Denklem, Merkez, Hücre

Forumda gereksiz, yanlışlıkla açılmış veya kilitlenmiş başlıklar buraya taşınır.

Denklem, Merkez, Hücre

İletigönderen bezgin » Pzt Kas 02, 2009 12:25


STRATEJİK AMAÇ: CUMHURİYET DEVRİMİ'NE SON VE KESİN DARBENİN İNDİRİLMESİDİR


1. ISLAK İMZALI KÂĞIT PARÇASI
Şaşkınlarımız bir kez "belge manyağı" yapıldı ya, Gladyo merkezi, kâğıt parçalarını sürmeye devam ediyor. Hiç kuşkumuz yok, Adli Tıp'ta ıslak imzalı olduğu saptanan "belge" de bir kâğıt parçası! Diğer kâğıt parçasından farkı; bunun ıslak imzalı olmasıdır.
İçeriğine baktığımız zaman, bu belgede yazılanların kurgu olduğu apaçık ortadadır. Genelkurmay Başkanlığı'nda, "Şuraya silah koyun, sonra gidin basın" türünden eylem planları hazırlanmaz. Bu tür acemilikleri ve saçmalıkları, hiç kimse "ıslak imzalar"la vb. yöntemlerle gerçektir diye kabul ettiremez. Belgenin düzmece olduğu
apaçık ortadadır; görmeyenler de görecektir.

2. TÜRK ORDUSU'NUN İRTİCAYA KARŞI EYLEM PLANLARI KUŞKUSUZ VAR
Bu belgelerin düzmece olması, Türk Ordusu'nun "İrticaya Karşı Eylem Planı" yapmadığı anlamına gelmez. Bu tür planların hazırlanması ve uygulanması, Ordu'nun görevleri arasındadır. Hele Anayasa Mahkemesi'nce "irtica faaliyetinin odağı" olduğu saptanmış bir iktidar Cumhuriyeti yıkarken, bu tür çalışmaların yapılacağını, her vatandaş bilir.

3. YALANLAR GERÇEKLERLE HARMANLANIYOR

Ancak piyasaya sürülenler, gerçek planlar değildir. Doğrudan ABD görevlileri tarafından yönetilen Gladyo merkezi, Genelkurmay çalışmalarını izleyerek çeşitli bilgileri toplayıp içine Ordu'yu küçük düşürücü malzemeler ekleyerek, bu belgeleri düzenlemektedir. "Darbe günlükleri" de öyleydi. Bir takım istihbarat bilgilerinin içine
psikolojik harekât malzemesi katılarak, sahte günlükler yazdırıldı. Yalanları bazı gerçek bilgilerle harmanlama sahtekârlığı, Ergenekon tertibinde olağanlaştırılmıştır. Uydurma şemalar, uydurma suikast planları, görevlilerin eklediği bilgisayar kayıtları, dava dosyasına eklenen düzmece belgeler, karakol masalarına dizilerek fotoğrafı
çekilen veya birkaç gün önce gömülen bombalar Ergenekon tertibinin tipik kanıtlarıdır. Genelkurmay, ABD merkezli psikolojik savaş karşısında, her uygulamada teslim vaziyeti alınca, tertibi yürütenler cüretlerini artırmışlardır.

4. HEDEFTE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI VAR
Islak imzalı kâğıt parçasının işleme konması, Ergenekon sürecinde en can alıcı operasyona geçildiğini gösteriyor. Gladyo'nun gazeteleri, hep bir ağızdan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un kellesini isteyen bir yayın kampanyası başlattılar. Ancak burada hedef alınan, komutan değil, kurumun kendisidir. ABD'nin komuta kademesinde tasfiyeler yoluyla amacına ulaşması mümkün değildir. Bu tür
uygulamalar, Türk Ordusu'nu devrimcileştirir ve komutanları birbirine kenetler. O nedenle yapılmak istenen, komutanları tasfiyeden çok, esir almaktır; komutanlar üzerinden subayları sindirmek, Ordu'da kargaşalık yaratmak ve halkın Ordu'ya güvenini sarsmaktır.

