DÊMOS-KRATOS

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

DÊMOS-KRATOS

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Prş Haz 27, 2019 13:07

DÊMOS-KRATOS
Demokrasi için, Jacques Rencière’in deyişiyle “demokrasi ancak yeni gelen kuşakların değişim isteklerini dile getirmeleriye” başlamaktadır demiştik.
Doğrusu, ‘yeni kuşaklar’ın, doğal gelişmesinden çok, yeni ‘özne’lerin (sujet) ortaya çıkması ve kurulu düzene (statu-quo) başkaldırmalarıyla ‘başlamakta’dır, demekti (*).
Herşeyden önce ‘felsefî’ ve ‘politik’ bir yorumun sözkonusu olduğunu söyleyelim.
Dolayısıyla, tarihte, kurulu düzene her başkaldırının ‘demokratik’ olduğunu ileri sürmek gibi bir sıradanlığa düşmemek gerekiyor.
Kaldı ki, ‘dêmos-kratos’ terimlerinden türetilen ‘demokrasi’ içinde de, ‘halk’ ve ‘otorite’ terimlerinin ayrı ayrı ‘felsefî’ ve ‘politik’ yorumlarını yapmak gerekiyor.
‘Politika’dan başlanacak olursa, Türkçe için ‘siyaset’ (la politique) ve ‘politika’ (le politique) ayırımını önereceğim.(**)
Denilebilir ki, ‘siyaset’, en geniş anlamıyla yönetim mekanizması, karar merkezleri ve seçimler gibi toplumsal bütün (tout social) düzeyinde tasarlanıp biçimlenenlerdir.
‘Politika’ ise, toplumun ‘örgütsel yapılanma ilkeleri’nin de (principes organisationels) dahil olduğu itiraz ve kopuş anlarını tasarlamak demektir.
Demek ki, ‘politika’, toplumun ya da ‘statu-quo’nun ‘potansiyel’ değişim olanaklarını dile getirmekte, dolayısıyla daha çok ‘felsefî’ bir içerik taşımaktadır.
Somutta bu, toplumun ‘devrimci an’larına karşılık geliyor olabilecektir.
Güncel yaşamın sıradan etkinliklerinin ötesinde, koyulacak eylemin sonuçlarının ‘bilinci’nde olmaları da denilebilir.
En azından ‘kadercilik’ anlayışının dışına çıkmak çabasıdır.
O kadar ki, siyaset alanında, diyelim ‘seçimler’ dolayısıyla ‘iki seçenek’ten birine zorlanmaya ‘karşı çıkmak’ da ‘politika’ anlamına gelebilsin.
Burada seçimler dolayısıyla, örneğin Avrupa ülkelerindeki ‘katılmama’ ile Avrupa dışındaki ülkelerdeki ‘katılım oranı’nın yüksekliğini ‘demokratik tutum’ olarak değerlendirmelerin ne denli yanlış olabileceğine dikkat çekmek gerekiyor.
Örneğin, seçimlere ‘katılmama’, toplumun ‘siyaset’e ilgisizliği olarak değil, ama, ‘seçim dışında’ birşeyler yapılabileceğinin kanıtı olarak da görülebilir.
Yani seçime katılmayanların ‘politik’ bir tutum alabilecekleri.
Varsayılan o ‘politika’ların yaşama geçirilip geçirilmediği ise ayrı bir konudur.
Ancak, ‘siyasî’ler, gerektiğinda para ve hapis cezaları öngörerek, sözde, halkı ‘katılımcı’ yaptıklarını ileri sürmektedirler.
Oysa, bu, ‘gel bizim günahlarımıza ortak ol’ demek anlamına da gelmektedir.
‘Sözde meşruiyet’ aramak da denilebilir.
Bu konu üzerinde yeniden düşünülmelidir diyeceğim.
(*)“Démocratie commence là où les nouveaux sujets non-reconnus (les ‘sans-part’) émergent et contestent le statu-quo”, J.Rancière, la Mésentante: politique et philosophie, Paris, Galilée,1995
(**) Bu konuda Claude Lefort, Essais sur le politique: XIXème-XXème siècles, Paris, Seuil, 1986
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1041
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x