DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (VI): İKİ AYRAÇ

DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (VI): İKİ AYRAÇ

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Prş Eyl 22, 2016 11:48

DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (VI): İKİ AYRAÇ
‘Devlet-Ulusların hak ve ödevleri’ yazı dizimize, iki ‘ayraç koymak’ (parantez açmak) durumundayız.
Değil mi ki, ‘somut durumun somut çözümlemesi’ bilimsel açıklamanın olmazsa olmazıdır; o halde güncel gelişmelere yakından bakmamız gerekecektir.
Ayraç Bir: Savaş’ın S’si
Savaşın sesi de denilebilir, ayak sesleri de, yılan gibi tıslaması da..
Bu yılanın başı ise ‘Devlet-Ulus’ların ‘Devlet’leridir.
Devlet’te hala ‘ulusal çıkar’ arayan aymazlar ‘Ulusal Devlet’, ‘Güçlü Devlet, ‘Demokratik Hukuk Devleti’, ıvır-zıvır ve bol gevezelik yapmaya devam edebilirler.
Günümüz ‘Devlet’leri bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki ‘baskı aracı’ olmayabilirler..
Parazit sınıfların ‘egemen bloku’ da mı değiller?
Bir bakıma ‘şiddetin meşru aracı’dırlar;
Bir başka bakımdan ‘ideolojik aygıtlara’ sahip ‘aygıtlar aygıtı’.
Ancak hiçbir koşulda, ‘ulusal’ değildirler, ‘ulusal çıkarları’ gözetmemektedirler.
Keşke ‘gözetmiş olsa’, ‘gözetmesi dileğimizdir’ demenin ise ‘somut’ta hiçbir karşılığı yoktur.
Ortalıkta dolanan ‘Amerika’nın çıkarı’, ‘Rusya’nın çıkarı’, ‘Çin’in-maçin’in çıkarı gibi sözler de belli bir gerçeği gizlemek içindir.
En azından ‘aymazlığı’ gizlemek için..
Tıslaması artık herkesin duymaya başlayacağı düzeye çıkan ‘Savaş’ta Amerika Birleşik Devlet’lerinde yaşayan ‘halklar’ dahil hangi ‘ulus’un çıkarı vardır?
Ama savaş gelip kapıya dayanmıştır.
[Burada savaşın gelmekte olduğunu ilk saptayanlardan olduğumu yinelemeyeceğim. ‘Zaten içindeyiz’, ‘bizi teğet geçer’, ‘eski savaşlar gibi olmayacak’ türü safdil karşı koymaları ise anmama değmez. Onların ‘anlayışı’ da o kadar deyip geçiyorum.]
Putin’de Dugin’e
Putin’in birkaç yıldır ‘savaş olasılığı’ndan sözetmesinin ardından, birkaç ay önce de ‘nükleer savaş’ olasılığından sözetmesi kimsenin dikkatini çekmemiş olabilir.
Ancak danışmanı Dugin, son yazısında “3. Dünya savaşı artık hiç olmadığı kadar yakın” demekte.
Dugin ayrıca, “ ABD derin devletinin ülkede Status Quo’yu devam ettirebilmesi için resmi olarak Suriye'deki savaşa dahil olmak ve olağanüstü hal ilan ederek Obama'nın göreve devam etmesini sağlamak gibi bir seçeneğe sahip olduğunu” da ileri sürmekte.
Alıntıda altını çizdiğimiz üç başlık var:
- derin devlet
- Status Quo’nun sürdürülmesi
- Olağanüstü hal ve ‘seçimlerin askıya alınması’.
Ne var ki, ABD açısından, ‘ülkede’ Status Quo’nun sürdürülmesiyle ‘dünyada’ Status Quo’nun sürdürülmesi aynı şeyler değildir.
Bilindiği üzere, ABD’deki neo-konlar dünyada Status Quo’nun sürdürülmesinden değil, ‘değiştirilmesi’nden yanadırlar.
Büyük Orta-Doğu ve benzeri ‘projeler’ hep bu değişimin gerekleriydiler.
Bu projelerin uygulanmasında ABD bugüne değin ‘vekalet savaşları’ denilen ‘piyon’lar kullanmakta idi.
Oysa Dugin’in ‘Suriyedeki savaşa dahil olmak’ biçimindeki öngörüsü, ABD’nin Status Quo’nun devamı için, ‘vekalet savaşı’ yerine bizzat kendisinin savaşa gireceğine ilişkindir.
Yani, dünyada Status Quo’nun devamı için ABD’nin savaşa girmesi ‘kaçınılmaz’ olmuştur.
Şöyle de söylenebilir; ABD, dünyada Status Quo’nun devamından yana da olsa ‘savaş’, değiştirilmesinden yana da olsa ‘savaş’ sözkonusudur.
Ayraç iki: Ulusal Demokratik Devrim
Şu savaş ortamında, göreli olarak, ‘Suriye’, ‘Irak’ ve ‘Yemen’ vb halkların verecekleri ‘topyekûn’ savaşları, geçen yüzyılın başında görülen ‘Ulusal Demokratik Devrim’lere benzetelebiliriz.