5. "SEKİZİNCİ DARBE"NİN LİDERİNİN ORG. BAŞBUĞ OLDUĞU BİR BUÇUK YIL ÖNCE İLAN EDİLMİŞTİ
SüperNATO, tertibin bütün aşamalarını 2008 yılı başında ilan etmişti. "Sekiz darbe senaryosu", Gladyo'nun psikolojik savaş mangasına ısmarlanan kitaplarla ve dizi yazılarıyla ortaya konmuştu. "Sekizinci darbe senaryosu"nun 2009 yılı için planlandığı belirtiliyor ve darbenin liderinin Org. İlker Başbuğ olduğu ilan ediliyordu. İsmet Berkan'ın Radikal gazetesindeki dizi yazısı, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, Şamil Tayyar ve Aytekin Gezici'nin görev yazıları yayınlandığı sırada, Org. İlker Başbuğ genelkurmay başkanı değildi. Aydınlık, bunlara dayanarak Ergenekon darbeciliğiyle suçlanan 15 komutanı ve sekiz uydurma darbe senaryosunu kapak olarak duyurdu (25 Mayıs 2008).
Gladyo ve Ergenekon başlıklı kitabımda sekiz darbe kurgusu; tarih, konu ve liderleriyle kamuoyunun dikkatine sunuldu (13. basım, s. 151 vd.).
Basında ilan edilen darbe kurguları, aslında Ergenekon tertibinin hedeflerini ve dalgalarını ele veriyordu. Nitekim Birinci Ergenekon İddianamesi, 3 Mart 2004 günü Ankara Ticaret Odası'nda yapılan kitlesel toplantıyı bir darbe hazırlığı olarak gösterdi ve Org. İlker Başbuğ'un adını kendisinden kıdemli komutanların önüne çıkararak kayda geçirdi. Tertibin taşları böyle döşendi. Şu anda "sekizinci darbe kurgusu"nun soruşturulmasına gelmiş bulunuyoruz. Bu "sekizinci darbe"nin hesabının sorulması, daha "darbe"nin kendisi ve hatta hazırlıkları bile yokken planlanmıştı.
Ergenekon tertibinin uydurmalar dizisine bir yenisi eklenmektedir. Gladyo'nun psikolojik harekât yöntemleri, NATO'nun düzenli olmayan savaş öğretilerinde açıkça belirtilir. "Yalan ne kadar büyük olursa, etkisi o kadar güçlü olur" iddiası, bir SüperNATO incisidir.

6. "ERGENEKON DEMEK TSK DEMEKTİR" AŞAMASINA GELMİŞ BULUNUYORUZ
AKP güdümündeki gazetelere ve patronun vergi borcunu AKP'ye hizmet sunarak ödeme gayretine giren yazarlara bakınız, artık hedef, şu veya bu komutanın da ötesinde, doğrudan doğruya Türk Ordusu'dur. Kuşkusuz başından beri öyleydi. Ancak bu hedef, perdeleniyordu. Kürt ve Ermeni Açılımlarının en kritik anında, perdeler kaldırıldı. Bu aşama, daha 2001 yılı öncesinde planlanmıştı. Tuncay Güney'e söyletilen 1-7 Mart 2001 tarihli Mülakat'ın en önemli cümlesi, Ergenekon savcılarının iddianamesine altın yaldızlı harflerle ve defalarca yazılmıştı: "Zaten
Ergenekon demek Türk Ordusu demektir." (Mülakat, s.81; bkz. Doğu Perinçek, Ergenekon ve Gladyo, 13. basım, Kaynak Yayınları, s.134).
Ergenekon İddianamesi'ne göre, sözde "Ergenekon Terör Örgütü"nün merkezinde Genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanları bulunuyor. 2002 yılında Ecevit hükümetine yapılan darbede kullanılan şema, açıkça bunu yansıtıyordu. Islak imzalı belgeler, bu şemayı günümüze uyarlamak için imal edilmiş bulunuyor.

