İYİLİK YAPARKEN, KÖTÜLÜK...

İYİLİK YAPARKEN, KÖTÜLÜK...

İletigönderen Feza Tiryaki » Çrş Şub 12, 2020 21:31

İYİLİK YAPARKEN, KÖTÜLÜK...

“İyilik yaparken kötülük bulmak”, başa çokça gelir. Bu nedenle, kimine iyilik yaramaz," denilir.

“İyilik bilmeyen adam, adam sayılır mı?” atalarımızın bu sorusu, hem kadın, hem erkek için sorulmuştur. Yapılan iyiliğe nankörlük edene, iyiliğin değerini bilmeyenlere söylenmiş.

İyilik, iyilik, nasıl iyilik? İyilik, göreceli bir söz. Bazen iyilik yapıyormuş sanırsın kendini, aslında kötülük yaparsın kişiye, topluma.

En çok da masallar bu vurguya dayanılarak anlatılır. İyilik özendirilir. “İyilik iki baştan olur.” Yapılan da yapan da iyidir. Masalların sonunda iyiler kazanır, kötüler cezalandırılır. Keloğlan masallarını andıran, o çok sevilen, izlenmeye doyulmayan Kemal Sunal filmleri de böyle değil midir? Orada, “iyi”, hep iyilik bulur. Şans, iyiye yardım eder. İşin sonu, mutlu sondur. Masallarımızdaki;

“Kırk katır mı kırk satır mı? sorusu da kötülere boşuna sorulmaz. Bu soru, toplumu uyarır. “Kötüler cezadan kurtulamaz.” algısı bilinç altımıza yerleştirilir. Duyana, “adalet” duygusu verir.

“İyilik eden iyilik bulur, kötülük eden kötülük bulur.” Bu sözün daha da özü, kısası; “İyilik et, iyilik bul.”

Ne güzeldir:

“İyilik eden iyilik görür.” yargısına gerçekten inanmak. “İyi biten her şey iyidir.”

Bu atasözümüz de şaşırtıcıdır:

“ İyi bir kadın, iyi bir koca yapar.” (Türk Atasözleri, 1987)

Ya bu söz?

“İyilik er kişinin kârı, kötülük her kişinin kârı.”

İyi, beğenilecek, yararlı şey. İyilik, başkasının yararına yapılan iş. İyilik eden iyilik buluyorsa, neden, kötüye bir şey olmaz deriz, kötüler çok yaşar deriz dertleşirken? “İyiler genç ölür,” yaygın bir inanıştır. Öyleyse, kötülerin yükselişi, her olaydan kolayca sıyrılmaları, kedi gibi, ayakları üstüne düşmeleri... nedendir? Bazı durumlara akıl sır ermez.

Ülkemizin o kadar önemli sorunları varken, hiç olmadığı kadar, şu günlerde ülkemiz tehlikedeyken, nasıl oluyor, kim yönlendiriyorsa, gözler birden bir olaya çevriliyor. Enerjimiz çalınıyor, gerçek yaşamdan, ülke sorunlarından koparılıyoruz.

Üç dört gün önce, böyle bir olayı köpürttüler. Nedir ne değildir tam anlaşılmadan tüm dikkatleri bir habere topladılar. Kıbrıs için yeni dolaplar dönüyormuş, bu iktidarın vaktiyle dediklerinin aynısını K.K.T.C’nin Cumhurbaşkanı yenice demiş, söylemde, amaçta fark olmadığına göre bu kızmalar kınamalar da rol icabıymış, Kıbrıs gitti gidermiş... Suriye’den şehitler geliyormuş... Tüm bunlar için böyle toplumsal tepki gösterilmedi, imza toplanmaya kalkışılmadı... Bizim Suriye’de ne işimiz var diye karşı çıkanların sesi bile fazla duyulmadı.

Hafta sonu, nereye baksak, dövülen kadını(?) kurtarırken, döveni öldüren gencin, haberi sarmıştı ortalığı. Televizyonlarda, ana haberlerde bu, gazeteler yazıyor, manşetlerde bu, sosyal iletişim buna kilitlenmiş, bir anda, öldüren için elli bin imza toplandığı söyleniyor, eli kalem tutanlar döktürüyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar... Önce, liseli dediler gence, sonra liseyi bitirmiş, üniversiteye hazırlanıyormuş, doktor olacakmış, dediler. “Bir kadın cinayetine engel olmuşmuş (?). Böyle bir genç, tutuklanır mıymış?”

