“Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

Araştırmacı - Yazar

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 20:46

Bay "Kuvayi Milliyeci",
"HİLAFET TBMM'DE OLSUN" sözü, SAİD NURSİ'ye aittir. 1923 tarihlidir ve Mesnevi-i Nuriye kitabında yayımlanmıştır.
Sinan Meydan, "Hilafetin Kaldırılmasındaki İncelik: Mündemiç ve Mülga" başlıklı yazısında, "ATATÜRK'E GÖRE HİLAFET TBMM'DİR" demiştir. Yani, gerçekte Said Nursi'ye ait olan sözü, sanki Atatürk'e aitmiş gibi göstermiştir. Cengiz Özakıncı buna karşı çıkarak, 1-"HİLAFET TBMM'DİR İDDİASINDAKİ İNCELİK VE TAHRİFAT", 2- "HİLAFET YOK CUMHURİYET VAR" başlıklı iki yazıyla Sinan Meydan'a cevap vermiş ve onun ileri sürdüğü "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir" iddiasını belgelerle çürütmüştür.
Siz, her iki yazıyı da okuduktan sonra; Sinan Meydan'ın HİLAFET TBMM'DİR dediği yazısına karşı çıkmayıp; Cengiz Özakıncı'nın HİLAFET TBMM DEĞİLDİR, ATATÜRK'ÜN BÖYLE BİR SÖZÜ YOKTUR dediği yazısına karşı çıktınız. Bir önceki sayfada, karşı çıkışlarınıza yanıtlar verdim. Bir önceki sayfada kalan son yazınızda diyorsunuz ki: Esas itibariyle yazının tamamı Atatürk'ün Hilafeti kaldırması ile çelişmektedir ancak ben sadece son 2-3 cümlesini tekrar yazıyorum. BÜTÜN İSLAM ALEMİNİ KAPSAYAN BİR HİLAFET MAKAMI SÖZ KONUSU OLABİLİR.” (...)“HİLAFETİN YALNIZ TÜRKİYE HALKINI DEĞİL BÜTÜN İSLAM ALEMİN KAPSAMASI HASEBİYLE, BU MAKAM (HİLAFET) HAKINDA BİR KARAR VERMEK TÜRK MİLLETİNİN SELAHİYETİ HARİCİNDEDİR.” Yani Hilafete Türk Milleti tek başına karar veremez ancak diğer bütün İslam milletleri ile bir araya gelerek bu makam hakkında karar verilebilir. Burada yazan bu...Ve Atatürk'ün burada yazan sözleri Hilafeti kaldırması ile çelişmektedir...Bu da çok doğal.O bir insan.Çelişkiye düşebilir.Onun hata yapma, çelişkiye düşme hakları da var.Çünkü bu insan doğasınınn gereğidir.Problem Atatürk'te değil, onun hata yapma, eksik bırakma, çelişkiye düşme haklarını elinden almak isteyenlerde.Sizden Atatürk'ü arındıracak ona toz kondurmayacak bir cevap geleceğini tahmin etmiştim.Yanılmadım.Atatürk yanlış yapamaz.Çelişkiye düşemez.Aksini iddia eden vatan hainidir.Saygılar, Sevgiler, Sağlıcakla kalın Sayın nuhungemisi..."
......
Bay "Kuvayi Milliyeci",
Atatürk'ün sözlerinin Atatürk'ün Hilafet'i kaldırılması eylemiyle çeliştiği iddianız, uydurmadır.
Atatürk, hilafetin TBMM tarafından üstlenilmesini savunanların ileri sürdükleri gerekçeleri tek tek ele alıp yanıtlamıştır. Bunu yaparken de hilafetin TBMM tarafından üstlenilmesini isteyenlerin, bizzat kendilerinin Hilafete ilişkin görev ve yetki tanımları ve bizzat kendi inançlarının, bu istemleriyle çeliştiğini ortaya koymuştur. Atatürk, "Hilafet'i TBMM'de koruyalım" diyenlere yanıt olarak: Siz Peygamberimizin hilafet benden 30 yıl sonra bitecektir, hadisine inanıyorsunuz, öyleyse Hilafeti TBMM'de koruyalım demeniz, inandığınız hadisle çelişiyor, demiştir. Siz Hilafet'in dünyadaki bütün Müslümanların başkanlığı olduğunu söylüyorsunuz, TBMM ise dünyadaki bütün Müslümanların değil, yalnızca Türkiye'nin yönetimidir, öyleyse TBMM hilafet görevini üstlenemez, demiştir. Siz, Hilafet yalnız Türklerin değil, dünyadaki bütün Müslümanların yönetimidir, diyorsunuz, öyleyse, yalnız Türklerin değil bütün müslümanların seçeceği birinin Halife olması gerekir, TBMM bütün müslümanlar adına hareket edemez, demiştir.
Atatürk'ün hangi sözünün hilafeti TBMM'de korumak isteyenlerce ileri sürülen hangi argümanı çürütmek üzere söylendiği bilindiğinde, Atatürk'ün hilafeti kaldırma eyleminin, aşağıda yeniden aktaracağımız sözleriyle çelişmediği apaçık görülür.
* * *
“Halife, bütün islam ehlini (dünyadaki bütün müslümanları) bir birlik noktasında toplayacak; halife, bütün İslam aleminin (dünyadaki bütün müslümanların) hukukunu (haklarını) haysiyetini, şerefini (onurunu) refahını (geçimini) saadetini (mutluluğunu) muhafaza edecek (koruyacak); muhafaza ve korumaya muktedir (yetkin) olabilecektir. Halife, İslam alemine (dünyadaki bütün müslüman ülkelere) her nereden vuku bulursa bulsun her türlü tecavüzleri (saldırıları) engelleyebilecek, reddedebilecek (karşı koyabilecek) ve (saldıranları) söküp atabilecek ve bunun için kuvvetli ordulara ve her şeye sahip olacaktır! Buna göre bütün bu saydıklarımızı yapmış, yapan, yapabilen (kişi) “Halife-i