7. İRTİCAYI KURTARMA EYLEM PLANI UYGULANIYOR
Şu anda Türkiye'de "İrticaya Karşı Mücadele Eylem Planı" değil; İrticayı Kurtarma Eylem Planı uygulanmaktadır. Bir yandan ABD'nin PKK ve Fethullahçı örgütlenmeyi bitirmek için Türk Ordusu ile anlaştığı söylentileri yayılıyor, böylece korkutulan örgütler daha sıkı ABD denetimine alınıyor. Öte yandan Türkiye'nin milli güçlerinin bu
örgütlere karşı mücadele olanakları tahrip ediliyor.

8. STRATEJİK AMAÇ: CUMHURİYET DEVRİMİ'NE SON VE KESİN DARBENİN İNDİRİLMESİDİR

Büyük Ortadoğu Projesi yürürlüktedir. Irak'tan sonra, Türkiye de fiilen bölünmektedir. Güneydoğu'da yerel PKK hükümetleri oluşturulmaktadır. "PKK'nin tasfiyesi" perdesi altında, PKK tasfiye edilemez hale getirilmektedir. Silah bırakması istenen güç, PKK değildir. Türkiye'nin barışçı yoldan bölünemeyeceğini herkes bilmektedir. ABD, Türkiye'ye karşı kullandığı PKK'nin halk desteğini genişletirken, Türkiye'nin yaptırım gücü olan Türk Ordusu'nun savaş yeteneğini zayıflatmaktadır. BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, "TSK zan altında kalmasın" derken, aslında Türk Ordusu'nu zan altında bırakacak psikolojik savaşı en sinsi yöntemlerle yürütmektedir.

9. OPERASYONUN BAŞINDA DOĞRUDAN ABD BULUNUYOR
Operasyonun başında doğrudan doğruya ABD bulunmaktadır. 18 Şubat 2008
günü Esenboğa'ya inen 35 kişilik ABD Heyeti, ABD Büyükelçiliği yakınındaki bir binaya yerleşmiştir ve ODC (Office of Defence Cooperation=Savunma İşbirliği Dairesi) bünyesine operasyonu yürütmektedir. ODC, bilindiği gibi, ABD'nin Türkiye'deki en üst düzey askeri temsilciliğidir. Talimatlar, soruşturmayı yürütenlere doğrudan bu merkezden gelmektedir.


10. BOP EŞBAŞKANLIĞI "DELİĞE SÜPÜRME" TEHDİDİYLE ESİR ALINMIŞTIR

Bu, bir AKP operasyonu değildir; AKP alet durumundadır. AKP'nin Türkiye'de polis içindeki Fethullahçı örgütlenmeye dayanarak Türk Ordusu'na karşı operasyon yürütme gücü yoktur. 9. Cumhurbaşkanı Demirel, 'Bunlar nelerine güvenerek bu işlere kalkıştılar. Bu operasyonda yabancı parmağı var' diye bu gerçeği saptamıştı.
2003 yılında kurulan, başbakanlığa 500 metre uzaklıktaki gizli merkez, ABD heyetinin emrinde çalışmaktadır. Tayyip Erdoğan başbakan koltuğuna oturtulur oturtulmaz, hemen faaliyete geçirilen bu yasadışı merkez, doğrudan BOP Eşbaşkanı'na bağlıdır. Emniyet, yargı ve ekonomi birimleri bulunan merkezde, en kritik görevler Fethullahçı polis şeflerine verilmiştir. Merkez, örtülü ödenekle beslenmektedir ve dünyada eşine az rastlanır bir teknolojiyle donatılmıştır. Bu sayede geniş bir dinleme ağı oluşturmuştur. Bu gizli örgütlenmeyi, hemen faaliyete geçtikten sonraki aylarda açıklayan, kıdemli gazeteci Yavuz Donat olmuştur (Sabah, 11 Temmuz 2003). Donat'ın güvenilir haber yaptığı herkes tarafından bilinir.
AKP'nin baş aşağı gittiği koşullarda, "deliğe süpürülme" tehdidi, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisini çılgınlıklara zorlamaktadır. AKP yöneticilerinin, daha önceki iktidarlar gibi muhalefete geçme şansları yoktur. Çünkü boyunlarında Anayasa Mahkemesi'nin "Cumhuriyet yıkıcılığı" hükmü bulunmaktadır. Bir de milyarlarca doları bulan yolsuzluk suçlamaları, onları ya iktidar ya hapishane seçenekleri arasında bırakmıştır. ABD Ordusu'na dayanarak Türk Ordusu'na karşı operasyon macerasının nedeni budur.

