Isparta Valisi Memduh Oğuz’a Açık Mektup (3) / Mahmut ÖZYÜREK

Isparta Valisi Memduh Oğuz’a Açık Mektup (3) / Mahmut ÖZYÜREK

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzt Oca 07, 2013 15:08

Isparta Valisi Memduh Oğuz’a Açık Mektup (3)

Sayın Oğuz; Lawrence'lerin, Edward Noel'lerin Yarattığı Hainlerden "Kahraman" Çıkmaz!!

Size bu kez Sayın Vali diyemeyeceğim. Çünkü siz Cumhuriyetin Valisi olmayı hak etmiyorsunuz!

Sayın Oğuz; Siz Atatürk cumhuriyetinin Isparta Valisini değil, Muaviye’nin Şam valisi Mervan’ın izinden gidiyorsunuz.

Nasıl ki Mervan, “Ali İmran” Suresini, “Ali Mervan” diye yazdırmış, “Cebrail, bana da vahiy getiriyor” diyerek, İslam dünyasının parçalanmasına yadsınamayacak katkılar koymuşsa, sizde Türkiye cumhuriyetinin parçalanmasına en az Muaviye’nin Valisi Mervan kadar katkı koyuyorsunuz.

Siz, Kuranın buyruğu olan İslamiyet’in değil, Emevi Sarayı’nda Yezit ve Mervan’ları tarafından dizayn edilen ve Hz. Alinin “Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar” diye tanımladığı bölücü, ayrıştırıcı, kimlikçi, hadisçi ve aklı dışlayan “dejenere edilmiş” Emevi dininin şakirtliğini yapıyorsunuz.

İslam inancına tümüyle aykırı olan, aklı dışlayan, aynı inancı paylaşanları “cemaatten olanlar ve olmayanlar” diye bölmeyi, hür iradeyi esir almayı, çaresizlikten sadakat devşirmeyi, Kula kulluğu din diye halkımıza sunanlar, cübbesiz, sakalsız da olsalar yezididirler.

Sayın Oğuz; Size Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129. Maddesini, yani “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler” hükmünü ve “tarafsız davranmanız konusunda” onlarca yasayı hatırlatıp Anayasal ve yasal suç işlediğinizi uzun uzun yazma gereği duymuyorum. Çünkü biliyorum’ ki “Sahibi olanlar, yasalara ve halka değil, sahiplerine hizmet ederler.” Ve yine biliyorum ki “Sahibi olanın, DAVASI olmaz”. “Isparta ile ilgili çalışmalarda kendinizi yönlendiren ve istikamet verenin bizzat Bediüzzaman olduğunu”, “Üstadın Isparta’nın adil valisine hitabı var. Sıkıntılı, eziyet dolu bir dönemde yazılmış. Buna lebbeyk (buyurunuz, emredersiniz) diyebilmek çok büyük bir şereftir. Ben onun aracısıyım” diyerek kimin sahibiniz olduğunu, kime hizmetkâr olduğunuzu açıkça belirttiniz.

Siz, kime hizmet ettiğinizi açıkça belirttiniz belirtmesine de, benim merakım, siz bu yasadışılıkları yaparken, Cumhuriyet düşmanları her yanı bir veba gibi sarmışken, cemaat ve tarikatlar devleti teslim alırken, “Cumhuriyeti koruma, kollama görevi” yapmaları için kendilerine bu cumhuriyetin maaş ödediği savcılar niçin harekete geçmezler, neredeler, ne yaparlar? Yoksa onlarda mı “tarikatın-cemaatin göbek taşına” oturmuşlardır?

Sayın Oğuz; Emperyalizm, hedefe koyduğu ülkelerde en çok işbirlikçiyi, en çok devşirmeyi, en çok uyduyu etnikçilerden ve dincilerden bulur. Tarihin, evrensel ve değişmez yasasıdır bu. Ortadoğu’da da böyledir, Anadolu’da da. Dün İngiltere böyle yapmıştır, bugün ABD böyle yapmaktadır. Çünkü etnik ve dinci unsurlar, her zaman ve tüm ülkelerde ulusal kimlik ve ulusal kültürle kavgalı yurt, ulus ve tarih bilincinden yoksundurlar.

“CIA ve ABD Federal Soruşturma Bürosu FBI hakkında yazdığı kitaplarla tanınan Ronald Kessler “CIA Savaşta” (The CIA at War) adlı kitabında, CIA Direktörü George Tenet ve diğer üst düzey CIA yetkilileriyle yaptığı görüşmelere de yer verdi. “İslam’da, öteki dinlerde olduğu gibi ruhban sınıfı olmadığı için herhangi bir kişi kendini dini lider olarak adlandırabilir. Bu yüzden CIA, bazı din adamlarını para ile satın aldığı gibi, sahte dini liderler de çıkartır” diye yazmaktadır.

