“Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

Araştırmacı - Yazar

“Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Çrş Kas 12, 2014 17:48

“Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat”


ResimBütün Dünya’nın Eylül 2014 sayısında “Atatürk’e göre” “Halifelik, TBMMM’dir” diyen Sinan Meydan imzalı bir yazı yayımlandı. “Hilafetin Kaldırılmasındaki incelik: Mündemiç ve Mülga” başlıklı bu yazıda; 3 Mart 1924 günü ‘Hilafetin Kaldırılması’ kanunuyla Hilafetin TBMM’nin maneviyatında korunduğu ve bunun bizzat Atatürk tarafından dile getirildiği ileri sürülüyordu. “Atatürk’ün stratejik zekâsının ürünü olan bir incelik, çok dikkatli, çok stratejik, çok ustaca, çok ince bir devrimci strateji, stratejik bir yorum,” gibi sözlerle, öncelikle Atatürksever okuyucuları inandırmayı amaçlayan bir söylemle ortaya atılan “Atatürk’e göre” “Halifelik, TBMM’dir” iddiası, sözkonusu yazıda, şöyle bir usyürütmeye dayandırılıyordu:

Resim• Rasih Efendi, Atatürk’e gönderdiği 5 Mart 1924 tarihli telgrafta; “Hilafet sıfatını TBMM’nin maneviyatında muhafaza etmek lazımdır” demiştir.

• Atatürk, ona gönderdiği yanıt telgrafında; “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” demiştir.

Sonuç: Atatürk, Rasih Efendi’nin önerisine “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” diyerek, Hilafeti kaldıran kanunla, Hilafet sıfatının ZATEN TBMM’nin maneviyatında muhafaza edildiğini dile getirmiştir > “Atatürk’e göre” “Halifelik TBMM’dir”

Topluma yayılan yanlışlara karşı çıkarak, doğru bilgiler sunmak, aydının görevidir. Söz konusu yazıda usyürütme yoluyla ulaşılmış gibi görünen bu sonuçların gerçek olabilmesi için, öncelikle Atatürk’ün Rasih Efendi’ye gönderdiği telgrafta “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” demiş olması gerekiyor; oysa Atatürk’ün Rasih Efendi’ye gönderdiği telgrafta böyle bir sözü yoktur. Şöyle ki:

ResimTelgraf çekilmeden önce, hazırlanmış olan elyazması taslak metinde, “Bu kanun metni ‘DİN’e (dikkat; “YİNE” değil “DİN’e”) tamamen mutabıktır” tümcesi vardır; ancak, Atatürk, bu taslak metne, telgraf çekilmeden önce son biçimini verirken, kimi sözcüklerle birlikte, bu tümcenin de üzerini çizdiğinden; telgrafın alıcıya ulaşan metninde “Bu kanun metni ‘DİN’e tamamen mutabıktır” diye bir söz bulunmadığı gibi; “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” diye bir söz de yoktur. “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı” adlı kitabın 2. basımının 736. sayfasında yayımlanan eski yazılı telgraf fotokopisi ile aynı kitabın 374. sayfasında yayımlanan yeni yazıya çevrilmiş telgraf metni karşılaştırıldığında; “Din’e” sözcüğünün, yeni yazıya “yine” biçiminde tahrif edilerek aktarıldığı görülmektedir. [1] 

Bu ibare “Atatürk’ün Bütün Eserleri” nde “DİN’e tamamen mutabıktır” biçimindedir ve dipnotta, eski yazılı özgün belgede bu tümcenin üstünün çizili olduğu belirtilerek, metnin dışında yer verilmiştir. [2]  Her iki kitabı da inceleyip kaynak gösteren ve YİNE tamamen mutabıktır” ibaresinin eski yazılı metinde bulunmayıp tahrifat ürünü olduğunu, Atatürk’ün telgrafında böyle bir söz olmadıkını “Atatürk’ün Bütün Eserleri” nden öğrenmiş olması gereken Sinan Meydan imzalı yazıda; telgrafta varolmayan “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi, sanki telgrafta varmış gibi gösterilmiş ve Rasih Efendi’nin “Hilafet sıfatını TBMM’nin maneviyatında muhafaza etmek lazımdır” önerisinin, Atatürk tarafından hilafeti kaldıran kanun metnine uygun bulunduğu iddiasına kanıt olarak kullanılmıştır.

Oysa söz konusu telgraf daha önce başka kaynaklarda da yayımlanmış olup, bu telgrafta Atatürk’ün “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” diye bir sözünün bulunmadığı, o kaynaklarda da görülmektedir:

Resim• Telgrafın sureti, eski yazılı tam metin olarak İsmet İnönü tarafından 07.03.1340 (1924) günü Adnan Adıvar’a gönderilmiştir. “Rasih Efendi’nin “Hilafet sıfatını TBMM’nin maneviyatında muhafaza etmek” önerisinin Atatürkçe uygun bulunduğu ve hilafeti kaldıran kanunun, hilafet sıfatını zaten TBMM’nin manevi şahsiyetinde muhafaza ettiği” iddialarına kanıt diye gösterilen “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; İsmet İnönü’nün suretini Adnan Adıvar’a gönderdiği telgraf metninde yoktur. [3] 

• Bu telgraf, Atatürk’ün buyruğuyla İngilizce’ye çevrilerek, 6/7.03.1924 günü Hindistan ve Mısır’daki değişik adreslere gönderilmiştir. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; telgrafın Gazi Mustafa Kemal imzalı tam metin İngilizce çevirisinde de yoktur. [4] 

Resim• Atatürk’ün Rasih Efendi’ye gönderdiği telgraf, Sayın Bilal N. Şimşir tarafından, özgün eski yazılı fotokopisiyle birlikte yeni yazıya çevrilmiş tam metin olarak, 1974 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; telgrafın Dışişleri Arşivi’nde bulunan Gazi Mustafa Kemal imzalı özgün metninde de yoktur. [5] 

• Söz konusu telgraf, Sayın Bilal N. Şimşir’in 1976 yılında VIII. Türk Tarih Kongresi’ne sunduğu bildiride bir kez daha tam metin olarak yayımlanmıştır. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; telgrafın Türk Tarih Kurumu’nca yayımlanan tam metninde de yoktur. [6] 

• Atatürk’ün Rasih Efendi’ye telgrafı, Sayın Bilal N. Şimşir’in 1981’de yayımlanan “Dış Basında Atatürk ve Türk Devrimi” kitabında bir kez daha yayımlanmıştır. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; telgrafın Türk Tarih Kurumu’nca bu kitapta basılan tam metinde de yoktur. [7] 

• Bu telgraf, Sayın Bilal N. Şimşir’in 1999’da yayımlanan “Doğunun Kahramanı Atatürk” kitabının iki ayrı bölümünde iki kez daha yayımlanmıştır. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; o telgrafın bu kitapta iki kez yayımlanan tam metninde de yoktur. [8] 

• Atatürk’ün bu telgrafı, Doç. Dr. Ali Satan’ın “Halifeliğin Kaldırılması” kitabında, hem Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulunan elyazması eski yazılı taslak metnin fotokopisi, hem yeni yazıya çevrilmiş tam metin olarak yayımlanmıştır. “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” ibaresi; o telgrafın özsün metninde bulunmadığı gibi yeni yazıya çevrilen tam metninde de yoktur. [9] 

Sonuç olarak: Atatürk’ün Rasih Efendi’ye gönderdiği telgrafta yazılı olduğu ileri sürülerek; Rasih Efendi’nin Hilafet sıfatını TBMM’nin maneviyatında muhafaza etmek lazımdır, önerisinin Atatürk tarafından kanun metnine tamamen uygun bulunduğu > hilafeti kaldıran kanunun, hilafet sıfatını zaten TBMM’nin manevi şahsiyetinde muhafaza ettiği > Atatürk’e göre de Halifeliğin TBMM olduğu iddialarına kanıt olarak gösterilen “Bu kanun metni YİNE tamamen mutabıktır” sözü; Atatürk’ün Rasih Efendi’ye gönderdiği telgrafta yoktur; temeli bu söze dayandırılan bütün bu iddialar, gerçeğe aykırıdır, tahrifat ürünüdür.