11. GENELKURMAY, ABD OPERASYONUNU SAPTAMAKTAN KAÇINIYOR

Türkiye, arkasında ABD ve AB'nin bulunduğu bölücü teröre ve Haçlı irticaya karşı mücadele vermektedir. Bu olayı, ne yazık ki, bir tek İşçi Partisi açıkça ortaya koyuyor. Türk Ordusu bile, kendisine yapılan operasyonun hedefini ve arkasındaki devleti açıklayamaz durumdadır. Türkiye etnik, dinsel ve mezhepsel kargaşalıklara, iç çatışmalara itilirken halkın Türk Ordusu'na güveni yıpratılmaktadır. Türk Ordusu'na karşı yürütülen "asimetrik psikolojik harekât", örtülü savaşın bir cephesidir. ABD'nin yürüttüğü bu harekâta karşı Genelkurmay'ın ne yaptığı önemlidir. "İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın aslının bulunduğu dedikoduları üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, 24 Ekim 2009 günü bir açıklamada bulundu. Açıklamayı bizzat Org. İlker Başbuğ'un yazdığı iki gün sonra basında yer aldı (Milliyet, 26 Ekim 2009). Genelkurmay Başkanı, şöyle diyor:
"Bazı gazetelerde yer alan bir ihbar mektubu ve gelişmelerin öncelikle medyada yer almasının sağlanması, hukuk devleti adına kaygı verici ve çok düşündürücüdür. (...) Hukuk devletinde her şeyin yasalara uygun olarak yürütülmesine hiçbir kimsenin itirazı olamaz."
Bu açıklamayı kimi gazeteler, "Genelkurmay'dan zehir zemberek belge açıklaması" başlığıyla veriyor. Öyle anlaşılıyor ki, açıklamayı okumadan başlık atmışlar. Gönüllerde yatan bir Genelkurmay var ya. Genelkurmay'ın açıklaması, şu anlama geliyor: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savaş yeteneğini hiç olmazsa hukuk devletine saygı çerçevesinde yıpratın. Türk Ordusu'na karşı çamur savaşını yasalara
uygun olarak yürütürseniz, biz komutanların ve kurum olarak Genelkurmay'ın pek itirazı olmaz.
Gazilere madalya çiğneten, kahramanları intihara sürükleyen, bölücü teröre karşı savaşın seçkin görevlilerini hapislere tıkan bir uygulama karşısında Genelkurmay'ın bugüne kadar etkili bir itirazı olmadı zaten. MGK'de açılımlar konusundaki kararların görüş birliğiyle alındığı yönündeki resmi açıklamalar, daha da güven sarsıcı oldu. Bu
durumda, yoksa Genelkurmay ABD planının içinde mi gibi sorular kamuoyunun gündemine girdi.
Olaylar, Genelkurmay Başkanlığı'nın yaşanan süreci anlamadığını düşündürüyor; daha doğrusu Genelkurmay, Türkiye'nin bir ABD operasyonuyla karşı karşıya bulunduğunu saptamak istemiyor. Saptarsa, görev var!

