“Kapıyı Biraz Aralık Bırak” (İrlandalı)

“Kapıyı Biraz Aralık Bırak” (İrlandalı)

İletigönderen Feza Tiryaki » Prş Oca 02, 2020 23:53

“Kapıyı Biraz Aralık Bırak” (İrlandalı)


Yeni yılda, önceden bir saat kadarlık kısmına baktığım, ancak konuya girdiğim 3,5 saatlik “İrlandalı” filmini, kaldığım yerden başlayarak sonuna kadar izledim.

Tanıtımında, orjinal diliyle, dilimizi - ayrı ayrı dinleyerek - kıyasladım. Öyle güzel çevirmişler ki dilimize, aslı Türkçe sanırsınız. Aslından daha güzel seslendirilmiş. Belki de bu tadı bize dilimizin güzelliği veriyor, çeviri, seslendirme sanatçılarının ustalığı da unutulmamalı. Türkçemiz için denilen Ziya Gökalp’ın bu dizeleri; dünyaya geldik gidiyoruz ülkemiz için hep geçerlidir:

“Güzel dil Türkçe bize / Başka dil gece bize”

Kaç dil bilirsen bil, Türkçemiz bir başka. “Bir başkadır benim memleketim” şarkısında olduğu gibi. Başka bir dil konuşmak zorunda kalmak, başka bir dilden uzun süre bir şeyler dinlemek, okumak, dilini bırakıp başka dillerin sıkıcılığında, yabanlığında boğulmak, Çin işkencesinden beter olmalı. Dilinden uzak bırakılmak, dinleme, derdini söyleme için insana başka bir dil dayatılması, insanlığın en büyük işkencesi sanırım. Uzun süre dilinden uzak kalmak da en acı gurbet, dilinden ayrı kalmak, ölümden beter...

İngilizceye tutsak edilmek istenilenler için bu sözlerim. Bir de Arapça dayatması, geliyorum diyor üstümüze...

Kişiler, konu, olayın geçtiği yerler, hep bize yabancı ama filmi Türkçe izlerken bu yabancılık ortadan kalkıyor. Dilimiz ortalığı yumuşatıyor.

Ünden, ünlüden yararlanma, algıları yönlendirmede bir araç küreselcilerde, kişi, bir ünlü gördü mü, onu tanıdıklarından sayıyor artık. Kendini benimseten ünlü, sonradan ne söylerse inanılıyor ona.

Amerikalılar iyi bir iş çevirmişler bu kırk yıllık oyuncularıyla, son film teknikleriyle. Algımızla iyi oynanıyor film boyunca, verilecek mesajlar da tek tek veriliyor, beyinler sersemletiliyor. Din sosu da, epeyce abartılı filmde, küresel çete işini savsaklamıyor, tek dinde, hristiyanlıkta başka nasıl buluşturacaklar insanları? Haçlı seferleri sürüyor...

Meryem’i, Mesih’i, bağışlayıcı “İsa Tanrıları” epey göz yaşartıyor...

Sonunda, eli kanlı insan kıyımcısı mafya babası; “ Meryem”e yönlendiriliyor kara giyimli genç bir papaz tarafından:

“Kutsal Meryem, biz günahkarlara yardım et!.. Amen!”
Yineletiyor bu dediklerini papaz, tetikçiye;

“Tanrım huzuruna geldik. Günahkar ve kederliyiz. Senin iyi ve merhametli olduğunu biliyoruz. İsteğimiz kendimizi senin gözünden görmemizi sağlamak...”

Filmdeki baş kahramanlar, argo deyişle ağır “ağbiler”; çıkar için, güç için, büyük güce emir komuta zinciriyle bağlı oldukları için, gözlerini kırpmadan insan öldürüyorlar, öldürtüyorlar.

“Bunu yukarı istedi” dediler mi, günah onlardan gidiyor.

Filmde araç bombalanması, oraya buraya bomba koymak, gelişigüzel ateş ederek kalabalık taramak, sırttan, bilerek isteyerek, tasarlayarak, birini kurşunlamak sıradan işler.

Oradaki dünyada kadının adı yok. Kadınlar figüran. Eğlence yerlerinde dans eden, erkekleri oyalayan, evlerde çocuk doğuran, büyüten - bakan, kocayla ara sıra arabada gezen, arada dansa giden, sigara içen, kocanın şartlarına uyan...

Başrolde bir kadın yok, kadınlar, kızlar arada gözüken süsler...