“İyilik eden ceza alamaz, bu genç tutuksuz yargılansın, derhal serbest bırakılsın!”çığlıkları...

Durun, bir soluk alın, öyle yazın çizin, bir, olayı tam öğrenin, diyemeden, haber, aynı tempoda, aynı güncellikte sürüp gitti. Daha da sürecek gibi. Bu arada, kimse boş durmadı, ölen genç adamın babasının, 17 yaşındaki erkek kardeşinin konuşmaları sesli çekimle bilgi ağı ortamında yayınlandı. Olaydaki kadının ifade değiştirmesi, konuyla ilgili Konya Barosu başkanının dedikleri, olay hakkında soru sorulan yargıçların düşünceleri... Her yanda bu haber, haberin yeni ortaya sürülen eklentileri...

İşimiz gücümüz bitti, bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyoruz:

“Katil olan genç ceza alır mı almaz mı? Alırsa ne kadar alır? Hemen salınsın mı, salınmasın mı?

“İyiliğe, nereye gidiyorsun, demişler, kötülüğe, demiş."

Burada da durum aynı. Sonra, “Kaza geliyorum demez.” “ Kazaya rıza gerek.”

İlk anlatıldığında olay şöyleydi:

Bir genç, akşam eve dönüyormuş. Parkın yanından geçerken bağrışmalar duymuş. Bir kadın ağlıyormuş. Genç, yanlarına sapmış, kadını ağlatan adama, ayıp değil mi, demiş. Adam, sana ne, eşim o demiş. Gençle adam dövüşmüşler. O kargaşada nasıl olmuşsa olmuş, gencin cebinden çıkardığı bıçakla bıçakladığı adam ölmüş.

Burada bir şey daha ekleyelim. Olayda anlatılan park, bildiğiniz parklardan değil. ”Piri Reis Parkı” adı. Ama ne park? Küçük bir çayırlık, taşlı yol, etrafı açık, tek bir dikili ağacı yok, çiçek yok, tahtadan yerden yüksekçe, bir iki çardak görünüyor resimde. Kameriye, yeşillikli, süslü bahçe köşkü demek. O kadar doğadan koparılmışız ki, park- bahçe kavramı bile değişmiş. Onlar nasıl kameriye öyle?

Görgü tanığı “Meryem Ö.”, karşıdaki apartmandan, orası park gibi ağaçlıklı, çiçekli, çalılı bir alan olsaydı olayı nasıl görür de anlatırdı?

"O sırada evdeydim. Dışarıdan bağrışlar geliyordu. Dışarıya baktığımda kamelyada bulunan bir adam, sırt çantalı bir çocuğa hakaret ve küfürler ediyordu. Bunun üzerine genç çocuk olay yerinden uzaklaşmaya çalıştı. Kamelyadaki adam ise çocuğun peşinden gidip, küfürler etmeye devam etti. Çocuğa tekme ve tokatla saldırdı.''

Polisler, almışlar genci, olay yeri incelemesine götürüyorlar, olayın ilk yayınlanan resmi böyleydi. İmza kampanyalarındaki resim. Kara sakallı bir genç, yine sakalı uzamış bir polisin kolunda gidiyor. Saçları, özellikle çok bakımlı, yapılı.

Sosyal ağlarda da kıyamet koparılıyor:

“Kadir Şeker için adalet istiyoruz.” Kadir Şeker kavgaya karışan gencin adı. Ölen genç adamın adı, Özgür Duran, uğruna dövüşülen Ayşe Dırla.

Olayın büyük gazetelerde (yazılı basın) kısaca anlatılışı:

“Konya’da yaşayan Ayşe Dırla, 5 Şubat’ta 19 ayrı suçtan sabıkası olan sevgilisi Özgür Duran (32) tarafından parkta şiddete uğradığı sırada kütüphaneden evine giden 20 yaşındaki Kadir Şeker, olaya müdahale etti. Arbede sırasında Şeker’in çakısı saldırganın kalbine saplandı. Özgür Duran öldü, Kadir Şeker tutuklandı.”

