İçimizdeki Hainler! (3) / Figen ÖZEN

İçimizdeki Hainler! (3) / Figen ÖZEN

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş May 29, 2013 12:41

İçimizdeki Hainler! (3)

"Biz barış diyoruz, siz ise insanları Cumhuriyet Meydanı'na çağırarak kardeşi, kardeşe vurduracaksınız. Kanla besleniyorsunuz. Faşist bir düşüncenin tohumlarısınız."

İşte o an ne olduysa oldu ve bende tüm sigortalar attı. Af edin beni, suratlarına kusmak üzereydim. Ama son sözlerimi söylemeden salondan çıkmaya da niyetim yoktu. Defterimi, telefonumu elime aldım, ayağa kalkarak Akil İnsanlar'a döndüm. Gene avazım çıktığı kadar bağırarak şunları söyledim.

"Ne kadar SOROSPU çocuğu varsa buraya toplamışsınız. Ama gücünüz bu ülkeyi bölmeye yetmeyecektir. Çünkü karşınızda biz varız, Türk milleti var"

Birisi arkamdan "YUH" dedi. Tam kapının önüne gelmiştim ki durdum ve haykırdım. "YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!" ve kapıyı çarparak çıktım. Arkamdan ne söylediklerini bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum. Hepsini misliyle onlara iade ediyorum." (İÇİMİZDEKİ HAİNLER!-2)

O hainlerin yüzüne o anda aklıma gelenleri, nefretimi kusarak salondan dışarı çıktım. Kimleri bırakmıştım arkamda? Tatlı su solcularını, AB ve Amerikan muhiplerini, alaca karanlık aydınlarını ve işbirlikçileri...

Geride bıraktıklarım 19 Mayıs 1919 öncesi ülkenin fotoğrafı ile çakışıyordu. Gazeteci Muhsin Kızılkaya, Ali Kemal'in, Şükrü Karatepe Molla Mustafa'nın, diğerleri ise Wilson Prensipleri ve İngiliz Muhipleri Derneği'nin yansımasıydı günümüze... Bir kısmı İslam Teal-i, diğerleri ise Kürt Teal-i Cemiyetlerinin artıklarıydı. Masada Kürt vardı, İngiliz Amerikan uşakları, Ermeni artıkları vardı. Ama Türk yoktu...

Birlikte geldiğimiz genç arkadaşımla birlikte, yolumuzu zor bularak otelden çıktık. Mardan'ın sur gibi duvarlarının dışına çıkınca memleketimin temiz havasını ciğerlerime çektim. Şükürler olsun vatanımdaydım.

Mustafa Kemal Paşa'mı Beylerbeyi Salonu'ndayken bir kez daha saygıyla ve minnetle andım. Gazi Paşa dört bir yanı görünür ve görünmeyen düşmanlarla çevriliyken, müthiş bir mücadelenin altını Türk milleti ile birlikte mühürlemiştir.

Yürüyüşlere katılmak, slogan atmak veya o salondan bu salona koşup birilerini dinleyip kafa sallamak...Hiç bir şeymiş. Önemli olan dört bir tarafın düşmanla, hem de TC vatandaşı olduklarını iddia eden düşmanla çevriliyken, sendelemeden, korkmadan, acaba tutuklanır mıyım diye düşünmeden Mustafa Kemal Paşa'mın emrini yerine getirmektir. Gerçekleri söylemektir. Ne pahasına olursa olsun! Ben tüm yurt severlerin adına bunu yapmaya çalıştım.

Isparta Akiller Toplantısı:

Görevden alınan eski ADD Isparta Yönetim Kurulu üyesi Feray Selek, başkanı olduğu diğer bir dernek nedeniyle Akiller Toplantısı'na çağrılıyor... Feray Selek cesur, gözünü budaktan esirgemeyen, anti-emperyalist Kemalist bir Türk kadınıdır.

Toplantının sürecini sevgili Feray'ın notlarından faydalanarak size aktarıyorum.

Salonda on kişilik masalar hazırlanmış ve her masada bir "AKİL" oturtulmuş. Feray'in masasına da meşhur TATAR RAMAZAN kurulmuş. Parmağında kocaman bir yüzük varmış Atatürk resimli. Kadir Bey "Ben buyum" demiş Feray'ın yakasındaki rozeti de işaret ederek...

Parmağa takılan bir yüzükle Atatürkçü olmak... Bu kadar kolay mı? O masada ben olsaydım "O zaman burada ne işiniz var?" diye sorardım. Ve toplantı başlamış...


