Galata Bankerleri: Neden Galata? - Hüsamettin Çalışkan

Galata Bankerleri: Neden Galata? - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Prş Nis 09, 2020 6:51

Galata Bankerleri ismi ile ünlenmiş tarihi grubun, Osmanlı Devleti'nde ortaya koyduğu icraatlar erbabınca malumdur. Biz de bu malumu, ilam etmek niyetindeyiz. Tarihimizin inceliklerini dizilerden değil de belgelerden öğrenmek isteyenler buyursun soframıza…
Resim
Öncelikle, neden Galata Bankerleri ismi ile ün yapmışlardır? Bu sorunun cevabını aramak çok yerinde olacaktır.

Gelin biraz gerilere gidelim. İstanbul'un fethinden önce Galata, günde 500'den fazla irili ufaklı tüccar gemisinin uğrayıp kalktığı bir limandır. Bu gemilere her türlü hizmeti sağlamasından dolayı ekonomik olarak güçlü bir durumdadır. O devirdeki gemi teknolojisine göre gemiler, sık sık iskelelere uğramak zorunda idiler. Yalnız yük almak ve boşaltmak için değil daha ziyade tamir ve bakım için de kullanılmaktaydı. Ticaret gemilerinin en önemli uğrak sebepleri:

- Tamir ve bakım işi,

- Kalafat çekmek (gemiyi onarım için karaya çekmek),

- Dalgaların bozduğunu onarmak,

- Yelkenleri tamir etmek ve değiştirmek,

- Bu arada tayfa ihtiyacını da karşılamaktı.

Bu sebeplerden ötürü 15. yüzyılın ilk yarısında Galata, mevcut kalafat, gemi tamir ve bakım tesisleri bakımından Marsilya, Cenova ve Venedik ile aynı seviyedeydi. Fakat fiyat farkları dolayısıyla özellikle kalafat işinde rakipsizdi.

Ayrıca o devirde bir geminin limanda zorunlu bekleme süresi, bazen ayları bulduğu için, tüccar ve gemi adamları, tayfalar için kervansaraylar da vardı. Bu sebeple tamir için kalafat yerine çekilmiş bir geminin tüccar ve gemi adamları bir bakıma bu kentin sakinleri haline gelmişti. Bu da şehir ekonomisine büyük katkılar sağlamakta ve Galata'yı İstanbul'un kalbi, canı durumuna getirmektedir.

Kaldı ki yan sanayi kollarıyla Galata, tabiri caizse ışıl ışıl parlamaktadır: Banker, tüccar, komisyoncu, tellal, her türlü gemi inşa ve tamir ve özellikle kalafatçı ve gemi alet edevatı, yelken bezi imalatçıları ve bunların yanında çalışan katip ve işçileri, günübirlik çalışmaya gelen hamal, çırak, hizmetçi kadınları ile dünyanın en önemli liman kentlerinden biridir!

Bunun yanında, limanın en büyük özelliği Karadeniz transit ticaretinin merkezi olmasıydı. Ayrıca Kağıthane sırtlarına kadar uzanan kıyılarda ve sırtlarda kumaş boyama, dikimhane ve bazı ipekli ve muslin dokuma tezgahları da vardı. Örneğin Lyon'dan getirilen ham ipek kumaşlar burada boyanıyor, üzerlerine desenler işleniyor ve daha sonra Avrupa'ya ihraç ediliyordu.

Bütün bu faaliyetler, kentin zenginliğini yapan unsurlardı ve Galata, Fatih'i daha ilk günde cezbetmişti. İstanbul'un fethi ile Galata'nın düzenine dokunulmamıştır. Bir de Osmanlı Devleti içinde Rum, Ermeni ve Yahudi'lere uygulanan hukuk neticesinde Galata Bankerleri ufukta görünecekti. (devam edecek…)
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: Sarraflar - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cum Nis 10, 2020 3:30

II. Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Galata da Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdi. Ancak Galata'nın özel durumu sebebiyle Fatih, buraya özel ahitname yayınlamış ve ekonomik hayatın eskisi gibi devam edeceğine garanti vermiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa kralı II. François'ya tanıdığı kapitülasyonlar (ekonomik ayrıcalıklar) da, Galata'nın serbestliğini doruk noktasına çıkarmıştır.

Fransızların, buraya yerleşmeye başlaması ve kendi gemileri için yeni yerler açmaları Galata'yı olumsuz etkilemiştir. Ancak bankerlik, sigortacılık, komisyonculuk ve hatta acentelik işleri Fransızlarla birlikte kurulmaya ve gelişmeye başlamış ve zamanla eski denge tekrar yerine gelmiştir.

Galata'nın Kanuni devrindeki zenginleşmesi, aslında ticari faaliyetlerin artması kadar, Kanuni yönetiminin getirdiği hukuka bağlılık, can ve mal güvenliği idi. O kadar ki birçok Fransız tüccarı, Galata'yı Marsilya'dan daha güvenli bularak parasal servetinin büyük bir kısmını ve mal stoklama işini Galata'ya nakletmişti.

Galata, vergi gelirleri yanında yarattığı yan sanayi ve gelirlerle Osmanlı başkentini kısa zamanda ekonomik yönden güçlendirmiştir. Bu devirde doruk noktasına çıkan Galata serbest ekonomisi, Osmanlı ülkesinin gerek sanayi ve gerek tarımsal üretimine, iç ve dış ticaret akışıyla güç kazandırıyordu. Avrupa'da Merkantilist politika zirveye çıktığı halde, Galata sayesinde Osmanlı bundan henüz etkilenmemişti. Bu sebeple merkantilistler nasiplerini Asya ve yeni Amerika kıtalarında aramak zorunda kalmışlardı.

Fakat Kanuni'den sonra işler değişivermişti. Genç padişahlar, onların hırslı fakat hiç deneyimi olmayan anneleri, sadrazamlar ve devlet adamları savaş yenilgilerinin zararlarını, ganimetsizlikten ileri gelen hazine açıklarını Galata beylerinden keyfi ve zorbalıkla çektikleri paralarla kapatma denemesine girişmişlerdi. Sarayın ekonomik olarak da ilginç bir geleneği vardır.

Padişah, padişah anneleri, sadrazamlar, vekiller ve yüksek rütbeli memurlar para işlerini daima kendi özel sarraflarıyla halletmişlerdir. Hepsinin özel sarrafı vardır ve işlerini onlar vasıtasıyla görürler. Bu sarraflar da Galata'nın önde gelen zenginleridir, beyleridir. Bu alışkanlık, ileride de göreceğimiz gibi zamanla ekonomiye yön vermiştir.

Galata beylerinin, sarraflarının "banker"liğe terfi etmelerini sağlayan köşe taşlarından biri, "Tımar Sistemi"nin kaldırılmasıdır. Tımar sistemi Osmanlı'da ağırlıklı olarak, merkezden denetlenen büyük bir sipahi gücü besleyerek padişahın ordusuna asker sağlamak için geliştirilmiştir. En geniş anlamıyla belirli bir yere ait vergi gelirlerinin tümünün veya bir kısmının, dirlik (geçimlik) olarak havale yoluyla bir görevliye devredildiği ve bu devir karşılığında da bazı hizmetlerin ona yüklendiği; mali, idari, askeri amaçları olan bir sistemdir. Tımara hak kazanan kişi ancak askeri sınıftan olabilir. Reayaya tımar vermek kesinlikle yasaktır. Tımar sistemi 1839'da Tanzimat Fermanı'yla kaldırılmıştır.

1839'a kadar yaşanan bazı önemli gelişmelere de yarınki yazımızda değinelim…
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: Bankerliğe geçiş- Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cum Nis 10, 2020 3:31

Galata sarraflarının bankerliğe terfi etmeleri için gerekli sosyal ve ekonomik ortamın temellerinin II. Mahmut döneminde atıldığını söyleyebiliriz. 31 yıl padişahlık yapan II. Mahmut'un (1808-1839) en önemli icraatları askeri, sosyal ve ekonomik alanda olmuştur. Savaşlarda alınan yenilgiler, padişahı Avrupai tarzda inkılaplara yönlendirmiştir. Sosyal hayatta sakal ve bıyık boyları dahi ölçüye bağlanmıştır. Askeri alanda Yeniçeri Ocağı kaldırılmış ve Bektaşi kıyımı yapılmıştır (Başlı başına incelenmesi gereken bir faciadır).