Devlet’lerinin bağımsızlığını amaçladıkları oranda ‘Ulusal’ ve kendilerine ‘dikte ettirilmeye çalışılan’, ‘Batı tipi sahte demokrasiye’ karşı direndikleri oranda da ‘demokratik’ olacaklardır.
Yüzyılın başında, ‘Genç-Türk Devrimi’ni değerlendiren Jean Jaurès « Temelde, diyordu, (Genç)Türk Devrimi bir ulusal devrimdir ».
“Türk liberalleri, diye devam ediyordu Jaurès, bol keseden özgürlük ve eşitlik dağıtıyor görünüyorlarsa da, özde ülkelerini Avrupalı egemen güçlerin ‘vesayet’inden kurtarmaya çalışmaktadırlar”.
Belirtilmesinde yarar olabilir; burada sözü edilen 1908 Genç-Türk Devrimi’dir, hani şu Abdulhamit’in deviren Devrim; devamındaki Türk Devrimi’ne ise onyıldan fazla bir süre vardır; ‘demokratik’..
Ayrıca belirtilmersinde yarar var; buradaki ‘demokratik’lik ‘seçme ve seçilme hakkı’ndan çok ötede ‘egemenlik hakkının ulusta olduğunun benimsenmesi’dir; ‘ilke’ olarak kabul edilmesindedir.
Aynı günlerde yürütülmekte olan Fas Devrimi’nin ise; “Genel bir uygarlık hedefinden çok, yabancı faizciler ile doymakbilmez ve o denli kaba istilacılara karşı koymakta olan Müslüman toplumunun, tarihsel evrimin bir alt ‘düzey’inde, bir başka biçimde” sürdürdüğü bir ‘devrim’ olduğunu yazıyordu Jaurès.
Jaures’e göre, Fas Devrimi ‘ulusal’ olarak nitelendirilse de henüz ‘demokratik’ bir hedef taşımamaktadır.
Demek ki, aradan geçen yüzyıla karşın, hâlâ kimi ülkelere oranla, ‘tarihsel evrimin bir alt düzeyinde olsa da, Suriye, Irak vb ülkelerde bir ‘Ulusal Devrim’in sözkonusu olabileceği ileri sürülebilir.
Ve olanağı olduğu ölçüde ‘demokratik’ bile olabilirler.
Ne var ki, işte bu ‘demokratiklik’ niteliği, ne ‘emperyalizm’in dayattığı ve ne de Dr Recep ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun kavramakta zorluk çektiği bir ‘sandık/seçim demokrasisi’ değil; Jaurès’in deyişiyle “bireyi boğduğu gibi uluslaşmanın önünde de ölümcül bir engel oluşturan ‘mutlakiyet’”ten kurtulmakla kazanılmaktadır.
Yani ‘Devlet-Ulus’un ‘Devlet’i, sandık/seçim, parti/marti, ordu/mordu, baraj/köprü ile bir ‘sözde demokrasi’ ya da bir ‘burjuva demokrasisi’ kurabilir ama “bireyi boğduğu gibi uluslaşmanın önünde ölümcül bir engel oluşturan ‘mutlakiyet’i” aşmamış olabilir.
Ve hatta bir başına kendisi ‘mutlak’ olabilir.
Yinelersek, tümü bir arada, bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki ‘baskı aracı’, parazit sınıfların ‘egemen bloku’, ‘şiddetin meşru aracı’, ‘ideolojik aygıtlara’ sahip ‘aygıtlar aygıtı’ olabilir.
Ancak ne ‘ulusal’ ve ne de ‘ulusal çıkarları’ gözeten bir ‘Devlet’ olur.
O ‘Devlet’in bir ‘ulusu’ vardır görünürde.
Fransız düşünürün Prusya Devleti için; “Prusya, ordusu olan bir Devlet değil, Devleti olan bir ordudur” dediğine benzer biçimde; ‘Devlet-Ulus’un ‘Devlet’i de, bir ulusun Devlet’i değil, tersine ulusu olan bir ‘Devlet’tir.
Ve bu ‘Devlet’, ‘ulusal bağımsızlık mücadelesi veren’ işgal altındaki devletlere ‘işgalci’ olarak girebilir.
Bir koyup üç almayı tasarlayabilir.
Kendi ulusunu, ulusu ilgilendirmeyen bir alanda savaşa sürüklemekten çekinmeyebilir.
Ve, o arada, önce kendisi hak ve ..k yoluna gidebilir.
Eğer sözkonusu ‘Ulus’un bir ‘Devlet kurma geleneği’ varsa; o kaos ortamında, bu kez, artık, tarihin gelinen aşamasında, bir ‘Ulusal Devlet’ kurabilir.
İşte ancak o zaman, uluorta ‘Ulusal Devlet’ diyenler ‘Ulusal Devlet’in ne olduğunu görebilirler.
Çünkü görünenin ardındakini görmek kolay bir iş değildir.
‘Somut durumun somut çözümlemesi’ kadar ‘soyut kavramların soyut çözümlemesi’ni yapabilmeyi de gerektirir.
Habip Hamza Erdem
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1093
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Habip Hamza ERDEM

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x