘Demokratik Devrimi’ni yapsın demek vardır.
O arada proletarya da ‘kendi’ devrimi için hazırlanmış olacaktır.
İşte Türkiye’de Millî Demokratik Devrim (MDD) kuramı bu ikinci anlayışa dayanmaktadır denilebilir.
Ancak ve ne var ki, burjuvazi bir kez ‘iktidar’a yerleşince, artık ne kadar ‘sosyal haklar’ tanıyor görünürse görünsün, eninde sonunda kendi ‘diktatörlük’ünü kurmuş olacaktır.
Böylece ‘Demokratik Diktatörlük’ oxymore’unun iki ‘cephe’si olduğu sonucuna varmaktayız: biri ‘Burjuvazi’den yana, diğeri ‘Proletarya’dan yana..
Bunun ‘ortası’ yok mu diye sorulabilir.
O konuda yüzyıl sonra, Avrupa Sosyal Demokrat ya da Sosyalist Partilerinin bir ‘Üçüncü Yol’u önerecekleri günler de gelecektir.
Ancak eğer ‘Halk’ denilen nüfusun büyük çoğunluğundan yana bir ‘diktatörlük’ ile nüfusun ancak çok azınlık olan kesiminin ‘diktatörlük’ü arasında bir seçim yapılacak olursa, hangisinden yana olunacağı, hangisinin içinde olunduğuna bağlı olacaktır.
Bu ayırım işte bu kadar açık ve yalındır.
Ya da, gerçekte çoğunluk içinden gelip azınlığın ‘hizmet’ine girmek biçiminde olacaktır.
İşte bu sonuncular ya ‘Küçük Burjuva’ ya da ‘lümpen proletarya’ grubunu oluşturacaklardır.
Onların ‘demokrat’lığı, gerçek ‘demokrasi’yi hiçbir zaman derinliğine anlayamamalarından gelmektedir.
Halk denilince de her ‘parti’nin ‘partili’ olanları anlaşılmaktadır.
‘Parti’lere gelince, bugün Türkiye’de ‘Deva’ ve ‘Gelecek’ gibi partilerin nasıl kısa sürede yurt genelinde ‘örgüt’lendiğine bakılınca, ‘Burjuvazi’ için parti kurmanın ne denli kolay olduğu anlaşılabilir.
Bu tür partilerin ‘demokarsi’ anlayışı da, ‘kendi’ varlıklarını ‘sürdürebilme’ye dayanmaktadır.
Çoğunluğun ‘hak’larıyla uzaktan yakından ilgileri yoktur.
Gereği de yoktur.
Çünkü gemisini yürüten kaptandır, vesselam!
Geriye, sözde ‘siyaset bilimcileri’ne, kimin daha yakışıklı, kimin daha oturaklı, kimin daha becerikli olduklarını ‘hesap’lamak kalmaktadır.
(Bitti)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1117
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x