Bu sahte dini liderler, İslâm’ı bozma, değiştirme, Müslümanları şaşırtma faaliyetlerinde ABD’nin CIA’sının, İsrail’in MOSSAD’ının, yani sahiplerinin emirlerini yerine getirirler. Said Nursi ve Pennsylvania’da ikamet eden CİA devşirmesi, Türklerin İslam anlayışını bir kenara bırakıp, İslam’ın sınırlarını dün İngiltere’nin, bu gün CIA ve MOSSAD’ın belirlediği bir çizgiye sürüklemeye çalışan, Kuran’ın “şeytanın evliyaları” ve “sağdan yanaşan şeytanlar” diye mahkûm ettiği, emperyalist çıkarları gölgeleyen, yabancı güçlerin etkinliğini örtenlere örnektirler.

Sayın Oğuz; İşte bu “şeytanın evliyalığına”, soyunmuş olanların, “cübbe öpücülüğünü” yapanlar, asla müşirlikten daha üst bir seviyeye asla layık olamazlar.

Siz bir müşriksiniz çünkü. “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk..!” yani Hac ibadeti yerine getirilirken kullanılan ve “Buyur Rabbim! Senin emrine geldim buyur!“ anlamına gelen “telviyeyi” dejenere ederek, Said Nursi için, kullandınız. “İbadette bid’at” yoluna saptınız. Bilindiği gibi “İbadette bid’at”, “Hz. Muhammedin ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır.”

Hz. Muhammed’in: “Dinimizde olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur (dince reddedilmiş, dışarı atılmıştır). Her bidat dalalettir(sapkınlıktır) hadisini yok saydınız. Yalnız bununla da kalmadınız. “İnananlardansanız şeyhe – Şıh’a, tekkeye – zaviyeye ihtiyacınız yok; İnananlara “Kuran” yeter. Şüphesiz ki Allah size şah damarınızdan yakındır” ( 50 / Kaf /16), “…Allah’ın yol ve yönteminde değişme asla bulamazsın! Allah’ın yol ve yönteminde döneklik de bulamazsın!” (35/ Fatır / 43)” ayetlerini de bilmezden gelerek sonu şirke varan bir yola yöneldiniz.

Sayın Oğuz; Bu konuyu kısa kesmek adına size binlerce örnekten yalnız bir kaçını vereceğim.

Said Nursi,

1- ”Nurların doğrudan doğruya Kur’an ı Kerim’in feyzinden tereşşuh ettiğini”,

2- “Kur’ân’ın gizli gerçekleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! …Peygamber devrinde Kur’an’ın vahiy suretiyle inmesi gibi, her asırda, Kur’an’ın arştaki yerinden ve manevi mucizesinden feyiz ve ilham yoluyla onun gizli gerçekleri ve gerçeklerinin kesin delilleri indiğini”,

3- “Risale-i Nur denilen otuz üç adet Söz, otuz üç adet Mektub, otuzbir aded Lem’alar, bu zamanda, Kur’ân’daki âyetlerin âyetleridir. Yani onun gerçeklerinin göstergeleridir. Onun hak ve hakikat olduğunun kesin delilidir. Kur’ân âyetlerinde yer alan inançla ilgili gerçeklerin gayet kuvvetli belgeleridir”( Emirdağ Lahikası-sözler)
iddiaları sizce ne anlam taşıyor?

Biz bu hurafelerin;

1-
“Kendi sözlerini, Kur’an’ın Arş’taki yerinden alınmış göstermektedir. Hâlbuki Bakara suresinde “Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra “bu Allah katındandır” derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 2/79)denilmektedir.

2- Bu sözleriyle Said Kürdi, “peygamberlik iddiasındadır.(İlahi mesajlar ancak peygamberlere iner, siz “Isparta ilim şehri olmalı” diye ilahi bir mesaj aldığınızı da söylüyorsunuz. Korkarım, şakirdi olduğunuz Said i Kürdi gibi “peygamber” olduğunuzu da iddia ve ilan edeceksiniz) Kur’an’da açıklanmamış gerçeklerin kendine indirildiğini söylemesi ise kendi kitabının(Risalelerin) Kur’an’dan daha önemli olduğunu ileri sürmektedir.

