KAVRAMLAR GÖÇÜ (IV)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

KAVRAMLAR GÖÇÜ (IV)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Sal Ara 24, 2019 0:12

KAVRAMLAR GÖÇÜ (IV)
Soyarıtım (Eugénisme)
Darwinizmin genel olarak ‘bilimsellik’e kazandırdıklarına yeri geldikçe değineceğiz.
Ancak, eğretilmeli (métaphorique) olarak, nasıl başkalaşıma (métaphormose) uğratıldığına ilişkin örnekler arasından, aynı zamanda meteorolojinin kurucusu tarafından kurulan soyarıtım (eugénisme) kuramına bakalım.
Sosyal darwinizmin çok ileri götürülerek onun nasıl tam karşısına çıkarılmış olduğuna ilişkin bir örnek olması bakımından da öğretici olacak.
Özünde, doğabilimciliğin (naturalisme) doğrudan topluma uyarlanmasının bir biçimi olarak soyarıtımcılık, toplumsal ilerleme açısından bireysel yetkinliğe dayanmaktadır.
Yani ‘doğal düzen’de, bireyler yetkinlik ve yeteneklerine göre ‘varolma savaşımı’ verirken, aynı zamanda toplumu da ‘ileri’ götürebilirler.
Bu yaklaşım, örtük olarak bir ‘ideoloji’nin savunulması olup, yeri geldiğinde akıl ve izana da uygun olduğu ileri sürülebilmektedir.
Oysa sosyal darwinizm, yani darwinizmin topluma uyarlanmasının bir başka biçiminde, yani ‘doğal ayıklanma’nın topluma uyarlanmasının bir başka biçiminde, uygarlık açısından bir ‘sorun’ yaratabileceği de düşünülebilmektedir.
Meteorolojinin kurucusu sayılan, kâşif, coğrafyacı, genetikçi, antroplolog ve en önemlisi tabii istatistikçi (istatistiğin ne anlama geldiğini bilenler için diyelim), İngiliz Francis Galton (1822-1911) insan soyunun ‘doğal’ değil ama ‘yapay’ bir biçimde iyileştirilmesi üzerinde durmuş; ve insan genetiği ile oynanarak soyarıtım (öjenizm) ‘kuram’ının temellerini atmıştır.
Çünkü toplumdaki üreme hızına ilişkin istatsistikler, varsıllarda daha yavaş ama yoksullarda çok daha hızlı olduğunu göstermekteymiş.
Yoksulların aynı zamanda daha az yenetekli olduğu düşünüldüğüne göre, toplumun geleceğini kurtarmak için, bunların üremelerine müdahale etmek gerekmektedir.
Bunun için Devletin (ve o arada İstatistik Kurumunun istatistiği ‘Devlet bilimi’ olarak kullanması aracılığıyla) her bireyden bir veri depolaması ve onun biyolojik geçişkenliğine ilişkin kesin bilgileri gözönüne alarak bir ‘müdahale’ yöntemi geliştirmesi önerilmektedir.
Çünkü gelişmiş ülkelerde ve onların içinde eğitimli sınıflarda çok daha az çocuk yapılmakta, buna karşılık azgelişmiş ülkelerde (o yabanıl diyor tabi!) hem yoksul, hem cahil ve hem de alkolik sınıflar hızla çoğalmaktadır.
Darwin’in ‘doğal ayıklanma’ kuramı nasıl insan soyunun hayvanî dünyadan türemesini ortaya koymuşsa, bu gidişle, insan soyunun ‘soysuzlaşma’ya doğru yöneleceği de açıktır!
İşte, salt sıradan bir papaz değil ama, aynı zamanda, meteorolojinin kurucusu, kâşif, coğrafyacı, genetikçi, antroplolog ve en önemlisi tabii istatistikçi İngiliz Galton böyle düşünmekte, adına da ‘bilim’ dediği ‘soyarıtım’ savını ileri sürmektedir.
Galton, ‘toplumsal’ diyor ama o daha çok insan soyunun ‘biyolojik’ olarak bozulmasından korkuyor.
Aslında, Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde, yani kapitalizmin ‘rekabetçi’ aşamasında, bireylerin bir anlamda atomize olduğu dönemde diyelim, ‘bireysel rekabet’in göreli olarak bir anlamı vardı: yani bireyler yeteneklerine göre daha iyi bir ‘varolma savaşımı’ veriyorlardı.
Oysa, kapitalizmin emperyalizm aşamasında, daha çok uluslar arasında ve onların içindeki grupların ‘rekabeti’ sözkonusu olmaya başladı.
Böylece, soyarıtım araçları, ülkeler içindeki sınıf çelişkilerinin dışına taşınmış oluyordu. Çünkü ülke içinde, kimi sosyal-reformist örgütlenmeler sonucu, aşamalı da olsa, bir ‘uyum’ sağlanmış oluyordu.
Bağlılaşım katsayısını (coéfficient corrélation) bulan İngiliz matematikçi Karl Pearson bile, Marx ve Engels’in ünlü sözlerini anımsatan bir biçimde; “ Bu güçsüz ve zayıf varlıklar, aynı zamanda, gereksinme duydukları silahlara ulaşmak için yarım-parmaklık camları kırabilecek güçlere sahiptirler” diyordu.
Demek ki, özünde, gerek bir ülke içinde ve gerekse ülkeler arası durumda, aç ve yoksullarla ilgilenmek, onların konumlarına bir ‘çare’ üretmek, yani ‘siyaset yapmak’, ister biyolojist, ister matematikçi/istatistikçi, ister ‘ekonomist’ ve isterse ‘sosyoloğ’ olsun; ancak ve sadece biz ve onlar gibi bir ayırımdan hareketle, onlar dediklerinin sayı, katsayı, korelasyon ve regresyonları üzerine kafa yormaktadırlar.
Bu uğurda, örneğin, biyolojiden aldıkları kimi kavramları, matematik/istatistik formüllere dökerek ‘bilim’ yaptıklarını ileri sürmektedirler.
İşte, bu tür çabaları, ‘kavimler göçü’nden esinlenerek ‘kavramlar göçü’ diye adlandırıyoruz, ki daha çok örneğimiz olacak.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1103
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x