Foreign Policy’nin 2017’nin ’10 çatışma alanı’ arasında Türkiye ikinci sırada

Foreign Policy’nin 2017’nin ’10 çatışma alanı’ arasında Türkiye ikinci sırada

İletigönderen Başkomutan » Çrş Oca 11, 2017 8:13

2017'de takip edilecek 10 çatışma alanı

Dünya son yıllardaki en tehlikeli fasılasına giriyor. Son yıllarda savaşların artması, sonuçlarıyla başa çıkma becerilerimizi de sınıyor. Global mülteci krizinden terörizmin yayılmasına kadar, ihtilaf çözme hususundaki müşterek başarısızlığımız yeni tehditlere ve meselelere sebebiyet veriyor. Huzurlu toplumlarda bile korku politikası, tehlikeli kutuplaşmaları ve demagojiyi beraberinde getiriyor.

Donald Trump işte bu ahval içinde ABD'nin müstakbel başkanı seçildi ki gelecekte şümullü jeopolitik neticelerini göreceğimiz, geçen senenin tartışmasız şekilde en mühim hadisesiydi. Trump'ın dış politika ajandasındaki bilinmeyenlere dair pek çok şey söylendi. Fakat bildiğimiz bir şey var ki o da bizzat belirsizlik istikrarsızlık getirebilir. Hele ki mevzuubahis, dünyanın en güçlü aktörü olunca... Avrupa'dan Doğu Asya'ya ABD'nin müttefikleri gerginlikle Trump'ın tweetlerini ve atışmalarını tahlil ediyor. Avrupalılardan habersiz, Rusya'yla bir anlaşmaya gidecek mi? İran'la varılan nükleer anlaşmasını iptal edecek mi? Sahiden yeni bir silahlanma yarışı teklif ediyor mu?

Kim bilir? Ve sorun tam da bu.

Son 60 yılda dünya, Vietnam'dan Ruanda'ya ve Irak Savaşı'na varıncaya dek onların müşterek krizlerinden zarar gördü. Ancak 2. Dünya Savaşı'ndan sonra tezahür eden ve ABD'nin hamisi olduğu müşterek bir beynelmilel nizam, Soğuk Savaş'ın bitiminden itibaren büyük güçler arasındaki ilişkileri şekillendirdi.

Bu düzen Trump seçimi kazanmadan önce değişmeye başlamıştı. Washington'un geri çekilmesi* öyle veya böyle Obama'nın başkanlığı döneminde başladı. Fakat Obama'nın yaptığı, ABD'nin boşluğunu doldurması için uluslararası kuruluşları desteklemekti. Bugün artık "Öncelik Amerika" düsturuyla hareket eden bir ABD'nin, uluslararası sisteme yön vereceğini söyleyemeyiz. Kaba kuvvetine yumuşak kuvveti refakat etmediği takdirde ABD'nin bir güvenceden ziyade bir tehdit gibi görülmesi daha muhtemeldir.

Avrupa'da ise yeni Amerikan siyasasının belirsizliğine bir de Brexit'in getirdiği karışıklık eşlik ediyor. Avrupa'da ulusalcılar güçlendi. Fransa, Almanya ve Hollanda'da yaklaşan seçimler Avrupa Birliği'nin geleceğini sınayacak. AB'nin dağılma tehlikesi bugün karşı karşıya kaldığımız en büyük sorunlardan birisi. Birçok güncel gelişme arasında kaybolup giden bir vaziyet mevzuubahis. Avrupa'nın dünya siyasetindeki dengeleyici vasfını kaybetme lüksümüz yok.

Bölgesel (regional) çekişmeler de önümüzdeki manzarayı dönüşüme uğratıyorlar. İran ve Körfez ülkeleri arasında cereyan eden Ortadoğu nüfuz rekabetinde bu husus aşikardır. Bu rekabetten doğan vekalet savaşlarının Suriye'de, Irak'ta ve Yemen'de yıkıcı neticeleri oldu.

Birçok lider derinleşen anlaşmazlıklardan kurtuluşun, müşterek bir terörle mücadele hedefi etrafında birleşmek suretiyle olabileceği iddiasında. Ancak bu bir illüzyon: Terörizm sadece bir taktiktir, taktikle savaşarak da strateji belirlenmez. Cihat hareketleri güçlerini pekiştirmek için savaşlardan ve devletlerin çöküşünden, yani kaostan nemalanıyorlar. Uluslararası sistemin çatışmaları önleyici bir stratejiyi ve bu stratejiyi de temel kaidesi yapacak devletleri, kucaklayıcı bir şekilde desteklemesi gerekiyor. Uluslararası düzeninin kendini idame ettirmesi için "müşterek düşman" teranesinden daha fazlasına ihtiyacı var.