12. BİR ORDUYA KENDİ ÜLKESİNDE YABANCI DEVLETLER TARAFINDAN OPERASYON YAPILAMAZ
Bu uygulamaların hukuk devletiyle ne ilgisi vardır?
Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ABD'nin kurduğu operasyon merkezi, Genelkurmay'ın 34 adet bilgisayarını istemektedir. Ordu'nun planlarına, gizli olması gereken hazırlıklarına, savaş sırlarına bile el konabilmektedir. Ergenekon davası dosyaları, doğru-yalan bu tür binlerce bilgiyle doludur. Atatürk Devrimi, vatan savunması, ülke
bütünlüğü gibi öncelikler yerlerde sürünmektedir. Bu yapılanlar, hukuk devleti için değildir; Türkiye'nin milli devletini tahrip etmek içindir.
Bir ülkenin ordusuna, kendi ülkesinde yabancı devletler tarafından silahlı operasyon yapılamaz. Genelkurmay Başkanlığı, kendi vatanında, yabancı bir devletin kendisine karşı operasyon yapmasına rıza göstererek tarihe geçmiştir.

13. ORDU'YA YERİNDE UYARILAR
Süreci açıkça saptayanlar yok mu? İşçi Partisi'nin, Teori dergisinin, Aydınlık'ın veya Ulusal Kanal'ın duruşu biliniyor. Sözcü gazetesi yazarı Kemal Baytaş'a kulak verelim:
"Şimdi AKP sayesinde Türkiye bir ölüm kalım sürecine sokuluyor. "Damat Ferit-Vahdettin olayı ikinci kez sahneye konuyor. Tıpkı onlar gibi bu gidişe dur diyecek bir müdahaleden korktukları için (tahtlarını korumak uğruna) Batı şer odaklarını sığınak ve kalkan yapıyorlar. Bu sığınmanın bedeli olarak her istediklerini yapıyor, ABD-AB yapımı 'açılım' adlı şer planlarının taşeronu oluyorlar. (...) "Hilmi Özkök'ten bu yana Genelkurmay başkanları; laik üniter devlete musallat olan iç ve dış şer odaklarının her türlü melanetlerini büyük bir acz içinde rehavetle karşılıyor." (Sözcü, 25 Ekim 2009)
Olay, üç aşağı beş yukarı budur. Türk Ordusu'nun direncini kıran, askerin savaş kararlılığını bozmaya yönelik yabancı devlet harekâtına karşı, Genelkurmay Başkanlığı'nın ciddi bir eylemine şu ana kadar rastlanmadı. Zaman zaman verilen demeçlerin gerilimi boşaltmaya yönelik olması, yurttaşlarımıza acı vermektedir.

14. NATO KONSEPTİNE ESİR OLURSAK "HUKUK DEVLETİ"NİN YALANCI TANIĞI OLURUZ
Genelkurmay Başkanlığı, Türk Ordusu'na karşı yürütülen harekât karşısındaki etkisiz tavrını açıklarken, "hukuk devleti" ve "demokrasi" gibi şu an Türkiye'de içi tamamen boşaltılmış, sahteleşmiş kavramlara başvurmaktadır.
Düşman, bizim çamur savaşı dediğimiz "asimetrik psikolojik harekât"ta öyle mesafe almıştır ki, vatanı savunmak, "hukuk devleti" ve "demokrasiye aykırı" bir eylem olmaktadır. Türk Ordusu'nun "hukuk devleti" adına teslim olmak dışında, kendisini ve Cumhuriyeti savunmak gibi bir seçeneği yok mudur?
Öyle görülüyor ki, psikolojik harekât, kendi sahte kavramlarını Genelkurmay Başkanlığı'na kabul ettirmiştir. "NATO konsepti" ve emperyalist-kapitalist Batı ideolojisi; Kemalist Devrim'le kurulan ulusal devleti, ülke bütünlüğünü, millet birliğini savunma iradesine vurulan kelepçelerdir. Artık Türk Ordusu, bu kelepçeleri sorgulamak aşamasına gelmiştir.
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü, milletin birliğini, Atatürk'le kurulan Cumhuriyetin varlığını hedef alan bugünkü tehdidi bozmak için, millet ile ordunun birliğine ihtiyaç vardır. Orduyu hedef alan tehditleri, millet nizamiyelerin kapısına yığılıp önleyecek değildir. Ordu, milletin silahlı gücü olarak bu tertibi bozmak zorundadır. Bu,Ordu'dan darbe yapmasını istemek değildir. Millet, Ordu'nun herhangi bir ordu gibi, kendi ülkesinde kendisine operasyon yapılmasına izin vermemesini istiyor. Ordu, kışkırtmalara elbette gelmeyecektir. Ancak, kendisine yönelik çamur savaşını bozguna uğratmak ve askerin moral gücünü yükseltmek durumundadır. Koşullar elverişlidir. ABD, Ortadoğu'da yenilmiştir; her yerde geri çekilmektedir. Başarı
kesindir.
Bunlara rağmen, Genelkurmay, ABD'nin tertibini bozmazsa, o tertibin parçası haline dönüşür. Sonuç, Türkiye'nin parçalanması ve ABD'nin yenilgisini paylaşmak olur.