Müslimin” (Müslümanların Halifesi) olmak lazım gelir!” (...) “Efendiler! Halife ve hilafet (...) yalnız Türkiye ve Türkiye halkı için söz konusu olamaz. Belki bütün islam alemini (yeryüzündeki bütün müslümanları, islam ülkelerinin hepsini) kapsayan ve müşterek (ortaklaşa) bir makam olarak söz konusu olabilir. (...) Hoca efendilerden biri diyor ki; “Meclis Halifenindir.” Efendiler bu kadar sakat manasız (anlamsız) bir şey olamaz. Bu dünyada benliğini, insanlığını ve milli hakimiyetini (ulusal egemenliğini) anlamış bir toplumsal heyetin (birliğin) hiçbir vakitte kabul edemeyeceği bir safsatadır. Meclis halifenin değildir ve olamaz, (alkışlar).” (...) Bütün İslam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsayan bir hilafet makamı söz konusu olabilir.” (...) “Hilafetin yalnız Türkiye halkını değil bütün islam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsaması hasebiyle, bu makam (Hilafet) hakkında bir karar vermek Türk milletinin selahiyeti haricindedir (yetkisi dışındadır).” [21] “Peygamber’in kendisi demiş ki: Benden otuz sene sonra krallıklar olacak. Bu bir hadistir. O halde, hilafet vardır, hilafet olacaktır, hilafet devam edecektir demek, hadisi nebeviye (Peygamber’in sözüne) aykırı bir şeyin tahakkukunu (gerçekleşmesini) talep etmek (istemek) demektir.” [15] “Bu devletin (Türkiye Devleti’nin) halife ile alaka ve münasebeti yoktur. (...) Bizim hükümet şeklimize göre böyle bir makam-ı hilafet mevcut olamaz.” [16]“Hakikaten vazifesini yapmak, bütün Müslüman milletlerini idare etmek istiyen bir halife, buna nasıl muvaffak olur? İtiraf ederim ki, bu şerait dahilinde (şartlar içinde) beni halife tâyin etseler, derhal istifamı verirdim.”[18]“Büyük Millet Meclisi, hilafeti lağvettiği zaman, Antalya Meb’usu, ulemadan Rasih Efendi, (...) mülakat (görüşme) talep ederek şu beyanatta bulundu: Seyahat ettiği memleketlerde, ehli islam, benim halife olmamı istiyormuş.. (...) Rasih Efendiye verdiğim cevapta, (...) dedim ki: Zatı aliniz ulemayı dindensiniz! Halifenin reisi devlet demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında, kıralları, imparatorları bulunan tebaanın, bana isal ettiğiniz (ilettiğiniz) arzu ve tekliflerini ben, nasıl kabul edebilirim. Kabul ettim desem, buna, o tebaanın (o halkın) metbuları (hükümdarları) razı olur mu?! Halifenin emir ve nehyi (buyruk ve yasakları) ifa olunur (yerine getirilir). Beni halife yapmak istiyenler emirlerimi infaza (buyruklarımı yerine getirmeye) muktedir midirler? Binaenaleyh (bunun üzerine, bundan dolayı) mevzuu (konusu) medlûlü (manası, mefhumu, anlamı) olmıyan mevhum (anka kuşu gibi gerçekle hiç bir ilgisi olmayan bütünüyle düş ürünü) bir sıfatı (unvanı) takınmak gülünç olmaz mı? Efendiler, açık ve kat’î (kesin) söylemeliyim ki, ehli islâmı (dünyadaki bütün Müslümanları) bir halife heyulâsile hâlâ işgal (uğraştırma) ve iğfal (kandırma) gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak ehli islâmın (dünyadaki bütün müslümanların) ve bilhassa (özellikle) TÜRKİYE’NİN DÜŞMANLARIDIR! Böyle bir oyuna raptı hayal eylemek de (umut bağlamak da), ancak ve ancak cehil (bilgisizlik) ve gaflet (bilinçsizlik) eseri olabilir.” [19]“Asırlardan beri cihanda bir tek islam hükümeti esasını (yeryüzündeki bütün Müslümanları yöneten bir tek hükümet, “Pan-İslamist Devlet” ilkesini) tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) için muhafaza edilmiş (korunmuş) olan hilafet makamı maksadı (dünyadaki tüm müslümanların bağlı oldukları tek islam hükümeti amacı) hiç bir zaman tahakkuk ettirilememiş (gerçekleştirilememiş) bilakis (tersine) Müslümanlar arasında daima nifak (ikilik, ayrışma, bölünme, çatışma) ve anlaşmazlık vesilesi olmuştur. Halbuki menfaatlar (çıkarlar) toplumların bağımsız hükümet (ler) teşkil edebilmelerini (oluşturabilmelerini) esas (ilke) olarak kabul etmektedir.” [20]
* * *
Bay "Kuvayi Milliye";
Atatürk'ün bu sözlerinin, Atatürk'ün hilafeti kaldırma eylemiyle çeliştiği iddianız, uydurmadır.
Çelişkiyi kendinizde arayınız.
En son nuhungemisi tarafından Cmt Kas 15, 2014 21:30 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kez düzenlendi.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cmt Kas 15, 2014 21:25

Sayın nuhungemisi,
İlk metin itibariyle benim dediğim doğru.
Ancak metnin bütünü açısından sizin dediğiniz doğru...