Trump yönetiminin iş başına gelmesiyle birlikte çoktandır revaçta olan pragmatik-kısa vadeli-ulusal çıkarları gözeten diplomasi (transactional diplomacy) daha da popülerleşecek gibi görünüyor. Taktik pazarlıklar uzun vadeli stratejilerin ve değer odaklı politikaların yerini alıyor. Rusya ile Türkiye arasındaki uzlaşma Suriye'deki şiddetin azalması adına ümit vadediyor. Lakin Moskova ve Ankara er ya da geç daha demokratik bir yönetim için bastırmalılar yoksa Suriye bataklığında daha da derine saplanabilirler. Halkının taleplerine kulak tıkayan otoriter rejimlerin muvakkaten güçlendirilmesiyle istikrarlı bir Ortadoğu'nun zuhur etmesi pek mümkün değil.

Uzunca zaman değer bazlı diplomasinin hamiliğini yapmış AB ise göçmen ve mülteci akınını durdurmak için Türkiye, Afganistan ve Afrikalı devletlerle mutabakata vardı. Diğer taraftan AB, hem konvansiyonel hem de nükleer silahların kontrolüne yeni bir ayarlama getirme hususunda ABD-Rusya ilişkilerinde sağlanacak bir iyileşmeden faydalanabilir ki oportünist hareket etmekten daha münasip olacaktır.

Pekin'in Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle olan münasebetlerindeki pragmatik yaklaşım, ABD'nin mutlak güvencesinden mahrum bir dünyanın nasıl bir yer olacağını gösteriyor.

Böylesi transaksiyonel politikalar, reelpolitikin yeniden revaç bulması anlamına geliyor olabilir. Fakat kısa vadeli anlaşmaların yönlendirdiği uluslararası sistemin istikrarlı olması ihtimal dahilinde değildir. Varılan anlaşmalar uzun vadeli stratejileri yansıtmadığında çökebilir. Tahmin edilebilir bir nizam, yaygın kabul gören kaideler ve güçlü müesseseler olmazsa sorunlar daha da büyüyecektir. Dünya gitgide istikrarsız ve çok kutuplu bir vaziyete intikal ediyor; muhtelif devlet ve devlet dışı aktörler ile silahlı gruplar ve sivil toplum arasında dönüp duruyor. Tabandan tavana modelli bir dünyada hakim güçler, yerel çatışmaları kendi başlarına kontrol edemezler; ama bunları manipüle edebilir yahut içine çekilebilirler: Yerel çatışmalar daha büyük ateşlerin kıvılcımı olabilir.

Sevelim sevmeyelim, globalleşme bir vakıadır. Hepimiz irtibat halindeyiz. Suriye'deki savaş Brexit'in gerçekleşmesinde katkısı olan mülteci krizini tetikledi. Brexit'in politik ve ekonomik sonuçları da şiddetli dalgalar halinde yayılacaktır. Ülkeler içlerine kapanmak isteyebilirler fakat dünyadaki meselelerin müştereken icabına bakılmadığı takdirde barış ve refah da olmayacaktır.

Aşağıda 2017'de izlenecek 10 çatışma alanına yer veren liste bazı daha kapsamlı temayülleri açıklarken tehlikeli dinamiklerin nasıl tersine çevrileceğini de tetkik ediyor.

1- Suriye ve Irak

Takriben altı yıllık bir savaşın ve 500,000 civarında insanın ölüp 12 milyonun da yerinden yurdundan edilmesinin ardından Suriye devlet başkanı Beşar Esed şimdilik iktidarı elinde tutmuş gözüküyor fakat yabancı kuvvetlerin desteğiyle bile savaşı bitirmeye ve hakimiyeti topyekun sağlaması mümkün gözükmüyor. Dokuz ay evvelinde Rus destekli bir askeri harekatla alınan Tedmür'ün (Palmyra) tekrar DEAŞ'ın eline geçmesi bunu ispatlar nitelikte. Esed'in ılımlı muhalefeti zayıflatma stratejisi DEAŞ ve El-Nusra Cephesi gibi radikal grupların güçlenmesini sağladı. Halep'te aldığı son yenilgiyle ılımlı muhalefet daha da zayıflatıldı. Hamileri olan devletlerin değişken tavırları nedeniyle de zapturapt alınmaları zor gözüküyor.

Rejimin Aralık ayında Halep'in doğusunu tekrar zapt etmesi, rejimin ve müttefiklerinin insanları insafsızca kuşatıp bombalamasıyla acımasız bir dönüm noktası hüviyetine büründü. Batılı diplomatlar rahatsızlık ve tedirginliklerini ifade etseler de cesaretlerini toplayıp da müşahhas bir karşılık veremediler. Sivillerin ve isyancıların tahliyesi ancak ve ancak Rusya, Türkiye ve İran mutabakata vardıktan sonra icra edilebildi. Bu üçlü Moskova'da buluşarak savaşı bitirmek için gereken siyasi işleyişi canlandırılması konusunu müzakere ettiler. ABD ve BM zirveye ne davet edildi ne de kendilerine danışıldı. Rusya ile Türkiye'nin Aralık sonunda kotardığı ateşkes anlaşması birkaç gün içinde sonlanma noktasına geldi, zira rejim Şam'ın banliyölerindeki saldırılarına ara vermedi. Ufuktaki mühim zorluklara rağmen bu yeni diplomatik rota Suriye'deki şiddeti azaltacak en iyi ihtimali sunuyor.