15. BOP EŞBAŞKANLIĞININ KURULMASIYLA TÜRK DEVLETİ DAĞILMAYA BAŞLAMIŞTIR
Türkiye devleti yasama, yürütme ve yargı organlarıyla çözülmekte ve dağılmaktadır. Devlet örgütlenmesi içindeki çeşitli kurumlar, ABD ve AB emperyalistlerinin güdümünde, kendi milletlerine ve Türk Ordusu'na karşı açıkça tertiplere girmekte, ülkeyi bölen ve milleti parçalayan bir senaryoda açıkça rol almaktadır. Hatta bunu bütün dünyaya ilan etmektedir. Tayyip Erdoğan'ın 15 Şubat 2004 akşamı Kanal D beyazcamından "ABD'nin BOP planı içinde Diyarbakır'ı merkez yapma görevini" açıkladığı gün, ulusal devlet bitmiştir.
O açıklamayı duymazdan gelen Ahmet Necdet Sezer, o andan itibaren devlet başkanı olmadığını kabul etmiştir.
O açıklamadan sonra Genelkurmay başkanları, Türkiye Başbakanı'na değil, BOP Eşbaşkanı'na selam vermişlerdir.
O açıklamayı, İşçi Partisi'nin nerdeyse her gün bir meşruiyet sorunu olarak gündeme getirmesine rağmen, beş yıldır sineye çeken muhalefet liderleri Baykal ve Bahçeli de, BOP Eşbaşkanlığı'nın muhalefeti rolünü üstlenmişlerdir.

16. HUKUK DEVLETİNDE YARGI DÜKALIKLARI KURULAMAZ VE ÇADIR YARGILAMASI YAPILAMAZ
Hukuk devleti, bağımsız ve tarafsız yargı kurumlarıyla olur. Bugün Türk yargısı içinde, doğrudan BOP Eşbaşkanlığı'na, hatta ABD güdümlü Gladyo organlarına bağlı örgütlenmeler oluşmuştur. AB Temsilcisi Karen Fogg, Adalet Bakanlığı içinde kendisine bağlı bir örgütlenme yaptığını e-postalarında açıkça belirtiyordu. Bu örgütlenme, Beşiktaş'ta bir tertip yuvası oluşturmuştur. Son ıslak imzalı belge operasyonunda da sahnelendiği gibi, orada hukuk geçmez; yalnız Gladyo talimatları
geçerlidir. Bu tertip yuvasının operasyonlarına rıza göstermek, hukukdevletine saygı değildir; Türk Yargısının bertaraf edilmesine boyun eğmektir. Genelkurmay Başkanlığı, Beşiktaş'ın Türk Ordusu'na karşı "asimetrik psikolojik harekâtın" karargâhı haline geldiğini görmek istemezse, Ordu'nun savaş gücünü koruyamaz.