Bir tek, baş haydutun, konuyu aktaranın, ara ara konuşması verilenin, İrlandalı’nın bir kızı öne geçiriliyor. O da dilsiz gibi her olayda öyle boş boş bakıyor, yüzünü gösterip duruyor yönetmen.

Ölüm – öldürme sıradan bir olay filmde. Baştan sona anlatıcı rolündeki mafya elemanı, eli kanlı katil de, sizin bizim gibi sıradan biri gösteriliyor. Çıkar çatışmaları, para para para...

Çıkarı için tanıdığı- tanımadığı insanları öldürebilene insan denir mi? Bu filmde baş kahramanı yani “İrlandalı”yı üç buçuk saat izleyebildiğimize göre, tiksinip tükürerek ekranı karartmadığımıza göre, bu işi kotaranlar algı yönlendirmesini başarmışlar. “Dur bakalım n’olacak!” hesabı konuya kapılınıp gidiliyor.

Çok parayı bir kez tadan, ona doymuyor. Siyaset, sivil kuruluşlar – sendikalar- mafya ile iç içe. Halk ne duysa alkışlıyor. İnsanlar koyun gibi güdülüyor her nerede yaşarlarsa yaşasınlar.

Tabii altmışlı yılları da içine alarak yakın zamana kadar gelen bir Amerikan öyküsünde başkanları Kennedy’nin öldürülmesi olayı atlanır mı, en ortaya konulmaz mı, tekerlemedeki toy kuşu gibi. Tam da bu yapılmış. Televizyonlardan olayın verilişi, o dönem bizim dergilerimizin kapağından düşmeyen Bayan Kennedy’nin bildik – tanıdık resimleri, cenaze töreni, olayı duyan sıradan insanların yüzlerindeki acı, bayraklarının yarıya indirilişi, mafyanın bu olaya bakışı... Tüm bunlar tanıtımlarda da görülüyor.

Buyruk öyle verildi diye, bir robot gibi, en yakın arkadaşını arkadan vurma sahnesi, günümüzün özeti sayılabilir. Siyasette, özel yaşamlarımızda bizlere vuran vurana... Öldürücü kurşun, kimden, nereden, ne zaman gelecek kimse bilmiyor. Güvenen yanıyor. Güvenmezsen huzurun olmuyor... Öyle bir dünyadayız... Bize örnek gösterilen dünya. İstenilen, güven duygumuzu yitirmemiz.

Filmde, silahlar da tanıtılıyor. 45’likler çok gürültü yaparmış, 32’liğe “kadın silahı derlermiş. 38’likler yeterliymiş.

Suikastın öğretisi açık seçik veriliyor filmde. “Önceden tuvalete gitmek iyidir!” Bu, suikastçıyı rahatlatırmış.

Bıçakla saldırıya karşı da uyarıyorlar:

“Silahla saldırana karşı çık, saldır, bıçakla saldırandan ise kaç.” Yine Beyaz Saray’daki dinleme skandalı anlatılıyor filmde. Başkanın kardeşi avukat Boby Kennedy, mafyadaki Yahudiler, küfürlü konuşmalar. Birbirlerini uyarmaları:

“Başkanı mıhlayan adamlar sendika başkanını da mıhlar, bunu sen de biliyorsun.” Karşı çıkmalar tencere dibin kara, seninki benden kara hesabı:

“Cüret edemezler. Başıma istenmeyen bir şey gelirse işleri biter...”

“Bana bir şey yaparlarsa ben de bildiğimi yaparım.”

“Bildiğimi bilmedikleri şeyler biliyorum.”


Yaşlı mafya babasının, mafyanın simge yüzüğünü takarken başroldeki “İrlandalı” kimliğindeki oyuncuya söyledikleri:

“Dünyada bunu takan üç insan var. Biri İrlandalı, biri bende, biri sende. Seni güçlü yaptım. Ne kadar biliyor musun?.. Sen çocuğumsun. Sana kimse bulaşamaz, kimse!”

Bekleme, bekletme konusu da mafyaca işleniyor:

“ Hayatım boyunca on dakikadan fazla kimseyi beklemedim. Bekletmenin on dakikadan fazlası mesajdır. Bunu sadece mesaj vermek için yaparsın. Bana mesaj mı veriyorsun?”

Kalabalıkta yapılan bir suikastın ardından mafya yorumu:

“O çılgın piçin beş bin kişinin önünde... tek bir kişide bunu yapabilecek t..ak ve yürek vardı.