DEAŞ'la savaş da muhtemel ki sürecek. Örgütün ilave şiddet ve istikrarsızlığa mahal vermesinin acilen önüne geçilmesi gerekiyor. DEAŞ'a karşı Suriye'de savaşan iki rakip —biri Ankara, diğeri PKK'nın Suriye şubesi— birbiriyle savaş halinde. Washington her iki tarafı da desteklerken aralarındaki doğrudan çatışmaları da asgariye indirmeye çabasında. Trump hükümetinin ilk işi DEAŞ'ın elindeki toprakların zaptından evvel, Türk ve Kürt müttefikleri arasındaki sürtüşmeyi azaltmak olmalıdır. Şayet iki taraf arasındaki şiddet artarsa, bundan evvela DEAŞ istifade edecektir.

DEAŞ geçen sene boyunca mühim toprak kayıpları yaşasa da halen Irak ve Suriye'nin kimi yerlerinde hilafet iddiasını sürdürüyor. Askeri olarak mağlup edilse dahi, DEAŞ veya başka radikal bir grup, temel idari meseleler çözülmezse yeniden neşvünema bulabilir. DEAŞ, Irak'ta böylesi bir başarısızlığın mahsulüdür. Yaydığı ideolojiyle hala tüm dünyadan gençleri seferber eden DEAŞ, son İstanbul ve Berlin saldırıları da gösterdiği üzere Irak ve Suriye sınırlarının ötesi için de tehdit arz ediyor.

Irak'ta DEAŞ'a karşı verilen savaş devletin hakimiyetine zarar verip muazzam bir yıkım getirirken Irak gençliğini militarize edip toplumu da derinden sarstı. Bununla da kalmayıp Kürt ve Şii siyasetinin birbirine rakip hizipler ve milis güçler şeklinde saf tutmasına zemin hazırladı. Bölgedeki devletlere sırtını dayayan bu fraksiyonlar Irak'ın kaynakları için rekabet ediyorlar. Sünni Arap nüfus içindeki derin meselelerden beslenen DEAŞ'ı mağlup etme uğruna verilen savaşın yaptığı tahrip, örgütün verdiği zararla birleşince daha kötü bir hal aldı.

Daha kötüsünden kaçınmak adına Bağdat ve Kürdistan yönetiminin desteğe ve milis grupları kontrol altında tutmaya ihtiyacı var.

ABD destekli Musul'u geri alma operasyonu, kötü yönetilirse fiyaskoyla sonuçlanabilir. Irak Ordu birliklerinin, kontrterör kuvvetleri ve şehirdeki örgütlenmeyi yürüten federal polisin yanı sıra, zaferin ekmeğini yemek isteyen yerel gruplar da operasyona iştirak ediyor. Yetmezmiş gibi İran ve Türkiye de yerel taşeronları marifetiyle bir nüfuz mücadelesi veriyor. Bu savaş ne kadar uzarsa, bu muhtelif aktörler de stratejik avantaj sağlayabilmek adına fırsatlardan o kadar istifade edip siyasi çözümü zorlaştıracaklardır.

Irak ABD ve diğer ortaklarından alacağı destekle, şehre iyice nüfuz etmesi adına emri tahtındaki kuvvetlerini askeri ve lojistik olarak desteklemeye devam etmeli; DEAŞ'tan alınanların tekrar kaybedilmemesi için de şehirdeki güçler seferber edilmelidir. Ayrıca şehirdeki yerel siyasi aktörleri de dahil ederek mülki idareyi tesis etmeye süratle başlamalılar.

2- Türkiye

Yılbaşı gecesi İstanbul'da 39 kişinin canına mal olan saldırı daha fazla şiddetin habercisi gibi. DEAŞ saldırıyı üstlendi. Örgütün Türkiye'de takip ettiği pratikten ayrılan bu saldırı, şiddetin tırmanabileceğinin işareti olabilir. Suriye ve Irak'taki savaşların ceremesini çeken Türkiye, ilaveten PKK ile de mücadele ediyor. Siyaseten kutuplaşmış, iktisaden zorda olan ve diplomatik ittifakları zayıf olan Türkiye diken üstünde oturuyor.

Temmuz 2015'te ateşkesin bozulmasını takiben devlet ile PKK'lı teröristler arasındaki silahlı çatışmalar gittikçe vahimleşiyor. O zamandan itibaren devlet-PKK savaşı 30 yıllık tarihindeki en kanlı sayfasına girdi: binlerce terörist öldürülürken, yüzlerce kolluk kuvveti ve sivil hayatını kaybetti. Her iki taraf daha fazla şiddet için bastırıyor. Çatışmalar ve güvenlik operasyonları 350 binden fazla insanı yerinden edip güneydoğudaki bazı meskun mahalleri yerle yeksan etti. Aralık ayındaki, İstanbul'da bir futbol stadyumunun yakınlarında vuku bulan PKK bağlantılı çifte bombalı saldırı 45 insanın canını aldı. Mukabeleten, siyasi bir çözüm için mühim bir kanal olan Kürt siyasetinin temsilcilerini tutuklandı.