Malî sahadaki zafiyet II. Mahmud devrinin en zayıf tarafıdır. Ağır bir hayat pahalılığı ve paranın değerindeki sürekli düşüş, dönemin belirgin özelliğini teşkil etmiştir. Bilhassa ödeme birimi olan kuruşun, gümüş içeriğinin on defa yapılan devalüasyon sonucunda % 80 oranlarında azalmış olması, küçük maaşlarla yetinmek zorunda kalan kesimleri büyük bir sıkıntı içine düşürmüştür.

II. Mahmut devrinde başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve diğer güney limanları ile Karadeniz limanlarına kadar Sanayi Devriminin çeşitli ucuz malları, Galata Sarrafları ile onların bu liman kentlerindeki acenta ve ortaklarını kısa zamanda daha da zenginleştirmişti. Çünkü padişah, gümrük hasılatının kısa zamanda yükseldiğini görerek Batı mallarının girişini sınırlayan hükümleri kaldırmıştı.

İstanbul başta olmak üzere, özellikle liman kentleri ile bazı önemli kentlerde bu ucuz ve çeşitli mallara talep sadece saray, vükela, bey ve paşalardan gelmeyip, İslam-Türk halkı da bu malları tercih eder duruma düşünce, sarrafların/bankerlerin iş hacmi bir anda genişlemişti. Galata Sarrafları/Bankerleri İmparatorluğun hemen her tarafında kredi işlerine hakim olarak, bir taraftan yerli tüccar ve diğer taraftan da tüketiciyi finanse etmek durumuna girmişlerdi.

Özellikle yerli Rum bankerler tüccar ortakları ile faiz haddi, nisbi olarak düşük kredilerle, Batıdan getirdikleri ve satın aldıkları malları, İmparatorluk sınırları içinde peşin para ile satarak ellerinde biriken paraları birkaç katı faizle, bu malları pazarlayanlara ve tüketicilere kredi olarak veriyorlardı. Kurdukları finansman ağları ile üreticilerin mallarını, ürün daha hazır olmadan çok düşük fiyatla satın alıyorlardı. Hatta, saray çevresine çalışan bazı sarraf/bankerler, padişahın özel izniyle, birtakım vergi gelirlerini almaya, toplamaya başlamıştı.

Rum bankerlerin Rum tüccarları ile bu ortaklığı, finansman ağları sayesinde onları adeta monopolcü satıcı ve monopolcü alıcı olarak güçlendirirken, Ermeni ve Yahudi sarraflar daha ziyade iç tüketimi ve özellikle saray, vükela ve yüksek memurların artan tüketim ihtiyaçlarını finanse eder duruma girmişlerdi. Fakat bu arada özellikle Ermeni bankerler, çeşitli vergilerin iltizamında devlet sarraflığını yürütüyorlardı. Yahudi sarraflar ise daha ziyade saray ve vükela ile bazı yüksek memurların tüketim masraflarının finansmanlarında büyük rol oynamaya başlamışlardı.

Tüm bu yaşananlar, II. Mahmut'un imzaladığı, 16 Ağustos 1838 tarihinde yapılan Osmanlı-İngiliz ticaret sözleşmesi yani Baltalimanı Anlaşması ile farklı bir dönemi başlatır. Daha önce de yapılan bu tür sözleşmeler olmasına rağmen, Baltalimanı Sözleşmesi ile verilen tavizler, önü alınamayan ekonomik problemler doğurmuştur. (devam edecek…)
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: Bir dönüm noktası: 1838 - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cum Nis 10, 2020 3:31

1820'lere gelindiğinde İngiltere Sanayi Devrimi'ni tamamlamış ve Napolyon Savaşları sonucunda Fransa'yı yenerek dünya pazarlarında rakipsiz duruma gelmişti. Ancak, aynı yıllarda Sanayi Devrimi'ni yaşamakta olan diğer Avrupa ülkeleri korumacı önlemlerle, İngiliz mamullerinin kendi pazarlarına girmesini engelliyorlardı.

Bu durumda İngiliz ticaret ve sanayi sermayesi Avrupa dışındaki ülkelere yöneldi. 1820'lerden 1840'lara kadarki dönemde İngiltere, Latin Amerika'dan Çin'e kadar pek çok ülkede, mümkünse yerel iktidarlarla anlaşarak, gerektiğinde ise silah gücü kullanmaktan çekinmeyerek, pek çok serbest ticaret antlaşması imzalamıştır.

İngiliz diplomasisinin Osmanlı Devleti'nde beklediği fırsat, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın isyanıyla ortaya çıktı. Mehmet Ali Paşa, Mısır'da dış ticareti devlet tekeline almış, elde ettiği gelirleri sanayileşmeye ve askeri harcamalara yöneltmişti. Dış ticaretteki devlet tekelleri İngiltere'nin Mısır'daki çıkarlarına darbe vururken, Mehmet Ali Paşa'nın askeri gücü Osmanlı saltanatını tehdit eder duruma gelmişti.

Anadolu'nun içlerine kadar giren Mehmet Ali Paşa ile Rusya'nın artan nüfuzu karşısında Osmanlı yönetimi, kurtuluşu İngiltere'ye sığınmakta buldu. Umulan, İngiltere'ye sunulan iktisadi tavizler karşılığında, İngiltere'nin Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü korumasını sağlamaktı. Balta Limanı Ticaret Antlaşması işte bu koşullarda 1838'de imzalanmıştır. Siyasal görünen sebeplerle yapılan anlaşma, ekonomik yıkımın ilk adımı olmuştur.

1838 Ticaret Antlaşması, Osmanlı Devleti'ndeki ticari engellerini önce İngilizler, sonra da diğer yabancı devletler için kaldırılmasını öngörmekteydi. Üç yılda Fransa, Sardunya, İsveç, Norveç, İspanya, Felemenk, Belçika, Prusya ve Danimarka ile bu antlaşmalar yapıldı. 1838 öncesinde uygulanan Yed-i Vahit olarak adlandırılan düzende, devlet bir malın herhangi bir yöredeki dış ticaretini, özellikle de ihracatını bir özel kişinin tekeline verebiliyordu.

Balta Limanı Antlaşması ile dış ticaretteki bu tekeller düzeni kaldırılmakta ve devlet olağanüstü vergiler ya da sınırlandırmalar uygulama hakkından vazgeçmekteydi. Ayrıca iç gümrüğü denilen vergi, yabancı tüccarlardan kaldırılmış fakat yerli tüccarlar ödemeye devam etmişlerdir. İthalat ve ihracattan alınan vergi oranları arttırılmış görünse de 12 yıl sonra %1'e düşürülmüştür. En önemlisi de bağımsız bir dış ticaret politikası izleyebilme hakkından vazgeçilmişti.

Başlangıçta gümrük gelirlerini artıran bu anlaşmalar, zamanla ekonomiyi felce uğratmıştır. 1854'te yapılan ilk borçlanmaya kadar geçen 16 yılda iç piyasa, tamamen Galata Bankerlerinin eline geçmiştir. O devirde İstanbul'da yaşayan bir İngiliz tüccarının söylediği gibi, "Türkiye adeta memleketin zararı pahasına zenginleşmiş olan birkaç paşa ve elli altmış tefeci ve sarrafın çıkarlarını sağlamak için varlığını sürdürmekteydi."