Burada olaya yeni boyutlar katılıyor. Öldürülen adamla kadın sevgililer. Ölenin bıçağı yok, silahsız. Nasıl öğrenildiyse, kim ortalığa yaydıysa, doğru mu değil mi denmeden hemen kabul ediliyor, ölenin bir iki değil, 19 sabıkası var. Bilgi ağının silahşörleri küfürü basmışlar:

“Ölen şerefsizin zaten 19 sabıkası varmış “uyuşturucu pislik” gebermiş.”
Yani diyorlar ki sabıkası olan insan değildir, insan haklarından yararlanamaz, öldürülebilir.

Olayı Kadir Şeker’in anlatışı:

“Kadının ağlama sesine dayanamayıp yanlarına gittim. “Ayıp değil mi, gücün kadına mı yetiyor” dedim. Bu bıçağı masamda gördüğüm günlerde alırdım her zaman almazdım. Kadını ve adamı tanımıyordum. Kadının ağlama sesine ve adamın bağırmasına istinaden yardım amaçlı kadına karşı bir fiziksel eylem varsa aralamak için gitmiştim.”

“Şeker, ifadesinde tek amacının dövülen kadını kurtarmak olduğunu, öleninin (yeni moda gazeteciler böyle, Türkçeleri bu kadar) kendisine saldırması nedeniyle korkutmak amaçlı bıçağı çıkardığını ancak boğuşma sırasında olayın yaşandığını söyledi.” (Sözcü)

Tele1’den, Kadir’in ifadesinin daha ayrıntılısı:

“Yürüyüş yolumun üzerinde "bir erkek şahsın"(!), kamelyanın tahta direklerini yumruklayarak bağırdığını duydum. Benim karnım açtı bu nedenle eve gitmek istedim, yine de tereddütte kalıp kadının ağlama sesine dayanamayıp yanlarına gittim. Adama “Abi ne yapıyorsun!” dedim. Bana ‘S.. git başımdan … veledi” dedi. Ben “Ayıp değil mi, gücün kadına mı yetiyor” dedim. Bunun üzerine “Senin belân olur seni bulurum, karım değil mi lan sana ne! ” dedi. Bana bağırmaya ve küfürler etmeye devam etti. Bu hareketleri ve küfürlerine karşılık dayanamayıp şahsa doğru döndüm, iyice hırçınlaştı ve üstüme doğru koşmaya başladı.”

Buralar tüyler ürpertici. Karşılıklı konuşmaların seviyesine bakınız. Çekip gideceğine küfürlere dayanamıyor, en basit, en ilkel davranış biçimi. Anlatışı sürüyor:

“En son boğazıma yapıştı, ben geriye kaçmaya çalıştıkça boğazımı bırakmadı. Ciğerlerim acıdı, nefes alamadım. Cebimdeki bıçağa elim gitti. Bıçağı sağ elimle açtım. Geriye kaçmaya çalışırken, adam benim boğazımdan tutmaya devam etti. Geri giderken botumun topuğu takıldı. Yere sırt üstü düştüm, adam da yanıma doğru düştü. Tam olarak üstüme doğru düşmedi galiba öyle hatırlıyorum. Adam düşünce elimde acı hissettim. Kendimi yan taraftan çıkarttım ayağa kalktım, elimde ve bıçakta kan gördüm. Bıçağı kapatıp cebime koydum, oradan yürüyerek eve gittim, elimi tutmaktaydım. Geri dönüp bakmadım. Adamın ne halde olduğunu görmedim. Ben eve girince elimi saklayarak eve girdim. Üstümü değiştirip yatmaya çalıştığım esnada polisler geldi.”

Doktor olacak şahsın, bir cinayet işlediğindeki davranışı ibretlik. Kanı görüyor, bıçağını alıp oradan kaçıyor. Yardım etme, kanı durdurmaya çalışma, yardım isteme yok.

Kadına değil, kameriyeye vurma konusunda kadın da Kadir de aynı şeyi söylüyorlar:

“Tartışıyorduk, beni dövmüyordu. Oturduğumuz kameriyeye eliyle vuruyordu.”