Bu mücadelenin kökleri Türkiye içinde olsa da şiddeti körükleyen bir diğer husus da Suriye ve Irak'taki Kürt kazanımlarına dair Ankara'nın artan endişesi. Hem bu mesele hem de DEAŞ'ın arz ettiği tehlike Ankara'yı her iki ülkeye birden ilk askeri birliklerini göndermeye ikna etti. Böylece Ortadoğu girdabına biraz daha çekilmiş oldu.

Ülke genelinde ise Tayyip Erdoğan yönetimi muhalif seslere karşı tedbirlerini devam ederken başkanlık sistemi için de anayasa değişikliklerini meclisten geçirip baharda referanduma götürmeye hazırlanıyor. Geçen Temmuz'da yaşanan darbe teşebbüsünden sonra hükümet esaslı bir temizlik başlatıp 100,000 fazla memuru tasfiye etti.

Avrupa'nın güneydoğusunda güçlü bir NATO üyesine muhtaç olsalar da, batılı müttefikleri Türk hükümetinin otoriter temayülünü eleştiriyor. Türkiye'nin AB'ye girmek için yürüttüğü müzakerelerin duraklamasından kaynaklı gerginliklere bir de bu ekleniyor. Kasım ayında Erdoğan, Brüksel'den gelen eleştirilere sert bir karşılık vererek Mart 2016'da mutabık kalınan ve Avrupa'ya Suriyeli mülteci akınını durdurmayı hedefleyen antlaşmayı iptal etme tehdidinde bulundu. Türkiye'de kain yaklaşık 3 milyon kayıtlı Suriyeli sığınmacı bulunurken, bunların ülkeye intibakı ise hem devlet hem de Türk toplumu adına bazı zorluklar teşkil ediyor.

Türk-Amerikan münasebetleri ise Türkiye'nin Suriye'de ABD destekli Kürt grupları hedef alması ve Washington'dan darbe teşebbüsünün bir numaralı zanlısı Fethullah Gülen'i iade talebinde bulunması hasebiyle gergin bir vaziyette seyrediyor.

Ankara Moskova ile kırılgan bir uzlaşıya vardı. Aralık ayındaki Rus büyükelçi suikastı ise şimdilik iki ülkeyi birbirine daha da yakınlaştırdı. Ankara batılı müttefiklerini gittikçe göz ardı ederken Rusya ve İran'la anlaşmak için çırpınıyor. Velakin Türkiye ve İran, Irak ile Suriye'deki menfaatlerinden doğan ihtilaftan ötürü, elan tehlikeli bir zeminde seyrediyor.

3- Yemen

Yemen'deki savaş ise zaten Arap dünyasının en fakiri olan ülkeyi enkaza çevirirken, bir başka insani kriz doğurdu. Milyonlarca insan kıtlığın kıyısındayken, esaslı bir ateşkes ve siyasi çözüm hiç olmadığı kadar elzem. Yemenliler bombardımanlar ve ekonomik abluka nedeniyle büyük meşakkatler çekti. BM'ye göre Suudi öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarında 4 bin sivil öldü. İhtilafta dahli olan tüm taraflar, sivil yerleşimleri gelişigüzel vurmanın da dahil olduğu bir dizi savaş suçuyla itham ediliyor.

Suudi Arabistan, Şia'nın Zeydiye fırkasına mensup olan ve Suudi hükümetinin, ezeli rakibi İran'ın vekili olarak addettiği Husi milislerin ilerleyişini durdurmak için Mart 2015'te savaşa dahil oldu. İran'la yakinen irtibatlı olmasa da Husiler, Suudileri Yemen'de çıkmaza sokmak için Tahran'ın çıkarlarına hizmet ediyor.

İki taraf da bir şiddet ve provokasyon sarmalına saplanıp kalmış gözükürken BM barış görüşmelerini de sabote ediyor. Kasım ayında Abdurrabbu Mansur Hadi riyasetindeki Suudi destekli Yemen hükümeti BM'nin önerdiği yol haritasını reddetti. Aynı ay, Husi hareketi ile ekseriyeti eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in emrindeki müttefikleri yeni bir hükümet kurdular. Tüm zorluklara rağmen, tüm tarafları savaşın bölgesel vasfını törpüleyip meseleyi Yemen'e ait kılacak mevzuubahis yol haritasına ikna etmek yine de mümkün olabilir. Mesele biraz da Suudi Arabistan'ın yaptığı hesaplarda ve bilhassa hamisi konumundaki ABD ile İngiltere'nin Riyad'ı siyasi bir uzlaşmaya teşvik etme hususundaki heveskarlığında düğümleniyor. Barış görüşmelerini tekrar seyrine oturtmakta yaşanacak bir başarısızlık tüm taraflar için riskler taşıyor. Zira Arabistan El-Kaidesi ile DEAŞ gibi radikal teşkilatlar Yemen'deki kaostan da nasipleniyorlar.

