Hoca Ahmed Yesevi Türk Coğrafyası’nın manevi mimarı

Tarih olan olayları burda paylaşabilir, yorumlayabilir ve öğrenebilirsiniz

Hoca Ahmed Yesevi Türk Coğrafyası’nın manevi mimarı

İletigönderen Balasagun » Pzr Eyl 21, 2014 15:34

Hoca Ahmed Yesevi Türk Coğrafyası’nın manevi mimarı

Resim
Türkleri’nin İslam’ı kitleler halinde kabul etmesinde Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’inin büyük payı vardır. Bu pay, yüzyıllar sonra daha net anlaşıldı

Ahmet Yesevi ya da Ata Yesevi Türk mutasavvıf ve şairidir. Tarihte bilinen ilk büyük Türk mutasavvıfı ünvanını taşır. Asıl adı: Ahmed bin İbrahim bin İlyas Yesevi’dir. Yesevîlik adı verilen akımının da mimarı olan “Hazret-i Türkistan” ünvanıyla da meşhur “Hoca Ahmed Yesevi” Türklerin manevi dünyasına yüzyıllarca etki eden en önemli isimdir.

Ahmet Yesevi’nin hayatı hakkında bilinenler menkıbelere dayanmaktadır. Eldeki bilgilere göre, Çimkent şehrine bağlı Sayram kasabasında, bazı kaynaklara göre ise bugünkü adı Türkistan olan Yesi’de doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1093 yılında doğduğu, 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir.

Resim
Hoca Ahmet Yesevi’ye; “Müslüman mısın?” diye sormuşlar.

“Elhamdülillah Türk’üm, Müslüman’ım” demiş!..

“Biz sana dinini sorduk!..

Neden Türklüğü katıyorsun?” diyerek soruyu yinelemişler.


“Din seçimim,

Türklük kaderimdir!..” diye cevap vermiş...


Babası Sayram’ın meşhur mutasavvıflarından İbrahim Ata (İbrahim Şeyh), annesi ise Sayramlı Musa Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur. Yedi yaşındayken annesini, ardından babasını kaybetmiş ve ablası Gevher Fiehnaz tarafından büyütülmüştür.

İlk eğitimini babasından alan Yesili Ahmet, manevî eğitimini Yesi’de devrin meşhur mutasavvıfı Arslan Baba’dan almıştır. Daha sonra Buhara’ya giderek Yusuf Hemedani’nin yanında dönemin üniversitesi sayılabilecek medrese eğitimini tamamladı. Ortaya koyduğu öğreti yöntemleriyle başta Nakşibendi, Melâmi, Kalenderi, Vefayi, Babayi, Haydari, Bektaşi, Alevi gibi pekçok tarikat ve yolu da bir hayli derinden etkilemiş olan bir şahsiyetti. Devrinin diğer ünlü âlimlerinin yaptığı gibi kendisini belli bir alana hapsetmeyip, inandıklarını ve öğrendiklerini yerli halka ve göçebe köylülere onların kendi anlayabilecekleri bir dil ve alıştıkları yöntemler olan saz ve sözle anlattı. Tasavvufi Türk halk şiirinin de öncüsü olan Ahmet Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için millî nazım şekli olan dörtlüklerle, hece vezninde, yalın bir Türkçeyle şiirler yazmayı tercih etti.

Türkistan Türkleri’nin İslam’ı kitleler halinde kabul etmeye başladığı 10. yüzyıl, Türk Dünyası için tarihi bir dönüm noktası olmuştu. Bu yüzyıldan itibaren Türkler, kendilerine özgü bir İslamiyet anlayışını benimsediler. Ahmed Yesevî, bir yandan İslâm şeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarını, yol-yordamı, adab ve erkanı öğretmeğe çalışırken, bir yandan da İslâmiyet’i ve Ehli Beyit’i Türkler’e sevdirmeyi, Ehl-i sünnet âkidesini yaymayı ve yerleştirmeyi kendine gaye edindi. Anadolu’ya hiç gelmemiş olmasına rağmen bu topraklarda da tanınan ve sevilen “Hoca Ahmed Yesevi”, yaygın olan kanaate göre, Celâleddîn Rumi, Yunus Emre, Seyyid İbrahim Ata gibi Anadolu ekolleri üzerinde de şiddetli tesirler meydana getirdi. 63 yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna yaptırdığı çilehaneye girdi ve ömrünü burada tamamladı. Türbesi, Türkistan şehrindedir.


Yesevi’nin kazanında pişen aş

Resim
Ahmed Yesevi dergâhında bulunan kazanla ilgili binbir türlü rivayet anlatılır. Bunun en önemlilerinden biri de kazanda pişen aşın, çorbanın, gelen kalabalık ne kadar fazla olursa olsun asla bitmediği ve tadına doyulamadığıdır. Bu aşın malzemesinden çok, Besmele ile başlayan yapılışındaki sırrın lezzetine lezzet kattığının önemli olduğu söylenir. Ahmed Yesevi’nin ölümünden sonra da kerametlerinin devam ettiğine inanılır. Türbe içinde yer alan ve yedi ayrı metalin alaşımından dökülmüş olan iki ton ağırlığındaki ve üçbin litre su alma kapasitesindeki döküm kazan bizzat Stalin’in emriyle 1934 yılında götürüldüğü bir sergiden getirilmeyerek Leningrad Hermitage Müzesi’ne konuldu. Sovyetler Biriliği’nin dağılmasıyla birlikte ne olduysa oldu, kazan 18 Eylül 1989 tarihinde yeniden türbedeki yerini aldı. Kazanın türbeye dönmesinde Kazakistan makamlarının gayreti de tabii ki yadsınamaz. Ancak teşhir edilen bu kazanın Yesevi’nin yaşadığı döneme ait olmadığı, Emir Timur tarafından hediye edilen kazan olduğu iddia ediliyor.

Yeniçağ, 21 Eylül 2014
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Şu dizine dön: Türk Tarihi

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x