GÜÇLÜ ORDU SAĞLAM DEVLET

GÜÇLÜ ORDU SAĞLAM DEVLET

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Çrş Ağu 24, 2016 21:30

GÜÇLÜ ORDU SAĞLAM DEVLET
Fransa’nın liberal gazetelerinden l’Opinion, Başkanlık seçimlerine doğru başkan adaylarının politika ve seçim bildirgilerine ilişkin ilginç çözümlemeler yapıyor.
23 Temmuz sayısında, Béatrice Houcard ve Cyrille Lachèvre “Bir Fransız Büyülü Sözcüğü: Korumacılık” (Le protectionnisme, une fascination française) diye başlık atıyorlar.
Liberal eğilimli bir gazetenin yazarlarının ‘korumacılık’ı bir ‘popülizm’ olarak değerlendirmelerinden doğal ne olabilir?
Modası geçmiş...
Oysa ‘sosyalist’ aday adaylarından Arnaud Montebourg, “Ekonomik gelişmenin hizmetinde, stratejik ve sınaî çıkarlar tehlikeye düştüğü zaman onları koruma yeteneği olan bir Güçlü Devlet, olmalı diyor. Öyle bir Devlet ki, küreselleşmenin sınırsız ve gemalmaz yıkımından da korumalı”..
Yazarlar, Başkanlık seçimleri yaklaşırken her tarafta ‘ekonomik ulusalcılık’ın yeniden filizlendiğini saptıyorlar ama ‘dünyanın artık değişmiş’ olduğuna hükmediyorlar.
Soldan sağa bir dizi polikacının, sakınmadan ‘korumacılık’tan yan olduklarını dillendirmeleri sıradan bir ‘seçim’ (tercih) değil, bir ‘zorunluluk’tur..
Ekonomi eski bakanı Montebourg, “stratejik ve sınaî çıkarlarımız tehlikeye düştüğü zaman” diyormuş, onu koruyacak ‘Güçlü bir Devlet’e gereksinmemiz var.
Devlet neyi koruyacakmış?
Fransa’nın “stratejik ve sınaî çıkarları”nı.
Güzel..
Peki ama korunacak olanlar, şu alçak ‘Emperyalizmin çıkarları’ olmasın?
Olur ya da olmaz, ama bir ulusun ‘stratejik ve sınaî çıkarları’, ‘stratejik ve tarımsal çıkarları’, ‘stratejik mal ve hizmetleri’ o ulusun ‘vatan’ı demek midir değil midir?
İşte ulu orta ‘emperyalizm’ sözcüğünü kullananların, emperyalizm aymazlıkları bu noktada başlıyor.
Bu ‘boş kafa’ ‘şablon düşünceli’leri bir yana koyarak devam edelim.
Fransa’da ya da genel olarak Avrupa’da ve hatta tüm Batı’da artık ‘sağ-sol’ ayrırımın kalmadığı gibi bir ‘batıl düşünce’ türediydi.
Ve Fransa’daki başkanlık seçimlerine doğru, sanki o ‘batıl düşünceyi’ doğrular biçimde, ‘en sağ’ ve ‘en sol’ düşünceyi savunan politikacıların, biribirlerinden ‘politika aşırdıkları’ yani ‘intihal’ yaptıkları da bir başka gerçeklik olarak günyüzüne çıkmış bulunuyor.
Kaldı ki, ‘egemenlikçi’ ve De Gaulle’cü Florian Philppot, başlangıçta ‘solcu’ Jean-Pierre Chevènement’ın yanında iken ‘aşırı sağcı’ Front National (Ulusal Cephe)’a geçmekten çekinmeyerek bir başka ‘somut örnek’ oluşturuyor.
Ancak bu politikaların ortak özelliği nedir diye sorulacak olursa; belli başlıları arasında, Avrupa Birliği’nin artık ‘sıkıcı’ olmaya başladığı, stratejik işletmelerin ‘Devletleştirilmesi’ [hâttâ Ulusallaştırılması] gereği, sınırların ekonomik ve politik olarak ‘geçirgenliği’nden geri dönülmesi sayılabilir.
O arada, Fransa’da ‘egemenlik’ (souvaireneté)’in, Türkiye’deki ‘çarpık anlayış’ın tersine başından beri ‘bağımsızlık’ anlamında kullanıldığını anımsatalım.
Türkiye’nin ‘Güçlü Ordu’ ve ‘Sağlam Devlet’ olma koşulu
Ve bir an için bağımsızlığın kayıtsız koşulsuz ‘millet’in olduğunu varsayalım.
Bu durumda seçimlerde oyların çoğunu alan bir ‘hükûmet’in, ülkenin bağımsızlığını ‘tehlikeye atacak politikalar’ izlemesi sözkonusu olabilecek midir?
Sözgelimi ‘Ordu’nun ‘geleneksel düzeni’ni bozacak, onu ‘politikadan uzaklaştırmak’ adına Bakan’a ve Başkan’a bağlayarak doğrudan ‘politikanın içine çekecek’ ve onu küçük düşürücü binbir eylemi destetekleyerek ‘milletten koparacak’ politikalar izleyebilir mi?
Bu durumun Türkçe karşılığı; “Bu ne parhiz bu ne lahana turşusu” olabilir ancak.
Ve yine, açıkca ‘askerlik ruhu’ndan yoksun ve Ordu’yu kendi içinden çökerten ‘Genelkurmay başkanları’yla sarmaş-dolaş olmak ya da ‘dereyi geçinceye değin sırtlarına binmek’ demek, ülkenin bağımsızlığını tehlikeye atmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.