4- Büyük Sahil (Greater Sahel) ve Çad Gölü Havzası

Büyük Sahil ve Çad Gölü Havzası'nda eş zamanlı cereyan eden çatışmalar insanların cefasını katlarken 4,2 milyon insanı yerinden etti. Cihat taraftarları, silahlı gruplar ve suç şebekeleri sınırların delik deşik olduğu ve hükümetlerin sınırlı bir erişime sahip olduğu bu fakir havzada güç mücadelesi veriyorlar.

2016'da Orta Sahil'de kain cihat yanlısı gruplar Nijer, Burkina Faso ve Fildişi Sahilleri'nde ölümcül saldırılar gerçekleştirdi ve havzanın zafiyetini gösterdi. Mağrip El-Kaidesi ve El-Murabitun faaliyetlerine devam ederken DEAŞ'la bağlantılı olduğu iddiasındaki yeni bir grup da gelişme aşamasında. Tüm bu örgütler görünüşe göre sivilleri ve ulusal ve uluslararası güçleri hedef almayı sürdürecek. Mali'de 2013'de beri 70'den fazla personeli "suiniyetli olaylar" sonucu ölen BM'nin en tehlikeli barış koruma misyonu mahiyetinde bu ülke bulunuyor.

Mali, Bamako barış anlaşmasının işlerliğini yitirme ihtimalinden dolayı bu yıl büyük bir krizle karşılaşabilir. Ülkenin kuzeyindeki isyancı ittifakı hüviyetindeki Azavad Hareketleri Koordinasyonu'nda yaşanan çatlak silahlı grupların teşekkülünde etkili olurken şiddet orta Mali'ye de sirayet etti. Bölgedeki güçler Ocak ayındaki Afrika Birliği zirvesini barış görüşmeleri canlandırma adına fırsat bilip dışarıda bırakılan grupları da masaya getirmeli. Bölgedeki istikrarın sigortalarından olan Cezayir'in anlaşmanın arabulucusu olarak kilit bir role sahip.

Çad Gölü Havzası'nda Nijerya, Nijer, Kamerun ve Çad kuvvetleri Boko Haram'la olan mücadelelerine hız verdi. Aralık ayı sonunda Nijerya devlet başkanı Boko Haram'a nihai darbenin, Sambisa Ormanı'nda kalan son sığınaklarında vurulduğunu duyurdu fakat örgüt henüz mağlup edilmiş değil. İçeride yaşanan liderlik çekişmesi Boko Haram'ı böldü, gelgelelim örgüt hala esnek ve saldırgan vaziyette. Uluslararası kamuoyu Boko Haram'ın kadınlar ve kızları kaçırıp istismar etmesine dikkat kesilse de, ekonomik ve sosyal kazanç peşindeki bazı kadınların gönüllü olarak gruba katıldığı da hesaba katılmalıdır. Kadınların bu çatışmaya dair tecrübeleri Boko Haram'a karşı belirlenecek stratejilerde dikkate alınmalıdır.

Boko Haram direnişi, ona karşı sert askeri karşılık ve bu çatışmanın ortasında kendini bulan insanlar için sağlanan eksik yardımlar, sonsuz bir şiddet ve umutsuzluk sarmalının hakim olmasına sebep olabilir. Bölgedeki hükümetler insani felakete sorumlulukla yaklaşmazsa, halklarının arasını daha da açabilir ve gelecek isyanların tohumlarını ekebilir. Devlet ayrıca iktisadi yatırımlar yapmalı ve radikal grupların faydalandığı boşlukları kapatması için yerel yönetimleri de sağlamlaştırmalıdırlar.

5- Demokratik Kongo Cumhuriyeti

Demokratik Kongo Cumhuriyeti yılbaşı gecesinin hemen öncesinde müjdeli bir haber aldı: Katolik piskoposlar ülkedeki siyasi krizi çözecek mutabakata varıldığını ilan ettiler. Cumhurbaşkanı Joseph Kabila kendisinin 2017'nin ikinci yarısındaki seçimler düzenlendikten sonra istifa etmesini icap ettiren anlaşmayı henüz imzalamadı. Taraflar arasındaki itimatsızlığa rağmen Kongo Katolik Kilise tavassutuyla kotarılan anlaşma ülke için hala en iyi seçenek. Artık mesele seçimlere ve barışçıl bir değişime hazırlık yapmak. Bunun içinse sağlam bir uluslararası destek olmazsa olmaz.