Tanzimat'a kadar (1839) sadece Padişah ve Saray ile işbirliği halinde olan bankerler, 19. yüzyılın ikinci yarısına doğru daha çok vekil ve valilerle çalışmaya başlamışlardı. Tanzimat ile birlikte kurulan yeni devlet düzeni, Padişah ve Saray'ın birçok yetkilerini, yüksek kademe devlet memurlarına devrediyordu. Bunun üzerine Galata Bankerleri bu memurlara yanaşmak zorunda kalmışlardı. Böylece bankerler bütün vekil ve valileri paylaşmışlardı. Özellikle valiler, saraya ve üst kademe memurlara büyük rüşvetler vermek suretiyle bu makamı ele geçirdiklerinden, bu rüşveti verebilmek için bankerlere borçlanırlar; sonra vali olunca da özellikle iltizam usulü ile vergi toplama mekanizmasının başına geçerek borçlarını ödemeye çalışırlardı.

Vali, bankerin desteği ile aşarın iltizamı için yapılan açık arttırmaya katılır ve düşük bir bedel ile vilayetin aşar vergisini toplama hakkını elde ederdi. İş, toplamaya gelince de halk ve çiftçi üzerinde bir terör havası yaratılarak, yatırılan iltizam bedelinin bazen beş katına kadar aşar toplanırdı. (devam edecek…)
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: Kırım savaşına doğru (1854 öncesi)

İletigönderen İlteriş Kağan » Cmt Nis 11, 2020 0:36

Osmanlı Devleti 1760'lardan ve özellikle de 1780'lerden itibaren yoğun bir biçimde mali sorunlarla karşılaşıyordu. Bu durumda devlet, bir yandan iç piyasalarda, örneğin Galata sarraflarından borç bulmaya çalışıyor, öte yandan da tedavüldeki sikkelerin değerli maden içeriklerini sık sık düşürerek ek mali gelir sağlamayı hedefliyordu.

Örneğin sürekli savaşların bütçeye olağanüstü yükler getirdiği II. Mahmut (1808-1839) dönemindeki tağşişlerde, altın sikkelerin biçim ve ismi 35 kez, gümüş sikkelerinki ise 37 kez değiştirilmişti. Bu işlemler sonucunda fiyatlar hızla artarken Osmanlı parasının değeri de hızla gerilemiştir. 1814'te bir İngiliz Sterlini 23 Osmanlı Kuruşu ile eşit değerdeyken, 1839'da bir Sterlin 104 Kuruş ediyordu.

Tağşiş, altın ve gümüşün ayarlarıyla oynamak demektir. Diyelim ki, 1 kilo altından 500 adet altın sikke üretilirken, yapılan bir tağşişle bu sayı 600'e çıkarılmıştır. Bu şekilde sayılar artırılırken, içerik düşmüş; dolayısıyla vatandaşın özellikle yeniçerilerin alım gücü çok etkilenmiştir.

Nitekim 1826 yılında Vaka-yı Hayriye olarak adlandırılan, aslında "Şerriye" diyebileceğimiz hamle sonucunda Yeniçeri Ocağı kapatıldıktan sonra, tağşişlerin önündeki en önemli engel de ortadan kaldırılmış oluyordu. Bu olaydan sadece 2 yıl sonra, yine bir savaş ortamında devlet, Osmanlı tarihinin en büyük tağşişini başlatacak ve 4 yıl gibi kısa bir süre içinde, kuruşun gümüş içeriğini %79 düşürecekti.

1830'ların sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu'nda parasal koşullar bunalım boyutlarına ulaşmıştı. Devlet sık sık tağşişe başvurarak kendisine ek gelir sağlayabilmiş, ancak ortaya çıkan büyük enflasyon dalgası hem iktisadi hem de siyasi sorunlar yaratmıştı. Tağşiş sistemi 1844 yılında son kez uygulanmış ve 1 altın lira= 100 gümüş kuruş ile sabitlenmiştir.

İşte, devletin kendisine mali kaynak oluşturmak için yaptığı tağşişler (ve tabi başka uygulamalar), toplumsal düzende Galata Bankerlerini üretmiş ve büyütmüştür. Hem iç piyasalarda parayı tekellerine alıp topluma yön vermişler, hem de devlet erkanına borç para verip devlete yön vermişlerdir. Doğal olarak bunlara izin veren padişahlar ve yönetimleri, ilk başta eleştiri oklarına hedef olmuşlardır.

1838 ile 1854 arasında Galata Bankerleri, toplum ve devlet yönetiminde ağırlığını iyice hissettirmeye başlamış hatta doruğa ulaşmıştır diyebiliriz. Nitekim 1847 yılında Galata Bankerlerinden, Baltazzi ve Fransız Devrimi'nden sonra Osmanlı İmparatorluğu'na yerleşen bir Fransız banker ailesinden gelen J. Alleon, Osmanlı devletinin desteğiyle Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulan ilk banka olan Dersaadet Bankası'nı (Banque de Constantinople) faaliyete geçirdiler. Çünkü bütçe açıkları, iç piyasanın gücünü aşmış ve Avrupalı sermayedarlar da devlet garantili bir dış borçlanma için baskı yapmaya başlamışlardır.

Bu bankanın baş görevi, kambiyo kurunu sabit tutmaktı. Bankanın tüccarlar adına ihraç ettiği senetler, bu iki bankerin uluslararası ünü sayesinde her yerde kabul edilmekteydi. Bu sayede 1848'e yani Fransa'daki devrim hareketine kadar kambiyo kuru düzelmiş ve hatta lehe dönmüştü. Fakat Fransa'daki devrimin ticaret hayatı üzerine yaptığı etki, Osmanlı dış ticaretinin büyük bir kısmının Marsilya limanı aracılığıyla yapılması dolayısıyla, iş hacminin daralması ile sonuçlanmıştı. Banka da 1852 yılında faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştır.

Artık ufukta ilk borçlanma vardır. Kırım Savaşı için ekonomik desteğe ihtiyaç duyan Osmanlı Devleti, Avrupa para piyasalarında borçlanma sürecini başlattı.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

“1854” ilk borçlanma - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cmt Nis 11, 2020 23:46

19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Avrupa'da Sanayi Devrimi büyük ölçüde tamamlanmış, sanayicilerin ve şirketlerin gelirlerinde büyük bir artış görülmesine karşılık, köylerde ve kentlerde yaşayan fakir halk bu zenginlikten nasibini almamıştı. İşçiler günde 13-15 saat çalışıyorlar, sağlıksız ve kirli konutlarda zor koşullarda yaşamaya devam ediyorlardı. Köylerde artan nüfus, işsizliğe ve toprak yetersizliğine yol açmış, alt yapının yetersiz kalmasına neden olmuştu. 1845 ve 1846 hasat mevsimlerinde Belçika'da ortaya çıkarak diğer Avrupa ülkelerine yayılan Patates Hastalığı (Phytophthora infestans') Avrupa'da büyük bir açlık salgınına yol açmış, toplumun yoksul kesimlerinde büyük bir tatminsizlik duygusuna neden olmuştu.

Aynı yıllarda Alman Karl Marx ve Friedrich Engels'in birlikte yazdığı ve 1 Şubat 1848 tarihinde yayınlanan Komünist Manifesto, özel mülkiyeti bir devrimle ortadan kaldırarak sınıfsız ve devletsiz bir toplum düzenini gerçekleştirmesi gerektiğini iddia etmekteydi. Bu koşullar altında devrim düşüncesi toplumun çeşitli kesimlerinde çok sayıda taraftar bulmuş ve sonunda 1848 yılında bu devrimler bütün şiddetiyle patlak vermiştir.

Bu hareketlerden etkilenerek faaliyetlerine son veren Banque de Constantinople (Dersaadet Bankası, İstanbul Bankası), Osmanlı Devleti'nin ekonomik olarak büyük sıkıntılara sokmuştu. Yoğunlaşan iç ve dış baskılara karşın, merkezi bürokrasi uzun vadeli dış borçlanma sürecini başlatmak konusunda tereddüt gösteriyordu. Nihayet, Kırım Savaşı'nın gerektirdiği yeni harcamalar ve gelir-gider dengesinde yarattığı büyük açık, Avrupa para piyasalarında borçlanma sürecini başlattı.