* * *

ResimSöz konusu yazıda, aynı iddialar, bir de Atatürk’ten alıntılarla şöyle savunulmaktadır:

• Atatürk; “Halife reis demektir; emir demektir, sultan demektir. Şekl-i hükümete göre başında bulunan adamın alması lazım gelen isimlerdir.” [10]  / “Hilafet demek idare, hükümet demektir.” [11]  / “Halifenin devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz.” [12]  / “Filhakika hilafetten maksüd hükümettir, devlettir” [13]  / “İşte bizim Meclisimiz ve onun içindeki kişilerden oluşan hükümet dinin tamamıyla emretmiş olduğu bir şekilde ve niteliktedir. Buna karşın başkaca bir Hilafet makamı söz konusu olabilir mi?” [14]  demiştir.

• Sinan Meydan imzalı yazıda varılan sonuç: Atatürk’e göre “Halifelik, TBMM’dir”, “Halifelik, esasen Cumhuriyet hükümeti içinde zaten saklıdır, vardır” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.”

Burada, bir kez daha “usyürütme”den çıkan zorunlu sonuçmuş gibi sunulan gerçeğe aykırı iddialarla karşı karşıyayız.

Atatürk’ün gerçekte TBMM’ye ve Cumhuriyet’e Hilafet denemeyeceğini açıkladığı konuşmaları; anlamı tersine çevirmeye yönelik bir makaslamayla, “Hilafet, TBMM’dir”, “Hilafet, Cumhuriyet hükümetidir” iddialarına kanıt gösterilmiştir. Fakat, kanıt gösterilen alıntıların devamına bakıldığında, makasın nasıl kullanıldığı da anlaşılmaktadır. Şöyle ki:

• Söz konusu yazıda Atatürk’ün; “Halife reis demektir; emir demektir, sultan demektir. Şekl-i hükümete göre başında bulunan adamın alması lazım gelen isimlerdir.” sözleri aktarılmış ve bu sözler “Atatürk’e göre Halifelik, TBMM’dir” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddialarına kanıt olarak gösterilmiştir.

Oysa Atatürk aynı konuşmasında; “Peygamber’in kendisi demiş ki: Benden otuz sene sonra krallıklar olacak. Bu bir hadistir. O halde, hilafet vardır, hilafet olacaktır, hilafet devam edecektir demek, hadisi nebeviye (Peygamber’in sözüne) aykırı bir şeyin tahakkukunu (gerçekleşmesini) talep etmek (istemek) demektir.” [15]  “Bu devletin (Türkiye Devleti’nin) halife ile alaka ve münasebeti yoktur. (...) Bizim hükümet şeklimize göre böyle bir makam-ı hilafet mevcut olamaz.” [16]  demiştir. Atatürk’ün bu sözleri, “Atatürk’e göre, Halifelik TBMM’dir” iddialarının tersini kanıtlamaktadır.

Resim• Söz konusu yazıda Atatürk’ün “Hilafet demek idare, hükümet demektir” [17]  sözleri aktarılmış ve bu sözler “Atatürk’e göre Halifelik, TBMM’dir.” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddialarına kanıt olarak gösterilmiştir. Oysa Atatürk’ün aynı konuşmasında, bir sonraki tümcede, iddiaların tersini kanıtlayan şu sözleri yer almaktadır; “Hakikaten vazifesini yapmak, bütün Müslüman milletlerini idare etmek istiyen bir halife, buna nasıl muvaffak olur? İtiraf ederim ki, bu şerait dahilinde (şartlar içinde) beni halife tâyin etseler, derhal istifamı verirdim.” [18] 

Atatürk’ün bu sözleri de yine “Atatürk’e göre,. Halifelik TBMM’dir” iddialarının tersini kanıtlamaktadır.

• Söz konusu yazıda Atatürk’ün “Halifenin devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz.” sözleri aktarılmış ve bu sözler “Atatürk’e göre Halifelik, TBMM’dir.” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddialarına kanıt olarak gösterilmiştir.

Oysa Atatürk bu konuşmasının devamında; iddiaların aksini kanıtlayan şu sözleri söylemektedir:

“Büyük Millet Meclisi, hilafeti lağvettiği zaman, Antalya Meb’usu, ulemadan Rasih Efendi, (...) mülakat (görüşme) talep ederek şu beyanatta bulundu: Seyahat ettiği memleketlerde, ehli islam, benim halife olmamı istiyormuş.. (...) Rasih Efendiye verdiğim cevapta, (...) dedim ki: Zatı aliniz ulemayı dindensiniz! Halifenin reisi devlet demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında, kıralları, imparatorları bulunan tebaanın, bana isal ettiğiniz (ilettiğiniz) arzu ve tekliflerini ben, nasıl kabul edebilirim. Kabul ettim desem, buna, o tebaanın (o halkın) metbuları (hükümdarları) razı olur mu?! Halifenin emir ve nehyi (buyruk ve yasakları) ifa olunur (yerine getirilir). Beni halife yapmak istiyenler emirlerimi infaza (buyruklarımı yerine getirmeye) muktedir midirler? Binaenaleyh (bunun üzerine, bundan dolayı) mevzuu (konusu) medlûlü (manası, mefhumu, anlamı) olmıyan mevhum (anka kuşu gibi gerçekle hiç bir ilgisi olmayan bütünüyle düş ürünü) bir sıfatı (unvanı) takınmak gülünç olmaz mı? Efendiler, açık ve kat’î (kesin) söylemeliyim ki, ehli islâmı (dünyadaki bütün Müslümanları) bir halife heyulâsile hâlâ işgal (uğraştırma) ve iğfal (kandırma) gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak ehli islâmın (dünyadaki bütün müslümanların) ve bilhassa (özellikle) TÜRKİYE’NİN DÜŞMANLARIDIR! Böyle bir oyuna raptı hayal eylemek de (umut bağlamak da), ancak ve ancak cehil (bilgisizlik) ve gaflet (bilinçsizlik) eseri olabilir.” [19] 

Atatürk’ün Hilafet’in “Pan-islamist Ümmet Devleti” demek olduğunu buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti’nin “Ulus Devlet” olduğunu vurgulayan bu sözleri de, “Atatürk’e göre. Halifelik TBMM’dir” iddiasını çürütmektedir.

• Söz konusu yazıda Atatürk’ün “Filhakika hilafetten maksüd hükümettir, devlettir” sözleri aktarılmış ve bu sözler “Atatürk’e göre Halifelik, TBMM’dir.” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddia kanıt olarak gösterilmiştir. Oysa Atatürk aynı belgede, bu sözlerinin devamında; “asırlardan beri cihanda bir tek islam hükümeti esasını (yeryüzündeki bütün Müslümanları yöneten bir tek hükümet, “Pan-İslamist Devlet” ilkesini) tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) için muhafaza edilmiş (korunmuş) olan hilafet makamı maksadı (dünyadaki tüm müslümanların bağlı oldukları tek islam hükümeti amacı) hiç bir zaman tahakkuk ettirilememiş (gerçekleştirilememiş) bilakis (tersine) Müslümanlar arasında daima nifak (ikilik, ayrışma, bölünme, çatışma) ve anlaşmazlık vesilesi olmuştur. Halbuki menfaatlar (çıkarlar) toplumların bağımsız hükümet (ler) teşkil edebilmelerini (oluşturabilmelerini) esas (ilke) olarak kabul etmektedir.” demiştir. [20] 

Atatürk’ün Hilafet’i “Ulus Devlet” yapısıyla bağdaşmaz “Pan-İslamist Hükümet, Pan-İslamist Devlet” olarak tanımlayan bu sözleri, “Atatürk’e göre Halifelik TBMM’dir” gibi iddiaların tersini kanıtlamaktadır.

