Gel Anlatayım

Gel Anlatayım

İletigönderen Feza Tiryaki » Çrş Ara 05, 2018 10:51

Gel Anlatayım


“Truva” yazımı okuyanlardan bazıları, “Ben bundan hiçbir şey anlamadım.” demiş, anlamayanlara bir kez daha anlaşılır gibi yazsan dediler.

Yazayım:

Önce herkesin bildiklerini, sınıf tahtasına yazar gibi sayayım:

-Ülkemizin durumu, yüzyıl öncesi gibi mi, Sevr şartlarını yeniden mi yaşıyoruz, dört koldan çevrildik mi yine? Evet.

-“Savaş kaçkınları”nın milyonlarcasının akınıyla (Suriyeli – Afganlı mülteciler) Arap kültürü - ilkel kabile kültürüyle sarılı mıyız? Sayıları bazı kentlerimizde Türk nüfusunu aşmış Suriyelilerin. Her yirmi kişiden biri, artık, Suriyeli imiş ülkemizde. Doğru mu bu? Doğru.

-Yunan acayip bir atağa kalkıştı mı yeniden? Tarih boyunca hiç Yunan’ın olmayan, Yunan olmayan, yeryüzü oluşurken Akdeniz kıyılarından kopmuş Türk’ün toprağı, Türk yurdu, “doğal uçak gemimiz, güvenliğimiz için olmazsa olmazımız Kıbrıs’a, bir oldu bittiyle el konmak isteniyor mu? Kıbrıs gitti gider mi? Bir mucize olmazsa, evet.

-Açılım süreci yeniden başlatıldı mı? Olmayan bir dil adını, amaçları için kullanarak, ilkel bir sürü yerel ağzın tümüne, Türkçeye öykünülerek uydurukça bir ad takıp (“Kürtçe”), bin bir yalanla, akıldışı savunmayla, Arap’ın Avrupalı’nın kendi ülke çıkarı için koruyup kolladığı kanlı terörle, ülkemizi parçalara bölmek mi istiyor düşmanlarımız? Batı maşası elikanlı bölücülerin amacı, yurdumuzu masa başında parçalara böldürmek mi? Ona ne şüphe.

-İktidar vekilleri, Almanya’da federal yapıyı inceledik dediler mi geçen hafta? Parçalı yapıların birleştirilmesiyle oluşturulan birlik yapı - ulus devlet Almanya ile bizim Cumhuriyetimizin kuruluşunun bir benzerliği var mı? Yok.

-Bölge kalkınma ajansları, istinaf mahkemeleri, adalet sarayları, şehir hastaneleri, büyükşehir yasaları, köyleri idare sisteminden kaldırmak, oralara mahalle denmesi... Belediyelerin artan yetkisi, doksan sekiz yıllık (1920 – 2018) parlamenter sistemi bırakıp başkanlık sistemiyle yönetilme... Nedir bunlar?

-Yabancı kültürler (Arap – Amerikan – Yunan...), halka dayatılarak, benimsetilerek algımız tutsak edilmek istenmiyor mu?

-Eğitim sistemimizde ağırlık yabancı dil öğrenmeye değil mi? Yabancı dille eğitim yapan okullarımız, üniversitelerimiz artmıyor mu gün gün?

-Orta öğretim – lise sistemimiz imam hatipleştirilmiyor mu? Bu okullar destekleniyor, diğer liseler kapatılıyor, çocuklarımız buralara yönlendirilmiyor mu?

-Kamu kurumları – okullarımız türbanlanmadı mı?

-Yunan, sıra sıra adalarımıza, kayalıklarımıza el koymadı mı? Buraları geri almak için en küçük bir hareket var mı?

-Yunanistan’da, tek bir Türk adı bırakılmamışken, eski Türk yerleşimleri oralarda Yunanca adlarıyla yazılırken, bizde; dağ taş, buralar antik kent diye, Yunan adlarıyla dolu, öyle değil mi?