Osmanlı Devleti'nin borç alması, Galata Bankerleri için kolay ve çabuk kâr sağlamak, yüksek faiz oranları elde etmek fırsatı demekti. Galata bankerleri devletten yüksek faiz alırken, bu borçların finansmanı için daha düşük faizle dış piyasalardan kredi alıyorlardı. Bu iş, faiz farkı dolayısıyla çok kârlı idi; ama, her an patlama noktasına gelecek şekilde genişlemişti. Galata Bankerlerinin, Osmanlı Devleti'nin 1854'ten itibaren Avrupa piyasalarından borç alma zorunluluğunu bu mekanizma içinde getirmiş olmaları, Osmanlı devlet adamlarını pek o kadar tedirgin etmemişti.

I.Dünya Savaşı'na (1914) kadarki 60 yıllık sürede, Osmanlı dış borçlanmasını iki ayrı dönemde incelemek gerekiyor. 1854'teki ilk borçlanmadan, Osmanlı Devleti'nin borç ödemelerini sürdüremeyeceğini ilan ettiği 1875-76 yıllarına kadar süren birinci dönemin en belirgin özelliği, Osmanlı Devleti'nin çok büyük miktarlarda ve çok ağır koşullarda borçlanmasıdır. Ağır koşulların en önemli göstergesi, faiz oranlarının yüksekliğidir. Bu konulardaki bilgisizliklerinden ötürü devlet, büyük ölçüde aldatılmış, "Düyun-u Umumiye" nin kuruluşuna kadar süren ilk dönemde, borçlandığı paranın ancak yarısı eline geçmiştir. Sonra, Galata Bankerleri ve Avrupa sermayedarları bu acemi borçluyu adeta para almaya sürüklemişler, bol rüşvet yedirerek devrin paşalarını kullanmışlardır. Ayrıca sağlanan fonların büyük bir bölümü cari harcamalar için kullanıldı. Avrupa'dan, daha sonra Haliç'te çürümeye terk edilecek büyük bir donanma satın alındı. Diğer tüketim harcamalarının yanı sıra, Boğaziçi'nde saraylar yapıldı. Yatırımlara hemen hiç kaynak ayrılmadı. Osmanlı yönetimi, dışarıdan gelen bu taşıma suyu har vurup harman savurmuştur.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: O bankerler kimdi? - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Pzt Nis 13, 2020 13:01

1854 yılında Avrupa piyasalarına yapılan ilk borçlanma, Osmanlı Devleti'nde "banka" kurumunu gündeme getirmiştir. Çünkü Avrupalı sermayedarlar, verdikleri paralara karşılık devlet garantisi istemiştir. Daha önce kurulan ve kısa süre ayakta kalan İstanbul Bankası (Banque de Constantinople) deneyimiyle, Osmanlı Bankası (Banque Imperiale Ottomane) 1863 yılında kurulmuştur. Bu bankalarla birlikte "Galata Sarrafları" artık "Bankerlik" statüsüne iyice ve resmen yerleşmişlerdir.

Bu bankerlerden önemli olanları şunlardır:

1- Manolaki Baltazzi (Baltacı): Osmanlı ekonomi tarihinde yarım asırdan fazla bir zaman büyük rol oynamış bir bankerdir. XVIII. yüzyıl ortalarında İzmir'e yerleşmiş ve daha çok finans alanında faaliyet göstermiş olan İtalyan kökenli Baltazzi ailesi, XIX. yüzyılda Batı Anadolu'da oldukça etkin bir ailedir. Büyük servet ve mülk edinmiştir. Baltazzi'nin diğer bir özelliği de Osmanlı İmparatorluğu'nda teba olmadığı halde ilk mesken mülkü edinen kişi olmasıdır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda faaliyet gösteren pek çok banker gibi Baltacı Manolaki de iltizam işleriyle uğraşmakta ve imparatorluğun her köşesinde vergi mültezimi olarak vergi toplamaktaydı. Baltazzi'lerin Osmanlı İmparatorluğu nezdindeki itibarlarının bir örneği de Abdülaziz'in İzmir ziyareti sırasında görülmektedir. Abdülaziz, 1863 yılında İzmir'e geldiğinde, Baltazzi'lerin Buca'da bulunan evlerinde ağırlandı.

2- Camondo: Dönemin önemli bankerlerinden olan Camondolar'ın kökeni İspanya'ya dayanmaktadır. Ailenin İstanbul'da varlığı tespit edilen ilk üyesi Haim Camondo'dur. Haim İngiltere, Fransa ve Avusturya'dan "beratlı tüccar" sıfatına sahip bir tüccardır. Camondo Ailesi'nin Osmanlı İmparatorluğu ve bürokratlarıyla yakın ilişkiler içinde olduğu bilinmektedir. Osmanlı devlet adamları ile Camondolar'ın bağlantısı iki şekilde olmuştur. Bunlardan biri Camondo Bankası ve devlet arasındaki resmi ekonomik ilişkiler şeklinde, ikincisi de sarraf veya banker kimliği ile Camondolar'ın bürokratlarla kişisel olarak kurdukları ilişkiler şeklinde kendini göstermiştir.

Camondolar İstanbul'da bulundukları süre içerisinde dört padişah (Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, II. Abdülhamid) dönemi yaşamışlardır. Devletle olan ilişkileri, birçok ayrıcalığı da beraberinde getirmiş ve ailenin zenginleşmesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Camondolar'a ayrıcalık tanımasının sebebi kısa vadeli sıcak para ihtiyaçlarını sorunsuz olarak karşılama arzusudur. Camondolar'ın devlet adamları ve bürokratlarla özel ilişkileri sonucunda geliştirdikleri sermayeleri, Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulacak olan birçok işletmenin finansmanın sağlanmasında önemli rol oynamıştır.

3. Yorgo Zarifi: Rum Zarifi ailesinin kökeni Avlonya Sancağı'na bağlı Paşalimanı Adası'na dayanır. Yorgo Zarifi Osmanlı finans âlemiyle ilk kez 1845'te İstanbul Bankası'nın (Banque de Constantinople) tasfiyesi sırasında tanışmıştır. Osmanlı hükümeti Y. Zarifi ve diğer Galata Bankerlerinin de aralarında bulunduğu bu heyete bankanın tasfiyesi görevini vermiş; Zarifi de bu görevdeki gayreti ve başarısıyla Galata âlemi içinde kendine bir yer edinmişti. Zarifi ismi sadece Osmanlı Devleti'nin değil, Yunan Devleti'nin de dış borç anlaşmalarında görülecek fakat Kazgan'ın ifadesiyle bu ünlü banker servet ve şöhretini borçlu olduğu Osmanlı ekonomisine her zaman öncelik verecektir. 1869 yılından itibaren Galata'da birbiri ardı sıra kurulan bankalar hem devlete kısa vadeli kredi sağlamaya, hem de Avrupa finans çevreleri ile olan ilişkileri organize etmeye başlarlar. 1875'te devletin iflasını ilan etmesinin Zarifi'nin kariyerinde dönüm noktası olduğu söylenebilir.

Zarifi'nin Sultan Abdülhamid'le henüz şehzadeliğinde kurduğu ilişki onu Galata'nın en önemli bankeri haline getirir. 1877-78 Savaşı sırasında devlete açtığı kredilerle savaşın finansmanına önemli katkıda bulunur. Hatta Rusların İstanbul'a girmelerini önlemek için istenilen tazminatın verilmesinde hükümetin yanında olduğunu ilk açıklayan Zarifi olmuştur. Fakat açtığı avansların yüksek faizleri ve ağır şartları padişahı bile rahatsız eder boyuta ulaşır. Öyle ki, bu kredilerden bazılarına rüşvet iddiaları bile karışmıştır. Zarifi'nin padişahla olan ilişkileri zannedildiği gibi gerçek dostluktan öteye karşılıklı çıkarlar üzerine bina edilmişti.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: O bankerler kimdi?-II - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Sal Nis 14, 2020 3:35

4- Jacques Alleon:

Fransız uyruklu Jacques Alléon, 19. Yüzyıl Galata bankerleri arasında önde gelen bir isimdir. Alléon'u diğer bankerlerden ayıran özellik uzun süre Darphane-i Âmire ve sefaretlerin sarraflığını yapmasıdır. Ayrıca Osmanlı lirasının sterlin karşısındaki değerini belirli bir seviyede tutmayı amaçlayan kambiyo anlaşmalarına imza atması ve Dersaadet Bankası'nın kurucuları arasında yer almasıdır. Bunlar, devlet açısından onun çağdaşı bankerlerden ayrı bir yerde konumlandırıldığını düşünmek için yeterli sebeptir.