1. OTURUM
AKİLLERİN SORDUĞU SORULAR...
1. Süreç hakkında düşünce ve önerileriniz, hükümetin başlattığı çözüm süreci hakkında ne düşünüyorsunuz?
2. Sürece ilişkin beklentileriniz ve talepleriniz nelerdir?
3. Sürece ilişkin endişeleriniz varsa eksiklikler nelerdir?

"Siz bizlere barışı anlatmaya geldiniz ama biz kimlerle savaş yaptığımızı bilmiyoruz. (Aslında biz kiminle savaştığımızı çok iyi biliyoruz. Tıpkı Bağımsızlık Savaşı'nda olduğu gibi emperyalizmin taşeron güçleriyle ve onların işbirlikçileriyle savaşıyoruz.) Söz konusu barışsa, şehit annesiyle terörist annesini yanyana nasıl koyarsınız?

Bizi mahvetmeye çalışan emperyalizme karşı, bölücü ve gerici anayasa tuzağına geçit vermemeyi, bağımsızlığımızı ve gün geçtikçe kısıtlanan özgürlüğümüzü sağlamayı, birliğimizin harcı olan kardeşliğimizi savunmayı istiyoruz. Ancak şu çok iyi bilinmelidir. Misak-ı Milli sınırları içinde yaşan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı etnik kökeni ne olursa olsun, eşit haklara sahiptir.Biz buna kardeşlik değil, vatandaşlık bilinci diyoruz.

Türk milletini yalnızca Anayasa'dan değil, tarihten silmeye kalkıyorlar. Adına bile tahammül edemedikleri T.C.’yi korumaya çalışmalıyız.

Sözde açılım sürecine karşı, gelecek yalanlara ve terörist başına özgürlük isteğine karşı, BOP Projesi ve T.C.’ nin kaldırılmasına karşı, Türk ve Kürt kardeşliğini bozmak isteyenlere inat, kardeşliğimizi savunmak, emperyalizmi yenmek ve Türk bayrağının önemsizleştirilmesine karşı koymak için siz AKİL’lere karşı çıkıyoruz"


Her PKK’lı başta Öcalan olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak için silahlı isyan çıkarmış ve 40 bin sivil, asker, kadın, erkek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hayatına kast edilmiştir.

Bazı vilayetlere özerklik verilecek ve Büyük Kürdistan’ın temelleri atılacaktır. Aslında amaç doğrudan doğruya Büyük İsrail Devleti'ne hizmettir.

Erdoğan’ın başkanlığı desteklenerek Türkiye’de rejim değişikliğine gidilecektir.

"Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz” sorusuna da “TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE HAYAL EDİYORUM. ANCAK TAM BAĞIMSIZLIK SAĞLANIRSA, TÜRKİYENİN EKONOMİ, EĞİTİM SİSTEMİ, DEMOKRASİ VE BİRLİKTE YAŞAM KONULARINDA İYİLEŞMELER OLABİLECEĞİNE İNANIYORUM.”

Sevgili Feray hem toplantının 2.oturumunda hem de akşam gençlere ve kadınlara yönelik toplantıda "AKİL"sızlara gereken dersi veriyor, üstelik akşam masada oturan gençlere Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Nutku'nda verdiği ödevleri hatırlatıyor.

****

Ancak 21 Mayıs akşamı Antalya'da yapılan toplantıda Türk Ocağı BŞK. Yardımcısı Orhan TAT'ın saptamaları son derece ilginç ve önemli, Notlardan büyük bir bölümü size aynen aktarıyorum.

"Salona Türk Bayraklı yüzlerce insanın etrafını çevirmiş yine yüzlerce polisin arasından çok kontrollü bir şekilde girdim. Salon dışında ve salon içinde müthiş bir görevli vardı ve her şey çok planlı ve akıcıydı. Salonda herkesin oturacağı yer önceden planlanmıştı. On kişilik masalarda sekiz davetli, bir masadakilerin konuşmalarını not edecek görevli ve bir adet (çok önemli) heyettekileri tanıdığını, toplantıya heyettekilerin özel davetiyle katıldığını, Ankara'da öğrenci olduğunu söyleyen, sonradan özel görevlendirilmiş olduğu adeta belgelenen, yaka kartında herkesin adı soyadı yazılıyken, sadece adı yazılı yaka kartlı bir kişi vardı. Sonradan öğrendim ki bu özel kişiden her masada varmış. Bu özel görevliler, bizde olduğu gibi toplantı açıldığında gelmiş, görevlerini yapmış ve herkesten öncede kaybolmuşlar.