Babanın anlatışını, DHA böyle vermiş:

"Kadir, olay yerine elinde bıçakla gelmiş. Tek darbe neden kalbine? Bacağına, karnına, koluna değil de neden kalbine?”

Özgür Duran'ın kardeşi Niyazi Duran’ın dedikleri, insanları bir sakin olmaya çağırma, ağızdan çıkanı kulakların da duyması : "Kimseyi geçmişi ile yargılayamayız. Ağabeyim ne yaptıysa kendine yaptı geçmişte. Kimseye bir şey yapmadı. Öyle bir şey yaptılar ki abime, utanmasalar mezardan çıkartıp hapse koyacaklar. Sonuç olarak bir can gitti (Sözünün burası dizi filmleri akla getiriyor, herkesin ağzında bu, “hayalleri vardı.” sözü). Kadir'in kendisi için hayalleri vardı. Ağabeyimin o hayalleri bile yoktu. Ağabeyimin tek hayali, beni futbolcu olarak görmekti. Acımızı bile yaşayamadık.”

Ayşe Hanım (Yüzü ısrarla saklanan hiçbir resmi ortaya düşürülmeyen), almış sazı eline, 10 Şubat’taki ifadesinde bakalım ne demiş?

“... Özgür’e hitaben “Kadını neden rahatsız ediyorsun” dedi. Özgür “Sana ne len o benim karım” diye yanıtladı. Şahıs (Kadir) tekrar “O zaman niye bu kadar ağlatıyorsun?” dedi. Özgür “Sana ne len sana mı soracağım” dedi. Bağrışma olduktan sonra ben aralarında herhangi bir arbede olmasın diye “Evet ablam benim eşim” dedim. Çocuk elindeki bıçağı hafif hafif Özgür’e gösteriyordu. Özgür bıçağı görünce biraz daha fazla sinirlendi. Bir anda birbirlerine sarıldılar daha sonra Özgür çalıların üzerine sırt üstü düştü. Çocuk da yanına… Bayıldığını sandım, elime kan gelince bıçaklandığını anladım.”

Bu sözlerden iki gün sonra DHA olayı yine başlığına almış:

“Kadir Şeker ile ilgili son dakika gelişmesi: Hayatını kurtardığı Ayşe D.'den inanılmaz ifadeler”

Ne biliyorsunuz kadının hayatını kurtardığını? İşte aynı kadın, yanıltmamış, bir anda başka telden çalmaya başlamış:

“Olay günü Özgür alkollüydü. Tartışıyorduk, beni dövmüyordu. Oturduğumuz kameriyeye eliyle vuruyordu. İsmini sonradan öğrendiğimiz Kadir yanımıza geldi. Beni dövdüğünü düşünmüş ama Özgür bana vurmuyordu. Özgür ile çok güzel günlerimiz oldu. Bir insanı geçmişiyle yargılamamak gerekir. 19 suç kaydı olması, bir insanı kötü yapmaz.”

Açıklamalardan şunlar da çıkıyor:

Evliyken, üç çocuğunu sevgilisi için terkeden bir anne. Yaşamından, yaptığından memnun, şiddet görse de pişmanlığı yok. Mayıs ayından beri, ölen kişiyle birlikteler, soyadları ayrı olduğuna göre resmen evli de değiller.

Dövülme olayı da yalanlanıyor:

“Olaydan sonra polis eşliğinde hastaneden darp raporu aldım. Ancak vücudumda herhangi bir darp söz konusu değil. Dayak yemiş olsam, Özgür bana vurmuş olsa, illaki darp izi olurdu.”

"Kadının fendi, erkeği yendi":

''Ben Özgür'le severek birlikte oldum. Onun için üç çocuğumu bıraktım. Bir süre Eskişehir'de yaşadık. Dört ay önce Konya'ya geldik. Olay günü Özgür alkollüydü. Evde kavga ettik. Evden çıkıp parka gittim. Tek başıma ağlıyordum. Özgür’e ‘Aramızdaki sorunu konuşup, halledelim’ dedim. Özgür yanıma geldi. Bağrışmaya başladık. Özgür kameriyeyi yumrukluyordu. O sıra yanımıza ismini sonradan öğrendiğim Kadir geldi. Muhtemelen bizim kavga ettiğimizi düşündü. Özgür'e “Neden bayanı rahatsız ediyorsun?” dedi. Özgür de “Biz birlikteyiz” diye yanıt verdi. “Nikahlı karın mı?” diye sordu. Ben de “Evet ablacım, o benim eşim sen git” dedim. Kadir'in elinde siyah renkli bıçak vardı. Elindeki bıçakla yanımıza geldi. Karşılıklı bir şeyler söylerken, aralarında boğuşma yaşandı.''