Alléon'un hükümet açısından tercih edilme nedenleri olan yurtdışı bağlantıları ve Avupalı finans çevrelerindeki itibarının belki de en net ifadesidir. Zira Londra, Paris, Berlin, Prusya, Petersburg, Viyana gibi önemli merkezlerdeki sefaretlerin giderleri ve Malta'daki şehbenderin masrafları için komisyon karşılığında poliçe çekmekteydi. Farklı ülkelere poliçe çekiyor olması onun yurtdışı finans bağlantılarının da oldukça geniş olduğunu kanıtlamaktadır.

Alléon, Darphane-i Âmire'in ihtiyacı olan nakdi sağlamak, Selânik, İzmir'in de aralarında bulunduğu çeşitli bölgelerin hasılatını müteahhidler aracılığıyla toplayıp teslim etmek, madenlerden çıkarılan bakırı Avrupa'da birlikte çalıştığı bankerlere satmak gibi görevleri yerine getirmekteydi. Hükümet için yaptığı diğer işlemler gibi, hazinenin nakit ihtiyacı arttığında fon temini için de başvurulan bankerlerdendi.

Bu isimlerini verdiğimiz ve açıkladığımız bankerlerin dışında Hristaki Zografos, Boğos Mısırlıoğlu, A. A. Ralli, Zafiropolo, Ohannes Efendi, Agaton Efendi, Allahverdi Abraham, Köçeoğlu Mığırdiç gibi bankerler de Osmanlı Devleti içinde faaliyet göstermişlerdir. Galata Borsası'nın ve Osmanlı İmparatorluğu Genel Şirketi (Societe General de l'Empire Ottomane)'nin kuruluşunda rol almışlardır.

Nitekim bu bankerler, kambiyo ve menkul kıymetler borsasını 1864 senesinde Galata'daki Havyar Hanı'nda açmışlardır. O tarihte çoğunluğu Rumlardan olan bankerler, bu kurumu ve kurucuları Rum kiliselerindeki idare topluluğuna benzeterek adına SEFURYA demişlerdir. 1875 yılına kadar sürüp giden bu düzen, konsolid oyunları veya hava oyunlarının başlıca faaliyeti oluşturduğu Galata Borsasını, İstanbul'un, hatta bütün imparatorluğun önemli bir merkezi haline getirmişti.

Ardından Havyar Han'ın karşısındaki Komisyon Han, borsacılar tarafından kiralanarak, üst katındaki bir salon, borsa müzayede salonu haline getirilmişti. Bu arada Osmanlı Borçlarını oluşturan Esham-ı Cedide, Tahvilat-ı Mümtaze ve Sergi'ler, büyük ölçüde Galata Bankerlerinin kontrolü altında, borsada muamele görüyordu. Hatta bu tahvillerin bir kısmı Avrupa bankerlerinin eline de geçmişti. Bunların ana para ve faizleri, İstanbul'da Osmanlı Bankası aracılığıyla ödenmekteydi. Bu tahvillerin 1864-1865 bütçesinde görülen rakamı 56 milyon Frank'a yükselmişti. Bu tahvillerin değeri Galata Borsası'nda her gün inip çıkıyordu. Hükümetin şikayet ettiği borsa oyunları, halk dilinde konsolid denilecek bu tahvillerin konsolide edilmesi ile ortaya çıkan yeni tahviller üzerinde bütün şiddeti ile sürüp gidecekti.

Ta ki 1875'te, sonradan paşalığa kadar yükselen Abidin Bey Borsa Komiseri olarak tayin edilmiş ve Borsa Nizamnamesi yürürlüğe girmiştir.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata Bankerleri: Hava oyunları (konsolid) - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Çrş Nis 15, 2020 2:17

1860'lardan itibaren Galata'daki Komisyon Han'ı ve Havyar Han'ında finans imparatorluklarını kurmuş olan Galata Bankerleri, Saray'dan başlayıp vezir, vükela, memur ve subaydan, imparatorluğun en uzak köşesindeki tahıl ya da meyve üreticisine, oduncusuna, kömürcüsüne ve her türlü esnafına kadar uzanan bir ağ kurmuş bulunuyorlardı. Adeta imparatorluğun milli geliri ve dışarıdan aldığı borçların hatırı sayılır bir yüzdesi, borsa oyunları, tefecilik, murabahacılık işlemleri ile bu bankerlerin eline geçer hale gelmişti.

1875'te Borsa Komiseri tayin edilen Abidin Bey, "Konsolid'in Hava Oyunları ile Sair Muamelatı Hakkında" adlı kitabında, şunları söylemektedir:

"… İnsan için dünyada parasını, evini, aklını, vücudunu telef edecek konsolid oyunundan daha yıkıcı bir hastalık düşünülemez. Şimdiye kadar konsolid oyunları ile meşgul olanların kötü durumlarını gördük ve hâlâ da üzüntüyle görmekteyiz. Nice aileler batmış, nice hanedanlar göçüp gitmiştir. Ünlü veya sıradan insanlar stres ve üzüntüden ölmüş ve çocuklarını yetim, ailelerini de fakir bırakmışlardır. Birçok memur, birçok tüccar, birçok ağalar, birçok esnaf, 15-20 sene içinde emeği ile kazanmış olduğu ve biriktirdiği parasını, konsolid belası ile 20-30 günün içinde kaybederek mahvolup gitmiştir."

Gerçekte Abidin Bey, saray ve vekillerin de bu oyunların içinde olduğunu belki yazamamıştır ama, Abdülaziz'in annesi Pertevnihal Sultan bile, bu işte birçok paralar batırmıştı. İsraf ve hava oyunları sonucu, Abdülaziz devrinde saray kadınlarının -başta Pertevnihal Sultan olmak üzere- mücevherleri Galata Sarraflarında/Bankerlerinde rehindeydi.

Valide Sultan Pertevnihal'in sarrafı meşhur Köçeoğlu Mığırdiç, rehin mücevherleri paraya çevirmekten korktuğu için, sürekli yakınıp duruyordu. Banker meşhur Zarifi ve Hristaki de, Abdülaziz'den olan alacaklarını tahsilden ümit keserek, Mithat Paşa ve Hüseyin Avni Paşa'nın Sultan Aziz'i devirme hareketlerine katılmaya karar verecekti. Sultan Murat'a külliyetli miktarda borç vererek veliahtın "Genç Osmanlıları" finanse etmesini sağlamışlardı.

Abdülaziz'in annesi Pertevnihal Sultan'ın elinde değeri düşmüş birçok konsolid kalmıştı. Oğlunu Zarifi'den 1 milyon borç almaya zorlamış fakat devrin sadrazamı Fuat Paşa, bunun devletin zararına bir işlem olacağı düşüncesi ile, borç alınmasını önlemişti. Valide Sultan bunun üzerine Fuat Paşa'nın azledilip yerine bu işe kolayca evet diyecek Mahmut Nedim Paşa'nın getirilmesini sağlamıştı.