Bu ‘kafa’nın ‘Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir’ sözünü anlamadığı gibi, bunu ‘araç’ olarak kullanıp, ‘millî irade’ye ‘ihanet’ ettiği bile söylenebilecektir.
Türkiye’nin henüz, Batı’lı ülkelerin anladığı anlamda ‘egemenlik’ ve ‘bağımsızlık’ koşullarını yerine getirmeden, yetişemediği ciğere murdar diyen kedi örneği, ‘emperyalizm’e ‘kafa tuttuğu’ savları ise ancak ‘gülünç’ bulunabilir.
Bu yaklaşımın ‘akıl ve izan’la ilgisi olmadığı gibi ‘çağdaş bir nizam’la da ilgisi yoktur.
Bu, Orta-Çağ kafasıyla, günümüz dünyasını o arada kendi ‘milleti’ni aldatmaktan başka bir anlama gelmez.
Ve bu ‘kafa’yla ‘Güçlü Ordu Sağlam Devlet’e sahip olunamayacağı da açıktır.
Daha doğrusu, bu ‘Güçlü Ordu’ ve ‘Sağlam Devlet’in, uygar (sivil) ve ‘millî’ olmamak koşuluyla, hem güçlü ve hem de sağlam olmaması için hiçbir neden yoktur, ama ‘çağdaş’ değildir, olamaz.
Fırat Kalkanı: Bir örnek
“Güçlü Ordu Sağlam Devlet” üzerine kuramsal çözümlemeler yaparken, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik ‘Fırat Kalkanı’ adıyla askerî bir ‘harekât’ başlattığı haberi geldi.
Olağan olduğu üzere, kimi televizyonların cazgır sunucuları ‘çok bilmiş’ edasıyla her konuyu sordukları ‘bildik’ uzmanlarla ateşli programlar yapmaya başladılar.
Genelkurmay Karargâhında ‘Komuta Kademesi’nin harekâtı izlediğini de eklediler.
Harekât dedikleri de, AKP’nin Türkiye’de yedirip yetiştirdiği ‘Suriye Ilımlı Muhelefeti’ denilen Boynukalınların Suriye üzerine salınması.
Bu ‘güç’ler zaten bu günler için yedirilip yetiştirilmemişler miydiler?
Türk uçakları havadan alan açıyor, türk tankları da, bugün Suriye için kullanılan ‘Boynukalınları’ arkalarından izliyorlar.
Bu da, ‘Güçlü Ordu Sağlam Devlet’e somut bir ‘örnek’ olarak sunuluyor.
Bir Tanrının kulu çıkıp, “Arkadaş Türk Tankları’nın Suriye’de ne işi var?” diye sormuyor.
Suriye Devleti terörizmle mücadelede çaresiz kalıp, ‘Güçlü Türk Ordusu’ndan yardım mı istemiş?
Ya da Türkiye Devleti, Suriye’yi içine düşürüldüğü ‘kaos’ ortamından çıkmak için gönüllü bir olarak yardıma mı koşmuş?
Hayır, tersine Dr Recep “Esed’le ortak hareket etmemiz mümkün değil” diyormuş.
O zaman benim askerimin Suriye topraklarında işi ne?
Türk Ordusu, ÖSO’nun peşinden koşacak kadar mı düştü?
O Genelkurmay Başkanı, o MİT’in başındaki başçavuşun planlayabileceği ‘harekât’ da ancak bu kadar olabilir.
Başı belli ama sonu meçhul..
Olacağı Belli
Efendim herşey iyi olacak; bu daha başlangıç diyenler ise çoğunlukta.
Kötü başlayan hereketten hiçbir koşulda ‘iyi sonuç’ alınmaz.
Türkiye’deki ‘alt akıl’ ise, yanlışı yanlışla düzeltme alışkanlığını bırakmamakta ısrarlı.
Suriye’nin ‘toprak bütünlüğü’ korunacak diye bir ‘palavra’ sıkılıyor.
Bu nasıl ‘toprak bütünlüğü’ ki, Irak’ı bölen Barzani çağrılıp Suriye’nin Kuzeyine de ‘sahip çıkması’ isteniyor?
Türkiye-Suriye sınırı Cerablus-Azez arası kadar 90 km mi sadece?
Fırat Kalkanı iyi de, Dicle Kılıcı n’olacak?
Türkiye’nin şu ‘sözde Ordusu’ ile ‘sözde Devleti’ 900 km’lik sınırın 90 km’sini koruyarak ‘kahraman’ mı olacaklar yani?
Hem de ‘Boynukalınlar’ın arkasından koşan ‘Türk Subayları’yla..
Güya Yavuz Selim Mercidabık savaşının yıldönümünde başlamış harekât.
Bunların herşeyi sahte ve yapmacık..
Ama gün gelecek, bugün bu hata üstüne hata yapanlar da Ordu ne imiş Devlet ne imiş öğrenecekler.
O topraktan öğrenip kitapsız bilen Türk köylüsünden aman dileyecekler:
Biz yaptık siz yapmayın!
Ve bu ‘milletin efendisi’ biz değil sizmişsiniz şimdi anladık diyecekler.
İşte, “Güçlü Ordu Sağlam Devlet” ancak o zaman kurulabilecek.
Ama daha çok bedel ödetecekler Türkiye’ye çook..
‘Sorun’ Türkiye’deki yönetici ve destekçilerinin kavrayamadakları kadar büyüdü..
Böyyük Devlet’imizi çok daha ‘Böyyük sorunlar’ bekliyor.
Habip Hamza Erdem
24 Ağustos 2016
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1100
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Habip Hamza ERDEM

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x