Delikanlıya bakın. Kavga edenleri sorguluyor, sanırsınız güvenlikçi, polis veya yeni moda bekçi:

“Neden bayanı rahatsız ediyorsun?” “Nikahlı karın mı?”

Bu sorular, yirmi yaşlarındaki üniversite sınavlarına hazırlanan bir gencin soruları olabilir mi? Yakışıyor mu? O derece mi gerilere gitti ülkemiz? Herkes, ahlak bekçisi mi kesildi memlekette?

Bir ilginç durum daha var. Ölenin babası ve erkek kardeşi Özgür Duran’ın birlikte yaşadığı kadından tek söz etmiyorlar. Aile fertlerini isim isim saydıktan sonra:

“Biz beş kişilik aileydik, Kadir Şeker, beş kişiyi öldürdü.” diyorlar.

Kadir Duran’ın arkadaşlarının sözleri de boşluğa uçuyor gerçekler duyulunca:

"Arkadaşımıza kefiliz: “Cennetin annenin ayakları altında olduğunu bilen biriydi.”

E... anne üç çocuğunu, kendisi, bilerek isteyerek terketmiş. Cenneti nereye koyacaksınız burada? Hemen dini, dinselliği mi kullanacaksınız?

Arkadaşları köpek örneği veriyorlar. Bir köpeğe kulübe yaptırmışmış... İnsan canıyla, köpeğe iyiliğin bir tutulması, elmayla armudu toplama. Bu da iyi.

Durun bakalım bir gerçekleri öğrenin, neler olmuş olayın raporları açıklansın, sonra konuşun, dindarlık taslayın. “ Babasına yardım ediyordu. O nedenle sınavı kazanamadı. Hedefleri için evden ayrıldı.”

Teyzesiyle kalıyormuş Konya’da. Hani, teyze ortaya çıkmamış! Yoksa teyzesi değil miymiş? Aile suskun, ortalığa bunca laf dökülmüşken çıt çıkmıyor onlardan.

Topluma sormalı;

Her gördüğün olaya neden karışacaksın? Çağdaş bir ülkede polis çağrılır bir kavgada dövüşte, kimse kimseye hesap soramaz.

Atalarımız bizleri uyarmışlar, ne güzel de yol göstermişler:

“İtle dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir.” Kimine iyilik yaramaz!” “Çek git yoluna!”, derler, sonra sorarlar böyle bir can gidince:

“Kabahat ölende mi, öldürende mi?”

“Ama o iyilik yapmak istemiş”, diyenleri de atalarımız yanıtlar:

“İyiliğe iyilik olsaydı kara öküze bıçak olmazdı.”

“Kitap okumayı çok severdi. Hapishaneye kitap getirtmiş.” diyenlere, işi buradan kurtarmaya çalışanlara da atalarımızın yanıtı hazır:

“İş, insanın aynasıdır.” “İnsan beşer, bazen şaşar.”

Bu olayın üstüne balıklama atlayanlara da şu söz uymaz mı?

“ Karga, mandayı babası hayrına bitlemez.”

Ya bir yazarın (İsrafil Kumbasar) şu yargısına ne demeli?

“Sokakta bir kadına şiddet uygulandığını görürseniz eğer
'Eline sağlık' deyip geçiniz.”


Şimdi bu karmaşık olaylar yumağından çıka çıka bu sonuç mu çıkıyor?

“Kadı, anlatışa göre fetva verir.”

Ya, Konya Baro başkanının yanlı sözlerini nereye koyalım?

“Konya Barosu Başkanı Aladağ, Kadir Şeker hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili DHA muhabirine açıklamalarda bulundu. "Kadir Şeker, tam anlamıyla kader mahkumu bir genç."