1 milyon altın bulmayı vaad ettiği için ikinci defa sadrazam olan Mahmut Nedim Paşa, Banker Zarifi ve Hristaki ile Rusya'nın İstanbul elçisi İnyaçyef'in borsada çevirdikleri dolaplara göz yumacaktı. Mahmut Nedim Paşa'nın sürdürdüğü iktisâdi ve mâli politika, Galata Bankerlerinin ekonomi içindeki ağırlığının artmasını sağlamıştır. Böylece 1871-1881 yılları arası Galata Bankerlerinin altın yılları olmuştur.

19. yüzyılın Osmanlı toplumunun içine düştüğü hal budur! Çalışıp üretim yapmanın yerini, gerçekten "havadan para kazanmak" almıştı. Ancak insanlar da gerçekten "hava alıyorlardı." Dersaadet, tabiri caizse "Derşekavet"e dönmüştü.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata bankerleri: İlk dönem borçlanmalarında bankerlerin rolü - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cum Nis 17, 2020 3:49

İlk dönem borçlanmaları 1854-1875 yılları arasında olmuştur ve 15 (on beş) tanedir. Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi bu borçlanmaların en önemli özellikleri; yüksek faiz ödenmesi ve devletin eline paranın hemen hemen yarısının geçmesidir.

Galata Bankerlerine devletin borcu 10 milyon Osmanlı lirasına çıktığı bir zamanda, Hariciye Nâzırı Fuat Paşa'nın, Fransız bir gazeteciye verdiği cevap çok mânidadır: "…Bu halimize rağmen, Avrupalılar birbirine müsabaka edercesine bize müracaatta bulunuyorlar. Evime geldiğiniz zaman, misafir odasındaki Avrupalı kalabalığını gördünüz ya! Memleket, Osmanlı Hükümeti ile iş yapmaya koşuşan adamlarla dolu. (…) Borçlarımızı ödüyoruz, vadesinde ödemezsek de gecikme faizini ödediğimiz için alacaklılar memnun kalıyorlardı."

1854'te Avrupa piyasalarına sürülen tahvillerle alınan borç, Kırım Savaşı'nın giderlerini karşılamayınca 1855 ve 1858'de iki defa daha borçlanmaya gidildi. Alınan borçlar, daha fazla borç almayı doğuruyordu. Çünkü yatırıma dönüşmeyen paralar, sarayın ve yüksek dereceli memurların harcamaları arasında eriyip gidiyordu.

Borçlar ve çeşitli ödemeler için tekrar para lazım olunca Hariciye Nazırı Fuat Paşa, yine İngilizlere başvurmuştu. Avrupa Bankerleri çeşitli risk tercihleri içinde binlerce borç verme alternatifi sunuyordu. Ancak hepsinin ortak noktası, borç karşılığı devlet emlakini ve bu arada vakıflara ait gayrimenkullerin rehin gösterilmesini istiyordu.

III. Napolyon yanında itibarı yüksek olan Fuat Paşa, İngiliz Bankerlerinin tekliflerini kabul etmeyip Fransızlara müracaat etmişti. Fakat Rothchild, Pereire ve Laffitte gibi ünlü Fransız Bankerleri, Fransız hükümetinin aracılığına rağmen yeni kredi anlaşmasına razı olmamışlardı.

Bu sırada iki gazete dahil büyük işler kurmuş olan Mires ortaya çıkmıştı. 29 Ekim 1860'ta Mires, Osmanlı yetkili komiseri ile 400 milyon Franklık kredi için bir anlaşma yapmaya razı oluyordu. Fakat hileli işleri ortaya çıkınca Mires, Fransa'da tutuklanır.

Bu olay, Osmanlı Hükümeti ve Galata Borsasını iyice sarsmıştır. Bunun üzerine 1862 yılında tekrar borçlanmaya gidilmiştir. Ancak yabancıların ısrarı ve ekonomik gidişatın gereği olarak 4 Şubat 1863'te Banque Imperiale Ottomane (Osmanlı Bankası) kurulmuştu. Banka; devlet gelirleri ve giderleri arasında zaman içinde beliren dengesizliği giderecek, avans ve kısa vadeli hazine bonolarını düzenleyecek, dış borçların alınmasında ve bunlara ait ana para ve faizlerin ödenmesinde Batılı alacaklılara güvence olacaktı.

Banka, İstanbul'da bir genel müdür veya bir ya da iki genel müdür yardımcısı ve üç kişilik bir konsey tarafından yönetilecekti. Bu yönetim kadrosunu Fransa'da ikamet eden 10 ve İngiltere'de ikamet eden 10, toplam 20 kişiden oluşan bir komite seçecekti.

Osmanlı Bankası'nın kuruluşuyla, borç alımı devlet garantisinde devam etmiştir. Osmanlı Devleti 1874 yılına dek 20 yıl gibi kısa bir sürede 15 dış borçlanma yapmıştır. 239 milyon Osmanlı altın Lirası borçlanılmış fakat eline 127 milyon Osmanlı altın lirası geçmiştir. Bu eline geçen 127 milyon Liradan komisyonlar ve diğer masraflar da indirildiği takdirde ele geçen miktar daha da azalır.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata bankerleri: İflasa doğru - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cum Nis 17, 2020 3:50

1875'te açıklanan ve bir nevi "iflas" sayılan borçların ödenemeyeceğinin ilanı, gören gözlere işaretlerini göstermişti. 1873 yılında Avrupa'da başlayan Kapitalizm'in ilk krizi ve Anadolu'da ortaya çıkan büyük kıtlık, Osmanlı Devleti'nin Galata Bankerleri yoluyla hesapsızca giriştiği borçlanma yarışını, felaketle sonuçlandırdı: Devlet,1875 yılında iflas ettiğini ve borçları ödeyemeyeceğini ilan etti.

1873-1896 Krizi yol açtığı sonuçlarla kapitalizmin tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul görmektedir. Krizin yarattığı sonuçlar, Almanya, ABD, Fransa ve Rusya gibi ülkelerle 20.yüzyılda "azgelişmiş ülkeler" olarak anılacak olan birincil ürün ihracatçısı ülkeler bakımından da ağır oldu.

İngiltere'de, 1870'lere kadar İlk Sanayi Devrimi'nin teknolojik temeli üzerinde sağlanan güçlü bir atılım ile kömür üretimi, ham pamuk tüketimi ve pik demir üretimi ve gemicilik ve gemi yapımı alanında dünyada hiçbir ülkenin boy ölçüşemeyeceği rakamlara ulaşmış, ulaşılabilen bütün dünya pazarları, başta pamuklu mallar (iplik ve dokuma) olmak üzere İngiliz sınai malları tarafından istila edilmişti. Tüm dünyada İngiliz tüccarlarının ve İngiliz sermayesinin harıl harıl kazanç fırsatları peşinde koştuğu bir dönemde, iş dünyasında, basın ve politika çevrelerinde İngiltere'nin olağanüstü iktisadi performansının kesintiye uğrayabileceği yönünde en küçük bir kuşku yoktu.

Ne var ki 1873 yılında ortaya çıkan ve Almanların "Gruendungskrise" adını verdiği krizle, boom (gelişme) döneminde en çok büyüyen firmalar, aynı ölçüde gerileme içine girdi. Çok sayıda iflas yaşandı. Haddehaneler kapandı. Ağır sanayilerde ve kömür sektöründe bir durgunluk ve gerileme yaşandı. Kriz ilk olarak, Viyana borsasında patlak vermiş, oradan Berlin'e ve New York borsalarına uzanmıştı. Kriz, görünürde ABD'deki demiryolu spekülasyonunun ardından patlak vermişti. Ancak etkisi beklenenden çok daha uzun sürdü. 1873-1896 krizi, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki fiyatlardaki uzun süreli gerileme ve buna bağlı olarak kar oranlarında düşüş sorunu olarak ortaya çıkmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun kapitülasyonlardan sonra kaderini etkileyen en önemli anlaşma olan Balta Limanı Ticaret Anlaşması, İngiltere ve daha sonra hemen hemen benzer maddelerle tüm Avrupa Ülkelerine verilmiştir. Bu anlaşma ile yapılan düzenlemeler beraberinde kıtlığı getirmiştir.