Yahudilere küfür ve benzetmeler sürerken, filmdeki şöyle bir karşılıklı konuşma ilgi çekiyor:

“Yahudi misin? Olmak ister misin?” “Mutlu yıllar sör.”

Bu soruya yanıt en küfürlü biçimde:

“S’.ktir git başımdan!”

“Fitz tam başbelası bir Yahudi’dir!”

Akıl almaz şekilde, vahşice insan bedeninin yok edilmesi gösteriliyor filmde. Ortalıkta gezinen akıl hastalarına öğretmenlik eder gibiler. Ağaç kıyma makinasında ölü bedeni parçalatmak, insan parçalarını havada uçuşurken göstermek; binanın su ısıtma kazanında, ateşte ölüyü yakarak cesedi yok etmek bunlardan birkaçı.

Mahkemelerde yeminlerin bini bir paraya:

“Gerçeği söyleyeceğinize Tanrı huzurunda yemin eder misiniz?” “Ederim.”

Orada, en çok Anayasal haklardan yararlanmak istiyor yeraltı dünyasının adamları:

“Anayasal hakkımdan faydalanmak istiyorum. Şayet mümkünse...” “Mümkün!”

Mafyanın adamları, hem yasaları dinlemiyorlar, yeri geldiğinde de, “Anayasal hakkımdan...” diyorlar. Buralar iyi kurgulanmış. Amerikan adaletine (!) övgü inanılmaz:

“Bu ulusun ruhu kutsal adalet ruhuna dayanmaktadır. Adalet size de uygulanacaktır.”

İtalyan’ın “Tony” adıyla da, iyi dalga geçilmiş:

“Orada kimler olacak?Tony, Tony, Tony. Tony mi? İtalyanların hepsi Tony. Hangi Tony?”

Silahın adı, filmde; ‘kanka”. “ Kankan yanında mı?”

Filmin en acımasız, insanlık dışı cinayetinden sonra, tetikçiye denilen:

“ Kendimizi ona tercih ettim. S’ktir et!”


Vicdanlarını rahatlatmaları da bu derece kolay.

Küfürler her konuşmanın içinde. İtalyanlara edilen o çirkin “Saksocu” sözünü de ister istemez öğrenecek filmi izleyenler.

Çok sık edilen küfürlerden biri: “O’ospu çocuğu, o’ospunun çocuğu...”

Bir sahnede, tehlikeyi farkedenin bir anda uyanışı, güvendiği arkadaşına son sözleri:

“Gidelim buradan, hadi!”

“Dan dan!”

Bazen tehlikeyi anlarız ama işten geçer tıpkı filmdeki bu sahne gibi... Ölen, kendisini öldüren arkadaşına güvenmiştir.

Filmden, insanlara, güvensizliği aşılayan bir söz daha:

“Üç kişi, ancak içlerinde ikisi öldüğünde sır saklayabilir.”

Film güvensizlik üzerine kurulu. İnsanlar kimseye güvenmesin!

Sonra, “Dünya kimseye kalmaz!” düşüncesi işleniyor. Esen - kükreyen, dağları devirdiğini sananları da aynı son bekler. Onların da, koltuk değneklerine, tekerlekli sandalyeye kadar düşmeleri, yaşlılık, hastalık:

“Nereye böyle?”

“Kiliseye gidiyorum. Gülme, göreceksin!”


Sonra anlatıcı olayı özetler:

“ Rassel (Russell) önce kiliseye gitti, sonra hastaneye, sonra ölüme gitti.”

Duası da hazır bir sonraki sahnede:

“Tanrının hikmetini bilecek... Sonsuza kadar sürsün... Amen”

İrlandalı’nın, iyice düşkünleşince, tabutçuya gitme sahnesi var, unutulmaz bir sahne:

“Tabutların kralları burada. Yakılacak mı, gömülecek mi? Kime alınacak?”

“Bana. Şu yeşil olanı...”

“Çok güzel, sana 7 bin 500 dolara patlar. Düz, altı (6 bin) yaparım. Sana uyar mı?” “Bana uyar.”

Bu sözler, acımasız katilin iç geçirmeleri:

“Yakılmak istemiyorum. Gömülmek daha iyi. Seni tabutla yere indirecekler... Henüz, son değildir, ölmüşsünüzdür ama son değildir...”