Cinayet aleti bıçak için dedikleri de insanı düşündürüyor. Meğer pek sevimliymiş o bıçak, çocukluk yıllarımızdan kalmaymış:

"Bizim çocukluk yıllarımızda da aşina olduğumuz, tahta saplı, içine doğru katlanabilen siyah bıçak. Akşam saatlerinde karanlık olan park içinden geçerken tedirgin olduğu için yanında taşıdığını söylüyor. Ancak bıçağın maktulün kalbine nasıl saplandığı belirsiz.”

Türkiye Sosyalizm Birliği adlı bir dernek de boş durmamış, gönüllü avukatı Kadir Şeker’in.

“Kadir Şeker'i in ifadesi ortaya çıktı: İyilik yaparken nasıl katil oldum?”

Burada işin çivisi çıkmış, atmışlar tutmuşlar:

“Kadını döven adam, gasp, hırsızlık, uyuşturucu madde ticareti, yağma ve yaralama dahil 19 suçtan sabıkalı biriydi. Kadir'i dövmeye başladı, Kadir kadının hayatını kurtarmak için adamla boğuşurken, adam kazayla öldü.”

Vardıkları yargı da pek çocukça:

“Bugün Kadir tutuklu. Eğer Kadir ceza alırsa, bir daha hiç kimse dayak yiyen bir kadını kurtarmak için araya girmeye cesaret edemez.” Bu da, olayı içselleştirmeniz için atılan yem:

“O kadın sizin anneniz, bacınız, kardeşiniz olabilirdi.”

Niye bizim annemiz bacımız, üç çocuğunu bırakıp, sabıkalı birine isteyerek kaçsın?

Niye dövülmeyi kendine yedirsin, buna izin versin?

Neden polisi çağıramasın, eğer dayak yediyse, kendi ayakları üstünde duran, boşanan, başka yere yerleşen böyle becerikli bir kadın?

Sosyal iletişimdeki bu ilgiyi, on binlerce kez bu haberin izlenmesine, binlerce yorum yazılmasına ne diyeceğiz?

Neredeyse, çoğunluk, eline sağlık, iyi ettin diyecekler öldürene.

Yılmaz Güney’in, bir yargıcı, bilerek isteyerek öldürmesini bizim entellerimiz hep görmezden gelirler. Adi bir katile, katil diyemezler. Burada da, cinayetteki bıçak bile sevimli gösterilmiş, çocukluk yıllarımızdan, bildik tanıdık bir modelmiş.

Biri, klavye başında kükremiş:

“Adama devlet madalya vermeli. Devlet koruyamamış vatandaş korumuş.”

“Perihan”hanım, daha da ileri gitmiş, işin içine anayı katmış:

“Olacak şeyler değil... Evladı serbest bırakın. Bu evlat, yüreklilik göstermiş. Ne mutlu onu doğuran anaya...”

Osman’dan, Osmanca yanıt:

“Bu gençten Allah razı olsun bir cani ölmüş diye kahraman genç cezalandırılmamali.”

Bir bakın gazetelere, herkesin bir fikri var bu konu üzerinde. Memleket üzerine bir soru sorun, “Ben bilmem eşim bilir” adlı izlencedeki gibi bir yanıt alırsınız. Ne demişti, sorulan bir soru üzerine, iktidarın bir zamanlar aday göstererek vekil yaptığı Fethullahçı Hakan Şükür; “Ben bilmem büyüklerim bilir.”

Tuttum ben de yazdım olayı görüyorsunuz. Yazmasam çatlayacaktım, bu kadar saçmalamaya kayıtsız kalamazdım. Yazının sonunda;

“Ummadığın taş baş yarar” deyip, olayı yargıya bırakalım. Durum tam da bu:

“Kaz kazla, daz dazla, kel tavuk horozla!”

Önemli konulara, ülkemizin gerçek sorunlarına dönelim, siyasette, aynanın arkasını görmeye çalışalım. Algı yönlendirenlerden, koyun gibi güdülmekten, çok geç olmadan kurtulmaya çalışalım!

Feza Tiryaki, 12 Şubat 2020
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 796
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x