Benim kıblem/hedefim doğruya doğru, yanlışa yanlış demektir.
Bu hedefin önünde engel tanımam.
Sapmadım, sapmamak için de elimden geleni yapıyorum...

Saygı, Sevgi ve Muhabbetle.
Sağlıcakla kalın. :)
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Reşit Galip » Pzr Kas 16, 2014 4:57

İnsanlar dinin barındırdığı birçok konudan, geçmişte ve günümüzde çok farklı anlamlar çıkarmıştır, gelecekte de çıkaracaktır. Değişmeyecek olan Kur'an'ın ise yorumları bin türlüdür. En doğru şekilde yorumlamak için dil ve tarih bilgisi gereklidir. Hilafet de gerçekte dinde olmayabilir veya genelin anladığı biçimde yorumlanmayabilir. Peki insanlar geçmişte ve gelecekte ne anlamışlar, neyi uygulamışlar? Bugün ne anlıyorlar? Bu gözardı edilemez ve inanan yahut inanmayan fark etmez hiç kimse bir dinin dayattığı yönetim biçimiyle idare edilmek zorunda da değildirler. Çünkü din insan üstü bir gücün kurallarıyla oluşan bir kurumudur. Örneğin Allah "çalma" derken, kul bunu "müziği çalma", "zili çalma" olarak yorumlayabilir ve bu çok fazla zarara gebedir.

Kuvayi Milliyeci, konuyu çarıptmışsınız ve ben diğer yorumlarınıza baktığımda bu çarpıtmanızın bilinçli! yapıldığını algılıyorum. Atatürk, Atatürkçülük ve Atatürkçüler ile nasıl bir sorunuz var bilemiyorum. Fakat Müslüman mahallesinde de salyangoz satılmaz. Burayı takip edenlerin herhalde belli bir bilgi birikimi vardır. Ülkemizin kurucusu ve kurtarıcımız Atatürk'e ve Atatürkçülüğe her yerden saldırılırken, herhalde burayı takip edenlerin hiçbiri Atatürk'ü eleştirme ihtiyacını duymayacaktır. Ayrıca eleştiri adı altında yapılan kötülemeler, saptırmalar en azından burada pazarlanamaz, pazarlanmamalıdır. Atatürk'ün görüşlerinin üzerine koyma, onun görüşlerini geliştirme yeteneği Atatürkçülerde bulunmaktadır, merak etmeyiniz.

Eğri oturup doğru konuşalım. Kimse sizin din anlayışınızı benimsemek zorunda değil. Kimse de Atatürk'ün görüşlerini benimsemek zorunda değil. Ama bu ikisini rakip görerek, göstererek "bakın dinimiz bunu diyor, Atatürk yanlış yapmış" diyerek yapay bir çatışma oluşturmaya hakkınız yok. Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize!
Kullanıcı küçük betizi
Reşit Galip
Üye
Üye
 
İletiler: 1
Kayıt: Cum Mar 18, 2011 17:54

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Pzt Ara 15, 2014 15:14

3 Mart 1924 Günü Meclis Görüşmelerinde
‘Hilafet Meclis’te Olsun’ Önerisine İsmet İnönü’nün Yanıtı:

“Bağırarak Söylemeye Mecburum! Şehitler İçin Bundan Büyük Saygısızlık Olamaz!”



Resim3 Mart 1924 günü Meclis’e sunulan “Hilafetin İlgası,..” başlıklı yasa önerisi, “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç olduğundan,..” ibaresi içeriyordu. Osmanlı Hanedanı’na ait olan hilafetin, hanedandan alınıp, hilafet görev ve yetkilerinin meclisçe üstlenilmesini savunan Halit Bey (Akmansü), Tunalı Hilmi Bey ve daha bir kaç milletvekili; Hilafetin Meclis’çe üstlenilmeksizin kökten kaldırılması sonucunu doğuran “mana (anlam) ve mefhumunda (kavramda) mündemiç” ibaresine karşı çıkarak, bunun yerine, yasa metnine Hilafet’in Meclisçe üstlenilmesi anlamına gelen “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” ibaresinin konulmasını önerdiler. Bu öneri, bir yıl önce, 1923’te milletvekillerine dağıtılan Said Nursi imzalı beyannamede yer alıyordu. Milletvekillerinin ezici çoğunluğu buna karşı çıktı. Tartışmalar bittikten sonra, kürsüye çıkan Adalet Bakanı Seyyid Bey -geçen ay yayımlanan yazımızda uzunca özetini verdiğimiz konuşmasında- “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” (Meclis’in görev ve yetkileri arasına sokulsun) önerisinin, hem dinimize, hem de İslam Hukuku’na kökten aykırı düştüğünü kanıtlamış; hu öneriyi savunanlardan Halit Bey dışında hepsi, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” görüşünü terketmişlerdi.