Kuraklık nedeniyle güçleşen yaşam şartları, kuraklık sahası içerisinde yer alan halkın, kitleler halinde ve düzensiz bir şekilde göç etmeye başlamasına da neden olmuştur. Kıtlık ortamının neden olduğu açlık ve gıda yetersizliği gibi yaşamı güçleştiren unsurların, ilk önce köyleri etkilediği ve kırsal kesimde bulunan insanları, şehir ve kasaba merkezlerine doğru göç etmeye mecbur bıraktığı belirlenmiştir.

Kıtlık sonucu yaşanan göçler ilk önce şehirlerin köylerinden ya da kasabalarından mevcut şehir merkezlerine doğru yapılmaktaydı. Binlerce insan kıtlıktan kaçmak amacıyla (İstanbul'a kadar) uzak yerlere göç etti. Anadolu'da gittikleri yerlere salgın hastalıkları ve umutsuzlukları taşıyorlar, zahire stokları kişi başı hesaplandığı için bu yerlerde de kıtlığa neden oluyorlardı.

Güvenliğin zedelenmesi, tahıl kıtlığının diğer piyasalarda belirginleşmesi, salgın hastalıklar ve en önemlisi de devletin vatandaşlarına sahip çıkamaması nedeniyle (Bunun en önemli sebebi mültezimlik yapan bankerlerin, ellerindeki buğdayı, yurt dışına satmak istemeleriydi.) kamuoyu nezdinde saygınlığını yitirmesi gibi problemler bu suretle ortaya çıkmıştır.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata bankerleri: 1875-1881 arasında bankerler - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Cmt Nis 18, 2020 3:08

Galata bankerlerinin önemli fonksiyonlarından biri mültezim olmaktı. Devlet tarım, gümrük, hatta bazı imalat gelirlerini vergilendirmede aciz kaldığı için, bunları açık arttırma ile mültezime veya iltizam şirketlerine yani bankerlere devrediyordu. İltizam usulünde falanca yerin, örneğin buğday öşürü (vergisi), ihaleye çıkarılıyor ve kim en yüksek fiyatı verirse, iş onun üzerinde kalıyordu. Bu mültezim-bankerlerin çoğu ihaleyi kazandıktan sonra teminat akçesinden geri kalan kısmı devlete hemen ödemiyorlar veya başka bankerler üzerine çekilmiş vadeli senetler ile ödemek yoluna gidiyorlardı.

Tabii en büyük zarar, küçük çiftçi ile devlete oluyordu. Küçük çiftçiler mültezim/bankerin ve silahlı adamlarının karşısında mahsullerinin bazen yarıdan fazlasını öşür (onda bir) olarak vermek zorunda kalıyorlardı. Buna karşılık, devletin kasasına toplanan tutarın ancak onda biri giriyordu. Bu sistem 1870'li senelerde o kadar yozlaşmaya başlamıştı ki, Anadolu'nun birçok yerinde çiftçiler tohumluk ayıramaz olmuşlar, müthiş bir kıtlık başlamıştı.

Galata Bankerleri, bir taraftan özellikle gümrükler ve verimli toprağı olan bölgelerin aşar gelirlerini iltizam usulü ile çok ucuza kapatıyor, diğer taraftan aynı devlete borç veriyorlardı. Bir bakıma devletin parasını devlete borç verir duruma girmişlerdi.

Büyük Bunalım 1873'te Avrupa ve Kuzey Amerika'da mali buhranla başladı. Borsalardaki kriz, Avrupa'dan sermaye ihracının ve bu arada Osmanlı dış borçlarına yatırılan fonların tümüyle kesilmesine yol açtı. Oysa 1850'lerin ortasından beri Osmanlı Devleti ödeme gücü olduğundan değil, giderek ağırlaşan koşullarda borçlanmayı kabul ettiğinden sürekli artan miktarlarda borçlanıyor, iflasını ancak böyle erteleyebiliyordu.

Bu borçlanmalarda Galata Bankerleri hep ön sıralardaydı. Ya onların vasıtasıyla borç bulunuyor ya da onların buldukları paralar borç alınıyordu. Her iki durumda da para kaynağı Avrupa mali sermayesiydi. Borsalarda yüzen fonların kriz ortamında geri çekilmesinden sonra, 1875-76'da iflas geldi. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'nın borçların faiz ve ana para taksitlerinin (ki 60 milyon Osmanlı lirasını bulmaktadır) yarısını ödeme kararı, dünya borsalarında bir şok tesiri yapmıştır. Karar içte ve dışta büyük yankı uyandırdı.

Avrupa'da, ellerinde Osmanlı tahvili bulunanlar Türk elçilikleri önünde gösterilere başladılar. Avrupa gazetelerinde Türkler aleyhine ağır yazılar çıktı. Bu durum devletin itibarını düşürdüğü gibi, İngiliz ve Fransız halkını da Osmanlılar'a düşman yaptı. Esasen Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'ya bu aklı veren Rus elçisinin amacı da budur.

Yaşanan ekonomik gelişmeler 1876 yılında Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesine ve ölümüne sebep olmuştur. İngiltere'de tanıştığı Gal Prensinin (sonradan İngiltere Kralı olan VII. Edward) tesiri altında kalıp mason olan Sultan Beşinci Murad, 3 ay gibi kısa süren bir padişahlık yapmış ve yerini II. Abdülhamit almıştır.

Abdülhamit notlarında, amcasının para meselelerindeki hoyratça davranışını, aleyhinde kurulan komploların başarıya ulaşmasına sebep olarak göstermektedir. Abdülaziz'i devirip yerine Murat'ı geçirmek isteyenler arasında Banker Zarifi, Hristaki ve Köçeoğlu Agop'un bulunduğunu yine notlarında yazmaktadır. Fakat aynı Abdülhamit, para işlerinde amcasının durumuna düşmemek için başta Zarifi olmak üzere Hristaki ve diğer bankerlerle işbirliği yapmak zorunda kalacaktır. Nitekim, dışarıdan borç alma yerine Galata Bankerlerine daha fazla iltizam verme ve daha fazla para kazanma amacı güdülmüştür. Bu şekilde geçirilen birkaç yıldan sonra, Rüsum-u Sitte (1879) anlaşması ortaya çıkar. Ardından 1881'de Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kurulması ile, artık Galata Bankerleri yerine Avrupa, Osmanlı maliyesini denetim altına almış oluyordu.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata bankerleri: Rüsum-u Sitte (Altı Vergi) - Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Pzt Nis 20, 2020 21:33

1877-78 Rus savaşında Osmanlı İmparatorluğu, binlerce kilometre uzunluğundaki Batı ve Doğu cephelerinde savaşmış ve bu yüzden büyük masraflara girişmişti. Savaşta yenilince de, Osmanlı Devleti toprak kaybetmekle kalmamış, aynı zamanda tazminat vermek durumunda bırakılmıştır. Bu da ödemeleri doğal olarak etkileyecekti. Bu nedenle yapılan Berlin Kongresi görüşmeleri sonucunda Osmanlı devleti, borçlarının bir kısmını Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan'ın ödemesi şartını kabul etti. Ayrıca kongre, Osmanlı Devleti'nin mali kontrolü için uluslararası bir kontrol komisyonu kurulmasını tavsiyeye karar verdi. Berlin Kongresi'nde İngiltere'nin katkıları (!) nedeniyle, Kıbrıs Adası da İngiltere'ye devredilmişti.

Devlet, daha önce bahsettiğimiz gibi, Mahmut Nedim Paşa'nın Osmanlı tahvilleri sahiplerine oynadığı oyun sebebiyle, Avrupa mali çevrelerinin itibarını ve desteğini de yitirmişti. Ruslar Ayastefanos'a kadar gelince muhacirler ve kaçak askerler İstanbul'u doldurmuş, yağma ve hırsızlıklar almış yürümüştü.