-Çocuklarımıza Türk destanları öğretileceğine, Kurtuluş Savaşı öyküleri, Türk kahramanlıkları anlatılacağına, antik Yunan’ın sapkın tanrılarının bir kişinin hayalinden çıkmış saçma öyküleri, dünya bizden bunu istiyor, kendimizi inkar etmemiz isteniyor küresel güçlerce diye, acayip bir tanıtımla, çabayla, kraldan çok kıralcılıkla (Yunandan çok Yunancılıkla) baştacı edilmiyor mu?

-Üstelik bunun şakşakçıları da hemen türemedi mi? Bazıları, ha Yunan ha biz demeye kadar işi vardırmadılar mı? Tıpkı, Yunan galip gelseydi daha iyiydi diyen fesliler gibi... Kurtuluş Savaşı olmadı diye geçmişini inkar eden, Cumhuriyet düşmanı dincilerin kafası gibi...

Madem bu destan (İlyada) bu toprağın kültürüdür, o zaman Türk kültürüdür diye algılar karıştırılmak istenmiyor mu?

O adları Yunanca – Latince eski Yunan tanrıları, destandaki anlatıya göre, öz babadan, ağabeyden olma değiller mi? Homeros bu destanı (İlyada) sözde söylencelerden yola çıkarak kendi hayal ürünü olarak yazmamış mı? Türk’ün tarih boyunca hep tek bir Gök Tanrısı yok muydu? Destanın neresi bizden?

“Truva ören yeri”, bizden derseniz, ona kim karşı çıkar?

Ansiklopedilerde, “Anadolu’da eskiçağ kenti diye adı geçer Truva’nın. “Yunan destanının efsanevi kenti.” yazar. “Efsane”, gerçek olmayan, göksel, doğaüstü olaylar, söylence demek.

Sonra, bin sekiz yüz yetmişlerde, bir yabancı bilim adamı burası gerçek bir kent der yaptığı kazıdan sonra ilk kez. Hepsi yabancı kişiler, kazılarının sonunda üst üste kurulmuş dokuz kente ulaştık derler. (Günümüzde de kazılar sürermiş, öyle diyorlar.) “Truva”, İsa’dan önce üç bin yılından başlayan bir yerleşim. Sonra hepsini Birinci Truva, İkinci Truva... diye Roma sayısıyla altıya kadar adlandırdılar. Sonuncusu, İ.Ö 1200’lü yıllarda, önce deprem, ardından yağma sonucu yıkılır. Bu yıkılışı da sanki on yıllık savaş sonunda yıkılmış gibi değiştirerek tarihçileri Homeros anlatmış. Filmlerde konu edilen destanın öyküsü bu:

Yaşlı Truva kralının oğlu, Sparta kralının karısını kaçırır. Sparta, Mora (Yunan) şehir devleti. İki taraf on yıl savaşmış. Sonunda Yunanlılar kente hileyle soktukları tahta atın (?) içinden çıkarak Truvalıları yenmişler, kaleyi yerle bir etmişler, kaçırılan kadın geri alınmış. O ölmüş, bu yaşamış... Ne olmuş?

Şimdi, bizim şanlı tarihimizi, destanlarımızı, efsanelerimizi anlatmak varken, neden bize yabancı gelen böyle bir kent öyküsünü göğe çıkaralım, Yunan’ı geçelim destana sahip çıkmakta, bu saçma öykülü destan için paralar saçmaktan, tüm devlet sanatçılarını bu işte görevlendirmekten, büyük emekler vermekten çekinmeyelim... Ne denir buna? Bu işin arkasında bir çapanoğlu aranmaz mı? Bu akla ziyan durum sizlere normal mi geliyor?

Kara tahtaya sıraladığımız maddeleri yeniden okuyalım.

Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı o zamanın genel durumuna benzeyen durumumuzu bir kez daha düşünelim.