Seyyid Bey’in Meclis’te coşkuyla alkışlanan uzun konuşmasının ardından, oylamaya geçilmeden önce, son olarak Başbakan İsmet Paşa (İnönü) kürsüye çıkacak ve “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” (Hilafet görev ve yetkileri TBMM’ce üstlenilsin) önerisini iç ve dış siyaset açısından irdeleyip çürütecekti. Atatürk, üç yıl sonra, Nutuk’ta, Seyyid Bey ve İsmet İnönü’nün 3 Mart 1924 günü Meclis’te Hilafeti kaldıran yasa görüşmelerinde bir kaç milletvekilinin ileri sürdüğü “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiç olsun” önerisini çürüten konuşmalarının, bilimsel, güvenilir ve her zaman için okunup anlamaya değer olduğunu belirtmiştir. [1] 

Atatürk’ün bilimsel, güvenilir, her zaman okunmaya değer bulduğu İsmet İnönü’nün bu konuşmasını, ölümünün 41. yıldönümünde 3 Mart 1924 günlü Meclis Zabıt Ceridesi’ndeki sayfa görüntüleriyle, -kimi satırların altını çizerek- tam metin halinde sunuyorum.

“HEYETİ VEKİLE REİSİ İSMET Pş. - Muhterem efendiler, Makam-ı Hilafet hakkında” ibaresini izleyen sayfalar şöyledir:

ResimResimResim

Resimİsmet İnönü, konuşmasında, başta Halit Bey ve Tunalı Hilmi Bey olmak üzere bir kaç milletvekilinin “Hilafet TBMM’de mündemiç olsun” (Hilafet görev ve yetkisi, TBMM tarafından üstlenilsin) önerisini dayandırdıkları gerekçeleri bir bir yanıtlıyordu.

Onlara göre; Hilafet olmazsa: (ı)- Cuma namazı kılınamazdı; (ıı)-hutbe okunamazdı, (ııı)- İslamiyetin gerekleri yerine getirilemezdi, (ıv)-Askerlerimizi Hilafet’i kurtaracağız diyerek cepheye götürmüştük. Hilafet’i kaldırırsak onları aldatmış olurduk, (v)-Dış ülkelerdeki Müslümanlar, Hilafet nedeniyle İstiklal Savaşımızı desteklemişlerdi; Hilafeti kaldırırsak o destek kesilir ve düşman devletler desteksiz kalmamızdan yararlanırlardı, (vı)- Düşmanlar İstanbul’u, salt Hilafet merkezi olduğu içindir ki, Türkiye’ye bırakmışlardı, Hilafet’i kaldırırsak, İstanbul’u bize bırakmazlardı, (vıı)-Hilafet Meclis’te olursa, öteki İslam Devletleri, Türkiye’nin istediğini yapar, dünyadaki bütün Müslümanlar isteklerimizi yerine getirir bize bağlı olurdu, (vııı)- Meclis Hilafeti kaldırırsa, halkın gözünden düşer, iç isyanlar çıkardı...

İsmet İnönü, oylamadan hemen önce yaptığı konuşmada, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” diyenlerin ileri sürdüğü bu gerekçeleri yanıtlamış ve hepsini tek tek ele alıp çürütmüştü.

İsmet İnönü’nün Hilafet TBMM’de mündemiç olsun önerisini çürütürken verdiği yanıtlarda, günümüzü de ilgilendiren çok önemli saptamalar var. Bunlardan biri şöyle:

“Halifelerin ta ilk günlerden beri, İslamiyet’i neşreden öz ve temiz ilk zaman idareleri ayırırsak, ondan sonra halifelerin mütemadiyen (sürekli) takibettikleri (izledikleri) bir “Siyaset-i İslamiye”yi (İslamcılık Siyaseti) şudur:

Müslümanlıkta bir tek “Hükümet-i İslamiye” (dünyadaki bütün Müslümanları yöneten tek “İslam Hükümeti”) vardır ve bütün Müslüman milletler, oraya tabi olacaklardır.

Efendiler, işte bu yüzden bütün Müslüman milletleri, mütemadiyen (sürekli olarak) birbirini yemişlerdir. Herhangi bir “Millet-i İslamiye”, kendini müstakil (bağımsız) ve kudretli (güçlü) addettikten (gördükten) sonra, diğer “Hükumat-ı İslamiye”nin (öteki İslam Hükümetleri’nin) müstakil (bağımsız) ve ayrı bir hükümet olmasına tahammül etmemiştir (katlanamamıştır). Tarih baştan başa bununla doludur. Şimdi bizim siyasetimizde, bizim telakkiyatımızda (anlayışımızda) böyle kara bir noktadan eser var mıdır?” (...) “Biz istiyoruz ki, bütün milletler gibi, bütün Müslüman milletler de ayrı ayrı tamam ve müstakil (bağımsız) olsunlar, yoksa; onlar ayrı ayrı tamam ve müstakil (bağımsız) olduktan sonra onların istiklalini tamamlamak için ayrıca bir noktaya merbut (bağlı) olacaklardır esasını (ilkesini) müdafaa edemeyiz (savunamayız). Hiç düşünmedik, hiç düşünmeyeceğiz.”