3- Said Kürdiye göre, Kur’an nasıl Tevrat ve İncili tasdik eden bir kitapsa, Risale-i Nur da Kur’an’ı tasdik eden bir kitaptır. Bu sebeple Risale-i Nur’un ayetleri, Kur’ân âyetlerinin delili olmuştur.

Sayın Oğuz; yüzlerce örnek var. Burada tümünü saymaya kalkışırsak, bir kitap çıkar ortaya. Ama şunu açık ve kesin olarak söyleyebiliriz ki, Said Kürdi, Kuranda yazılı ve Hz. Muhammedin tebliğ ettiği İslam’ı değil, kaynağını Muaviye ve Yezidi’den alan, sınırlarını dün İngiltere’nin, bu gün “Büyük Ortadoğu projesinin” kurnaz ve alçak mimarlarının çizdiği Haçlı lığa zarar vermekten men edilmiş bir dini temsil etmektedir. Ve bu din bizim halkımızın katıksız inandığı “İslamiyet” değildir.

Sayın Oğuz; Siz, Devletin Makamını da kullanarak, Said Kürdiyi, Risale-i nuru ve şakirtlerini kutsallaştırma ve kahramanlaştırmakla, Allaha “şirk” koştunuz. Kuran, sizin gibiler için, Nisâ Sûresinin 116 . Ayetinde “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.“ Bakara Sûresinin 81 . Ayetinde “……şirke düşmüş olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır” demektedir.

Sayın Oğuz; Said Kürdi, Hz.Ali ve diğer değerli olanlarla canlıymış gibi görüş alışverişinde bulunduğunu, Kıyameti ve öleceği saati bildiğini, İlm-i Ledün verildiğini, Peygamberimiz tarafından da İLİMLENDİRİLDİĞİNİ, Hz. Ebubekir’in bir hutbesinde Risale isimli eserin 29.SÖZ isimli makaleyi okuduğunu, Kur’an’ın 33 ayetinde Said Nursi’nin kendisine İŞARET edildiğini, ileri sürendir. Siz, kitaba değil, kitabına uydurarak Said Kürdiyi aklamaya çalışıyorsunuz. Bu gidişle, korkarım şeytanı bile temize çıkarıp onu cennet mekan ilan edeceksiniz!

Son olarak, ZÜMER suresi 3. Ayette “Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını evliya edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz“ denilmektedir. Kuran’ın bu görkemli uyarısı “şirk dininin ilahlarınca” unutturulmaya çalışılıyor. Siz yaptığınız çalışmalarla şirk dininin çıkardığı hıyanet yangınına “odun taşıyıcılığı” yapıyorsunuz. Dinimizin gerçekleri yerine “şirk dininin” hizmetkârlığını yaparak halkımızı adeta afyonla uyuşturulmasına katkı koymaktasınız.

Yukarıda verdiğim örneklerden de anlaşılacağı gibi Kuran; ortalıkta din adamı, hacı ve hoca diye gezinen ve SADECE Allah’a özgülenmesi gereken dini, cahili hurafeler ve şeytani öğretiler ile karıştırarak şirk dinine çeviren tipleri mahkûm ediyor.

Bu eylemlerinizin inananlar arasında ayrışmalara ve derin uçurumlara neden olduğunuzun ya farkında değilsiniz, ya da gerçekten “dalalet” içindesiniz.

Sayın Oğuz; Müslümanları bölmek için şeytanın bile aklını zorlayacak oyunlar yalnızca ülkemizde değil, İslam coğrafyasını egemenliği ve denetimi altına almak isteyen emperyalist haydutlarca da sahneye sürülmektedir.

CIA’deki uzmanlar tarafından hazırlanan, Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) için çalışan Rand Corperation adlı düşünce kuruluşunca yayımlanan ve Smith Richardson Vakfı’nın finanse ettiği bir kitap yayımlandı. Kuran yerine, kutsal kitap olduğu iddia edilen “Gerçek Furkan” adlı bu kitap, geçtiğimiz yıllarda piyasaya sürüldü. Kitabın içeriği incelendiğinde “tahrif edilmiş” bir kuran la karşılaşıyoruz. İşte bu CIA tarafından piyasaya sürülen sahte kuran, ne kadar, ”Kur’an ı Kerim’in feyzinden tereşşuh” etmişse, Said Kürdi’nin Risaleleri de. Kur’an ı Kerim’in feyzinden o kadar tereşşuh etmiştir.