Bu film, acımasızca, milyonlarca dolarlık haksız servet edinenleri, hırsızları, dolandırıcıları anlatıyor. Onları kullananlar, en tepedekiler, milyarlara para demeyenler... Hepsinin günü geldiğinde ölüp gömüleceklerini görmek seyirciye iyi gelebilir. İzleyene; “Aaa... o kadar kötülüğü, hırsızlığı, dolandırıcılığı, toplum liderliğini, güç gösterisini bu adamlar boşuna yapmışlar, boşa onca kan dökmüşler, bakın sonunda yaşlandılar, hastalandılar, bizler gibi öldüler.” dedirtmek az iş mi?

Bu da günah çıkarma sahnesi. Papaz soruyor:

“ Yaptıkların için bir şey hissediyor musun?”

“Hissetmiyorum. Belki de sizinle konuştuğum için rahatımdır.”


Misyonerlik de sınır yok. Papaz her derde deva... Aklını kullanamayan kapanlarına girer.

“Aileler için vicdan azabı duymuyor musun?”

“Aileleri tanımıyordum.”

“Yeniden dua etmek ister misin?”

“Tanrım, huzuruna geldik...”

Bir Amerikan filmi olur da, Noel’in adı geçmez mi? Papaz giderken, “ Noel zamanından sonra yine geleceğim” diyor hasta yatağındaki İrlandalı’ya.

Onun da buna yanıtı epey düşündürücü:

“ Az kaldı. Ben burada olacağım. Giderken kapıyı biraz aralık bırakabilirsin!”

*
Kapılar aralık.

Her türlü kötülük giriyor yaşamımıza. Küresel güç, doyumsuz, planlarını tek tek yürürlüğe sokuyor. Bizler de boşuna çene yoruyoruz, tartışıyoruz yapılacak yıkımları, doğanın dengesinin bozulmasını, çıkartılan kavgaları, sınırlara saldırıları... Batı’nın, ülkemiz için güttüğü, yüzyıllık kötü emellerinin ortaya dökülmesine, bizimle, oyuncak gibi oynanmasına öylece bakıyoruz...

İnsanlarla böyle oynanıldığı sürece, o kapılar hep aralık kalacak.

Kötülerin yapacaklarını, sinsi küresel planları, hep korkuyla, endişeyle bekleyeceğiz.

Belli mi olur, belki de aklımızı başımıza alıp kötülüğün kapısını kapayıveririz.

Yeni yıl, 2020 yeni bir başlangıç olur bizlere...

Sürülükten çıkmak, birey olmak isteriz yeniden, aydınlığa koşarız, ülkemizin kuruluş yıllarındaki gibi...

Unuttuğumuz eski güzel yılları anımsar, gözden kaçırdığımız, ihmal ettiğimiz görevlerimize yeniden sarılırız...

“İrlandalı” kendisini terkeden ailesine, kızına karşı kendini şöyle savunuyordu filmde:

“Yaptığım sadece buydu: Sizi korumak.” Kızına soruyordu:

“Özür dilerim. Yaşananları telafi etmek için bir şey yapabilir miyim?”

Kimse özür dilemek zorunda kalmasın.

Ya kötülükleri yapma, ya da yaptığına kılıf uydurma.

Unutmayın:

Kapı aralık!”

Feza Tiryaki, 2 Ocak 2020
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 830
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Re: “Kapıyı Biraz Aralık Bırak” (İrlandalı)

İletigönderen Gönül Pınar Atacı » Pzr Oca 05, 2020 12:54

Çok değerli ve sevgili FEZA'ya Gönül'den özel ve öznel tebrikler, selamlar, saygılar, en iyi dilekler, bütün ailesi ve tüm öteki sevdiklerİ ve sevenleri ile birlikte sağlık ve esenlik, huzur ve güven, mut ve kut, utku ve umut dolu bir YENİ YIL ve NİCE YILLAR.
Kullanıcı küçük betizi
Gönül Pınar Atacı
Üye
Üye
 
İletiler: 863
Kayıt: Sal Ara 01, 2015 9:02

Re: “Kapıyı Biraz Aralık Bırak” (İrlandalı)

İletigönderen Feza Tiryaki » Pzt Oca 06, 2020 17:36

“Gönül kimi severse güzel odur.” demiş atalarımız. Yazı da, sözcüklerle gönülden gönüle gidilen bir yoldur.” Gönül bağlarız hiç görmediğimiz, bizden gönüllere, yurt sevgisinde buluşur, kırk yıllık dost gibi oluruz...”
Gönül Hanım, sağ olun, var olun, size de en iyi dileklerle iyi bir yıl dilerim. Güzel sözleriniz sizin güzelliğiniz...
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 830
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12


Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x