Görüleceği üzere, İnönü, Hilafet’in İslamiyet’in başlangıcında değil, fakat sonradan PAN-İSLAMİST DEVLET’e dönüştüğünü; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ise PAN-İSLAMİST (Dünyanın neresinde olursa olsun bütün Müslümanları yöneten tek odak) olmayıp ULUS-DEVLET (yalnızca Türkiye sınırları içindeki ulusun yönetim odağı) olduğunu; bu nedenledir ki Hilafet’in TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç (Meclis’in görevleri arasında) olamayacağını açıklamıştır. Dahası, “İslam Ülkeleri gelecekte bağımsızlıklarını elde ettikten sonra hepsi bir tek odağa bağlanacaktır (yani Hilafet’i yeniden kuracaklardır) biçiminde bir ilkeyi savunamayız, bunu hiç düşünmedik, hiç düşünmeyeceğiz” diyen İnönü, bu sözleriyle, Türkiye’nin gelecekte de Hilafeti yeniden kurmak gibi bir amaç gütmeyeceğini, Meclis kürsüsünden en yüksek sesle tüm dünyaya duyurmuştur.

İnönü’nün bu sözleri, bir kaç milletvekilinin Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun önerisinin reddidir. Nitekim, Atatürk de üç yıl sonra Nutuk’ta “gelecekte İslam devletleri kendi aralarında bir konfederasyon vs. oluşturup hilafeti yeniden kurmaya yeltenebilirler; fakat sakın Türkiye’ye bulaşmasınlar” sözleriyle, İnönü’nün 3 Mart 1924 günü yaptığı konuşmada, “Hilafet Meclis’in manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” önerisine karşı yaptığı bu açıklamaları, pekiştirmiştir.

İnönü, 3 Mart 1924 günü Meclis’te “Hilafet’i TBMM’de mündemiç kılmamız gerekir, çünkü biz İstiklal Savaşı’nda askerleri Hilafet uğruna savaşıyoruz diyerek cepheye götürmüştük, Hilafet’i Meclis’e almayıp kökten kaldırırsak, onları aldatmış duruma düşeriz.” diyenlere. Meclis kürsüsünden yanıt verirken, şöyle haykırıyordu:

“Bağırarak söylemeye mecburum! Güya İstiklal Muharebesi esnasındaki mücahedat (çabalar) Hilafet’e istinad olunan (dayandırılan) Hilafet’e isnad olunan (dayanan) her hangi bir tahrik; Makam-ı Hilafet’i kurtaracağız, şunu yapacağız, bunu yapacağız diye herhangi bir teşvik (yüreklendirme) sureti ile zuhura gelmiş (ortaya çıkmış)!

Arkadaşlar, Anadolu’nun bütün ovalarını doldurduğumuz gözleri açık yatan şehitler için bundan büyük hürmetsizlik (saygısızlık) olamaz! (...) Mücahedat (savaş) esnasında şu tarzda, bu tarzda diye Makam-ı Hilafet’e istinaden (dayanarak) her hangi bir kuvvet almadık, bilakis (tersine) suitesirlerini (kötü etkilerini) gördük. Halife bütün nüfuziyle (etkisiyle), bütün vesaitiyle (araçlarıyla) son vaziyete (duruma) kadar milletin hayatı ve selameti (kurtuluşu) mevcudiyeti (varlığı) aleyhine kıyam etti (ayaklandı).

Mücahedatta muvaffakiyetimiz; (savaşta başarımız) Makam-ı Hilafet’in Türk Milleti’nin istiklali (bağımsızlığı) ve mukadderatı (yazgısı) üzerinde her hangi bir rol oynamaması fikrini fiilen (eylemli) ve maddeten (somut biçimde) tahakkuk ettiren (gerçekleştiren) bir neticedir. Ufak bir hatıra olmak üzere bunun (Hilafet uğruna askerleri cepheye götürdük, iddiasının) tamamen aksini Heyet-i Celile’ye (Meclise) ifade ederim. En müşkül (zor) anlarında toplanmış olan “efrad-ı miilet”e (ulus bireylerine), zabitana (subaylara) askere (erlere) biz tehlikeleri sarahaten (açıkça) söyledik: Arkadaşlar, askerler, zabitler! Biliniz ki bütün dünya düşmanımızdır. (...) Halife sizi esir etmek isteyenlerle beraber olmuştur. Bunu açıktan açığa söyledik. Tehlikeleri bilerek, düşünerek, görerek, muayyen (belirli) bir hedefe (amaca) doğru yürüyen ‘sahib-i idrak’ (anlayışlı) adamlar gibi; toplanmış ve yürümüşlerdir. Hakikat bundan ibarettir. Memleketin dört bir köşesinde bunu bilen ve bu hatıratı (anıları) taşıyan yüzbinlerce mücahitler (savaşa katılanlar) var.”


İnönü, askerlerimizin “Hilafet uğruna savaşıyoruz” diye kandırılarak değil, tersine, Halife’nin düşmanla birlik olduğu ve Halife’ye karşı savaşmakta oldukları açık açık söylenerek cepheye götürüldükleri gerçeğini Meclis tutanağına geçiriyor; ve böylece, çeşitli yazarlarca bugün bile yayılan Kurtuluş Savaşı’nda askerlerin Hilafet uğruna diye kandırılarak cepheye götürüldüğü savını paramparça ediyordu. İnönü, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” önerisini getirenlerin ileri sürdükleri bu gerekçenin de uydurma olduğunu gözler önüne sererken; Tunalı Hilmi Bey, İsmet İnönü’nün dile getirdiği bu gerçeği “Hatta küçük çocuklar biliyor” diye bağırarak onaylayacak; ve böylece, Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun önerisinin sahibi olan Halit Bey’den ayrılarak, onu önerisiyle başbaşa, yapayalnız bırakacaktı.