• Söz konusu yazıda Atatürk’ün “İşte bizim Meclisimiz ve onun içindeki kişilerden oluşan hükümet dinin tamamıyla emretmiş olduğu bir şekilde ve niteliktedir. Buna karşın başkaca bir Hilafet makamı söz konusu olabilir mi?” sözleri aktarılmış ve bu sözler “Atatürk’e göre Halifelik, TBMM’dir.” “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddialarına kanıt olarak gösterilmiştir. Oysa, bu konuşmasında Atatürk; Hilafetsin “Pan-İslamist Ümmet Devleti” demek olduğunu, Türkiye’nin ise “Ulus-Devlet” olduğunu, dünyadaki tüm müslümanların devleti, hükümeti demek olan Hilafet’in, yalnızca Türkiye sınırlan içindeki ulusun yönetimini üstlenen TBMM ile bağdaşmayacağını şu sözlerle anlatmıştır:

“Halife, bütün islam ehlini (dünyadaki bütün müslümanları) bir birlik noktasında toplayacak; halife, bütün İslam aleminin (dünyadaki bütün müslümanların) hukukunu (haklarını) haysiyetini, şerefini (onurunu) refahını (geçimini) saadetini (mutluluğunu) muhafaza edecek (koruyacak); muhafaza ve korumaya muktedir (yetkin) olabilecektir. Halife, İslam alemine (dünyadaki bütün müslüman ülkelere) her nereden vuku bulursa bulsun her türlü tecavüzleri (saldırıları) engelleyebilecek, reddedebilecek (karşı koyabilecek) ve (saldıranları) söküp atabilecek ve bunun için kuvvetli ordulara ve her şeye sahip olacaktır! Buna göre bütün bu saydıklarımızı yapmış, yapan, yapabilen (kişi) “Halife-i Müslimin” (Müslümanların Halifesi) olmak lazım gelir!” (...) “Efendiler! Halife ve hilafet (...) yalnız Türkiye ve Türkiye halkı için söz konusu olamaz. Belki bütün islam alemini (yeryüzündeki bütün müslümanları, islam ülkelerinin hepsini) kapsayan ve müşterek (ortaklaşa) bir makam olarak söz konusu olabilir. (...) Hoca efendilerden biri diyor ki; “Meclis Halifenindir.” Efendiler bu kadar sakat manasız (anlamsız) bir şey olamaz. Bu dünyada benliğini, insanlığını ve milli hakimiyetini (ulusal egemenliğini) anlamış bir toplumsal heyetin (birliğin) hiçbir vakitte kabul edemeyeceği bir safsatadır. Meclis halifenin değildir ve olamaz, (alkışlar).” (...) Bütün İslam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsayan bir hilafet makamı söz konusu olabilir.” (...) “Hilafetin yalnız Türkiye halkını değil bütün islam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsaması hasebiyle, bu makam (Hilafet) hakkında bir karar vermek Türk milletinin selahiyeti haricindedir (yetkisi dışındadır).” [21] 

Atatürk’ün bu sözleri de. “Atatürk’e göre, Hilafet TBMM’dir” gibi iddiaların tersini kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak: Bütün Dünya dergisinin Eylül 2014 sayısında yayımlanan söz konusu yazıda ileri sürülen “Halifelik, esasen Cumhuriyet hükümeti içinde zaten saklıdır, vardır.” “Atatürk’e göre” “Halifelik, TBMM’dir.” ve “Hilafeti kaldıran kanunda; Hilafet, TBMM’nin manevi şahsında korunmuştur.” iddiaları; bir takım “incelik” ve tahrifatlara dayalı olup, gerçeğe aykırıdır.

[NOT: Söz konusu yazıda, aynı iddialar, bir de Adalet Bakanı Seyit Bey, Milletvekili Halit Akmansü ve diğerlerinin konuşmalarına dayanıyormuş gibi sunulmuş olup; bunlarla ilgili irdelemelerimiz yazımızın bu sayıya sığmayan son bölümünde kaldığından, onlar da gelecek ay yayımlanacak.]

Dipçe:
 [1]  “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı”, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, 2. basım, Ankara 2011 (2012), Yeni yazılı metin, sf. 374, eski yazılı metin fotokopisi, s.736. (1. basım, Ankara 2003, Yeni yazılı metin, sf. 351. Eski yazılı metin fotokopisi, s. 674.) Yazarlar: Prof Dr. Yücel Özkaya, Prof. Dr. Mehmet Saray, Prof Dr. Mustafa Balcıoğlu, Prof. Dr. Cezmi Eraslan, Hazırlayan: Hüseyin Tosun, inceleyen: Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı.
 [2]  “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y. 2005, c.16, s. 236-237. Eski yazılı metni yeni yazıya çeviren, Musa Sarıkaya.
 [3]  Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A-IV-17-a, D-68, F-18-20. Belgenin tıpkıbasımı için, bkz: Ali Satan, “Halifeliğin Kaldırılması”, Ufuk y., 2.bs. Ekim 2013, s.277-279.
 [4]  Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A-IV-17-a, D-68, F-18-16. Belge fotoğrafisi için, bkz: Doç. Dr Ali Satan, “Halifeliğin Kaldırılması”, Ufuk y., 2.bs. Ekim 2013, s.253-254.
 [5]  Bilal N. Şimşir, “Halifesiz 50 Yıl” başlıklı yazı dizisi, 18. bölüm. Cumhuriyet gazetesi. 04.04.1974, s.4.
 [6]  VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara 11/15 Ekim 1976, Kongreye Sunulan Bildiriler, c.III, s.1928.
 [7]  Bilal N. Şimşir, “Dış Basında Atatürk ve Türk Devrimi”, c.I, s. XVIII, Ankara 1981, TTKy.
 [8]  Bilal N. Şimşir, “Doğunun Kahramanı Atatürk”, Bilgi y. l.bs.. Temmuz 1999, s.190, s.230.
 [9]  Ali Satan, “Halifeliğin Kaldırılması”, Ufuk y., 2.bs. Ekim 2013, s.255, s.256.
 [10]  Arı İnan, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları”, Ankara, 1982, s.67.
 [11]  Utkan Kocatürk, “Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri”, Ankara, 1999, s.68 .
 [12]  Gazi Mustafa Kemal / Kamal Atatürk, “Nutuk”, Devlet Basımevi, İstanbul 1934, c2, s.302,303.
 [13]  Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV,17-a, D.68, F.18, Fotokopi
 [14]  Arı İnan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Ankara, 1982, s.l03-104.
 [15]  Arı İnan. Gazi M. Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Ankara, 1982, s.64 -Günümüz Türkçesiyle aktaran; “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y., c. 14, s. 285.
 [16]  Arı İnan; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Ankara, 1982, s.67. Günümüz Türkçesiyle aktaran; “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y., c. 14, s. 287, 288.
 [17]  Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1999, s.68
 [18]  “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y. c. 16., s. 149,150. Ayrıca bkz: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. c. III, s. 69.
 [19]  Gazi Mustafa Kemal, “Nutuk”, Devlet Matbaası, İstanbul 1934, c.2 s.302, 303.
 [20]  “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y. c.16., s. 237.
 [21]  Arı inan. Gazi M. Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Ankara, 1982, s. 104-105. Günümüz Türkçesiyle aktaran: “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, Kaynak y. c.16., s. 335-368.


Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Ekim 2014
cengizozakinci@butundunya.com.tr
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Prş Kas 13, 2014 19:02

Hilafet konusu dine ilişkin bir konudur.
Konu dinse kaynak Kur'an'dır.
O halde Hilafetin Kur'an'da ne anlama geldiğine bakmadan yapılacak tartışmalar boştur.
Halef, bilgisiyle kendisinden öncekinin yerine geçen, onun yerini alandır.
Kur'an'da hilafet diye bir kurum yoktur.
Kur'an'da olmayan bir kurumu tartışmakla Geleneksel dini ve uydurduğu kurumları kabul ettiğinizin farkında değil misiniz?

Dincilerle mücadele ettiğini iddia etmek ama onların dinini kabul etmek...
Gerçekten ilginç bir ikilem...
Artık nasıl bir körlükse?
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cum Kas 14, 2014 2:34

"Kuvayi Milliyeci"ye:
1- Kur'an'da HİLAFET sözcüğünün kökü olan H-L-F, 126 kez geçmektedir.
2- Hilafeti kaldıran YASANIN NE ANLAMA GELDİĞİ'ni irdeleyen ve HİLAFETİN KALDIRILMASINI savunan bir yazıyı okuduktan sonra; altına "Geleneksel dini ve uydurduğu kurumları (yani söz konusu HİLAFETİ) kabul ettiğinizin farkında değil misiniz?" diye bir SUÇLAMA yazıp; makalede HİLAFETİN KALDIRILMASI savunulduğu halde, makale yazarını HİLAFETİ KABUL ETMEK ile suçlamak; hem erdem ilkelerine aykırıdır hem de okuyucunun aklıyla alay etmektir.
3- "Kuvayi Milliyeci" imzalı yanıt yazısında, Makalenin yazarı Cengiz Özakıncı "Dincilerle mücadele ettiğini iddia eden ama onların dinini kabul eden" yani iddiasıyla yaptığı çelişen bir davranış içersindeymiş gibi gösterilmekte ve "Gerçekten ilginç bir ikilem... Artık nasıl bir körlükse?"
denilerek, bir de aşağılama yöneltilmektedir. Cengiz Özakıncı'nın MÜSLÜMAN olmasını, SİYASAL İSLAMCILIK ile mücadele etmesine engel bir durum olarak göstermek; okuyucunun aklıyla alay etmektir. SİYASAL İSLAMCILIK'la (toplumu Allah adıyla aldatanlarla) mücadele etmek, MÜSLÜMANLIĞIN ŞARTIDIR; KUR'AN'IN BUYRUĞUDUR. Bunu ikilem ve körlük olarak damgalamanın nasıl bir tutum olduğunu değerlendirmeyi okuyuculara bırakıyorum.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cum Kas 14, 2014 4:35

Sinan Meydan'ın yazısına verilecek yanıt Geleneksel dinde olduğu gibi DİNDE HİLAFET KURUMU YOKTUR, demekten ibarettir.
Bu yapılmayıp, Hilafet kurumunun kabulüne ya da reddine ATATÜRK REFERANS gösterilirse,
Bu, HİLAFETİN DİNDE OLDUĞU ancak Atatürk şöyle ya da böyle dediği için Hilafetin kabul edilmediği anlamına gelir...

İkinci husus,
Benim bireylerle hiçbir problemim yok.
Yazımın üç satırlık ikinci paragrafında yer alan cümlelerin aşağılama olarak algılanmasına ÜZÜLDÜM.
Orada yazanlar yazara değildir.
Orada yazanları, Geleneksel dini bütün kurumları ile kabul eden ama dincilerle mücadele ettiğini iddia eden TOPLUMA HAKİM FİKRİ YAPIYA karşı yazdım.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cum Kas 14, 2014 21:40

Cengiz Özakıncı, bu makalesinde; Sinan Meydan'ın iki ay önce Güncel Meydan'da da yayımlanmış olan "Halifeliğin Kaldırılmasındaki İncelik: Mündemiç ve Mülga" başlıklı yazısını eleştiriyor. O yazıda Sinan Meydan, "Atatürk'e göre de esasen Hilafet TBMM'dir" diyordu. Fakat, "Kuvayi Milliyeci" rumuzlu kullanıcı, -her nedense?- "Hilafet TBMM'dir" diyen Sinan Meydan'ın hem dine hem Atatürk'ün görüşüne aykırı düşen makalesine hiç bir eleştiri yazmamış; buna karşılık, Cengiz Özakıncı'nın "Hilafet TBMM değildir" diyen makalesini "hilafet kurumunu kabul etmek"(!!!) ile suçlamış. Bu tutumuyla, kim için, hangi amaçla, ne işlediğini bizzat kendisi deşifre etmiş.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cum Kas 14, 2014 23:17

Sinan Meydan'ın makalesine birşey yazmadım ama sizi mutlu edecekse yazayım.
Sinan Meydan yazısıyla Geleneksel dindeki hilafet kurumunu kabul etmekte bu yolla da Atatürkçülerden çok dincilere hizmet etmektedir.
Ayrıca Sinan Meydan'ın, referansı olan Atatürk'ün sözü dışına çıkabilecek bir düşünce yapısına sahip olduğunu da düşünmüyorum.
Sanırım bu kadar yeterlidir...
Ama ben de bir şey merak ettim :)
Ben "Kim için, hangi amaçla" yazıyormuşum?
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 2:40

Sinan Meydan yazısında: "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir." diyor.
Cengiz Özakıncı yazısında: "Atatürk'ün böyle bir sözü yok, tersine Atatürk'e göre Hilafet TBMM'de değildir" diyor ve kanıtlarını aktarıyor.
Kuvayi Milliyeci rumuzlu şahıs, her iki yazıyı okuyor ve: "Sinan Meydan'ın, referansı olan Atatürk'ün sözü dışına çıkabilecek bir düşünce yapısına sahip olduğunu da düşünmüyorum." diyor; yani Sinan Meydan'ın "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir" sözünün, gerçekten de Atatürk görüşünü yansıttığını, Sinan Meydan'ın "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir" demekle, Atatürk'ün sözünün dışına çıkmadığını ileri sürüyor ve bu tututumuyla "Kuvayi Milliyeci" nam şahıs, kim için neyi hangi amaçla söylediğini bir kez daha deşifre ediyor.
...
[Not: Aytunç Altındal TV'lerde kendini "Kuvayi Milliyeci" olarak adlandırmış ve "Hilafet TBMM'de" demişti.]
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cmt Kas 15, 2014 6:04

Yani ben "Sinan Meydan Atatürk'ün sözü dışına çıkmaz" demekle, Sinan Meydan'ın "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir" sözünü onaylamış oluyorum.
Hiç aklıma gelmemişti böyle birşey.
İyi onu da söyleyelim o zaman.
Eğer Atatürk "Hilafet TBMM'dir" demişse ya da bu anlama gelecek sözler söylemişse ÇOK BÜYÜK BİR YANLIŞ yapmış.
Çünkü DİNDE HİLAFET YOKTUR.
Yeterli mi?

İkinci ve komik husus ise "Not" olarak yazdığınız kısım.
Bu çeşit bağlantılar kurup işi Aytunç Altındal'a bağlamak için gerçekten yüksek bir hayal gücüne sahip olmak gerek.
Kuvayi Milliye ve Kuvayi Milliyeci gibi bu millete mal olmuş isimleri Aytunç Altındal'ın tekeline indirmiş olmanız da ilginç ötesi.