Sayın Oğuz; Devletin size verdiği, Valilik makamını da kullanarak, Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı ile ortaklaşa “Isparta Kahramanları Sempozyumu”nu düzenlediğiniz günlerde, önceleri ağlamaktan sorumlu, bu günlerde de bölücü başı Apo’yu ve yandaşlarını aklamaktan sorumlu bir bakanımız, “Öcalan lisede öğrenci iken dindar ve namaz kılan biri. Cemaat toplantısına gitseydi Nurcu olurdu. Ama bir arkadaşının hatası, onun başka yollara sapmasını sağlamış. Onu komünist, solcu yapmış. Sonra da Kürtlüğe güya evrimleşmiş” diye ortaya çıktı.

Son günlerde, BDP’nin Diyarbakır ve Van’da düzenlediği yürüyüşlere Kuran taşıyan “mele”ler öncülük etmeye, katılımcıların çoğunluğu ise Apo posterlerinin yanı sıra Said Nursi posterleri taşımaya başladı.

Aynı tarihlerde devletin üst makamlarını işgal eden hükümet memurları “İmralı Katilinin ne kadar “dindar” olduğunu kanıtlama yarışına girdiler. Bu arada Başbakan “İmralı ile görüşmelerde bir hayli yol alındığını” TV programlarında açıklarken, MİT Müsteşarı Hakan FİDAN İmralı’daki katilin lüks konutunda, 2 gün misafir kalarak cani ile gülüş – oynaş BOP’un “Kürdistan” projesinin yol haritasını çiziyordu.

Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan’ın ise, “Sistem ağabeyimi daha önce Ermeni yaptı, Zerdüşt yaptı şimdi de Nurcu yapmaya çalışıyor” diyerek yakınması medyada geniş yer buldu.

Siz Isparta da, yüce dinimizi değişime uğratıp emperyalizmin amacı doğrultusunda başkalaştırmaya ve İslam dünyasına pazarlamaya yeminli kuklalarla “sempozyum” yaptınız.

Benim aklıma takıldı Sayın Oğuz; Tüm bunlar yalnızca bir tesadüf mü, yoksa Başbakanın Eş başkanlığını yaptığı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesinin yaşama geçirilmesi operasyonunun bir parçası mıdır?

Birazcık tarih bilgisi olan herkes bilir ki biz bu senaryoyu daha önce yaşadık. Petrolün en yoğun bulunduğu Arap bölgelerini Osmanlıdan kopararak egemenlikleri altına almaya çalışan İngiltere, ajan Lawrence’i bu bölgede görevlendirmiş, Arapları Osmanlıya karşı ayaklandırarak amacına ulaşmıştı.

Aynı şekilde, Mondros Mütarekesi’nin ardından harekete geçen İngilizler, kendi kontrollerinde bir Kürt devleti kurarak, Musul-Kerkük petrollerini ele geçirmek, işgallere karşı uyanan milli bilinci boğmak istiyorlardı. Bu amaçla, en tanınanları, yerel giysiler ve mükemmel bir Kürtçeyle ayrılıkçılığın nimetlerini yerel halka anlatan Binbaşı Edward Noel olmak üzere, askeri ve siyasi temsilci adı altında yüzlerce ajanı bölgeye gönderdiler. Bu hain plan kısa sürede ürünlerini vermeye başladı. Ajanlar bölgedeki kullanılmaya elverişli işbirlikçiler aracılığı ile görevlerini kolaylıkla başarmışlardı.

Sayın Oğuz; O dönemde işte bu kullanılmaya elverişli işbirlikçilere İngiliz ajanların kurdurduğu, ne denli inkâr edilse de Said Kürdi’nin aktif kurucu üye olarak yer aldığı “Kürdistan Teali Cemiyeti’nin önemli isimlerinden biri de Bedirhan Ağa’nın oğlu Emin Ali Bedirhan’dı. Emin Ali Bedirhan’ın işbirliği yaptığı emperyalist İngiltere’nin temsilcisi Webb, 19 Ocak 1919′da Hariciye Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald Graham’a gönderdiği mektupta şunları yazıyordu:

“Görünürde memleketi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerini tayin ediyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz; polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işledikleri suçlara aldırmaksızın serbest bırakıyoruz…”

Görüyor ve biliyoruz ki bu gün Anadolu da, o dönemde görevleri “askeri ve siyasi temsilci”, günümüzde ise “uzman” olan binlerce ajan, Edward Noel’ler, Lawrence’lar cirit atıyor.