İnönü’nün coşkuyla alkışlanan konuşması biter bitmez, oylamaya geçilmiş; ve yasa, hilafetin kökten kaldırılması sonucunu doğuran “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç” ibaresiyle kabul edilmiş; böylelikle, Hilafet görev ve yetkilerinin Meclis’çe üstlenilmesi sonucunu doğuracak olan “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” önerisi oybirliği ile reddedilmişti.

* * *

İnönü, bir saçmalıkla karşılaştığında gülerek şöyle dermiş:

“Hadi canım sen de!..”

Son yıllarda. Hilafeti kaldıran yasanın “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” (Hilafet, Meclis’in görev ve yetkileri arasındadır) anlamına geldiğini ileri sürenler çoğalıyor; öyle ki Said Nursi’nin Mesnevi-i Nuriye kitabında yayımlanan 1923 tarihli beyannamesinde dile getirdiği ve 3 Mart 1924 günü TBMM’de, bir kaç milletvekilince yasaya sokulmak istenen, fakat yapılan oylama sonucu reddedilen “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç” ibaresi; “Kemalist / Atatürkçü”ler arasında bile “yasanın anlamı budur” denilerek yayılmaya başladı.

İnönü bugün sağ olsaydı, bu durum karşısında. Hilafetin kaldıran yasayla ilgili 3 Mart 1924 günlü TBMM tutanaklarını uzatıp, gülerek; “Hadi canım sen de!” mi derdi?

Hiç sanmıyorum.

Hayretle gözleri yuvalarından fırlar; kanı beynine sıçrar; ve tıpkı 3 Mart 1924 günü Mecliste yaptığı gibi, şöyle haykırırdı:

Bağırarak söylemeye mecburum! Şehitler için bundan büyük bir saygısızlık olamaz!

Dipçe:
 [1] Atatürk, Nutuk, 1934, c2, s302: “İlk itiraz, Kastamonu Meb’usu Halit Bey tarafından vaki oldu. Müzakerenin cereyanı sırasında, Halit Beye bir iki zat daha iltihak etti. Tekliflerin lehine, uzun beyanatta bulutlan bir çok kıymetli hatipler kürsüye çıktılar. Takrir sahiplerinden başka, merhum Seyit Beyin ve ismet Paşanın ilmi ve mukni hitabeleri her zaman için mütaleaya şayandır.” [Takrir sahipleri: (Yasa metnim yazanlar): Seyyid (İzmir), Midhat (Maraş), Cevdet (Kütahya), Mahmud Esad (İzmir), Salih (Bozok), Rıza (Amasya), Ahmed Süreyya (Karesi) Tahsin (Aydın), Ferid (Çorum), Kılıç Ali (Gazi Ayıntab) Rauf (Rize), Ali Fethi (İstanbul), Recep (Kütahya), M. Hilmi (Malatya)]


Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Aralık 2014
cengizozakinci@butundunya.com.tr
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Cmt Oca 17, 2015 17:41

‘Hukuksal Yorum Bilim’e Göre; Hilafet, TBMM’de Değildir

ResimHukuk bilimlerinde ‘Hukuksal Yorum Bilimi’ (Legal Hermeneutics) özel bir akademik uzmanlık alanı olup; ‘sözel yorum’, ‘sistematik yorum’, ‘tarihsel yorum’, ‘amaçsal (teleolojik) yorum’ vb. gibi yasa yorum yöntemleri yanı sıra, ‘Mantık (evleviyet ve karşıt anlam)’, ‘hukuk kuralının tarihçesi’, ‘hukukun genel ilkeleri’, ‘karşılaştırmalı hukuk’, ‘örf ve adet kuralları’ vb. gibi bir çok yasa yorum araçları vardır. Bu ‘yasa yorum yöntemleri’nden birini inatla savunup, diğerlerini geçersiz sayan hukuk bilginleri olduğu gibi, bu yöntemlerin her birini değerli sayıp belli bir düzen içerisinde hepsine başvurulabileceğini savunan hukuk bilginleri de çoğunluktadır; ve yasaların, varsa yasa koyucunun açıklamalarına uygun olarak yorumlanması, hukuk bilginlerinin pek çoğu tarafından benimsenmiştir. Yasalar ‘Hukuksal Yorum Bilim’ yöntem ve araçlarıyla nasıl yorumlanırlarsa öyle uygulanırlar. ‘Hukuksal Yorum Bilim’ yöntemleri arasında bulunan ‘Tarihsel Yorum’ uyarınca, yasalar, yasa koyucunun amacına aykırı olarak yorumlanamazlar.

Hilafeti kaldıran 3 Mart 1924 günlü yasa konusunda yazılıp söylenenleri bu çerçevede irdelediğimizde, ‘Hukuksal Yorum Bilimi’ alanında hiç bir uzmanlığı bulunmayan yüzlerce yazarın, yetkili olmadıkları bu alanda bilgiçlik tasladıklarını ve kamuoyunu yanıltıcı yayınlar yaptıklarını görüyoruz. Oysa, “Ben tarihçiyim, ben yazarım, ben düşünürüm, benim usyürütme yeteneğim güçlüdür; bana göre bu yasanın yorumu şudur” demek, bilim dışı bir tutumdur. Bu nedenle, hilafeti kaldıran yasayla ilgili yazılarımda, yasanın yorumunu ‘Hukuksal Yorum Bilim’cilere bırakarak; yasa koyucunun bu yasayla ilgili kendi yorumunu, açıklamalarını yansıtmayı yeterli buluyorum.