Sağlıcakla kalın...
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 12:48

Sayın "Kuvayi Milliyeci",
Sinan Meydan; "Atatürk'e göre esasen Hilafet TBMM'dir" diyor. Buna karşı, Cengiz Özakıncı: Hayır Atatürk'ün böyle bir sözü yok, diyor. Siz, "Sinan Meydan Atatürk'ün sözü dışına çıkmaz" diyorsunuz. Yani Sinan Meydan'ın "Atatürk'e göre Hilafet TBMM'dir" demekle Atatürk'ün sözleri dışına çıkmadığını; Atatürk'ün sözlerini doğru yansıttığını ileri sürmüş bulunuyorsunuz. Sonra daha da ileriye giderek;
"Eğer Atatürk "Hilafet TBMM'dir" demişse ya da bu anlama gelecek sözler söylemişse ÇOK BÜYÜK BİR YANLIŞ yapmış." diyorsunuz. Yani size göre, Cengiz Özakıncı, yazısında, Atatürk'ün Hilafet TBMM'dir diye bir sözünün bulunmadığını, bu anlama gelecek bir söz de söylemediğini kanıtlayamamış (!!!) oluyor. Cengiz Özakıncı'nın yazısı yukarıda. Cengiz Özakıncı'nın yazısını okuyanlar, sizin kim için, hangi amaçla, ne söylediğinizi bir kez daha deşifre edecektir.
En son nuhungemisi tarafından Cmt Kas 15, 2014 15:16 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kez düzenlendi.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 12:56

Sayın GÜNCEL MEYDAN yönetimi,
Cengiz Özakıncı'nın bu yazısının devamı, Bütün Dünya dergisi Kasım 2014 sayısında HİLAFET YOK CUMHURİYET VAR başlığıyla yayımlandı.
Ekim 2014 yazısının devamına Kasım 2014 yazısını da koyarsanız; Cengiz Özakıncı'nın Sinan Meydan'a verdiği, fakat Bütün Dünya dergisinin yer darlığı nedeniyle ikiye böldüğü yanıtı, hiç değilse burada kesintisiz tek parça olarak okuma olanağı buluruz.
Saygılarımla.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 15:14

Cengiz Özakıncı'nın Hilafet konusundaki diğer yazılarını aşağıdaki bağlantıları tıklayarak okuyabilirsiniz:
http://www.butundunya.com/pdfs/2014/08/025-032.pdf
http://www.butundunya.com/pdfs/2014/10/035-044.pdf
http://www.butundunya.com/pdfs/2014/11/045-052.pdf
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cmt Kas 15, 2014 16:33

Cengiz Bey'in yazısında geçen aşağıya alıntıladığım Atatürk'ün sözleri, Kur'an'daki "H-l-f/Halife" tanımıyla taban tabana zıttır.
Kur'an'daki Halife, arkadan/sonradan gelerek, bilgisiyle öncekinin yerine geçendir.
Bir makam olmadığı gibi devlet başkanlığı da değildir.
Evet, aşağıdaki sözleri ile Atatürk "Halifelik TBMM'dir" dememiştir.
Ancak Cengiz Bey bu konuya odaklanırken Atatürk'ün yaptığı çok daha büyük bir yanlışı atlamıştır.
Çünkü Atatürk aşağıdaki sözleri ile Geleneksel dindeki Hilafet tanımını kabul etmiştir...

“Halife, bütün islam ehlini (dünyadaki bütün müslümanları) bir birlik noktasında toplayacak; halife, bütün İslam aleminin (dünyadaki bütün müslümanların) hukukunu (haklarını) haysiyetini, şerefini (onurunu) refahını (geçimini) saadetini (mutluluğunu) muhafaza edecek (koruyacak); muhafaza ve korumaya muktedir (yetkin) olabilecektir. Halife, İslam alemine (dünyadaki bütün müslüman ülkelere) her nereden vuku bulursa bulsun her türlü tecavüzleri (saldırıları) engelleyebilecek, reddedebilecek (karşı koyabilecek) ve (saldıranları) söküp atabilecek ve bunun için kuvvetli ordulara ve her şeye sahip olacaktır! Buna göre bütün bu saydıklarımızı yapmış, yapan, yapabilen (kişi) “Halife-i Müslimin” (Müslümanların Halifesi) olmak lazım gelir!” (...) “Efendiler! Halife ve hilafet (...) yalnız Türkiye ve Türkiye halkı için söz konusu olamaz. Belki bütün islam alemini (yeryüzündeki bütün müslümanları, islam ülkelerinin hepsini) kapsayan ve müşterek (ortaklaşa) bir makam olarak söz konusu olabilir. (...) Hoca efendilerden biri diyor ki; “Meclis Halifenindir.” Efendiler bu kadar sakat manasız (anlamsız) bir şey olamaz. Bu dünyada benliğini, insanlığını ve milli hakimiyetini (ulusal egemenliğini) anlamış bir toplumsal heyetin (birliğin) hiçbir vakitte kabul edemeyeceği bir safsatadır. Meclis halifenin değildir ve olamaz, (alkışlar).” (...) Bütün İslam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsayan bir hilafet makamı söz konusu olabilir.” (...) “Hilafetin yalnız Türkiye halkını değil bütün islam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsaması hasebiyle, bu makam (Hilafet) hakkında bir karar vermek Türk milletinin selahiyeti haricindedir (yetkisi dışındadır).”
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen nuhungemisi » Cmt Kas 15, 2014 17:26

Bay "Kuvayi Milliyeci", Atatürk'ün kaldırdığı Hilafet, sizin "geleneksel dindeki hilafet" dediğiniz hilafettir. Atatürk, bu sözlerinde "Kur'an'daki hilafet budur" demiyor ki!!! Atatürk, sizin "geleneksel dindeki hilafet" dediğinizin ne olduğunu anlatıyor ve Türkiye'nin "geleneksel dindeki hilafet" dediğiniz o Hilafet'in görevlerini üstlenmeyeceğini belirterek, kaldırılması gerektiğini açıklıyor. Siz diyorsunuz ki: Atatürk'ün sözleri, Kur'an'daki "H-l-f/Halife" tanımıyla taban tabana zıttır. Bir kez daha yineliyorum: Atatürk, Kur'an'daki Hilafet budur demiyor! Atatürk, sizin "geleneksel dindeki" dediğiniz hilafet budur ve Türkiye bu hilafeti üstlenmeyecek, diyor. Siz, Atatürk'ün bu yöndeki sözlerini Atatürk'ün yaptığı çok büyük yanlış olarak niteliyorsunuz. Atatürk'ün, sizin çok büyük yanlış dediğiniz sözleri şöyle:
* * *
“Halife, bütün islam ehlini (dünyadaki bütün müslümanları) bir birlik noktasında toplayacak; halife, bütün İslam aleminin (dünyadaki bütün müslümanların) hukukunu (haklarını) haysiyetini, şerefini (onurunu) refahını (geçimini) saadetini (mutluluğunu) muhafaza edecek (koruyacak); muhafaza ve korumaya muktedir (yetkin) olabilecektir. Halife, İslam alemine (dünyadaki bütün müslüman ülkelere) her nereden vuku bulursa bulsun her türlü tecavüzleri (saldırıları) engelleyebilecek, reddedebilecek (karşı koyabilecek) ve (saldıranları) söküp atabilecek ve bunun için kuvvetli ordulara ve her şeye sahip olacaktır! Buna göre bütün bu saydıklarımızı yapmış, yapan, yapabilen (kişi) “Halife-i Müslimin” (Müslümanların Halifesi) olmak lazım gelir!” (...) “Efendiler! Halife ve hilafet (...) yalnız Türkiye ve Türkiye halkı için söz konusu olamaz. Belki bütün islam alemini (yeryüzündeki bütün müslümanları, islam ülkelerinin hepsini) kapsayan ve müşterek (ortaklaşa) bir makam olarak söz konusu olabilir. (...) Hoca efendilerden biri diyor ki; “Meclis Halifenindir.” Efendiler bu kadar sakat manasız (anlamsız) bir şey olamaz. Bu dünyada benliğini, insanlığını ve milli hakimiyetini (ulusal egemenliğini) anlamış bir toplumsal heyetin (birliğin) hiçbir vakitte kabul edemeyeceği bir safsatadır. Meclis halifenin değildir ve olamaz, (alkışlar).” (...) Bütün İslam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsayan bir hilafet makamı söz konusu olabilir.” (...) “Hilafetin yalnız Türkiye halkını değil bütün islam alemini (dünyadaki bütün müslümanları ve islam ülkelerini) kapsaması hasebiyle, bu makam (Hilafet) hakkında bir karar vermek Türk milletinin selahiyeti haricindedir (yetkisi dışındadır).”
* * *
Atatürk'ün bu sözleri BÜTÜNÜYLE DOĞRUDUR. Atatürk'ün bu sözlerine ÇOK BÜYÜK YANLIŞ demeniz, Atatürk'e iftiradır.
Güncel Meydanın sayfalarını, Atatürk çok büyük bir yanlış yapmıştır gibi haksız suçlama ve iftiralarınızı yayma aracı olarak kullanmış bulunuyorsunuz.
Güncel Meydan yöneticileri ve okurları, kime, hangi amaçla, nerede, ne söylendiğini deşifre etmekten aciz değildir.
Atatürk'ün çok doğru olan sözlerine çok büyük yanlış damgası basılması karşısında, ne yapacaklarını ise, hep birlikte göreceğiz.
Kullanıcı küçük betizi
nuhungemisi
Üye
Üye
 