Kabila'nın, Kongo Anayasası'nın hilafına bir dönem daha başkanlık makamında kalma yönündeki kararlılığı, 2016 yılı boyunca ciddi bir muhalefetle ve nümayişlerle karşılaştı ki şiddet daha da artabilir. Kongo'nun kronik yolsuzluk sorunu ve "kazanan her şeyi alır" politikası Kabila'nın maiyetinin kaybedecek çok şeyi olacağı anlamına geliyor. Yani öyle kolay kolay vazgeçmeyebilirler. Afrikalı ve batılı devletlerin Kongo'yu uçurumun kenarından çekecek gayretleri koordine edip bölgedeki istikrarsızlığı önlemesi gerekiyor. Ülkedeki en büyük BM misyonu olan MONUSCO'nun bu sıkıntıların icabına bakacak kapasitesi yok. Misyonun yetki alanının daraltılarak arabuluculuk ve insan hakları gözlem gibi işlere yoğunlaşmalı.

Geçen Eylül ayında Kabila aleyhtarı gösterilerde, çoğu güvenlik güçlerini açtığı ateşle 53 kişi öldü. 19 ve 20 Aralık'ta, yani Kabila'nın başkanlığının son günlerinde güvenlik güçleri ile göstericiler arasında yaşanan çatışmalarda en az 40 insanın öldüğü söyleniyor. Şayet seçimler yine ertelenirse şiddet de devam edeceğe benziyor. Ana muhalefet koalisyonu ise sokağın gücünü arkasına alıp Kabila'yı devirmeye hazırlanıyor. Başkent Kinşasa da, çatışmalara boğulmuş doğu da dahil olmak üzere ülkedeki şiddet ortamına katkıda bulunuyor.

6- Güney Sudan

Üç sene süren iç savaştan sonra dünyanın bu en genç devleti halen başına musallat olan sürtüşmelerle boğuşuyor. Merkezi hükümete yönelik şikayetler ve etnik şiddet silsilesi ülke içinde 1,8 milyon insanı yerinden edip 1,2 milyonu da ülkeden kaçmaya zorladı. Ülkeden gelen toplu katliam haberleri ve 2015 barış anlaşmasının tatbikindeki noksanlık uluslararası kamuoyunu tedirgin ediyor. Aralık ayında devlet başkanı Salva Kiir ateşkesin yenilenmesi, barışın ve uzlaşının tesisi içi ulusal diyalog çağrısında bulundu. Bu çabaların muvaffak olup olamayacağı geçici hükümetinin müstakil silahlı gruplarla adilane müzakere etme ve kırgın topluluklarla temasta bulunma yönündeki keyfine bağlı.

Beynelmilel topluluğun arka çıktığı barış anlaşması, Temmuz 2016'da başkent Cuba'da hükümet güçleri ile eski isyancılar arasında çatışmalar patlak verince yolundan saptı. Cuba'ya ancak yakınlarda, barış anlaşmasını müteakiben dönebilmiş olan muhalefet lideri ve sabık başkan yardımcısı Riek Machar ülkeyi terk etti. Başkan Kiir de o noktadan sonra başkentte ve bölgede konumu pekiştirdi. Bu husus, halihazırda geçici hükümetin dışında olanlar da dahil olmak üzere, silahlı muhalefet unsurlarıyla pazarlıkları yürütme imkanını doğurdu.

Ülkenin muhtelif yerlerinde çatışma ve etniş şiddet sürse de, Cuba'nın son aylarda emniyeti iyileşti. Uluslararası diplomatik teşebbüsler 4,000 kişilik bir koruma kuvvetinin konuşlandırılmasına yoğunlaştı. Fakat bu, patlak verecek bir şiddet olayını bastırmada yetersiz kalacak ve barışı tesis etmek için gereken daha esaslı politik uzlaşının malzemesinden çalacak bir adım.

Güney Sudan'daki mevcut BM misyonu UNMISS'in acil bir reforma ihtiyacı var: Geçen Temmuz'daki olaylar esnasında sivilleri korumakta başarısız olduktan sonra bu ihtiyaç iyice tebarüz etti. Tüm bu trajedi arasında umut ışığı ise Güney Sudan, Uganda ve Sudan arasında hala süren ve belki günün birinde bu bölgeye daha büyük bir istikrar getirecek olan kırılgan mutabakat.

7- Afganistan

ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin El-Kaide'yi bozguna uğratma harekatının bir parçası olarak Taliban'ı da bertaraf etmesinin üzerinden 15 yıldan fazla olmuşken, Afganistan'daki savaş ve siyasi istikrarsızlık uluslararası barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit arz etmeye devam ediyor. Bugün geldiğimiz noktada Taliban tekrar rağbet görmeye başladı. Hakkani şebekesi büyük şehirlerdeki terör saldırılardan sorumlu tutulurken DEAŞ da mezhep kavgasını körüklemek maksadında olduğu anlaşılan saldırılarda Şiileri hedef aldı. Geçen seneki silahlı çatışmalar, BM'nin olayların kaydını tutmaya başladığı 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken çok sayıda sivil zayiatı mucip oldu. Afgan güvenlik güçlerinin daha da zayıflaması devlet otoritesinin olmadığı geniş alanların yerel ve çok uluslu militan gruplardan tarafından doldurulması riskini muhafaza ediyor.

