KAVRAMLAR GÖÇÜ (VI)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

KAVRAMLAR GÖÇÜ (VI)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Prş Ara 26, 2019 0:47

KAVRAMLAR GÖÇÜ (VI)
Algı ve altıncı duyu
Çoğu kez, “altıncı duyum beni yanıltmaz, şu şöyle olacak vallahi” türü tümceler kuranlarımız olur.
Bir de ‘algı’, ‘algı operasyonu’ türü çokbilmişlik örneklerimiz vardır.
Kuşkusuz burada bu terimlerin psikolojik, ontolojik ve patolojik çözümlemelerine girecek değiliz.
Ancak şu kadarını söyleyebiliriz: Düşünce ekolleri içinde Viyana Çevresi adıyla anılan bir ekol ve Einstein’i bile etkileyen bir fizikçi/filozof var; Ernst Mach (1838-1916).
Her ne kadar, Paris Komünü’nü destekleyen bu Alman/Avusturyalı ‘sosyal demokrat’ın ampirizmini, Lenin Matérialisme et empiriocriticisme başlıklı çalışmasında eleştirmişse de, biz onun Viyana Üniversitesi’nde kurduğu ‘tümevarımcı bilimler’ alanına değinmek istiyoruz.
Çünkü bu ‘tümevarımcı’ akılyürütme (ki, bilim sadece akılyürütme ile olabilse, araştırma/deneye ne gerek olurdu, değil mi ama?) hem ampiriktir ve hem de pozitivist.
Oysa, ileride görüleceği üzere bilim ‘soyutlama’sız, soyutlama da ‘tümdengelim’siz olmaz.
Şimdilik, her ne ise diyelim, ve bu altıncı duyunun nasıl bir şey olduğuna bakalım.
Aslında çok basit, beş duyumuz var ve bu beş duyu ile beş ayrı biçimde ‘algı’lıyoruz.
İşte, ‘altıncı duyu’ya, bu beş ‘duyu’yu, Mach ilkesi bağlamında, belli bir yönde bütünleştirip/yoğunlaştırarak ulaşıyormuşuz.
O zaman, bir başına ‘algı’ ve ‘algı operasyonu’ ancak ve sadece altıncı duyuya ulaşamayanlar için sözkonusudur diyeceğiz!
Ancak bu tür bir ‘bilim anlayışı’ ve ‘felsefe’ için, ‘doğa’dan ya da ‘toplum’dan çıkarılabilecek ne ‘yasa’ ve ne de ‘neden’lerin önemi var; varsa yoksa ‘duyum’larımız.
Ki daha sonra, bu ‘duyum’larımızı bir de ‘matematiksel/istatistiksel’ olarak formüle edebilirsek, uygun düşer mi bilemiyorum ama, ‘al sana kaymaklı ekmek kadayıfı’ diyelim.
Bu ‘anlayış’a göre, bilimin amacı, ‘algı’lar arasında ‘bağ’ (connexion) kurabilmektir.
Ya da birlikte ilişki (relation) yani bağlılaşım (corrélation).
Demek ki, ‘korelasyon’u şöyle, ‘korrelasyon katsayısı’ böyle denilen ‘bilimsel açıklamalar’ın dibinde ne varmış, ‘algı’larımız; temeli neye dayanıyormuş, ampirik ‘algı’larımıza...
Bir kez bu ‘bağlılaşım’ elde edildi mi, ondan sonra ‘matematik/istatistik’ formüller yardımıyla kestirebilindiği oranda ‘kestirilebilinir’ oluyormuş.
Pierre Lévy (« Le Paradigme du calcul », p.88)’nin dikkat çektiği üzere, bilgisayarların ‘araştırma alanı’na girmesiyle birlikte, “bilimsel ve teknik gelişme, informatisation’un bizzat kendi üzerine yönelmesine yol açmış bulunmaktadır”.
Tam da bu nedenle, çoğu yerde ‘bilgi’ (savoir) ile ‘bilinti’yi (information) ayırdetmek gereği üzerine yazagelmekteyiz.
Herşeyden önce, fiziksel sistemler, canlılar ya da psişik varlıkların bu ‘bilinti’leri varlıkbilimsel (ontolojik) olarak işleme/değerlendirme (traiter) yetileri var mıdır diye sorulabilir.
Yani, bunlar da mı ‘bilgisayar’dır ki, neyin ne olduğunu ‘anlayabileler’?
Sonra, yöntembilim bakımından, bilgisayarlar öyle dedi diye, bu demirin kerti midir ki, her ‘nesne’ye, her ‘konu’ya ‘tek ve aynı ussallık’ uygulanabilsin?
Bir üçüncü olarak, bilimsel etkinilik, salt bizi çevreleyen dünyayı anlayabilmek için illa ‘iyi ölçmek’ ve ardından ‘kestirmek’ için mi yapılmaktadır diye sorulabilir.
Şöyle de söylenebilir, ‘bilim’ salt ‘muhasebe’cilikle sınırlı mı kalmalıdır?
Evet ‘ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız için’ yorganımızın boyutlarını bilmemiz önemlidir; ama yorgan mı nevresim mi alacağımız, yün mü pamuk mu olması, evde mi üretmemiz yoksa çarşıdan mı almamız, yoksa internet üzerinden Çin’den mi ithal etmemiz iyidir?
Demek ki, bilimsel çaba’da ‘ölçmek’ önemlidir; ama ölçüp/biçmeyi bilimsel çabanın merkezine koymak da düşünce alanımızı kendi kendimize kısıtlamamız anlamına gelebilir.
Kaldı ki, matematik formüllere döktüğümüz ‘gerçeklik’ler, gerçekten ‘sayı’, ‘bütün’ vb gibi ‘matematiksel terimler’le ‘tam olarak’ ifade edilebilmekte midir?
‘Bir’ şehidimizin olduğunu duyduk diyelim, ‘bir adet’ midir, ‘bir tane’ midir yoksa ‘bir kelle’ midir sözkonusu olan?
Cumhurbaşkanlığı, bakanlık, milletvekilliği ve giderek ‘hükûmet’ gibi ‘terimlerimiz’ vardır, değil mi?
‘Devlet’ gibi bir ‘kavram’ımız.
Bütün bu son sayılanların, Türkiye’de varlıkbilimsel (ontolojik) olarak dolu olduğunu düşünelim, yöntembilimsel olarak ‘aynı ussallık’ı nasıl uygulayabileceğiz?
Bu satırların yazarı, ‘algı’larla yetinmemeyi, tümevarım yoluyla da ‘deneyimleme’meyi benimsemiş biri olarak, buraların ‘boş’ olduğunu, olsa olsa Cumhuriyet düşmanlarınca ‘işgal’ edilmiş olabileceğini düşünmektedir.
Hiç değilse ‘düşünce özgürlüğü’ var, diyelim ve biz konumuzu incelemeyi sürdürelim.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1103
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x