İletiler: 9
Kayıt: Cum Kas 14, 2014 1:37

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cmt Kas 15, 2014 17:57

Evet ben de aksini iddia etmedim.
Atatürk'ün kaldırdığı Hilafet benim Geleneksel din dediğimdeki Hilafettir.
Esas itibariyle yazının tamamı Atatürk'ün Hilafeti kaldırması ile çelişmektedir ancak ben sadece son 2-3 cümlesini tekrar yazıyorum.

BÜTÜN İSLAM ALEMİNİ KAPSAYAN BİR HİLAFET MAKAMI SÖZ KONUSU OLABİLİR.” (...)“HİLAFETİN YALNIZ TÜRKİYE HALKINI DEĞİL BÜTÜN İSLAM ALEMİN KAPSAMASI HASEBİYLE, BU MAKAM (HİLAFET) HAKINDA BİR KARAR VERMEK TÜRK MİLLETİNİN SELAHİYETİ HARİCİNDEDİR.”

Yani Hilafete Türk Milleti tek başına karar veremez ancak diğer bütün İslam milletleri ile bir araya gelerek bu makam hakkında karar verilebilir.
Burada yazan bu...
Ve Atatürk'ün burada yazan sözleri Hilafeti kaldırması ile çelişmektedir...
Bu da çok doğal.
O bir insan.
Çelişkiye düşebilir.
Onun hata yapma, çelişkiye düşme hakları da var.
Çünkü bu insan doğasınınn gereğidir.
Problem Atatürk'te değil, onun hata yapma, eksik bırakma, çelişkiye düşme haklarını elinden almak isteyenlerde.

Sizden Atatürk'ü arındıracak ona toz kondurmayacak bir cevap geleceğini tahmin etmiştim.
Yanılmadım.
Atatürk yanlış yapamaz.
Çelişkiye düşemez.
Aksini iddia eden vatan hainidir.

Saygılar, Sevgiler, Sağlıcakla kalın Sayın nuhungemisi...
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: “Hilafet, TBMM’dir” İddiasındaki “İncelik” ve “Tahrifat” / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Cmt Kas 15, 2014 19:23

‘Hilafet Meclis’te Mündemiçtir’ İddiasına Adalet Bakanı Seyyid Bey’in Verdiği Yanıt:

Hilafet Yok, Cumhuriyet Var!


ResimDoksan yıl önce, 3 Mart 1924 günü, milletvekillerince görüşülmek üzere Meclis’e sunulan yasa tasarısı: “Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Teklif-i Kanuni” başlığını taşıyordu. Yasanın ilk maddesi şöyleydi: “Halife hal’edilmiştir. Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan, makam-ı hilafet mülgadır.”

ResimMaddede yer alan “Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan” ibaresi; bu yasa tasarısı Meclis’e sunulmadan bir gün önce, 2 Mart 1924 günü, Cumhuriyet Halk Fırkası Grup Toplantısında; Adalet Bakanı Seyyid Bey’in yaptığı uzun açıklamaların özü olarak ve onun imzasını taşıyan bir önergeyle metne katılmıştı. Bu metin, ertesi gün (3 Mart 1924) Adalet Bakanı Seyyid Bey’in imzasını taşıyan “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan” ibaresiyle Meclis’e sunulacak ve milletvekilleri işte bu ibareyi içeren madde metniyle ilgili olarak söz alıp, görüşlerini açıklamaya başlayacaklardı. Yasa maddesi Meclis’te görüşülürken milletvekilleri ikiye ayrıldı:

1-YASAYI SAVUNANLAR: Bunlar, yasalaşması durumunda hilafetin kökten kaldırılması sonucunu doğuracak olan “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan makam-ı hilafet mülgadır” ibareli metnin aynen kabulünü istiyordu. Adalet Bakanı Seyyid Bey imzasıyla metne katılan bu ibarenin, yine Seyyid Bey’in bir gün önceki parti grup toplantısında yaptığı açıklamalar ışığında anlamı, özetle şöyleydi:

Hilafet, şu ya da bu devlete ait somut bir hükümetin ve somut bir cumhuriyetin değil; sözcüğün soyut ve genel anlamıyla “hükümet” ve “cumhuriyet” anlam ve kavramında; ilk 4 halife dönemindeki biçimi ile içerilmiş; ancak İslam Bilginleri’nce “Gerçek Hilafet” adı verilen o Hilafet’in, Peygamberin ölümünden otuz yıl sonra sona ereceği ve bir daha da dirilmeyeceği, hadisle sabit olduğundan; hilafet de, hilafet makamı da, kaldırılmıştır.

2-YASAYA KARŞI ÇIKANLAR: Bunlar, Hilafetin Osmanlı Hanedanı’ndan alınmasını, fakat kaldırılmayıp Millet Meclisi’nce üstlenilmesini istiyordu. Anlamı bir gün önce parti grup toplantısında Adalet Bakanı Seyyid Bey tarafından açıklanmış olan “Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç,...” ibaresine karşı çıkarak; bunun yerine, başka bir ibare; yasalaşması durumunda hilafetin Osmanlı Hanedanı’ndan alınarak Millet Meclisi’nce üstlenilmesi sonucunu doğuracak olan “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” ibaresinin metne konulmasını öneriyorlardı. 1924 Anayasasının 40. maddesinde “Başkumandanlık TBMM’nin şahsiyet-i maneviyesinde mündemiç” maddesi vardı. Bu, günümüz Türkçesinde: “Başkomutanlık, TBMM’nin görev ve yetkileri arasında olup, bu görev ve sorumluluk, TBMM tarafından üstlenilmiştir” anlamına geliyordu. Bu grubun yasa metnine sokulmasını önerdikleri “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiçtir” ibaresi de, benzer biçimde, günümüz dilinde “Hilafet TBMM’nin görev ve yetkileri arasında olup, TBMM tarafından üstlenilmiştir” anlamına gelmekteydi.