Amerika'nın en uzun savaşı başkanlık seçimleri esnasında kendine pek yer bulamadı. Trump'ın Afganistan üzerindeki niyetleri meçhul ama daha evvel defalarca Afganistan'ın inşasına (nation building) dair şüphelerini beyan etti. Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı olarak tartışmalı şekilde tercih ettiği Korgeneral Michael Flynn, Irak ve Afganistan'da Müşterek Özel Harekat Komutanlığı'nın istihbarat daire başkanlığını yapmış bir isim. Flynn's yegane büyük global tehdit olarak "radikal İslami terörizme" yoğunlaşması hastalığın yanlış teşhisinden başka bir şey değil, zira bunun Afganistan ve başka yerlerde endişe verici neticeleri olması muhtemeldir. Meselenin stratejik istikameti Taliban'la uzlaşma yönünde olmalıdır. Bu ise bölgede daha büyük bir işbirliğini ve bir de Çin'in dahlini gerektirecektir. Bu arada Rusya, Pakistan ve Çin de bir araya gelip amacını "bölgede terörizm karşıtı bir strüktür kurma" şeklinde ilan ettikleri Afganistan'a matuf bir çalışma grubu tertip ettiler. Kabil ise şimdiye kadar üçlü görüşmelerin dışında bırakıldı.

Afganistan'ın Pakistan'la olan münasebetleri ise İslamabad'ın Taliban ve diğer militan gruplara sağladığı destekten dolayı uzun zamandır gergin bir şekilde seyrediyor. Geçen sonbaharda Pakistan'daki binlerce Afgan mültecinin şiddet, sindirme ve tutuklamaya maruz kalıp ülkeyi terke zorlanması nedeniyle iki ülke arasındaki gerilim daha da arttı. Afganistan'ın mülteci krizi, AB'nin 80,000 sığınmacıyı Afganistan'a iade etme planıyla birlikte daha da kötü bir hal aldı — insani bir vakaya politik motivasyonlu bir cevap... Bunların yanında bir de ülkedeki ekonomik kriz zayıf bir devletin omuzlarına ağır bir yük bindiriyor.

8- Myanmar

Nobel Barış Ödülü sahibi Aung San Suu Kyi'nin başında bulunduğu yeni mülki idare, barış ve ulusal bir uzlaşı vaadinde bulunmuştu. Mamafih vukua gelen son şiddet olayları 70 yıllık silahlı çatışmayı sona erdirmeye matuf adımları tehlikeye attı. Kasım ayında dört silahlı örgütten mürekkep "Kuzey İttifakı" Çin sınırındaki kilit bir ticaret bölgesindeki şehir merkezlerine benzeri görülmemiş müşterek saldırılar gerçekleştirip kuzeydoğuda askeri bir hareketliliğe mahal verdi. Ülkedeki başat etnik silahlı grupları bir araya getirmek temdit edilen bir barışın parçası olarak Şubat ayında toplanması planlanan 21. Yüzyıl Panglong Konferansı'nın bir sonraki celsesi için de iyiye işaret etmiyor bunlar.

Bunların yanında, Arakanlı Müslüman azınlığın akıbeti de uluslararası alakaya yeniden mazhar olabildi. Bilhassa Rahin eyaletinde 2012'de meydana gelen Müslüman aleyhtarı zorbalıkları takiben, Arakanlılar son yıllarda haklarının tedricen gasp edildiğine şahit oldular. Rahin'deki son şiddet silsilesinin fitilini ise Ekim ve Kasım aylarında sınır polisini ve Myanmar'ın kuzeybatıdaki Bangladeş hududuna yakın bir mıntıkada orduyu hedef alan saldırılar yaktı. Güvenlik güçleri ise militanlar ve siviller arasında pek bir ayrıma gitmeden çok sert bir karşılık verirken tecavüz, kundaklama ve hukuksuz infaz iddiaları ayyuka çıktı. BM'nin tahminlerine göre, Aralık ortasına kadar 27,000 Arakanlı Bangladeş'e kaçtı. Bir düzineden fazla Nobel Barış Ödülü sahibi isim açık bir mektup yayınlayarak Aung San Suu Kyi'yi haksızlıklar karşısında sessiz kalmakla eleştirip Arakanlılara tam ve eşit vatandaşlık haklarının verilmesi çağrısında bulundu.

İlk saldırılar ise İman Hareketi (Hareketü'l-Yakin, HaY) ismiyle malum bir silahlı örgüt tarafından icra edildi. Bu grubun zuhur edişinin Myanmar'da kartları yeniden karma ihtimali mevcut. Her ne kadar Arakan nüfusu hiçbir zaman köktenci olmasa da hükümetin gaddar askeri metotları şiddet sarmalının yaygınlaşma riskini arttırıyor. Hükümete yönelik şikayetleri çok uluslu köktenci örgütler kendi planlarını tatbik etmek suretiyle istismar edebilir ki bu, kahir ekseriyeti Budist olan ülkede dini gerginlikleri kızıştıracaktır.