İngiltere’nin temsilcisi Webb’ in mektubunda sözünü ettiği valilerden biri de Elazığ Valisi Ali Galip’tir. Ali Galip, Milli Mücadelenin isyan ateşinin yakıldığı, Sivas Kongresi’nin Kürt kuvvetlerinin yardımıyla engellenmesi için, Sivas Valiliği’ne atanmıştı.

Sayın Oğuz; Amiral Webb’ in mektubunda belirttiği gelişmeleri bugün yeniden yaşıyor Türkiye. Görünürde ülkemiz işgal altıda değil, ama valilerin, yargıçların, rektörlerin, müdürlerin atanmaları ya da görevden alınmalarına Emperyalizm ve ona hizmet etmeye ant içmiş işbirlikçiler karar veriyor. Katil Apo’nun meclise teşrif etmesi için hazırlıklar neredeyse tamam. ABD’ye karşı küçük de olsa direniş gösteren aydınlar, PKK ya karşı mücadele veren komutanlar yıllardır zindanlarda, ama ülkeye ihanet edenler, devleti fenerle soyanlar itibarlı ve kendilerine üst makamlar verilerek ödüllendiriliyor.

Sayın Oğuz; Emperyalizm ve ona hizmet etmeye ant içmiş işbirlikçi düzenbazlar ordusunun marifetleri bu kadar da değil. Gerçek kahramanları “hain”, hainleri ise “kahraman” olarak sunuyorlar halkımıza. Bunlar, yurttaşlarımızı “Bizden olanlar ve olmayanlar” olarak ikiye böldüler. Ya bizim “tasmamızı” takarsınız !, ya da “kelepçe” size takılır!. Kelepçe demişsek, yalnız bileğe takılan kelepçe değil elbette. Yaşam alanlarınız kuşatılır, işiniz, aşınız elinizden alınır, çocuklarınız sefil edilir. Size tam da bu sırada “tasma” bir lütufmuş gibi sunulur. “Tasma”yı takarsanız, iktidarın tüm nimetleri servis edilir size. Görünen o ki Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ezici bir çoğunluğu, tüm dayatmalara karşın, onurlarına sahip çıkarak “tasma” yerine, o kelepçeleri kırma yolunu seçtiler.

Sayın Oğuz; İşte bu kahramanlaştırılanlardan biri de, yaşamını Emperyalizmin denetiminde “Kürt İslam Devleti” kurmaya adamış Said Kürdi’dir. Ne denli inkâr edilirse edilsin, hangi ambalajla sunulursa sunulsun, Said Kürdi “Kürtçü”dür. Bunu ben söylemiyorum. Kendisi ısrarla yazıp söylüyor. Belgelerle sunalım size.

“Kürt Said” namıyla tanınan Bediüzzeman Said-i Nursî el- Kûrdî, yaşamı boyunca, Kürt davası güden hemen tüm yapılanmaların içerisinde aktif olarak yer almış, siyasal, kültürel ve yardım faaliyetleri yürütmüştür.

1.
Said Kürdi, Sultan Mehmet Reşat’ın yayımlanmayan ve resmi olmayan bir fermanıyla kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın aktif görevlileri arasındadır. Bu görevi sırasında, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde “Kürtçülük” çalışmalarını yürütmüştür.

2. Kıbrıs doğumlu bir İngiliz ajanı olan ve 31 Mart gerici ayaklanmasının tertipleyicisi olarak anılan Derviş Vahdeti, İttihad-ı Muhammediye örgütünün ve onun yayın organı gerici Volkan Gazetesinin kurucusudur. İttihad-ı Muhammediye örgütleri ve Volkan Gazetesi İngiliz finansmanı ve desteği ile kurulmuştur. Derviş Vahdeti’nin en yakın yoldaşı olan Said-i Kürdi, İttihad-ı Muhammediye örgütünün kurucularından ve Volkan Gazetesinin yazarıdır. Bu yazılarında onlarca örnekten yalnız birini alalım. (Anlaşılabilmesi için günümüz Türkçesi ile)

‘‘…Kürtler’ in aralarında var olan anlaşmazlıklarından dolayı kaybolmuş bulunan büyük güçlerinden faydalanmak için milli; birlikleriyle kamuoylarını meydana çıkartmak ve eğitimle o düşünceleri geliştirmek gerekir. …Kürdistan’a yeni bir eğitim sistemi getirebilmenin tek bir çaresi vardır: …Üç adet okulun açılması ve bunlardan çıkacak olan Kürt bilginlerin yeniden canlandırılacak medreselerde Kürtlere yeteneklerine göre ilim öğretmeleri’’ (Ertuğrul Düzdağ- ‘‘Volkan Gazetesi’’ İz Yayıncılık s.408)

