ERKEN SEÇİM KARARI, SURİYE VE ORTADOĞU MESELESİ / Mithat AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

ERKEN SEÇİM KARARI, SURİYE VE ORTADOĞU MESELESİ / Mithat AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Prş Nis 19, 2018 18:20

Sistemin ve Siyasi Partilerin Can Simidi: Seçimler

MHP Lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin çağrısı üzerine, 18 Nisan 2018’de yapılan görüşmeler neticesinde, 24 Haziran 2018 tarihinde erken seçim kararı alındı. Alınan seçim kararı Türkiye’nin, Suriye’de hali hazırda bir askeri harekât gerçekleştirdiği, Kıbrıs ve Ege üzerinden Batı devletleriyle askeri güvenlik sorunları yaşadığımız, Türkiye’yi çevreleyen ülkelere yönelik ABD’nin dolaylı ve doğrudan müdahalelerde bulunarak, bu ülkelerde kontrollü istikrarsızlık yarattığı bir süreçte alınmış bir seçim karardır. Dış cephede yaşanan bu istikrarsızlığı ve önümüzdeki dönemde Türkiye’nin gerçekleştireceği olası bir askeri harekâtı da göz önünde bulunduracak olursak, alınan hızlandırılmış seçim kararı, öncelikle Türkiye’nin güvenliğini olumsuz yönde etkileyecek sonuçlar ortaya çıkarabilir. Çünkü dış cephede, yukarıdaki ifade ettiğim bir süreç yaşanırken, alınan bir seçim kararı, - Türkiye’deki toplumsal fay hatlarını düşünecek olursak - İÇ CEPHEDE bir kırılmaya neden olabilir. Siyasi partilerdeki gerilimin toplumsal ilişkilere; toplumsal gerilimin siyasi partilerin yönelimine ve eylemine yansıdığı bir süreçte; olağan, sakin, sorunsuz bir seçim süreci geçireceğimizi kimse düşünemez.
Felaket telalığı yapmak istemem ama Ortadoğu’daki mevcut durum, yapılacak olan seçimin, - ilk başkanlık seçimi olması nedeniyle - diğer genel seçimlerden farklı bir içerik taşıması, Türkiye’nin dış politikasının uzun vadeli stratejik hedeflerden yoksun, belirsizlik taşıyan adımlarla yürütüldüğü bir dönemde, yönetim değişikliğini de kapsayan bir seçim sürecinin “olağan” geçmesini bekleyemeyiz.
Resim

Ancak bütün bunlara rağmen, seçime girecek olan ya da girip – girmeyeceği belli olmayan partiler, kendilerini aynı anda sürece adapte ettiler. Tabi bu “anında” motivasyonun nedeni, tek başına, siyasi partilerin iktidarı hedefliyor olması değil. Gerek erken ya da hızlandırılmış seçim kararının alınması, gerek de erken seçim kararına bir – iki parti dışında itiraz edilmemesindeki asıl neden, bir buhran ve bunalım yaşayan iktisadi – siyasi sisteme biraz daha soluk aldırmak. Şimdi, “Toplumsal sistemin buhranı ile seçimlerin ne ilgisi var?” diyenler olacaktır. Açıklayayım. Türkiye’deki toplumsal sistem, yani Batı emperyalizmine temel hatlarıyla bağımlı olan iktisadi – siyasi sistem, kendi doğasından kaynaklanan yapısal bir bunalım yaşamaktadır. Bu bunalım, siyasi partilerden bağımsız olarak derinleşen, Türk Devletinin kurucu ilkeleri ile bu kurucu ilkeleri son 70 yıldır tasfiye etmeye çalışan Batı’ya bağımlı merkezler arasındaki çelişme ve çatışmadan kaynaklanan bir tarihsel temele dayanmaktadır. Biraz daha somut örneklerle konuyu açayım. Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri, birçoğumuzun bildiği üzere, Milliyetçi – Halkçı – Laik temellere dayanır. Ekonomide Kamucu – Devletçi model, Cumhuriyet’in kuruluşu sürecinde Atatürk tarafından öncelikli olarak hedeflenmiştir. Siyasal yönetimde Halkçılık ilkesinin, gericiliğe karşı Laiklik ilkesinin, Milli / Üniter yapının da korunmasını sağlayan Milliyetçilik ilkesinin, sürekliliği sağlamak ve yönetim sistemini temel ilkelere bağlı kalmak kaydıyla güncellemek, deyiş yerindeyse kireçlenmeyi önlemek için, Devrimcilik ilkesinin egemen olduğu Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri, aynı zamanda Türk Devlet yapısının da özünü – omuriliğini oluşturur. Türk Devletinin omuriliği olan bu kurucu ilkeler, güncel siyaseti, dış politikayı, diplomasiyi, eğitim, sağlık, savunma politikalarını, yani devlet yapısının dokusunu da belirler. Daha farklı bir ifadeyle, devlet yapısının temel dinamikleri – omuriliği – bu dinamiklere bağlı olan diğer ekonomik – politik – kültürel ve askeri yapıyı da – yani dokuyu – şekillendirir.
Ana yapı ile doku, uyum halinde olduğu müddetçe uzun süreli veya sürekli buhran – bunalım dönemleri yaşanmaz; tam tersine bu uyum, dünyada ve bölgede yaşanacak buhranlara önceden alınan bir önlem niteliği taşır.