Bu ibarenin, kaynağı bir yıl önce, 1923 yılı başında, Ankara’da Yeni Gün matbaasında bastırdığı “Mebuslara Beyanname” (Milletvekillerine Bildiri)’de milletvekillerine: “Meclis-i âlinin şahsiyet-i mâneviyesi (...) hilâfeti dahi vekâleten deruhde” etmelidir, çağırışı yapmış olan Said Nursi’ydi.

Resim3 Mart 1924 günü, Millet Meclisi’ndeki tartışma, özünde, Adalet Bakanı Seyyid Bey imzalı “mana ve mefhumda esasen mündemiç” ibaresi ile Said Nursi kaynaklı “TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç” ibaresi arasındaydı. Said Nursi’nin 1923’te milletvekillerine yönelik “Hilafet, TBMM’nin manevi şahsiyetinde deruhte edilmelidir” (Meclis’çe üstlenilmelidir) çağrısı; bir yıl sonra, 3 Mart 1924 günü, Millel Meclisi’nde yankılanacak; Kastamonu Milletvekili Halit Bey (Akmansü), Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey (Kadirbeyoğlu), Zonguldak Milletvekili Tunalı Hilmi Bey ve daha birkaç milletvekili, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetindedir, şahsiyet-i manevivyesinde mündemiçtir” ibaresinin yasa metnine sokulmasını; yani Osmanlı Hanedanı’ndan alınacak olan Hilafet’in, TBMM’nin görev ve yetkileri arasına sokulmasını önereceklerdi. Halid Bey, yasaya “Hilafet, Büvük Millet Meclisi’nin şahsiyet-i maneviyesinde” ibaresinin sokulmasını önermiş, Tunalı Hilmi Bey, bunu “(Hilafet) Büyük Millet Meclisi’nin şahsında mündemiçtir”e dönüştürmüş; görüşmeler sırasında bir kaç milletvekili daha Hilafet’in TBMM tarafından üstlenilmesi anlamına gelen sözler etmişler; ancak, hilafetin kökten kaldırılmasını savunan ve ezici çoğunluğu oluşturan milletvekilleri, onların bu önerilerine karşı çıkmışlardı.

Söz alan milletvekillerinin konuşmaları bittikten sonra oylamaya geçilmeden önce; İzmir Milletvekili Adalet Bakanı Seyyid Bey kürsüye çıktı. Seyyid Bey, yaptığı uzun konuşmada; Hilafet’in hangi nedenlerden dolayı “TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç” olamayacağını yadsınamaz kanıtlarıyla ortaya koyacaktı.

Seyyid Beyin, “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” ibaresini öneren Halit Bey ve yandaşlarına verdiği yanıt, 3 Mart 1924 günlü TBMM Tutanağı’nda saptanan ve parantez içinde günümüz Türkçesi’ni verdiğimiz kendi sözleri ile, özetle şöyleydi:

Resim“Hilafet-i Hakikiye’nin (Gerçek Halifeliğin) şartlarına gelince, bunlar on kadar şeraitten (koşuldan) ibarettir.” “Bunlardan biri eksik olursa Hilafet sahih (gerçek, doğru) olmaz.” (Bu şartlardan biri) “Kureyş” ten (Arapların Kureyş aşiretine mensup) olmak(tır). (...) “Efendiler! Kendi kendimizi aldatmayalım. Alem-i İslam’ı (yeryüzündeki bütün müslümanları, İslam ülkelerini) biz hiç aldatamayız. (...) Onlar Hilafeti İslamiye’nin (İslam Halifeliği’nin) ne demek olduğunu bilmezler mi efendiler? (...) Halifenin Kureyş’ten (Arapların Kureyş kabilesinden) olması lazım geleceğini bilmezler mi efendiler? (...) Bilcümle kütüb-i İslamiyye’de (bütün İslam din kitaplarında) imamın (Başkan’ın, Halifenin) Kureyş’den olması meşrut (zorunlu) olduğu ve başkasının (Kureyş kabilesinden olmayanın) imameti (Başkanlığı, Halifeliği) caiz olmayacağı (kabul edilmeyeceği) mutlak (değişmez) ve kat’i bir lisanla (kesin bir dille) beyan ediliyor (açıklanıyor.)” (...) “Şerait-i Hilafeti cami (Halife olmak için zorunlu sayılan koşulların eksiksiz tümünü kendinde toplamış) bir imam nasbi (Başkan, Halife seçimi) müte’azzir (olanaksız) olduğu surette (durumda) yine Hükümet tesisi (kurulması) vacib (gerekli) olur, fakat artık ona Hilafet ve reis-i hükümete de (Hükümet Başkanı’na da) Halife manasına “imam” denmez ve bundan dolayı da millet-i İslamiyye (islam toplumu, ümmeti) günahkar (Kuranın buyruklarına aykırı davranmış) olmaz.” (...) “Risaletpenah Efendimiz (Peygamberimiz) gaibden (bilinmeyen gelecekten) haber vermek suretiyle bir mucize kabilinden olarak “Benden sonra Hilafet 30 senedir, ondan sonra mülk-i adud (ısırıcı krallıklar) olur” buyurmuşlardır” (...) “Hakiki Hilafet (...) Hazret-i Ali’nin vefatıyla (Miladi 661 yılında) hitam (son) buluyor.” (...) “Hilafet-i Haki-kiyye (Gerçek Hilafet) asıl Hilafet’tir ki Hulefayı Raşidin’e (ilk dört halifeye) mahsus (özel) ve münhasır (özgü) idi. Geldi geçti.” (...) “Hilafet-i Hakikiyye” de (Gerçek Hilafet’te) Halife (...) ehl-i İslamın (yeryüzündeki bütün müslümanların) saadet ve terakkisi (mutluluk ve ilerlemesi) neye mütevakkıf (bağlı) ise onu istihsale (sağlamaya) bezl-i makderet eyleyecek (var gücünü adayacak). Şimdi zamanımızda bövle bir “Hilafet-i Hakikivve” tesisi (niteliği bu olan bir “Gerçek Hilafet” kurulması) kabil midir? (olanaklı mıdır?)” (...) “Zamanımızda böyle halife bulmak mümkün müdür? Mümkün olmayınca halife aramanın manası (anlamı) kalır mı?