3. 13 Nisan’daki ayaklanmayı(31 Mart 1909 ayaklanması) bastırmak için İstanbul’a giren Hareket Ordusu Volkan’ı isyanın kışkırtıcısı saymış, İzmir’e kaçan Vahdetî İstanbul’a getirilip Eminönü’nde asılmış, Said-i Nursî de sürgüne yollanmıştı. İşte Said Kürdi, 31 Mart Vakası nedeniyle Örfî İdare Mahkemesi’nde yaptığı savunmayı kitabında şöyle anlatır. “İstediğim nokta, Kürtlük namus ve haysiyetini muhafazâdır… Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim ama Kürtlük’e leke vurmamak için irade-i padişâhı ile maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim.” (Bediuzzeman Said-i Nursî, Lem’âlar, s. 22 ve s. 29)

4. Said Nursi II. Meşrutiyet sonrasında kurulan “Kürt Teavvün ve Terakki” cemiyetinin kurucularından ve aynı adla yayımlanan “Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi’nin yanı sıra “Kürdistan ve Şark” dergisinin en başta gelen yazarıdır Said Nursî’nin bu gazetelerde de Kürtçülüğü destekleyen yazıları çıkar. Kürd Teavün ve Terakki Gazetesinin ilk sayısında yazının başlığı bile iddialarımızı kanıtlar niteliktedir. “Lisânımız Kürtçe -Bediüzzaman Said-i Kürdî’nin Nasâyihi”, Şark ve Kürdistan gazetesi”nin ilk sayısındaki yazısının başlığı ise şöyledir. “Kürtler yine muhtaçtır” Said-i Nursi (2 Aralık 1908). Bu yazının içeriğinden de bir alıntı yapalım. “Ey geli Kürdan, ittifaqe quwwet, ittihade de heyat, di biratiye de se’adet, hukûmete de selamet heye…” Yani “ey Kürt halkı ittifakta kuvvet, ittihatta hayat, uhuvette saadet, itaa-yı hükümette selamet vardır.”

“Lisânımız Kürtçe -Bediüzzaman Said-i Kürdî’nin Nasâyihi”
yazısında ise şöyle diyor. "Ey Kürt Halkı! İttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet, hükümette selamet vardır. İttihad bağını ve muhabbet şeritini kavî tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsın. İyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim: Biliniz ki; üç cevherimiz vardır, bizden muhafazalarını isterler: Birincisi: İslamiyet’tir ki, binlerce şehidin kanları paha (ve bedel) olmuştur. İkincisi: İnsaniyettir, halkın nazarında akli hizmetle yiğitliğimizi ve insanlığımızı bütün dünyaya göstermemiz lazımdır. Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yaşıyorlar. Kendine yetebilen, milliyetini muhafaza ederek onların ruhunu kabirlerinde şad eder."

“Kürt Teavvün ve Terakki”
gazetesinde bir başka yazısında ise Said Nursi “Ben yedi cemiyete bağlıyım. En başta Kürdüm. Bu kutsal isme bağlıyım” diye yazıyordu.

5. Kürdistan Teali Cemiyeti 17 Kanun-i Evvel 1334 (17 Aralık 1918)’ de kurulmuştur. Kuruluş amacı bağımsız bir Kürt devleti kurulmasıdır. Cemiyet üyeleri Seyyid Abdülkadir, Bedirhan, vd. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bu amaca yönelik çalışmalar sürdürmüşlerdir. Mütareke Dönemi’nde Seyyid Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan, Said-i Nursî ve Mehmet Şükrü Sekban, İstanbul’daki Amerikan, Fransız ve İngiliz komiserliklerini ziyaret ederek örgütün amacı hakkında görüşmeler yapmışlardı.

İstanbul’a gelen Amerikan Araştırma Heyeti’yle 4 Ağustos 1919 tarihinde Kürt istekleri doğrultusunda Seyyid Abdülkadir’in başkanlığında bir toplantı yapılır. Aralarında Said Kürdinin’de bulunduğu Kürt Teali Cemiyeti üyeleri harita üzerinde Kürdistan’ın sınırlarını belirterek denizlerde bir çıkışın bulunması gereğini anlatmışlardır. Amerikan Komiseri ise buna karşılık olarak, “Wilson Prensipleri’ne göre bunun mümkün olmayacağını zira Kürdistan’ın büyük bir kısmını içine alan bir “Ermenistan Cumhuriyeti kurulacağını” söylemesi üzerine Said-i Nursî: “Kürdistan eğer deniz sahilinde olsaydı dretnotlarınızla belki bu kararı tatbik edebilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına dretnotlarınız çıkamaz, bu kararınızda tatbik edilemez” diyerek, Kürdistan sınırlarının denizden bir çıkışının olmamasına itirazlarını dile getirir.