17. BAĞIMSIZ MİLLİ DEVLET OLMAZSA HUKUK DEVLETİ HİÇ OLMAZ
Önce herkes bilmelidir, bugün Türkiye'de ne hukuk devleti vardır, ne de demokrasi! Dahası kanun devleti bile yoktur. Her devletin hukuku vardır. Hukuk yoksa devlet de yoktur. Ancak hukuk devleti, başka bir şeydir. Hukuk devleti, demokratik devrimlerin getirdiği bir toplumsal düzen ve yönetim biçimidir. Hukuk devleti olması için, öncelikle o devletin kendi hukukunu yapabilmesi, yani bağımsız ve egemen olması gerekir. Hukukunu dışarıdan ithal eden bir devletin, hukuk devleti ile en küçük bir ilgisi yoktur. Bugün Türkiye'nin düştüğü durum budur. İkincisi, hukuk devleti olması için, Ortaçağ kurum ve ilişkilerinin tasfiye edilmiş olması gerekir. Atatürk, "Türkiye şeyhler, müritler, dervişler, mensuplar ülkesi olamaz" derken, demokrasi tanımı yapmıştır. Mafya-Gladyo-Tarikat ortaklığının yönettiği, yarı-ortaçağlı bir rejimde demokrasi de olmaz, özgürlük de olmaz, hukuk devleti de
olmaz.
Hukuk devleti olması için, bağımsız ulusal bir devletin olması gerekir; milli hâkimiyetin olması gerekir.

18. HUKUK DEVLETİ YOK ANCAK "HUKUK DEVLETİ"NİN YALANCI TANIKLARI VAR
Hangi hukuk devletinden söz edilmektedir? Meclisi ABD ve AB'den gelen yasalara el kaldırıp el indiriyor. Bakanlar Kurulu, kendi deyişleriyle "deliğe süpürülmemek" için,
kendisini deliğe süpürecek otoritelere bağlanmış. Mahkemeleri adım adım çadıra sokuluyor ve yabancı ülkelerden dayatılan kararları alıyor. Neresi bunun hukuk devleti?
Hukuk devleti yoktur, ancak hukuk devletinin yalancı tanıkları vardır. Hukuk devletine yalancı tanıklık, anayasanın verdiği görevlerden kaçmanın bulduğu çözüm olmuştur. Devlet bağımsızlığını savunmak, ülke bütünlüğünü korumak, milletin birliğini gözetmek, Ordu'nun savaş gücünü sağlam tutmak gibi en temel görevler, hukuk devleti adına terk edilmektedir.
Hangi hukuk devletinden söz ediyorsunuz?
Anayasa Mahkemesi tarafından Cumhuriyet yıkıcısı olduğu hükme bağlanmış bir partinin iktidarını sürdürdüğü bir ülkede hukuk mu kalmıştır ki, hukuk devleti olsun?
Türkiye'de bugün yasaların yasası, en üstün yasa, Amerikan ve AB hükümranlığıdır.
Tarihte bu durumlar görülmüştür.
Eğer Mustafa Kemal Paşa da, 1919 yılında padişah hukukuna teslim olsaydı ne Ankara'da devrimci bir hükümet ve cumhuriyet kurulurdu, ne İstiklal Savaşı yapılırdı, ne de Türkiye hukuk devleti inşa ederdi.

19. HUKUK DEVLETİNİ BU OPERASYONLARA BOYUN EĞEREK DEĞİL, KEMALİST
DEVRİMİ TAMAMLAYARAK KURACAĞIZ

Evet, hukuk devleti olacaktır.
Bu yabancı devlet operasyonlarına boyun eğerek değil, direnerek hukuk devletini yeniden kuracağız.
Emperyalist devletlerin çamur savaşına teslim olarak değil, bu hayâsız saldırıyı püskürterek kuracağız.
Yabancı boyunduruğunu kıracak, milli devleti yeniden kuracak, böylece hukuk devletinin temel koşulunu yaratacağız.
Bunu başarmamız için, Türkiye'nin silahlı gücünü diri tutmak, en önemli görevdir.

Irticayi Kurtarma Eylem Plani - Dogu Perincek - 1 Kasim 2009
İşgâlciler ölmeli! :turkiye:

"Bir ülkenin nüfusunun yarıya yakın bölümünün bir bölgede, dörtte birinin bir şehirde yaşaması, başlı başına tezgahtır."
Kullanıcı küçük betizi
bezgin
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 1394
Kayıt: Prş Eki 30, 2008 1:35

Şu dizine dön: Güncel Meydan Çöp Tenekesi

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x