9- Ukrayna

Takribi 10,000 insanın canına mal olan ve üç yıla yakındır süren savaştan sonra, Ukrayna siyasetinin tüm çehresini Rusya'nın askeri müdahalesi belirliyor. Savaşla beraber bölünen ve yolsuzluktan belini doğrultamayan Ukrayna daha da büyük bir bilinmezliğe doğru yol alıyor. Trump'ın Vladimir Putin hayranlığı ve ABD'nin Rusya'ya uygulanan yaptırımları iptal edebileceğine dair dedikodular Kiev'i korkutuyor. Şubat 2015 tarihli Minsk barış anlaşmasının tatbiki duraklamış vaziyette olması Rusya'yı Ukrayna çatışmalarındaki iki hedefine daha da yakınlaştırıyor: doğu Ukrayna'da Rus yanlısı, daimi politik teşekküller ve 2014'te savaşı başlatan Kırım'ın ilhakının tanınması (normalization.)

Ukrayna'da ise 2014 evailindeki Meydan (the Maidan) gösterileriyle işbaşına gelen ama gün geçtikçe defedilen ahlaksız oligarşiye benzeyen siyaset adamlarına karşı artan bir hüsran var. Kiev'in vadettiği ekonomik reformları yapma ve yolsuzluğa karşı sert tedbirler alma yönündeki isteksizliği yahut acizliği ve sebebiyle Batının cumhurbaşkanı Petro Poroşenko'ya verdiği destek de eriyor. Rus taraftarı partilerin de başarı elde edebileceği parlamento seçimleri 2017'de yapılırsa şayet Poroşenko'nun başındaki dertler daha da fenalaşabilir.

ABD ve AB reformlar konusunda Kiev'e daha çok baskı yapmalı ve Moskova'ya karşı da yaptırım kartını oynayabileceği tavizsiz bir diplomasi yürütmelidir. Ukrayna'daki vaziyeti çalkantılı tutmak suretiyle muhtelif savaş metotları kullandığı müddetçe Rusya'nın Avrupa'daki eski düzenine geri dönemeyeceği hususunda Putin ikna edilmelidir. Cebir kullanımı, siber saldırılar, propaganda ve mali baskılar gibi taktikler kullanan Rusya bölgeye ürkütücü bir mesaj göndermiş oluyor.

10- Meksika

Donald Trump seçim kampanyasını Meksika sınırına duvar örme, kayıt dışı milyonlarca göçmen sınır dışı etme ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşmasını feshetme gibi taahhütler üzerine kurunca ABD ve Meksika arasındaki gerginliğin had safhaya ulaşması kaçınılmaz oldu haliyle. Üstelik Meksikalı göçmenleri uyuşturucu taciri, suçlu ve ırz düşmanı şeklinde tavsif etti. Bu hareketiyle beyaz ulusalcı grupların desteğini de aldı. Gerginliği azaltma teşebbüsünde bulunan Meksika devlet başkanı Enrique Pena Nieto Eylül ayında Trump'ı ülkesine davet etti. Ama artan adli vakalar, yolsuzluk ve zayıf ekonomi nedeniyle kızgın olan Meksika halkından ötürü bu adım ters tepti.

Pena Nieto Meksika'nın kudretli komşusunu karşısına alma lüksü olmadığı biliyor. Meksika'nın siyaset ve ekonomi zümreleri söylenenlere bakılırsa Trump ile danışmanlarını göç ve serbest ticaret konularında ikna etmeye uğraşıyorlar.

Eğer ABD büyük tehcir politikaları takip edecek olursa, bu çok daha kötü insani ve güvenlik krizlerini tetikleyecektir. Meksikalı ve Orta Amerikalı mülteciler ile göçmenler had safhadaki şiddet salgınınıdan ve müzmin sefaletten kaçıyorlar. 2016 yılına ait bir çalışma gösteriyor ki Meksika ve Kuzey Üçgeni'ndeki silahlı çatışmalar 34,000 insanın canına mal oldu: Aynı dönemde Afganistan'da ölen insan sayısından bile daha fazla... Hızlandırılan tehcir ve sınırda alınan tedbirler kayıt dışı göçmenleri daha tehlikeli yollara sevk ederken, suç şebekelerinin ve yolsuz memurların ağına düşürüyor. ABD, şiddeti ve yolsuzluğu arttıran sistematik başarısızlıkları çözme maksadıyla Meksika ile olan ilişkilerini güçlendirerek kendi çıkarlarına daha iyi hizmet edebilir.

*['tasarruf' yerine 'geri çekilme' olarak çevrilen 'retrenchment' kelimesiyle kastedilen, ABD'nin dünya siyasetinde perde gerisine çekilmesini, riskleri ve sorumlulukları müttefikler ile bağımsız kuruluşlar arasında paylaştırmasıdır.]

Kaynak: foreignpolicy.com
Jean Marie Guehenno 10 Ocak 2017


İm (Kod): Tümünü seç
http://www.dunyabulteni.net/yazar/jean-marie-guehenno/20834/2017de-takip-edilecek-10-catisma-alani
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2295
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Şu dizine dön: Gazete Köşe Yazarları

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x