Yasa koyucu; TBMM’dir ve TBMM’nin bu yasayla ilgili resmi açıklamasına göre: Hilafet TBMM’de değildir. Şöyle ki:

Resim“Hilafetin İlgası,..” (kaldırılması) başlıklı 3 Mart 1924 günlü yasanın 1. maddesi, metnin yazarlarından Adalet Bakanı Seyyid Bey’in açıklamaları ışığında: “Halife hal’edilmiştir (tahtından indirilmiştir). Hilafet, (sözcüğün soyut ve genel anlamıyla) ‘hükümet’ ve (sözcüğün soyut ve genel anlamıyla) ‘cumhuriyet’ mana (anlam) ve mefhumunda (kavramında) esasen (“Pan-İslamist Devlet”e dönüşmeden önceki, bozulmamış ilk biçmiyle) mündemiç (içerilmiş) olduğundan, makam-ı hilafet (hilafet makamı) mülgadır (kaldırılmıştır)” biçmindedir. Özcesi, ulusal Cumhuriyet, ulusal Meclis, ulusal Hükümet vardır; Pan-İslamist Devlet demek olan Hilafet, kaldırılmıştır.

Hilafet’in TBMM’ye sokulmaksızın kökten kaldırılması sonucunu doğuracak olan bu metin 3 Mart 1924 günü Meclis’e sunuldu. Milletvekilleri bu metin üzerinde söz alarak görüşlerini belirttiler. Hilafetin Osmanlı Hanedanı’ndan alınmasını fakat kökten kaldırılmayıp TBMM’nce üstlenilmesini isteyen Halit Bey (Akmansü), Tunalı Hilmi Bey, Kadibeyoğlu Zeki Bey gibi bir kaç milletvekili, hilafetin kökten kaldırılmasına yol açacak olan “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda mündemiç” ibaresinin metinden çıkartılmasını ve bunun yerine “Hilafet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” (=Hilafet TBMM’nin tüzel kişiliğine, TBMM’nin görev ve yetkileri arasına sokulmuştur) ibaresinin konulmasını önermişlerdi. “Şahsiyeti Maneviye” / “Manevi Şahsiyet” ibaresi, Osmanlı Hukukunda “Tüzel Kişilik” anlamına geliyordu. “TBMM’nin şahsiyet-i maneviyesinde (manevi şahsiyetinde) mündemiç” demek; “TBMM’nin TÜZEL KİŞİLİĞİNDE (görev ve yetkileri arasında)” demekti. Bu ibarenin tıpkısı, 1924 Anayasası’nın 40. maddesinde “Başkumandanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsiyet-i maneviyesinde mündemiç” biçminde geçmekteydi ki, günümüz Türkçesiyle anlamı: Başkumandanlık, TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır, demekti. “Hilafet, TBMM’nin Manevi şahsiyetinde mündemiç” demek ise, benzer biçimde, “Hilafet, TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır” demekti. Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun önerisi, daha önce Said Nursi’nin 1923 yılı başında Ankara’da milletvekillerine seslenen bildirisinde yer alan Hilafet’in TBMM’nin manevi şahsiyetince üstlenilmesi çağrısından kaynaklanıyordu.

ResimMilletvekilleri 3 Mart 1923 günü Meclis’te saatlerce tartışmışlar; tartışmalar bittikten sonra, oylamaya geçilmeden önce, kürsüye çıkan Adalet Bakanı Seyyid Bey ve ardından Başbakan İsmet İnönü, Hilafet’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olmasını öneren bir kaç milletvekilinin ileri sürdükleri gerekçeleri tek tek çürütmüş ve Hilafet’in hangi dini ve siyasi nedenlerden dolayı TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olamayacağını yadsınamaz biçimde kanıtlamışlardı. İslam bilginleri, kimi hadislere dayanarak, Hilafet’in Arapların Kureyş kabilesine ait olduğunu; Kureyş kabilesinden olmayanın Hilafet’inin geçersiz olduğunu; Gerçek Hilafet’in Peygamberimizden 30 yıl sonra sona erdiğini saptamışlardı. Türkiye Cumhuriyeti ve TBMM, İslam bilginlerinin Gerçek Hilafet için zorunlu saydığı bu gibi özellikleri taşımıyordu.

Peygamberimizin ölümünden 30 yıl sonra, Hilafet, dünyadaki bütün Müslümanları tek odaktan yönetmeyi amaçlayan Pan-İslamist Devlet’e dönüşmüştü. Türkiye Cumhuriyeti ise Ulusal Devlet olduğundan, Hilafet’i üstlenemezdi. Seyyid Bey ve İsmet İnönü’nün oylama öncesi yaptıkları bu gibi açıklamalardan sonra, Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç (= TBMM’nin tüzel kişiliğinde, görev ve yetkileri arasında) olsun önerisinde bulunan bir kaç milletvekili, bu öneriden vazgeçmişler; bir tek Kastamonu milletvekili Halit Bey (Akmansü), yasanın, hilafeti TBMM’ne sokmaksızın kökten kaldıran “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç” ibaresiyle kabul edilmiş olmasına; yani hilafet görev ve yetkilerinin TBMM’nce üstlenilmesi anlamına gelen “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” önerisinin reddedilmesine sinirlenip istifa etmişti.