Günümüze gelecek olursak… Türkiye’de özellikle son 50 yıldır sürekli bir buhran yaşanmaktadır. Tabi bu durumun temel nedenini doğru tespit etmeden, sürekli buhrandan nasıl kurtulacağımızı da belirleyemeyiz. Daha kısa aralıklarla ve her biri, bir öncekinden daha yıkıcı sonuçlarıyla yaşanan iktisadi – siyasi krizlerin oluşmasının, Milli Güvenlik stratejimizin zaafa uğratılmasının, toplumsal kutuplaşmaların zaman zaman şiddetli ölçüde yaşanmasının temel nedeni; iktidara gelen siyasi partilerin yukarıda sıralamış olduğum Cumhuriyet’in kurucu ilkelerinden Türkiye’yi adım adım uzaklaştırmalarıdır. Daha geniş açıdan ele alalım. 1938’den sonra iktidarı ele geçiren güçler, Batı’ya uyumlu programlar belirleyerek Türk Devriminin yörüngesinden sapmışlar ve bu durum devletin temel yapısı ile – omurilik ile – Batı’nın bize dayattığı dönemsel siyaset arasında – yani doku ile – bir uyumsuzluğu ve çatışmayı ortaya çıkarmıştır. Özellikle 1990’lardan sonra ortaya çıkan Devletçi – Kamucu ekonomi yerine, liberal – özelleştirmeci modelin; milliyetçilik ilkesinin yerine etnik – federalizmi dayatan modelin; halkçılık yerine Batıcı yönetim modellerinin dayatılması kurucu ilkelerle, Batıcı sistem partileri arasındaki gerilimi tırmandırmıştır. Devlet yönetiminin bütüncül bir programdan uzak olması, kısa aralıklarla bir birini onaylamayan adımların atılması, aynı anda, aynı kurumların içerisinde farklı yönleri işaret eden siyasi – iktisadi söylemlerin geliştirilmesi yukarıda bahsettiğim temel çelişkinin sonucudur. Bu çelişkiden kaynaklı ortaya çıkan / çıkacak olan buhran ya da buhranlar ya bizi kurucu ilkeleri tekrar uygulamaya sevk edecek ya da Milli / Üniter devlet yapısının tasfiye olmasına neden olacaktır. Kuruluş Ayarlarına dönmezsek, ikinci sonucun ortaya çıkması kaçınılmaz olur.

Partiler, Türk Devletinin Kurucu İlkelerini Neden Savunamaz?

Şimdi gelelim seçimlere… Mevcut siyasi partilerin varlığı, Batıcı – Mandacı yönetim anlayışının devam etmesine bağlıdır. İktidarda ya da muhalefette olsun, bu gerçek değişmez. Çünkü mevcut ana akım siyasi partiler, dışa bağımlı sistemin üniteleri olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Toplumsal sistemin doğasından kaynaklanan yapısal bunalımın derinleştiği, toplumun, sisteme karşı olan güvenini yitirdiği dönemlerde bu siyasi partilerin imdadına seçimler yetişir. Halk seçimlerle oyalanırken, partiler halkın temel istemlerine dönük vaatlerle ve söylemlerle halka gider. Partilerin birbirini suçlaması, liderler arasındaki terbiye sınırını aşan üslubun öne çıkması toplumun belli kesimleri arasında da yapay bir saflaşmaya neden olur. Böylece halkın, temel sorunlardan uzaklaşarak, güncel siyasi hesaplara göre düşünmesi ve konumlanması hedeflenir. Yani toplum ipte oynayan cambaza bakarken, yan kesici siyasiler de sistemin bütününü kurtarmaya, dolayısıyla kendi siyasi varlıklarını biraz daha uzatmaya çalışırlar.
Resim

İspatı basit. Türkiye’de gerçek istikrar, gerçek anlamda bir milli güvenlik stratejisinin geliştirilmesi, yoksulluğun en alt seviyeye çekilmesi, işsizliğin ortadan kaldırılması gibi temel sorunlar, ancak ve ancak Türkiye’nin “Kuruluş Ayarlarına” dönmesi ile mümkündür. Peki, gerçek gün gibi ortadayken neden hiçbir siyasi parti Türk Devletinin kurucu ilkeleri üzerinden bir siyasi program belirlemez? Kimi nedenlerden dolayı, oy oranı az olan meclis dışındaki bir – iki parti dışında, mevcut ana akım partiler arasında siz hiç “Devletçilik – Halkçılık – Milliyetçilik – Laiklik – Devrimcilik” ilkelerine bağlı bir propaganda geliştiren parti gördünüz mü? Göremeyiz. Çünkü bu temel ilkeler, Batı’ya uyumlu mevcut partilerin varlık nedenleri ile çelişir. Sadece iktidar partisi değil, umut olarak piyasaya sürülen, milli güvenliğimizi NATO’ya bağlayan yeni parti de, bölücü terör örgütünün uzantısı ile iç içe geçen üretilmiş muhalefet partisi de bu sistemin “Kan Ünitesi” görevini üstlenmektedir.
Örneğin ABD’nin Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği saldırıyı aynı anda, iktidarı ve muhalefeti ile bütün partilerin desteklemesi dahi, hepsinin aynı merkeze bağımlı olduğunun göstergesidir.

Ez cümle… Seçimlerin “iç cephemizi” zayıflatacak olmasının yanında bir de uzun uzun anlattığım bu yönü bulunmaktadır. “Ne yapmalı?”sorusuna vereceğim yanıtı, konunun ikinci bölümünde yazacağımı bildirmeden önce şu notu düşerek şimdilik yazıma son vereyim: “TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BUHRAN DÖNEMLERİNİN İDEOLOJİSİDİR.” Velhasıl kelam, bu buhran döneminde de Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” önermesinin geldiği yerdeyiz.

Mithat AKAR

https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 12 konuk

x