6. Said-i Kurdî’nin üyesi bulunduğu ve çalışmalarında yer aldığı bir başka Kürt örgütü ise, 1910’da kurulan Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti (Kürt Eğitim- Öğretimi Yayma Derneği’dir. Said-i Kurdî, 13. sırada derneğin kurucu üyelerindendir. Bedirhanzade Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kamil Bey, , Dr.Abdullah Cevdet’in de kurucuları arasında yer aldığı bu cemiyetin kuruluşu “Jin dergisinin 7. Sayısında” şu şekilde duyurulmuştu:

“Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyolojisine ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürtler arasında çağdaş bilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir bilim derneğinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.” Cemiyet tarafından İstanbul’da bir okul açılarak müdürlüğüne Kürdizade Ahmet Ramiz getirilir.

7. 1923’te Seyit Abdulkadir, Hesenanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve aileleri tarafından Kürt Bağımsızlık Komitesi adıyla kurulan gizli(illegal) komite, Cumhuriyetle birlikte kapatılan, amacı Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamak olan Kürt Teali Cemiyetinin devamı niteliğindedir. Komiteye Yusuf Ziya aracılığı ile Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi de alınmıştı. Örgütün ilk kongresi1924′te yapıldı. Kongreden iki önemli karar çıktı:

a)
Kürdistan’da genel bir ayaklanma başlatılacak ve bunu bağımsızlık ilanı izleyecekti. Ayaklanma bütün ayrıntılarıyla planlanacak ve bu iş uzun zaman alacağından, katılanlar, kendilerinden beklenen görevlerle ilgili olarak tam bilgilendirilecekti.

a) Harekete gerekli dış destek, İngiliz, Fransız ve Ruslardan sağlanmaya çalışılacaktı. Bu amaçları gerçekleştirmek için yapılan çalışmaları, Genç eski milletvekili Hamdi Bey, İçişleri Bakanlığına 24 Eylül 1924 tarihli şifreli yazı ile bildirmiştir. Yazıda, Said Kürdi ile ilgili bölüm ise şöyledir.

“Molla Said’i Kürdi diye bilinen kişi İstanbul’da bulunan Kürt Cemiyeti’nce kararlaştırıldığı üzere Kürdistan adıyla özerk bir devlet kurmak için Erzurum’a gelerek Varto Aşiret Reisi Miralay Kürt Halit Bey’le, sonra da Oğnut bucağından geçerken Aşiret Reisi Binbaşı Baba ile görüşerek…” (Mumcu, Uğur, Kürt-İslam Ayaklanması (1919-1925), Tekin Yayınevi, İkinci Baskı, Ankara-1991)

8. Biz Kürtler size nisbeten çocuk hükmündeyiz. Divani Harbi Örfide “Fahr olmasın biz ki Kürdüz”, “Özgür bir Kürdistan’ın tohumunu ben ekiyorum, onu geliştirip büyütün” diyen Said Kürdi’nin Kürtçü olduğu ile ilgili onlarca belge var. Tümünü buraya almamızın olanaksızlığı nedeniyle, “İstanbul’a Veda name”sinin sonunda söylediği bir sözü ile bitirelim: “Şayet büyük sorumluluklar, ulvi gayeler ve hadiselerin yarın ne getireceği düşünülmeseydi, nefsimin isteklerine kavuşmasına yol verirdim. Bu, benim çocukluktan beri izlediğim yol ve ulaşmak istediğim gayemdir. Bazı şeyler de var ki gizliyorum; şayet onları da söylersem, barış için bir yer bırakmamış olurum.”

Sayın Oğuz; Kurtların kuzu postlarından soyunduğu Batı’nın Sevr rüyasını değişik maskelerle sık sık sahneye sürdüğü bu günlerde, yaşamı süresince bağımsız bir “Kürt-İslam devleti” mücadelesi vermiş, bunu yazı ve eylemleri ile ortaya koymuş birini “Kahraman” olarak sunmanız, onun müritlerini “Isparta’nın Kahramanları” olarak alkışlamanız, ne cumhuriyetle, ne de tarihle bağdaşmadı. Yani, “Mızrak Çuvala sığmadı.” Tarihin kaydettiği bu dalaletinizi, katıksız inanan Müslümanlar ve soylu Türk halkı asla bağışlamayacaklardır.