ResimSözlerimin mukaddemesinde (başlangıcında) söylemiştim ki şer’i şerif nazarında (İslam şeriatına göre) hilafetten maksad (amaçlanan) hükümettir; bir hükümet-i adile (adil yönetim) tesis etmektir (kurmaktır). Kur’an’ı Kerim de, emr-i hükümette (yönetimde) usul-i idare (yönetim biçimi) olmak üzere bize “Meşveret”i (kararların toplumun oy ve görüşü alınarak verilmesini) tavsiye ediyor (öğütlüyor). Bizim de bugün mümkün olduğu kadar (olabildiğince) tesis etmek (kurmak) istediğimiz usul-i idare (yönetim biçimi) “Meşveret”tir. Hükümeti (yönetimi) “Meşveret” (toplumun oy ve görüşüne başvurmak) esası (ilkesi) üzerine tesis etmek (kurmak) istiyoruz ve hatta (dahası) ettik de. Bu usul-i idare (yönetim biçimi) tahsin-i ilahiye (Tanrı’nın beğenisine) mazhar (erişmiş) olduğu halde, daha ne istiyoruz, başımıza heyula (korkunç hayalet) gibi bir halife bulundurmanın ne ma’nası (anlamı) vardır?” (...) “Halife, Millet-i İslamiye’nin (yeryüzündeki bütün Müslümanların) vekilidir.” (...) “Hilafet bir nevi (bir tür) vekalettir.” (...) “Hilafet, mahivet-i ser’ivvesi itibariyle (İslam şeriatındaki niteliğine göre) hükümet demektir.” (...) “Hilafet, Müslümanlar üzerinde tasarruf-ı âm’a istihkaktır (dünyadaki bütün Müslümanları yönetme hak ve yetkisine sahip olmaktır.) (...) İşte Hilafet’in fıkıh vani ilm-i hukuk (İslam hukuku bilimi) nokta-i nazarından (bakış açısından) ta’rifi (tanımı) budur.” (...) “Müslümanlar (yeryüzündeki bütün Müslümanlar) üzerine riyasettir (Başkanlıktır). (...) Hilafetin en güzel ve doğru ta’rifi (tanımı) budur. “Tasarruf-ı âm’a istihkaktır” (yeryüzündeki bütün Müslümanları yönetme hak ve yetkisine sahip olmaktır.) (...) “Tasarruf-ı anım” demek BÜTÜN MÜSLÜMANLARA ŞAMİL OLMAK ÜZERE (yeryüzündeki bütün müslümanları kapsayacak biçimde) onların umur-ı amme ve müşterekesinde (dünyadaki bütün müslümanların ortak ve kamusal işleri konusunda) tasarruf (yönetme hak ve yetkisi) demektir. “Millet hiç bir zata (hiç kimseye) vekalet vermez, yani bir Halife, bir imam (başkan) intihab etmezse (seçmezse) HİLAFET YOK DEMEKTİR. O vakit de CUMHURİYET olur. Buna ne mani (engel) vardır. “Hilafet, hilafet diye çökmüş gitmişiz, harap ve türap (toprak) olmuşuz. Ne malımız, ne canımız, ne memleketimiz kalmış. Bütün memleket yoksulluk içinde kalmış. Bu mu hilafetin mehanisi (güzellikleri) efendiler?.. (Bravo sesleri) (...)

ResimSeyyit Bey, 2 Mart 1924 günü Cumhuriyet Halk Fırkası Grup Toplantısı’nda yaptığı uzun açıklamaların özü olarak kendi imzasını taşıyan önergeyle metne katmış olduğu “Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan, makam-ı hilafet mülgadır” ibaresinin ne anlama geldiğini, 3 Mart 1924 günü Meclis’te yaptığı konuşmada böyle açıklamış; Halit Bey ve yandaşlarının yasaya sokulmasını istedikleri Said Nursi kaynaklı “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” ibaresini böyle çürütmüştü.

ResimHalid Bey’in “(Hilafet) Büyük Millet Meclisi’nin sahsiyet-i maneviyyesinde, deriz” önerisini destekleyen Tunalı Hilmi Bey; Seyyid Bey’i dinlerken coşup “Zeki Bey’in kulakları çınlasın!” diye bağırarak Gümüşhane Milletvekili Kadirbeyoğlu Zeki Bey’den uzaklaştığı gibi; Seyyid Bey konuşurken kendinden geçip “Yaşa hocam, yaşa!” diye bağırarak, Halid Bey’i de terketmişti.

Seyyid Bey’in ardından kürsüye çıkan Başbakan İsmet İnönü konuşmasını bitirdikten sonra, oylamaya geçildi ve yasa tasarısı Seyyid Bey’in açıklamalarıyla aynen ve oybirliğiyle kabul edildi.


KABUL EDİLEN METİN:

Seyyid Bey’in açıklamaları ışığında şöyleydi:

BAŞLIK: Hilafetin İlgası... (Hilafetin kaldırılması..)

MADDE 1 - Halife hal’ edilmiştir (Son Halife Abdülmecid, Hilafet tahtından indirilmiştir). (İslam Bilginleri’nce gerçek sayılan hadisler uyarınca, Peygamberimizden 30 yıl sonra sona erdiği ve bir daha diriltilemeyeceği saptanan) Hilafet, (sözcüğün genel ve soyut anlamında) hükümet ve cumhuriyet mana (anlam) ve mefhumunda (kavramında) esasen (dört halife dönemindeki değişikliğe uğramamış haliyle, ayrıntıya girmeksizin, öz olarak) mündemiç (içerilmiş) (ancak, “Gerçek Hilafet”in “Kureyş kabilesinden olmak”, “yeryüzündeki bütün müslümanları yöneten tek hükümet olmak” vb. gibi İslam Bilginleri’nce olmazsa olmaz sayılan tüm koşullarının, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmesi olanaksız) olduğundan, makanı-ı hilafet (Peygamberimizden 30 yıl sonra sona erdiği ve bir daha da diriltilemeyeceği halde, yüzyıllardır İslam Bilginleri’nin şeriata aykırı “Uydurma Hilafet” adını verdikleri biçimde sürdürülmüş olan makam-ı hilafet) mülgadır (kaldırılmıştır).

ResimREDDEDİLEN METİN:

Kastamonu Milletvekili Halit Bey ve birkaç milletvekilinin Meclis Tutanağı’nda yer alan açıklamaları ışığında şöyleydi:

BAŞLIK: Yok.

MADDE 1 – “Hilafet, TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir. (Hilafet, TBMM’nin görev ve yetkileri arasına katılmıştır). Makam-ı hilafet (Osmanlı Hanedanı’nın hilafet makamı) mülgadır (kaldırılmıştır).”

* * *

Seyyid Bey’in konuşmasından önceki tartışmalarda “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiç” olsun diyenlerin biri dışında hepsi, bu öneriden vazgeçmiş; bir tek Halid Bey, Hilafet’in Meclisçe üstlenilmesi demek olan “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiç” önerisinin reddedilmiş olması ve kabul edilen yasada geçen “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç” ibaresi ile Hilafet’in Millet Meclisi’ne sokulmayarak kökten kaldırılmış olması karşısında, oylama biter bitmez derhal gidip istifasını vermişti.

Sonuç: Hilafeti kaldıran yasada geçen “hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan,..” ibaresinin “Hilafet, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir” anlamına geldiği iddiası, gerçeğe aykırıdır. Seyyid Bey’in, 3 Mart 1924 günü Meclis’te yaptığı konuşmada, Hilafeti kaldıran asanın “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiçtir” anlamına geldiğini savunmuş olduğu iddiası, gerçeğe aykırıdır. Seyyid Bey konuşmasında, bu öneriyi çürütmüştür.

Atatürk, 1927 yılında, Nutuk’ta, Seyyid Bey ve İsmet İnönü’nün 3 Mart 1924 günü Meclis’te Hilafeti kaldıran yasa görüşmelerinde “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiçtir” önerisini çürüten konuşmalarının, bilimsel ve güvenilir ve her zaman için okuyup anlamaya değer olduğunu belirtmiştir.

Gerek yasada, gerekse Atatürk’ün, Seyyid Bey’in, İsmet İnönü’nün yasayla ilgili açıklamalarında; “Hilafet TBMM’nin manevi şahsiyetinde mündemiçtir”, “Hilafet TBMM’dir” vb. sözler yoktur. Tersine, onlar bir kaç milletvekilince yasaya sokulmak istenen “Hilafet TBMM’nin manevi şahsında mündemiçtir” ibaresine karşı çıkmışlar; Hilafet’i Meclis’e sokmayarak, kökünden kaldırmışlardır.

Not: Kaynakça bilgilerine butundunya.com.tr adresimizden ulaşılabilir

Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Kasım 2014
cengizozakinci@butundunya.com.tr
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Sonraki

Şu dizine dön: Cengiz ÖZAKINCI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x