Yunan destanını, Yunan’ın destan kahramanlarının giyimiyle sahneye çıkarak, tüm dünyanın Yunan destanı olduğundan asla şüphe etmediği böyle bir konuyu bu günlerimizde ülkemizde sahneleyelim. Neden? Unesco dünya kültür mirası listesine almışsa bu kentimizi ne güzel. Sevinelim. Kendimizi “Truva”,”Truva” diyerek parçalamak neden?

Sonra, destana İslami unsurlar da katalım, uyanan olursa uyusun diyerek. Kaç tanrılı eski Yunan’ın oyunundaki ölülere şehit, yaralılara gazi diyelim, oyunda o adla seslenelim, tam olsun. Yamalıyalım elin destanına müslümanlığı. Neden? Niçin? Amaç ne? Bu sahnelenen opera ve bale kime ne katacak, kime ne verecek? Yoksa zamanı gelince bizden bazı şeyleri kolayca götürecek mi? Kendi ayağımıza kurşun mu sıkmak bu yapılanlar?..

"Cumhuriyet tarihinin bu en büyük sahne projesine" (bunu kendileri diyor), bizim hiç tarihimiz, eserimiz, yazarımız, kimliğimiz yokmuş gibi bir Yunan destanı neden seçilir?

Hem siz hiç duymadınız mı?

Yunan’ın Balkan savaşlarından beri bir büyük ülküsü vardır, "Megali İdea" (Büyük İdeal - Büyük Yunanistan), on maddelik. Bunun beşini gerçekleştirmişler, geriye kalmış beş.


-Batı Anadolu’nun Yunanistan’a katılması (Atatürk önledi).

-Pontus Rum Devleti’nin kurulması (Bu adla soykırım iddia ediyorlar ve inandırıyorlar).

-Kıbrıs Adası’nı Yunanistan’a katma. (Ecevitle, Denktaş’la bir zamanlar bu önlendi. Ya şimdi?)

-Gökçeada, Bozcaada’nın Yunanistan’a katılması.( Son gösterime giren filmlere, denilenlere iyi dikkat edin.) Gökçeada’da çevirmişler, Filmin (Hedefim Sensin) senaristi ve oyuncusu Ata Demirer’den öğrenelim ne yapılmış. Soruyorlar:

"Film çekimlerinin yapıldığı Gökçeada'da nasıl karşıladılar sizi?”

“Çok iyi karşıladılar, bir sürü dostumuz oldu.
Hepsi Türk Rum'u. Osmanlı tebaasından sonra gelen aileler bunlar. Eski aileler dönmeye başlamışlar yavaş yavaş. Çocuklar kendi aralarında ciyak ciyak Yunanca konuşuyorlar. Çok ortak kültürümüz var, biz birlikteyken güzeliz, bize beraberlik yakışıyor. Neler hediye ettiler bize bir görseniz. Anormal misafirperverler, birçok yerde para ödeyemedik."

Yine bir ünlü yönetmen (Kudret Sabancı), eleştiriyor, niye bizde hiç Ömer Seyfettin filmi çevrilmemişmiş. Büyük Türk yazarı, Ömer Seyfettin için de, işkembeden atıyor:

"Balkan savaşında Yunana esir düşmüş ve onlardan gördüğü saygıyı anlatmış..."

Balkan Savaşı'ndaki "Yunan mezalimini" böylece yalanla, uydurmayla algımızdan çıkaracaklar.

Son maddeleri de şu, Yunan’ın büyük ülküsünün:

“İstanbul’un işgali ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun burada yeniden kurularak Megali İdea’nın gerçekleşmesi.”
(İstanbul’da yapılanlara, yapılacaklara bir göz atın isterseniz.)

Deyin bakalım, ne oluyor?

Hâlâ anlaşılmadı mı?

İyi, anlama!

4 Aralık, 2018, Feza Tiryaki
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 733
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x