DEVLET ve SERMAYE (V)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

DEVLET ve SERMAYE (V)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Sal Ara 19, 2017 15:53

DEVLET ve SERMAYE (V)
Pazar ve Piyasa
Paranın ‘para’ olduğu dönemde, yani henüz ‘kapital’ olmadığı dönemde, kapitalizmin henüz doğmamış olduğu dönemde diyelim, Pazar yok muydu?
Vardı ama, toplumsal yaşama ‘gömülü’ olarak bulunmaktaydı.
Gömülü derken, şimdilerde moda olan ‘ankastre dolaplar’ gibi idi demek istiyorum.
Kaldı ki terim de Karl Polanyi’ye ait (encastré)..
Ancak ‘piyasa’ yoktu.
Aristo’nun öğrencisi olup, tarihin ilk büyük ‘İmparatorluk’unu kuran Büyük İskender (M.Ö 356-323)’in ‘Devlet’i gibi ‘Devlet-İmparatorluk’lar, ancak ve sadece, anakaralararası ticaretin ‘barış içinde’ (Pax) yapılabilmesinin ‘çerçeve’sini çizmekteydiler.
İskender’in kılıcı, hukuksal açıdan ‘Demokles’in Kılıcı’ndan farklı değildi.
Devlet’e yeniden döneceğiz ama, ‘Pazar’ ile ‘Piyasa’ arasındaki ayırımı açmak gerekebilir.
Herhangi bir ‘kavram kargaşası’na meydan vermemek için, ‘Pazar’ı, kapitalizm-öncesi piyasa anlamında kullanıyorum.
Yani ‘Çarşamba Pazarı’ndaki ‘Pazar’ın, Adem’den buyana aynı ‘işlev’i görse bile, bir ‘ekonomik kurum’ olan ‘Piyasa’ olması ancak kapitalizme özgü bir durumdur.
Pazar’da sadece alıcı ve satıcıların kural ve kararları geçerlidir.
Pazar’ın Piyasa olması için, ‘narh’ koyması, işgaliye alması ve ya da zabıta gözetimine tabi tutması gibi, alcı ve satıcılar dışında bir üçüncü güç olarak Devlet’in devreye girmesi gerekiyor.
Büyük İskender’in hangi adamı hangi Pazar’ı denetleyebilirdi, değil mi ama?
Benzer biçimde, ‘Ekonomi’nin, ‘geçimlik üretim’e (activité domestique) gömülü olması demek henüz özerk bir konuma gelmemiş olması demektir.
Ve Devlet’in ‘cari açığı’, dışsatım fazlası filan henüz sözkonusu değildir.
Ne zamana kadar, bu böyledir?
Taa 17.yüzyıla kadar..
Ya da daha düne kadar diyelim.
Devletler biribirlerinden borç alıp borç vermemekte midirler?
Neden olmasın?
Ancak ‘tahsilat’, önce kadın, sonra toprak o da olmazsa kılıç zoruyla yapılmakta idi.
Prensler/prenseslerin ‘muhteşem’! düğünleri, o nedenle Devlet kurup Devlet yıkabilecek önemde idiler.
Kralların muhteşemliği ise, ya kılıcının keskin olması ya da hazinesinin dolu olmasına bağlıdır.
Ne ki, o dönemin ‘hazine’siyle günümüz hazinesi arasında da, bankadaki parayla yastık altındaki altın arasındaki benzerlik kadar bir ‘benzerlik’ vardır; ne fazla ne eksik..
Kaldı ki bütün bunlar tarihin ‘masal’ yanını oluşturmakta; kimi tarihçiler de düğünlerde kaç deve kesildiğinin hesabını tutmaktadırlar.
Ancak biz burada tarihe ‘ekonomi politik’ penceresinden bakacağız ve ‘Klasik’ denilen ekonomistlerin ‘para’ konusundaki görüşlerini özetleyerek başlayacağız.
Aslında, sadece klasik değil, post-modern ve hatta post-post modern ekonomistler, en sıradan yurttaşın bile beynine kazıdığı, ‘para piyasası’ ile ‘mal piyasası’nı ayırmakta ve ‘reel ekonomi’ ile ‘finans’ı ayrı iki dünya olarak değerlendirmektedirler.
Bu ‘sözde’-ekonomistler için ayran içmek ne kadar ‘doğal’sa, bu ‘ikililik’ (dicothomie) de o kadar doğaldır.
Her ne kadar, birindeki değişim sonradan, ya da daha ‘bilimsel’ olsun diye ‘son toplamda’, ikincisini de ‘etkiler’ ise de; bu ayrılık bir ‘bilimsel’ zorunluluktur.
Oysa, ayranın suyu çekilirse çökelik olur, çökelik sulandırılırsa ayran olur, değil mi ama?
Madem öyle ise, ‘ayran kuramı’ ve ‘çökelik kuramı’ diye iki ayrı kuram kurmanın gereği nedir?
Bunun gerekçesi, ‘yoğurt kuramı’nı bilmemek ya da konuyu ‘yoğurt’ sorunundan uzaklaştırarak ele almaktır.
Oysa konu ‘yoğurt’ olarak ele alınırsa, ayran da, tereyağı da, çökelik de, peynir de çok daha kolay anlaşılabilecektir.
İşte ‘para’, ekonomi politikteki yoğurdun, yani kapitalizmin ‘maya’sı gibidir.
Kapitalizm öncesinde de para yani ‘maya’ vardı, ama ‘ekonomi’yi mayalamamış idi.
Öte yandan kapitalizm geliştikçe ‘mayası’ da bozulmuş olabilir.
Şu moda ‘para-benzeri’ ürünler, ya da türevler, birer ‘bozuk maya’dan başka birşey değildir ve onları ‘bilimsel kavram’ olarak değerlendirenler de ancak ve sadece ‘mayası bozuk’lar olabilirler.
Kimse, burada, ‘efendim o da ayrı bır düşünce’ demeye kalkmasın. Düşünce ‘insan’a karşı ise ‘insanlığa karşı’ ise, düşünce-müşünce olmaz.
Üçkağıt olur, yalan olur, dolan olur, dolandırıcılığın adı olur.
Tıpkı Alaca Karanlık’çıların bakanları, başbakanları, cumhurbaşkanları, hükûmetleri ve onlara trene bakar gibi bakanların ‘düşünce’leri olabilir.
O nedenle, post-most ekonomistler, kapitalizm bozuldukça, bu bozulmanın nedenlerini araştırırken yoksa bu ‘maya’da mı bir bozukluk var diye sormak yerine, bozulan tarafın onarılması üzerine kafa yormaktadırlar.
(Sürecek)
Habip Hamza Erdem
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 913
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x