Salon iki yanı Türk Bayrağı ve ortada bir Atatürk resmi fon yapılmış kürsü ve onar kişilik masalarla hazırlanmış. sanırım 19 masadan mütevellit idi. Akil heyet salona kendilerini görmekte zorluk çektiğimiz insanlar (muhtemelen polis) eşliğinde geldi. Rıfat Hisarcıklıoğlu, Tarık Çelenk, Hüseyin Yayman, Nihal Bengisu Karaca, Öztürk Türkdoğan, Lale Mansur, Şükrü Karatepe ve Muhsin Kızılkaya katıldı. Rıfat bey bir hoş geldiniz konuşmasından sonra ismen heyete tek tek söz verdi. Akiller süreç hakkında çok ince mesaj ve destek konuşmalarının içinde tek ortak söylemleri "süreç hakkında siz ne biliyorsanız bizde onu biliyoruz, sizi dinlemeye geldik" idi. Programı yöneteceğini söyleyen Profesör her masanın iki dakikayı aşmayan ve tüm masa adına sözcü sıfatıyla bir kişinin konuşma yapacağını söylediğinde ilk isyan başladı. İtirazımız bir şey değiştirmedi ve her masa bir sözcü vasıtasıyla, önceden sorulan sorulara güya şahsi verilen cevapların karması şeklinde sözcü tarafından iki dakikalık sınırlı sürede dile getirildi. Masadaki o program başladığında gelen, öğrenciyim diyen katılımcı (öğrendiğime göre tüm diğer görevlilerde aynısını yapmış) süreç hakkında hararetli bir destek ve süreçte mutlaka PKK ile Öcalanın muhatap alınması fikrini not tutan görevliye ısrarla ve diktayla yazdırdı. Yani bu toplantıda tutulan ve toplantı notları olarak değerlendirileceği, Ankara'ya merkeze götürüleceği söylenen toplantı tutanağı niteliğinde ve önümüze halkın görüşleri olarak sunulacak notlarda "pkk muhatap alınmalı, Öcalan programa dahil edilmeli ve değerlendirilmeli" yazıldı. Benim masamda 8 kişi bu fikrin o nottan çıkarılmasını sağlayamadı. Konuşmalar başladığında Akiller masalara dağıldı, ikili görüşmelere geçti. Hem konuşmacıların konuşmaları masalardaki bu ikili hararetli görüşmelerden dolayı dinlenmedi hem de heyet çok kısa süre sonra (iki kişi dışında) kayboldu. Konuşmacılar kimsenin dinlemediği salona organize bir şekilde hazırlanmış neredeyse cevapları bile hazır sorulara cevaben ikişer dakika konuşma yaptı. Enteresan bir sonuçla bütün konuşmacılar sürece destek ile başladıkları konuşmalarında "ama" diyerek başladıkları çekincelerle aslında hem suya yazı yazdıklarını hem de bilmedikleri bir şeye destek verdiler."

"Katılımcılara çıkışta arkasında Türk bayrağı baskılı Türkiye haritasının şehir sınırlarına göre hazırlanmış boz-yap (puzzle) şeklindeki tablosu dağıtıldı."


Sevgili Orhan TAT'ın saptamalarının önemli bir bölümünü sizlerle paylaştım. Ancak toplantı sonunda katılımcılara verilen sözde armağan beni hayli düşündürdü. Adına ister "PUZZLE", ister "YAP-BOZ" deyin, bu armağan Hollywood'un yürüttüğü psikolojik harbin bir kopyasıdır.


Toplantıya katılan herkese, ister süreci desteklesin, ister desteklemesin şu mesaj verilmeye çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu yap-boz misali bölünecektir.

Haaa!.. Şimdi durun.Vicdanlarını, haysiyet ve şereflerini cüzdanlarında taşıyan bu "AKİL"sızlar güruhu şunu çok iyi bilmelidir.Türk'ün ayranı kabarmak üzeredir. Her ne kadar iktidar, polis devletinin gücünü kullanarak içki yasağını ön plana çıkararak gündemin üzerini örtmeye çalışmışsa da, Türk milleti her şeyin farkındadır.

Konuştuğum herkes, site görevlisi Ali'den su tesisatçısı Erdoğan'a, şehit anası Fatma Bacı'dan turizmci Remzi'ye, hamur ustası Kadir'den temizlik işçisi Hüsnü'ye kadar herkes ortak bir karar almıştır. Kayıtsız şartsız bu vatan savunulacaktır.

Çünkü Türk milleti ne savaşarak ne de savaşmadan esarete rıza göstermez.

O zaman bütün SOROSPU ÇOCUKLARI'nın canı cehenneme...

Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olan yüce TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ!


Figen ÖZEN, 29 Mayıs 2013
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12309
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Figen ÖZEN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x