EKONOMİNİN DİYALEKTİĞİ

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

EKONOMİNİN DİYALEKTİĞİ

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Çrş Şub 12, 2020 4:14

EKONOMİNİN DİYALEKTİĞİ
‘Ekonominin Ötesi’ başlıklı yazı dizimizi XIVncü sayıdan itibaren ‘Ekonominin Diyalektiği’ başlığı altında sürdüreceğiz.
Çünkü, herşeye maliyet/kazanç penceresinden bakarak ve eşdeğerini de para olarak ele alan her ekonomik anlayışın, denildiği üzere, ‘dar anlamda ekonomi’yi ele aldığını biliyoruz.
Böylece, onun ‘dışında’ veya ‘ötesinde’ olduğu, sözcüğün tam anlamıya, varsayılan şeyler sözde ‘ekonomi dışı’ olarak değerlendirilmektedir.
Oysa, yine dar anlamda ‘ekonomizm’e düşmeden, herşeyin ekonomik olduğu da ileri sürülebilecektir.
İşte, bu ‘açmaz’, ‘belirsizlik’ ya da ‘çelişki’ salt mantıksal (lojik) olarak çözümlenememektedir.
O zaman bir başka ‘mantık’a başvurmak zorunlu olmaktadır.
Buna ‘diyalektik mantık’ ya da doğrudan ‘diyalektik’ denilmektedir.
Ve yine, diyalektik ya da diyalektik mantık, bir ‘galat-ı meşhur’ örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilinmeden, gelişigüzel kullanılan bir terim.
O kadarla kalsa iyi; değil sıradan profesörler, saygın bilimadamlarının bile diyalektik mantığı gereği gibi kullanamadıkları ileri sürülmektedir.
Çarpıcı bir örnek olarak, Stalin’e atfedilen ama özde Engels’in geliştirdiği ‘maddeci diyalektik' önermesi var ki, buna göre “gerçek olan herşey aynı zamanda diyalektiktir”.
Oysa ‘Doğanın Diyalektiği’, Engels’in üzerinde çalıştığı ama ölümünden sonra yayımlanan çalışmasının başlığıdır.
Doğada ‘diyalektik’ var mı yok mudur, burada üzerinde duracak değiliz.
İkinci olarak Gyrgöry Lukacs’ın toplum ile doğa arasına koymaya çalıştığı ontolojik diyalektikten sözedilebilir, ki o da konumuz dışıdır diyelim.
Üçüncü olarak, toplumu, Hegel’ci anlamda bir ‘pan-diyalektik’ yaklaşımla çözümlemeye yönelinmesidir.
Böylece bizim, yukarıda sözüedilen her üç tip diyalektiğin dışında bir yaklaşımdan sözedeceğimiz ortaya çıkmış olmaktadır.
Biz burada, toplumsal ilişkilerin diyalektiğinden sözedeceğiz.
Daha önce, bu toplumsal ilişkilerin ‘fetişize’ edilmiş olduğuna değinmiştik.
O zaman bu ‘fetişizm’in kaynağına inmemiz gerekiyor.
Ya da, daha doğrusu, eğer toplumsal ilişkilerde bir ‘fetişizm’den sözediliyorsa, orada bir diyalektiğin ‘varlığı’ kabul ediliyor demektir.
Çünkü, aksi halde, her şey ‘mantıksal’mış gibi görünecektir.
Kaldı ki, sözde kimi ‘bilimsel’ çalışmalar, her toplumsal ‘görüngü’yü (phénomène) olduğu gibi, yani gerçekmiş gibi kabul ederek yol almak istemektedirler.
Ki, ileride fenemenolojiyi de ayrıca ele almamız gerekecek.
Ekonomide, ‘kullanım değeri’ ve ‘değişim değeri’nden sözetmiştik.
Değerleme sürecinde, kullanım değerinin değişim değeri olarak başkalaştığını(metamorfoz) da biliyoruz.
Burada, ‘değer’in kendisinin başkalaştığı değil, ama ona o değeri atfeden kişinin, kuşkusuz piyasa koşullarının dayatmasıyla, bakışında ya da değerlendirmesinde bir başkalaşım sözkonusudur.
Yani kişi (sujet), herhangi bir emek ürününü (mal) kendi kullanımı için alıp/saklayacağı gibi, satıp daha fazla kazanmak için de alıp/saklayabilir.
İşte kişinin bu iki tercihi, yani kullanım (kullanmak ya da tüketmek) veya değişim (satmak için stoklamak ya da satmak) tercihlerinden birincisine vazgeçiş (renonciation) ikincisine de edinim (appropriation) tercihi diyelim.
Her değişimde, bu iki tercihten biri gerçekleşirken ikincisi reddedilmiş olmakta; dolayısıyla aralarında diyalektik bir ilişki kurulmuş bulunmaktadır.
Burada değişim değeri, ancak kullanım değeri sayesinde kanıtlanmış olmakta; kullanım değeri de ancak piyasa aracılığıyla değişim değerine dönüşebilmektedir.
Ne var ki, bu işleyiş ıssız bir köyde iki kişi arasında değil, ama tüm toplumu ilgilendiren bir genel ortamda gerçekleşebilmektedir.
Demek ki, en sıradan bir değişim olgusu bile doğrudan ‘toplumsal’ bir nitelik taşımakta, ve dolayısıyla en basit bir ekonomik değişim genel bir toplumsal ilişkinin ürünü olmaktadır.
Öte yandan, ekonomik terimlerle söylenecek olursa, örneğin üretim (kazanç) ve tüketim (kayıp) bir ve aynı sürecin, diyalektik, iki almaşık kutbunu oluşturmaktadırlar.
Buradan, ‘üretim ekonomisi’ ve ya da ‘tüketim ekonomisi’ türü, boş lafların demek ki, ancak ‘düz mantık’la söylenebilecek laflar olduğu ve ‘ekonomi’ ile de ilgilerinin olmadığı ileri sürülebilecektir.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1090
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 7 konuk

x