Asker uzun zamandan beri verilmeyen tayın bedellerini talep ediyor, memurlar bir türlü tam olarak ödenmeyen maaşları yüzünden olacak, rüşvet almadan hiçbir muameleyi sona erdirmiyordu. İşte bu sıkıntılı ortamda Galata Bankerleri bir kez daha ortaya çıkıyorlardı. Neticede borçlanmalar da başka tavizleri ve ayrıcalıkları getiriyordu. Rüsum-u Sitte de böyle bir "borçlanma ayrıcalığı"dır.

22 Kasım 1879 tarihinde yapılan Rüsum-u Sitte Anlaşması'na göre tütün, tuz, pul, alkollü içkiler, balık avı vergisi ve ipek vergisi olmak üzere altı adet vergiden oluşan vergileri yönetme yetkisi, Galata Bankerlerine verilmişti. Ayrıca 13. maddesi gereğince, bankerlerin alacağı öncelikli olmak özelliğini kazanmıştır.

Bu durumda, altı verginin hasılatını, bunların alacakları ödenmeden başka alacaklılara devredilmesi mümkün değildi. Bu idarede 5714 görevli çalışmaktaydı. Bunların sadece 130'u Müslüman Türk'tü. Bunlara verilen ücretler, Osmanlı Devlet teşkilatının üst kademe ortalamasından daha yüksekti.

Bankerlerin oluşturduğu sendika, başta Avrupalılarda tedirginlik yaratmıştır. Fakat çok da iyi bir yönetimle, vergilerden gayet güzel gelirler elde etmeye başlayınca, Avrupalılar büyük bir fırsatı kaçırmış olmanın paniğine kapılmışlardır.

Ayrıca Rüsum-u Sitte yönetimi bir başka şeyi ortaya koymuştu. İyi idare edildiğinde Osmanlı Devleti'nin gelirleri inanılmayacak şekilde artabilirdi. Kısa zamanda elde edilen sonuçlar, Galata Bankerlerinin bütün çevrelerde saygınlık kazanmasına sebep olmuştu. Üreticiler yeni idareden gayet memnun hale gelmişlerdi. Bir bakıma tefecilerin ve mültezimlerin zorbalığından kurtulmuşlardı. O kadar ki bu altı rüsuma (vergiye) tabi olan ürünlerin piyasası canlanmış, üreticileri yeni tarım alanları açmaya teşvik eder hale gelmişti.

Diğer taraftan, 1855 yılından beri Avrupa borsalarına sunulan Osmanlı tahvillerinin Avrupa'daki ödemelerini, doğrudan İngiltere ve Fransa hükümetleri üzerine almışlardı. Yani İngiltere ve Fransa, hükümet olarak, Osmanlı Devleti'nden doğrudan doğruya alacaklı duruma girmişlerdi. Hatta 1875 iflasından sonra dahi ödemelerine devam etmişlerdi.

Bu sebeple Galata Bankerlerine tanınan öncelik hakkının, daha önce kendilerine tanınmış olduğunu hatırlatarak müzakereye oturmak istiyorlardı. Durum siyasal bir boyut kazanmıştı. Bu aksaklığın giderilmesi amacıyla bir proje hazırlandı ve hazırlanan bu proje nota şeklinde 23 Ekim 1880'de yabancı ülke elçiliklerine tebliğ edildi. Uzun süren görüşme ve çalışmalar sonucunda Muharrem Kararnamesi ortaya çıktı.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Galata bankerleri: Muharrem Kararnamesi- Hüsamettin Çalışkan

İletigönderen İlteriş Kağan » Pzt Nis 20, 2020 21:34

Osmanlı Devleti 1879'da yılında Rüsüm-u Sitte İdaresinin kuruluşunu kabul edince borç ödemelerinde Galata Bankerlerine öncelik vermişti. Batılı sermaye sahipleri de, kendi alacaklarının daha öncelikli olduğu iddiasıyla birçok proje hazırlayarak Osmanlı Devleti'ne başvurmuştu. Osmanlı Devleti de kendisine en uygun olabilecek projeyi seçebilmek için Galata Bankerleri ile anlaşma yollarını aramaya başlamıştır.

1880 yılının sonlarından başlayarak 1881 yılının Eylül başına kadar sürüp giden delegasyon ve alternatif proje görüşmeleri, nihayet 1881 Eylül başında Avrupalı alacaklıların temsilcileri ile Osmanlı Hükümeti temsilcilerinin bir masaya oturmalarıyla sonuçlanmıştı. Eylül başından aynı yılın Aralık ayına kadar, 4 ay süren toplantılar sonunda 28 Aralık 1881 tarihinde Muharrem Kararnamesi imzalanmıştır.

Muharrem Kararnamesinin 15. maddesi hükümlerine göre Rüsum-u Sitte İdaresi yerine Düyun-u Umumiye gelirlerini idare etmek üzere İstanbul'da bir Düyun-u Umumiye-i Osmaniye idare meclisi kurulacaktır. Merkezi İstanbul'da olan bu komisyon 7 üyeden oluşacaktı. Bu 7 üyeden biri İngiliz ve Hollandalı borç verenler, biri Fransız, biri Alman, biri Avusturya, biri İtalyan, biri Osmanlı ve biri de mümtaz tahvil sahiplerini temsil eden üyelerden oluşacaktı. Üyelerin her biri bir oya sahipti ve kararlar çoğunluk oyuyla verilecekti.

Bu komisyon gerçekte İmparatorluğun mali haklarını zedeleyen, hükümranlık haklarına gölge düşüren ve mali yapıyı kontrol altına alan uluslararası bir yönetim biçimiydi. Adeta devlet içinde devlet olma niteliği taşıyordu. Bu idare, kendi memurlarını dilediği gibi atama yetkisine sahipti. Nitekim Düyun idaresi olarak 5.000 kişilik bir kadro oluşturuldu. Bu sayı 1912'de 9.000 kişi olmuştur. Bu idarede çalışan binlerce personel, Osmanlı şehir ve köylerine yayılarak, Paris, Londra ve Berlin'deki kupon sahipleri adına vergi toplamaktaydı.

Komisyon, başlangıçta yalnız kendisine ait vergileri toplarken, daha sonra bazı yatırımlara da girişmeye başladı. Bu idarenin kuruluşundan sonra Avrupa kapitalistleri, İstanbul'a yerleşerek kurdukları yabancı şirketlerle faaliyete geçtiler.

Bursa'da İpek sanayisini, Zonguldak'ta kömür madenlerini işletmeye başladılar. Hatta tütün üretimine bile el attılar. İstanbul'da elektrik, havagazı, su işletmelerini kurdular. Şarap, bira ve diğer alkollü içkilerin üretimine el attılar. Balık avı ve balıkhane yönetimini örgütlediler. Kızıldeniz'de ve diğer bölgelerde bulunan tuz yataklarını işletmeye, bunları ihraca yönelik çalışmalara girdiler. Böylelikle Osmanlı Devleti'nin ekonomik iflası ve yabancı egemenliğine geçişi daha da hızlanmış oldu.

Ayrıca, İmparatorlukta tütün ekiminin, satın alımının ve ihracatının denetimi ile yerli tüketim için sigara imali konularında tekel yetkisi, 1884 yılında Avrupa sermayesi tarafından kurulan Tütün Rejisi şirketine verildi. Buna karşılık reji de, Avrupalı tahvil sahiplerine aktarılmak üzere Düyun-u Umumiye İdaresine ve Osmanlı Devletine ödeme yapacaktı.

Şurası bir gerçektir ki Düyun-u Umumiye İdaresi ve Tütün Rejisi, Osmanlı şehirlerinde ve köylerinde vergi toplamak için, Galata Bankerlerinin kurduğu ağı kullanmıştır. Dolayısıyla bankerler varlığını cılız bir şekilde sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak Düyun-u Umumiye'nin kuruluşuyla öncelikle yetkilerini kaybetmişler, ardından yavaş yavaş nüfuzlarını yitirmişlerdir.
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 237
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53


Şu dizine dön: Gazete Köşe Yazarları

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 6 konuk

x