İÇ GÜVENLİĞİ ‘YENİDEN DÜŞÜNMEK’ (V)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

İÇ GÜVENLİĞİ ‘YENİDEN DÜŞÜNMEK’ (V)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Prş Oca 09, 2020 16:56

İÇ GÜVENLİĞİ ‘YENİDEN DÜŞÜNMEK’ (V)
‘Yeni Ordu’
Yeni Ordu derken, Jean Jaurès’in l’Armée Nouvelle’inden sözettiğimiz açıktır.
Dahası, varolan askerî sosyoloji yaklaşımlarından ayrı bir ‘askerî sosyoloji’ yaklaşımı.
Çünkü yazarı, daha önce belirttiğimiz gibi, akademik yaşamına Duyumsal Dünyanın Gerçekliği gibi, ‘ampirist’ felsefe teziyle girmiştir.
Ancak gerek Alman Sosyalizminin Kökenleri ve Fransız Devriminin Sosyalist Tarihi gibi araştırmalarıyla ‘Fransız Sosyalizmi’ne katkı yapmış ve genel olarak sosyalizm önde gelen kuramcıları arasında yerini almıştır.
Kuşkusuz, sosyalizm denilince Türkiye’de burun kıvırmayacak insan yok gibidir. Çünkü, özellikle günümüz Türk toplumu, ‘Ulus’ olmayı becerebilmiş olmaktan henüz çok uzaktır.
Bu neden böyledir sorusunun yanıtını, klasik ideolojik ‘milliyetçilik’in henüz, ussal, rasyonel ya da bilimsel temellere oturtulamamış olmasında aramak gerekmektedir.
Çok derinine inmeye gerek yok aslında; ‘mezhep’ ayrılığının hâlâ belirleyici bir ‘etmen’ olduğu, ‘etnik’ ayrımcılığın ise kurumsallaştığı bir ‘toplum’dan sözedildiği açıktır.
Öyle ki, onda Orta-Asya’dan gelen bir ‘Ordu Millet’ gibi bir ‘efsane’ yeretmiş bulunmaktadır.
‘Modern ulus’ların oluşumunda, ya da denildiği gibi Devlet-Ulus’ların oluşumunda, ‘efsane’lerin payı yok değildir.
Ancak, bilimsel çaba, bu ‘bilim-öncesi’ deyimleri (notion) bilimsel kavramlara (concept scientifique) dönüştürme çabasından başka bir şey değildir.
Tam da bu nedenle, ‘Ordu Ulus’ kavramını, Jaurès’in ‘Yeni Ordu’yu ele alıdığı ‘askerî sosyoloji’ denemesindeki ‘yöntem’le ele almak gerekir diye düşünüyoruz.
‘Yöntem’ derken, Jaurès’in zengin ‘yöntembilimsel araçlar’ kullandığının altını çizelim.
Bir filozof, tarihçi ve toplumbilimci olarak, Fransız Ulusal Meclis’inin ‘Ulusal Savunma’ komisyonu üyeliğini seçmiştir.
Kardeşinin asker olması ve yakın arkadaşlarını kariyer sahibi askerlerden seçmesi de, sosyolojik araştırmalarda ‘katılımcı gözlemci’ (d’observation participant) denilen bir konuma karşılık gelebilir.
Altıyüz sayfalık l’Armée Nouvelle’in alt başlıkları ise şöyledir: I-Askerî güç ve moral güç, II- Muvazzaf ve Rezerv, III- Kismî ve tam savunma, IV- Napolyoncu tehlikeli formüller, V- Yarınlar: Saldırı ve savunma, VI- Devrimci Fransız Geleneği, VII- Bir yeni örgütlenme düşüncesi- örtme (couverture) birlikleri- terfi sorunu bakımından Fransa ve İsviçre, VIII-Subayların eğitim ve geliştirilmeleri (formation) -sözde çekirdek birlik
Burada çalışmanın ‘askerî’ içeriğinden çok, ki o askerî çalışmalarada yeterinde vardır, biz Jaurès’in Ordu, Ulus ve Toplum arasında kurduğu ‘ilişki’ üzerinde duracağız.
Ulus, bilindiği varsayıldığı üzere genel bir kavramdır (concept générique): “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” gibi.
Kedigiller kavramında olduğu gibi, kedi, aslan, kaplan, panter, jaguar hep kedigiller ‘genel kavramı’ içine giriyor.
Oysa, Türk Ulusu içinde halklar dediğimiz ‘toplum’lar var: Abaza, Kürt diye giden 72 ‘toplum’. Buna da kesimsel kavram (concept fragmenté) diyelim.
İşte Jaurès, Ulusal Ordu’nun bu ‘toplumsal’ yönünü ele alarak, ideal demokratik ve yurtsever (démocratique et patriotique) bir yapı kazanması üzerinde durmaktadır, bu bir.
İkinci olarak, asker ve sivil ilişkilerinde, bir eşitlik, yani orduyu salt ‘teknisiyenlik’in ötesinde ‘yurttaşlık’ niteliğiyle de öne çıkaran bir ‘model’ tasarlamaktadır.
Bugün Fransa’da DICod denilen (Bilgi ve iletişim birimi)nin ilk biçiminin kurulmasına öncülük edecektir. Ordu’nun bir ‘güven’ ve ‘kıvanç’ kaynağı olabilmesi için, onun içini ve işleyişini yurttaşların bilmesinden doğal bir şey olamaz.
Üçüncü olarak, Ordu’nun Parlamento tarafından ‘tam denetimi’ni öngörmektedir.
Çok daha önemlisi, ve bu yazı dizisini yazmamıza neden olan ‘milis güç’lerin oluşturulması gereği üzerinde durmasıdır.
‘Ordu Millet’ olmak, sözle ya da inançla değil, ama eli silah tutanların, kadın erkek ayırımı gözetmeksizin, belli bir ‘disiplin’ ve ‘denetim’ altında, aralıklı dönemlerle ama ‘sürekli’ olarak beceri kazandırılmasından geçmektedir.
Örneğin Jaurès, O dönemde, Almanya sınırındaki bölgelerde sivillerin de silahlanrılmasını önerecektir.
Toparlayacak olursak, Türkiye’de bu görüşlerin, köy koruculuğu başta olmak üzere, şu ya da bu biçimde uygulandığını biliyoruz.
Ancak ve ne var ki, sözcüğün tam anlamıyla ‘şu ya da bu biçimde’ uygulanmışlardır.
Kentlerde kurulması düşünülen, ya da kurulu olup da ‘yasal kılıf’ geçirilmek istenen ‘milis güçler’ ise, ne ulusal, ne toplumsal, ne bilimsel ve hatta ne de ‘yararlı’ olacaktır.
Oysa, bütün bu nitelikleri sağlayacak ‘yeni bir askerî örgütlenme’, gerçek bir ‘Ordu Ulus’ yaratmak mümkündür. Hele bütün bu deneyimlerden sonra...
Tek koşulla ki, bugünkü Devlet yapısı ve Hükûmet Biçimi ile asla ve kat’a.
Çünkü ulusal anlamda ne yapılması gerekiyorsa, bu Devlet ve bu Hükûmet tam tersini yapmıştır, yaptıkları yapacaklarının gösterge ve garantisi olacaktır.
Son bir not da, hasta Adnan Tanrıverdi’nin istifasının, devede kulak kadar öneminin olmadığıdır.
Deve pek de ağır olmayan adımlarla çöle döndürülmüş Cumhuriyet üzerinde hedefine doğru yürümeye devam etmektedir.

(Bitti)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1090
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x