Türkiye Cumhuriyeti ve TBMM, İslam bilginlerinin Gerçek Hilafet için zorunlu saydığı bu gibi özellikleri taşımıyordu.


Adalet Bakanı Seyyid Bey’in, 3 Mart 1924 günü, Meclis’te, milletvekillerinin konuşmaları bittikten sonra, oylamadan önce kürsüye çıkıp, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç” olsun önerisini Kur’an, Hadis ve İslam Hukuku’ndan örneklerle çürüten konuşması, onun kürsüye çıkmasından önce Halit Bey’in bu önerisini savunmuş olan bir kaç milletvekilini vazgeçirmiş; Seyyid Bey’in “Hilafet yoktur, Cumhuriyet vardır!” sözlerini ayakta alkışlayan milletvekilleri, bu konuşmanın, Hilafeti kaldıran yasanın, bizzat yasa koyucu TBMM tarafından yapılmış açıklaması olarak yayımlanmasına karar vermişlerdi. Nitekim, yasa koyucunun (TBMM’nin) Hilafeti kaldıran yasayla ilgili dünya kamuoyuna yaptığı resmi açıklama olarak kabul edilen bu konuşma; milletvekillerinin oybirliğiyle aldığı karar uyarınca, TBMM tarafından, TBMM matbaasında, 63 sayfalık bir kitapçık olarak bastırılıp dağıtılmıştı.

ResimNecmettin Erbakan’ın Hilafet propagandasına giriştiği 1969’dan bugüne dek yüzlerce yazar, binlerce makalede, yukarıda aktardığımız gerçekleri yok sayarak, Tunalı Hilmi Bey, vs. bir kaç milletvekilinin Meclis tutanağına geçmiş “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir diyelim” sözlerini aktararak; “İşte yasanın anlamı ve yasa koyucunun amacı budur” diyor.

ResimEvet, Tunalı Hilmi Bey, vs. öyle dediler; ancak daha sonra Seyyid Bey onların bu görüşünü çürütmek üzere kürsüye çıktı, Hilafet’in TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olmasının dinen, hukuken olanaksız olduğunu Kur’an’dan, Hadis’ten, İslam Tarihi’nden, İslam Hukuku’ndan örnekler vererek kanıtladı; Seyyid Bey’in bu konuşmasından sonra, Tunalı Hilmi Bey vs. milletvekilleri, Meclis tutanağında saptanmış olan o sözlerini terkedip Seyyid Bey’in bu açıklamasını onayladılar. Nitekim, yasa koyucu (TBMM), Hilafeti kaldıran yasa görüşülmekte iken söz alan Halit Bey, Tunalı Hilmi Bey, Kadirbeyoğlu Zeki Bey, Şeyh Safvet Efendi, vs. milletvekillerinin, Seyyid Bey’den önce yaptıkları konuşmaları değil, fakat o milletvekillerinin bile dinledikten sonra kendi görüşlerini terkettikleri Seyyid Bey’in konuşmasını (üstelik o milletvekillerinin de oylarıyla) oybirliğiyle, Hilafeti kaldıran yasanın resmi açıklaması olarak kabul etti ve resmen yayımladı. TBMM matbaasında bastırılıp yayılan 63 sayfalık bu kitap, yasa koyucu (TBMM)’nin yasaya ilişkin resmi açıklamasıdır ve iş bu resmi açıklamanın içeriği, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olsun” (= Hilafet, TBMM’nin tüzel kişiliğinde, görev ve yetkileri arasına sokulsun) önerisinin reddinden ibarettir. ‘Hukuksal Yorum Bilimi’nin ‘Tarihsel Yorum’ yöntemi uyarınca, Hilafeti kaldıran yasa, yasa koyucunun (TBMM’nin) iş bu 63 sayfalık resmi açıklamasına aykırı olarak yorumlanamaz.

Gerçek bu iken, Hukuksal Yorum Bilimi alanında uzmanlığı ve yetkisi bulunmayan yüzlerce yazar, Hilafetin ilgası (kökünden kaldırılması) başlığını taşıyan yasanın ilk maddesinde; “TBMM”, “manevi”, “şahsiyet” sözcükleri hiç geçmediği halde, neredeyse yarım yüzyıldır, bıkmadan usanmadan, yasanın “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetindedir” anlamına geldiğini propaganda ediyor ve yasa koyucunun (TBMM’nin) 3 Mart 1924’te reddettiği bu ibareyi, “kabul edilen yasanın anlamı budur” diye sunmayı inatla sürdürüyor. Bu nedenle bir kez daha söylüyoruz:

Yasa koyucu (TBMM), Adalet Bakanı Seyyid Bey’in 3 Mart 1924 günü Meclis’te, Hilafet’in TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç olmadığını ve olamayacağını kanıtlayan 63 sayfalık konuşmasını, Hilafeti kaldıran yasanın resmi açıklaması olarak yayınlamış; “Hilafet yok, Cumhuriyet var” demiştir. Yorumda yasa koyucunun (TBMM’nin) açıklamasını temel alan Hukuksal Yorum Bilim ilkelerine göre: Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç (=TBMM’nin tüzel kişiliğine, görev ve yetkileri arasına konulmuş) değildir.

Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Ocak 2015
cengizozakinci@butundunya.com.tr
PDF
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Önceki

Şu dizine dön: Cengiz ÖZAKINCI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x