Halk kahramanları ile ilgili bazı kurallar vardır. Çağımızda kahramanlık, sömürüye karşı emeği, işgalciye karşı vatanı, emperyalizme karşı bağımsızlığı savunmayı gerektirir. Bizim kahramanlarımız, haksızlığın karşısında, halkın ve haklının yanındadır, insanın insanı sömürmesine karşıdır. Birlikten, dirlikten, dirilikten bağımsızlıktan yanadır, vatan savunmasını namusu olarak bilir. İşgale işgalciye meydan okur. Bizim kahramanlarımız Pir Sultanlardır, Şeyh Bedrettinlerdir, Mustafa Kemaller, Deniz Gezmişlerdir. Ve bu toprakların altında kefensiz yatan şehitlerimizdir.

Ya sizin kahramanlarınız! Bu değerlerin hangisine sahip! İhanetin kahramanı olmaz Sayın Oğuz. Hele ihanet edenlerden kahraman hiç mi, hiç olmaz! Sizin kahramanlarınız, emeğin karşısında, sömürünün yanındadır, İşgalciyle işbirliği yapan, haklının değil, güçlünün yanında duranlardır. Sizin Kahramanlarınız ya faşist diktatörlerdir ya da eli kanlı tetikçilerdir, 6. Filoyu kıble alanlardır, ABD’nin yeminli hizmetkârları olan zübüklerdir.

Sizin kahramanlarınız, Hızır Paşalar, Vahdettinler, Elazığ Valisi Ali Galipler, Şeyh Saitler, İzmir Valisi İzzet Paşalar, Ali Kemaller, Damat Feritler, İskilipli Atıf’lar, Katil Öcalanlar, Kürd Saidler’dir. Boşuna uğraşmayın Sayın Oğuz; Lawrence’lerin, Edward Noel’lerin yarattığı hainlerden “kahraman” çıkmaz! Onları arıyorsanız, bu güne, Isparta’ya değil, tarihin, karanlık dehlizlerindeki çöplüğüne iyi bakınız! Kullanılıp atılmış binlercesi o çöplükte yerlerini aldılar.

Onların, yani Lawrence’lerin, Edward Noel’lerin yarattığı ve sizin, yalan “kahramanlık!” öyküleri ile meşrulaştırdığınız hainlerin ihaneti, kuşkusuz büyük ve onarılması güç yıkımlara neden olabilir. Ama unutmayın! Tarih, büyük ulusların, hainlere kalıcı yenilgisini kaydetmemiştir, kaydetmeyecektir!

Sayın Oğuz; MÖ 280’li yıllarda Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus ne pahasına olursa olsun Roma’yı almak üzere, 50 filin desteklediği büyük bir ordu ile Roma üzerine yürür.

Kral Pirus savaşı kazanır, ama üç beş çapulcu asker dışında tüm ordusunu da kaybetmiştir. Pirus’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında, yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır.

İşte size şimdi zafermiş gibi gelen son 10 yıllık iktidar, kendi ile birlikte, sizin gibileri de hezimete uğrattı, ama farkında değilsiniz. Siz PİRUS zaferi kazandınız Sayın Oğuz. Siz bu zaferin sarhoşluğu ile belki göremiyorsunuz, ama kaybettiniz. Saldırdığınız değerlere çoktan yenildiniz.

Sayın Oğuz; Konu ile ilgili olarak sizi, dilediğiniz TV kanalında tartışmaya çağırıyorum. Halkın karşısında tartışalım ki, örtmeye çalıştığınız gerçekleri onlar da öğrensinler. Onlar da öğrensinler, hainlerin ve kahramanların kim olduğunu. Kimlerin, ne amaçla “hainden kahraman yaratma” peşinde olduğunu.

Son söz, “Vatan savunmasında ara yol yoktur. Ya DİRENİŞ ya TESLİMİYET VE İHANET…”



Mahmut ÖZYÜREK, 5 Ocak 2013
ADD Isparta Şubesi önceki Başkanı



Isparta Valisi Sn. Memduh Oğuz'a Açık Mektup (1): :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/isparta-valisi-sn-memduh-oguz-a-acik-mektup-mahmut-ozyurek-t31888.html
Isparta Valisi Sn. Memduh Oğuz'a Açık Mektup (2): :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/isparta-valisi-memduh-oguz-a-acik-mektup-2-mahmut-ozyurek-t32960.html
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11997
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Mahmut ÖZYÜREK

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x